Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Zafer Partisi

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Zafer Partisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Zafer Partisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Karamahmutoğlu: Zafer Partisi politikaları, Türk seçmeni için kurtuluş reçetesidir. Haber

Karamahmutoğlu: Zafer Partisi politikaları, Türk seçmeni için kurtuluş reçetesidir.

Zafer Partisi Sözcüsü Karamahmutoğlu, yaptığı değerlendirmede; Yüce Türk milleti, son 1,5 yıldır ülkemize yaşatılan aşağılamanın, bir yenilgi duygusunun ve elindeki tarihi kazanımları kaybetmenin siyasal tehdidi, saldırısı altında yaşatılıyoruz. 2024 yılının ekim ayından itibaren Devlet Bahçeli'nin anonsuyla başlatılan bir yeni süreç, Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla elde ettiği tarihsel kazanımları tehlikeye atmaktadır. Devlet Bahçeli'yle beraber iktidardaki parti, Adalet ve Kalkınma Partisi'yle birlikte kurduğu bu pazarlık masasının bir diğer ucunda PKK isimli narko terör örgütü ve onun kurucusu ve yöneticisi olan baş terörist Abdullah Öcalan vardır. Bu al-ver pazarlık masasından kayıpla, zararla kalkacak olan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Çünkü devlet pazarlık etmez, egemenliğine ortak getirmez, egemenliğini paylaşmaz. O masa hiç kurulmayacak. Çünkü millet hak ve menfaatlerinden vazgeçmez, toplumsal olarak bölünmeyi kabul etmez. O pazarlık masası hiç kurulmayacak. Ekonomik olarak fakirleştirilen, yoksulluğa, açlığa mahkûm edilen Türk halkı, vatandaşlar her gün yeni yalan, aldatmacalarla tavize, teslime sürükleniyor. 1,5 yıl önce ne güzel PKK terör örgütü silah bırakıyor aldatmacasıyla başlayan sürecin bugünkü geldiği aşama, 50 binden fazla yurttaşımızın katili olan ve cezasını çekmekte olan, ömür boyu hapse mahkûm edilmiş bir caninin siyasallaştırılması ve yeni bir konuma statüye kavuşturulması olmuştur. PKK silah bırakıyor aldatmacasıyla girilen yolda PKK teröristlerinin affedilmesine, suçun cezasız bırakılmasına geçilmişti bu aşamada, bu süreç içerisinde. İlk gün, Ekim 2024'te ‘Öcalan gelsin, mecliste konuşsun’ diyen Devlet Bahçeli'nin yarattığı hayret ve şaşkınlıktan bugün Abdullah Öcalan'a yeni bir statü, yeni bir konum sağlansın aşamasına geldik. PKK'nın yasal siyasi partisinin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş, Apo'nun heykelini dikeceğiz diyordu. Devlet Bahçeli de bugün heykelin değil fakat statüsünün, Apo'nun statüsünün derdine düşmüş. Suriye PKK'sı olan YPG silah bırakmadı ve silahlarıyla birlikte tümenler halinde Suriye ordusuna eklemlendi. Ve Türkiye sınırında kendine ait yarı otonom, özerk bir coğrafya oluşturdu. Birinci çözüm ihanet sürecinden başlayarak şimdiki ikinci çözüm ihanet sürecinde de Türk ulus devleti aşama aşama kaybediyor, geriletiliyor. Bu gerilemenin, bu kaybın nerede duracağı ise belirsiz. Üniter Türk ulus devletinin varlığı ve laisizim güçlendirilmiş olan rejimi, Devlet Bahçeli-Tayyip Erdoğan ikilisinin yönetiminde aşama aşama geriletiliyor, aşındırılıyor. Cumhur İttifakı iktidarlarının kalan son 1,5 yılına daha hangi aşamaları sığdırmaya çalışacak? Buna seyirci kalacak değiliz, itirazımızı ve retlerimizi yükseltmemiz gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti Devlet Bahçeli'nin siyasal fantezilerine ve Recep Tayyip Erdoğan'ın doyumsuz siyasal ihtirasına, hırsına yenik düşmeyecektir. Parmak sallamalar ve tehditler altında Türk halkını bilgilendirme ve bilinçlendirme çabamızdan geri durmadık, durmayacağız. Zafer Partisi Türk seçmenine bu ikinci ihanet sürecinin en başından beri hep işin iç yüzünü ve doğruları anlata geldi. Susturulmamız için Partimizin Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ tutuklandı, hapsedildi. Fakat biz Zafer Partisi Türk milletine, vatandaşlarımıza, Türk seçmenine hep güvendik. Türk seçmeni oyunun rengini değiştirir ve bu oyunu sandıkta bozar. Büyük Türkiye Cumhuriyeti ne Devlet Bahçeli'nin siyasi fantezilerine mecburdur, ne de AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın yaşadıkça iktidarda kalma hırsına mahkumdur. Zafer Partisi politikaları, Türk seçmeni için kurtuluş reçetesidir.”

Ümit Özdağ: Yeni atamalar hukuk devleti açısından kaygı verici Haber

Ümit Özdağ: Yeni atamalar hukuk devleti açısından kaygı verici

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmeler yaptı. Ümit Özdağ : Dün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine uygun bir Bakan ataması gerçekleşti. İki Bakan atandılar. Uzun zamandan bu yana bu atamalar bekleniyordu. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın değişecekleri Ankara kulislerinde aylardır konuşuluyordu. İçişleri Bakanı'nın görevden alınmasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi'nin ısrarlı taleplerinin rol oynadığı anlaşılıyor. Keza AK Parti içinde geleceğe Erdoğan sonrasına yapılan hazırlıklar için de bu değişikliklerin etkili olduğu ifade edilebilir. Adalet Bakanlığı’nda da uzun süredir beklenen bir değişiklik vardı. İstanbul Başsavcısı'nın bu göreve getirileceği ifade ediliyordu ve bu değişiklikler bize düşman ceza hukuku uygulamalarının artarak devam edeceğini gösteriyor. Düşman ceza hukuku, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletine yapılan en büyük kötülüktür. Türk milletinin geniş kesimlerinin kendisini devletsiz yurttaş olarak ya da ikinci sınıf yurttaş olarak algılamasına neden olan düşman ceza hukuku uygulamaları milli birliği tahrip etmektedir. Bir kuralsızlık, anayasa ve yasaların askıya alınması ve keyfi yönetim döneminden geçiyoruz. Bu yönetimin inşasına katkı veren, destek olan veya susanlar çocuklarına ve torunlarına övünebilecekleri bir miras bırakmayacaklardır. Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partili mücadele arkadaşlarım, Bu kuralsızlığın en çarpıcı örneklerinden birisi de Ankara'da geçtiğimiz günlerde gündüz ortasında göz göre göre yaşandı. Polis memuru Melih Okan Keskin Ankara'da İvedik'te TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek öldürüldü. Kamera kayıtlarına göre polis memurunu bir güruh 3 farklı yerde acımasızca dövmüş. İlk olarak tesis içinde darp ediyorlar. İkincisini bir TÜVTÜRTK personeli polis arkadaşın, rahmetlinin arabasıyla bilerek önce çarpıyor, sonra çıkıyor ve alçakça saldırarak ağır bir darbe indiriyor. Ve 3. saldırıda da 30 kadar TÜVTÜRK çalışanı bir kişiye saldırıyorlar. Dağ başı mı burası ya? Dağ başı mı burası? Devlet tekelinde olup özelleştirilen bir yerden sıra alıp parasını vererek hizmet almaya çalışan bir yurttaşı döverek öldürüyorsunuz. Peki hepimizin aklına şu gelmedi mi? Bu Melih Okan Keskin bir polis memuru. Belinde silahı var. Neden çekip silahını kullanmadı? Neden kendisini savunmadı? Bu sorunun cevabını yine birkaç gün önce İstanbul'da Esenyurt'ta gerçekleşen bir başka olayın sonucundan anlıyoruz. Esenyurt'ta bir şizofren ailesini rehin alıyor, elinde bıçakla. Evi ateşe vereceğini, herkesi yakacağını söylüyor. Komşular polisi arıyorlar, polis olay yerine geliyor ve savcıyı arıyorlar. Savcı diyor ki, ‘çilingir kullanarak kapıyı açın girin etkisiz hale getirin’. Kapıyı açıyorlar, içeriye giriyorlar. Hasta, şizofreni hastası, elinde bıçakla polisin üzerine koşuyor. Polis de kendisini korumak için ateş ediyor. Tek mermi vuruluyor, adam hastaneye kaldırılıyor, kan kaybından ölüyor. Bunun üzerine ateş eden polis, cinayet suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklama talebiyle adliyeye sevk ediliyor. Böyle şey olur mu? Sosyal medyaya diğer polisler olayı haber verince sosyal medyadan büyük bir tepki ortaya çıkıyor ve bu tepki üzerine polisin telefonuna el konularak adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Yoksa tutuklanacaktı muhtemelen. Şimdi bakın, Melih Okan Keskin de bunu bildiği için silahını kullanmamıştır diye düşünüyorum. Bu doğru bir uygulama değil. Polis başkalarının hayatını kullanırken eğer böyle silah kullanmak konusunda korkutulursa, tutuklanırsa o zaman yarın başka masum vatandaşları korumak gereği gerektiği zaman başım belaya girmesin diye silahını çekmez. Hatta kendi canını korumak için bile silahını çekmez. Değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım, değerli basın mensupları, Bu hafta çok üzücü bir olayın da yıl dönümüydü. 6 Şubat depreminin 3. yıl dönümünü andık. Bir yas anmasıydı bu. Partimizden bir heyetle 4 gün boyunca Hatay'daydık ve 8 ilçe ziyareti yaptık Antakya dışında. İlk önce şunu belirtmek istiyorum. Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselem’ diyor. Biz de kurulduğumuz günden bu yana Atatürk'ün şahsi meselem dediği Hatay'ı aynı anlayışla sahiplendik, benimsedik ve savunduk. Zafer Partisi Genel Başkanı olarak Hatay'a defaatle gittim ve Hataylılar da sevgili Hataylılar da ‘Hatay'a en fazla gelen, en fazla ölen veren Genel Başkan sizsiniz’ diyorlar. Bu ziyaret sırasında da sevgili Hataylılarla bir araya geldik, onları dinledik, dertlerini dinledik ve ne yazık ki Hatay'ın yaralarının yeterince sarılmamış olduğunu gördük. Rezerv alan yasasıyla vatandaşın arazisinin elinden alındığını gördük. Riskli bölge denilerek kendi arazisi üzerinde inşaat izni verilmediğini, 20-30 kilometre ilerilerde TOKİ evlerine yönlendirildiklerini ama daha sonra o riskli alan denilerek kendilerine inşaat izni verilmeyen arazilerin üzerine başkalarına izin verme projesini gördük. 10 binlerce yurttaşımız hala konteyner kentlerde perişan durumda yaşıyorlar. Sadece Samandağı’nda 7 binden fazla yurttaş konteyner kentte yaşamaya devam ediyor. Sokaklar, caddeler, çamur deryası. Tabii yazında toz, toprak ve her taraf yollarda çukurlarla dolu olduğu için vatandaş ayda bir muhakkak aracını sanayiye götürmek zorunda kalıyor. Uzun elektrik kesintileri devam ediyor çünkü şantiye elektrikleriyle şehir elektrikleri birbirlerinden ayrılmamış. Ve internet. Arkadaşlar herhalde Afrika'nın çöllerinde internet daha iyi çekiyordur. Şimdi Uganda'da internet ancak bu kadar çekiyor diyeceğim. Uganda Büyükelçisi muhtemelen beni protesto edecek ‘bizde daha iyi çekiyor’ diyecek. İnanılır gibi değil. 3 sene geçti üzerinden. Hala siz nasıl burada interneti ayağa kaldıramamış olursunuz? Hatay'da vatandaşlar üzgün ihmal edilmişlik duygusu içindeler. İktidar şu kadar TOKİ evi anahtarı teslim ettik diyor. Güzel de anahtarı teslim etmek, evi teslim etmek anlamına gelmiyor. Natamam evleri, anahtarını teslim ettiğiniz zaman insanlara teslim etmiş olmuyorsunuz. Anahtarı teslim ettikleri zaman kira yardımını da durduruyorlar ve vatandaş hem kira ödemeye devam ediyor hem de o evin bitmesinin ne kadar süre daha devam edeceğini bilmiyor. Aylarca belki yılı aşan süre beklemeye ve kira ödemeye devam edecek. Özetle, Hatay kaderine terk edilmişlik duygusunu yaşıyor. Ancak Hatay'da, Kahramanmaraş'ta, Malatya'da, Gaziantep'te, Adıyaman'da ve diğer illerdeki yıkımın ana nedeni hiç şüphesiz deprem değil. Biz bir doğal felaketin sonuçlarını doğrudan yaşamıyoruz. Evet, deprem bir doğal olayı ama depremin fıtratında ölüm, yıkım muhakkak yok. Eğer olsaydı Japonya'da depremlerde 100 binlerce insan ölürdü. Demek ki insanlığın ulaşmış olduğu teknoloji 7, 8, 9 şiddetinde depremleri kayıpsız atlatmaya ve hayatın devam etmesine müsait. Yıkımın, felaketin bu boyutta olmasının nedeni AKP iktidarının Türkiye'yi, bu şehirleri bir depreme hazırlamamasıdır. Bu depremden 3 sene önce Kahramanmaraş'ta, AFAD ve Çevre Şehircilik Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli ve 11 ili etkileyecek 6.4 şiddetinde bir deprem senaryosu üzerinde çalıştı. Bu depremin olacağı biliniyordu ve hiçbir önlem alınmadı. 3 sene boşa geçirildi ve şimdi aynı hata İstanbul depremi konusunda bilinçli bir şekilde adeta yapılmaya devam ediliyor. İstanbul'da bir depremde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin rakamlarına göre 45 bin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın rakamlarına göre 60 bin bina yıkılacak. Arkadaşlar, bahsettiğimiz nüfus 2 milyona yakın bir nüfus ve bu konuda hiçbir ciddi çalışmanın hala yapılmadığını üzülerek görüyoruz. Peki, depreme yönelik çalışma yapmayan iktidar ne yapıyor? Onun yerine belediyeleri silkelemeye devam ediyor. En son Keçiören Belediye Başkanı partisinden istifa etti ve 67 Belediye Başkanı partilerinden istifa ederek seçimlerden sonra AK Parti'ye katılmışlar. Halk onları seçmemiş. Halk, seçmen iradesini muhalefetle lehine kullanmış. Bu kişilerin, bu Belediye Başkanlarının bugün Belediye Başkanlığında oturmalarının nedeni halkın iktidara olan öfkesini ifade etmesidir. Bu öfkeyi oya çevirip bu oyla bu makama geldikten sonra bu oyları istismar ederek partisinden ayrılıp iktidar partisine gitmek hiçbir belediye başkanına onur kazandırmaz. Evet, bir taraftan siyasette ahde vefa, seçmene karşı sorumluluk, etik davranış, güven kaybı süreçleri devam ederken bir taraftan da hukuk devleti anlayışının nasıl ağır darbeler aldığını da görüyoruz. İşte Aydın Belediye Başkanı. Arkadaşlar, hakkında birçok yolsuzluk iddiası vardı Aydın Belediye Başkanı'nın. Şimdi iktidar partisinin bir üyesi ve hakkında hiçbir soruşturma yok. ‘Ya Silivri'ye gidersin ya istifa edersin’ denklemi önüne konuluyor ve bu da sonuç olarak siyasette büyük bir kirlenme yaratıyor. Hukuk katlediliyor, demokrasi yok ediliyor, Türkiye kan kaybediyor, Türkiye zaman kaybediyor, Türkiye geriye gidiyor, Türk milleti ayrışıyor, cepheleşiyor, kutuplaşıyor, öfke birikimi her geçen gün yükseliyor ve kamu düzeni bozulma eksenine giriyor. Bu zemin üzerinde giderken hukuk devletinin nasıl katledildiğini tekrar tekrar yaşıyoruz ve yapılan yeni atamalar, bakanlık atamaları hukuk devletinin önümüzdeki süreçte daha ağır darbeler alacağı işaretlerini veriyor. Değerli Zafer Partililer, Bu noktada TÜİK verilerine de değinmek istiyorum. TÜİK, şimdi en son 2025 nüfus verilerini paylaştı. TÜİK diyor ki Türkiye'de ikamet eden yabancı nüfus adrese dayalı verilere göre 1 milyon 519 bin 515’miş. Göç idaresi başkanlığı ise ikamet izinli yabancı sayısını 1 milyon 151 bin 969 olarak veriyor. 2 veri arasında 367 bin 546 tane fark var. Arkadaşlar, bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudu kadar. Türkiye’de bir ordu kaybolmuş haberimiz yok. İki devlet kurumunun vermiş olduğu rakamlara baksanıza. Yine çelişki bununla da sınırlı değil. Göç İdaresi Başkanlığı 2025 sonu itibariyle geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısının 2 milyon 347 bin 756 olduğunu açıklamış. Peki bu veri doğruysa 1 milyon 195 bin 787 sığınmacı nerede ikamet ediyor? Hiç bilgi yok. Bunlar kayıt dışı mı? Kaçak mı? Afrikalı mı? Afgan mı? Özetle 15 yıldır bu ülke kontrolsüz bir demografik işgalle karşı karşıya ve bu Türkiye'ye zaman kaybettiriyor, para kaybettiriyor, güvenlik kaybettiriyor. Biz Zafer Partisi olarak yola çıkarken Türk milletine verdiğimiz sözü tekrar ediyoruz. Anadolu Kalesi Projemizle sınırlarda yüzde 100 güvenlik sağlayacağız. Sınırlarımızdan ne yabancı teröristler geçecek ne selefi cihatçılar geçecek ne PKK'lı teröristler geçecek ne de kaçaklar geçebilecek. Sığınmacıları ve kaçakları vatanlarına en kısa zaman içerisinde yollayacağız. Düşman ceza hukuku uygulamalarını kaldırarak Anayasanın bütün yurttaşların Anayasa ve yasalar önünde eşit olduğunu belirleyen hükmünü hayata tekrar geçireceğiz. Adaleti saray ismi olmaktan çıkartıp, yaşanan bir gerçeklik haline getireceğiz ve vatandaşın nefes almasını sağlayacağız. Adalet deyince, kusura bakmayın, bir konuya daha değinmek zorundayım. Ben düşman ceza hukuku uygulamalarına en sert ve en haksız şekilde muhatap olan yurttaşların başında geliyorum. Önce hakaret etmediğim halde Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla gözaltına alındım ve konuşmayı Antalya'da yapmıştım. Antalya'da bir soruşturma açılmalıydı. Hadi olmadı, ben Ankara'dayım, Cumhurbaşkanı Ankara'da, Ankara'da açılabilirdi ama İstanbul'da açıldı. Mahkeme bile ilk kez iddianameyi kabul etmedi. Dedi ki bu bizim yetki alanımızda değil ve savcılığa geri yolladı. Evet, mahkeme kabul etmedi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanının avukatları, Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul'da Şişli'de bir büroda izlediği için başvuruyu İstanbul'da yaptık dediler. Ben de şükrettim, iyi ki New York'ta izlememiş. O zaman New York'ta Amerikan mahkemesinde yargılanacaktım demek ki. Evet ve beraat ettim. Sonra tahrik etmediğim, aksine yatıştırmak için çaba sarf ettiğim ve bütün parti teşkilatımızla çaba sarf ettiğimiz Kayseri'de Olaylarının yatışması süreciyle ilgili haksız yere suçlandım, 5 ay hapiste tutuldum Silivri'de ve 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldım. 2 yıl 4 ay hapis cezası alanlar arkadaşlar normalde 2 ay yatarlarmış avukatların bana verdiği bilgi. Şimdi de Şeyh Said'in hatırasına hakaret etmekten Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi beni ‘kişinin hatırasına alenen hakaretten’ adli para cezası uygulanmasına çarptırdı. Üstelik savunmamı da almadı. Üstelik avukatım yazılı olarak mahkemeye savunma yapacağımızı beyan etmesine rağmen bu bir düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Bakın Şeyh Said'e hakaret ettiği iddia edilerek hakkında soruşturma açılan birçok gazeteci, takipsizlik kararı almışlar ve beraat almışlar. Bana yolladılar kararları. Bu gazetecilerin bazıları iktidar yanlısı gazeteciler. Benimle hiçbir temasları yok. Hınıs’taki mahkemenin aldığı karar onların vicdanını bile kanattı. Benim Şeyh Said'le ilgili kullandığım ifadeler İstiklal Mahkemesi'nin kararında ifade edilen hususlardır. Mahkemenin bana ceza verdiğini hissetmiyorum, değerli arkadaşlar. Mahkeme Mustafa Kemal Atatürk'e ceza vermiştir. Mahkeme İsmet İnönü'ye ceza vermiştir. Mahkeme Mareşal Çakmak’a, Mahkeme Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ceza vermiştir. Evet, biz bu karara itiraz ettik ve savunma hakkımızı kullanacağımızı ifade ettik. Şunun altını çizelim, bu tür cezalarla beni de Zafer Partisi'ni de susturamazsınız, sindiremezsiniz. Şeyh Said'e, Seyit Rıza'ya, Mustafa Sabriler'e vatan haini demeye devam edeceğiz. Çünkü bu bir tarihi gerçek, bunlar vatan haini. Aynen Abdullah Öcalan'ın vatan haini olduğu gibi. Siz bir vatan haininin hatırasını düşünürken, biz Mustafa Kemal Paşa'nın hatırasını düşünmeye devam edeceğiz. Hainlerin katlettiği şehitlerimizin hatırasını savunacağız ve bir hainin hatırasına ceza vermek, devleti kuran kahramanların, gazilerimizin ve aziz şehitlerimizin ruhlarına ceza vermektir. Bunun da bilinmesini istiyoruz. Kimse bize teröriste terörist demekten, haine hain demekten vazgeçiremez. PKK elebaşı Öcalan, Karayılan, Bayık, FETÖ terör örgütünün elebaşı Fethullah Gülen, Hizbullah'ın elebaşı Hüseyin Velioğlu. Bunların hepsi teröristtir, Türk düşmanıdır, Türkiye düşmanıdır. Adalet Bakanlığı'na tavsiyem, soruşturma açılması gerekenler, hainlere hain diyenler değil, Öcalan'a sayın diyenler, kurucu önder diyenler, Şeyh Said adını bulvarlara verenlerdir. Çünkü bunlar başta şehit analarımız olmak üzere büyük Türk milletinin aziz şahsiyetine, kutsallarına ve mukaddesatına hakaret ediyorlar. Biz Zafer Partisi olarak Mustafa Kemal Paşa'nın yanında kalmaya ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz. Bu yolda son sözümüz budur. Gelelim Terörsüz Türkiye dedikleri terörle pazarlık sürecine. Türkiye'de terör olmamasını, terörün bitmesini elbet biz de istiyoruz. Terör bitmeli ama Terörle pazarlık yapılarak, terörist istedi diye yeni Anayasa çıkarılarak, terörist istedi diye Türk milletinin adı Anayasadan çıkartılarak, terörist istedi diye iki uluslu üç uluslu bir devlet haline dönüşme projesinin önünü açarak, umut hakkı diyerek Öcalan'a kravat takıp onu serbest bırakarak sözün özü, teröre teslim olarak terör bitirilemez. Terör esas o zaman canlanır. Buradan altını çizerek uyarıyoruz. Meclis, halkın siyasi iradesinin, milli iradenin temsil edildiği yerdir. Milli irade, terör örgütüne affa, Öcalan'a umut hakkına karşıdır. Meclis komisyonu umut hakkı tavsiye ve talep ederse milli iradeye ters düşer. Meclis bu yönde bir karar almaya kalkarsa Türk milletinin siyasi iradesini temsil edemez. Terörist Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde serbest kalması Meclis’in kendisini inkâr etmesi anlamına gelir. Biz büyük Türk milletine söz veriyoruz böyle bir süreci durdurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.” Ümit Özdağ’ın “Kabine değişikliği erken seçimin yapılacağı anlamına mı geliyor?” sorusuna verdiği cevap: “7 Kasım 2027'den önce seçim beklemiyoruz. İktidar ekonomik bir çöküş yaşandığı dönemde seçime gitmeyecek ama o tarihe kadar baskıları arttıracak ve enflasyonu düşürmek için emeklinin, dulun, yetimin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin gırtlağına basmaya devam edecek 2026 boyunca. 2027 başında ise büyük bir yüzde 200'lük zam gerçekleştirecek, kredi musluklarını açacak. Bunun için ihtiyaç duydukları parayı bir bölümünü köprüleri, yolları, otoyolları satarak, bir bölümünü para basarak oluşturacaklar. Umutları son 7-8 ayda oluşacak bu para dolaşımıyla piyasanın rahatlaması ve vatandaşın kendilerine kanarak oy vermesi üzerine kurulu olacak. Ancak vatandaş 9 yıldan beri fakirleşiyor, açlıkla mücadele ediyor. Bu son birkaç ayda yapılacak makyaj düzenlemelerinden dolayı oyunu değiştirmeyecek ve AK Parti iktidarı, Cumhur İttifakı, DEM İttifakı sandığa kesin bir şekilde gömülecek. Ümit Özdağ’ın Hatay'daki anma programında Hüseyin Yayman’la beraber olan görüntüleri hakkında gelen soruya verdiği cevap: “Ben 1. yıl dönümünde Hatay'da Hataylıların acısını paylaşmak üzere sabah 03.00'ten itibaren protokole karışmadan halkın içinde anma törenine katılmıştım. 2. sene Silivri'de düşman ceza hukukuyla tutuklu bulunduğum için Ali Şehirlioğlu hocamızı bir kadroyla birlikte katılımını rica etmiştik, katılmışlardı. Bu sene yine geniş bir kadroyla 5'i akşamı Hatay'daydım. 6'sı sabah saatlerinden 3'ten itibaren anma toplantısının yapılacağı caddeye girdik. Vatandaş yanlış bir önlemle, adeta bir siyasi gösteride alınacak bir önlemle polis tarafından barikatların arkasında toplanmıştı. Gittik, vatandaşla barikatları aşıp kısa bir sohbet yaptık ve Hataylılar sevgiyle kucaklarına bastılar, bir alkış koptu geldiğimizden haberdar olan yurttaşlar tarafından. Sonra meydana doğru yürürken yetkililer toplantı saatine kadar bize çay ikram etmek istediklerini söyleyip, bu tür bir ağırlama için hazırlamış oldukları binanın altına davet ettiler. Biz de orada toplantı saatini beklerken, Büyükşehir Belediye Başkanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman yanlarında bir kalabalık grupla gelip, bana ve heyetime ‘hoş geldiniz şehrimize’ dediler. Hüseyin Yayman'ı yıllardan beri tanırım. Aynı fakültede ve aynı bölümde çalıştık. Bizim asistanımızdı. Bu hoş geldinizden sonra haber geldi ve yürüyüş başladı, protokol dışarıya çıktı. Bütün protokol, devlet protokolü kol kola girdi yası anmak için. Benim bir kolumda CHP Milletvekili vardı, diğer kolumda Hüseyin Yayman vardı. Bu kareyi çekip bunu bir siyasi birliktelik olarak göstermeye çalışmak zavallılığın ötesinde bir şeydir. İnsanlar devlet protokolünde yas için bir araya geldiklerinde bunu bir siyasi birliktelik olarak ortaya koymak siyasi ahlakla ifade edilebilecek bir şey değil. Hüseyin Yayman'la da AK Parti iktidarının temsil ettiği, Cumhur İttifakı'nın temsil ettiği açılımla, Öcalan'la pazarlıklarla en sert mücadele eden parti Zafer Partisi ve o partinin genel başkanı da Ümit Özdağ’dır. Hayatında bir gün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında, Türk polisinin, jandarmasının yanında, Güneydoğu Anadolu'da terörün en şiddetli olduğu ortamlarda, Batman'ın dış sokaklarında, Eruh'un köylerinde dolaşmayan, klavyeden vatanseverlik yapanların, Öcalan'la yapılan pazarlıklardan dolayı 5 ay hapiste yatan Ümit Özdağ, vatanseverlik öğretmeye, PKK ile mücadele öğretmeye hakları ve hadleri yoktur. Zafer Partisi, Türk milletine karşı yapılan emperyalist taarruz karşısında Türk milletinin son kalesi ve son siperidir, öyle olmaya da devam edecektir. Tekrar ediyorum, muhalif gibi görünüp, gerçek milli muhalefeti her fırsatta arkadan bıçaklamayı alışkanlık haline getirmiş olanların gerçek karakterlerini ve yapılarını da biliyoruz.

Özdağ: Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil Haber

Özdağ: Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, açıklamasında "Kendilerine 20 bin lira sefalet aylığı reva görülen emekliler, açlık sınırının 10 bin lira altında maaş alan asgari ücretliler, siftah yapamayan ve 9 seneden beri fakirleşen esnaf, yoksulluk içinde kıvranan orta direk ve geleceğimiz olan gençlik, boş pazar çantası ile 150, 250, 300 liralık bir miktarla alışverişe giden anneler ve uzun zamandan beri milliyetçi sandıkları siyasetçilerin Öcalan’ı kurucu önder yapmasını hazmedemeyen geniş toplum kesimleri ortak bir noktada buluşmuştur." ifadelerini kullandı. Artık Cumhur İttifakı'nın oluşturduğu iktidar bloğunun sandıkta gömülmeye doğru hızla ilerlediğini belirten Özdağ, "Sandık gelecek ve bu millete açlığı, yoksulluğu reva gören Öcalan'ın ise umut hak ettiğini söyleyenler, bu sandığa gömüleceklerdir." dedi. Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, AK Parti Grup Başkanvekilinin Gabar petrollerinden gelen gelirlerle emeklilerin maaşlarında iyileştirme yapacağı vaadinde bulunduğunu ifade ederek, Akbaşoğlu'na seslendi. Özdağ, "Sayın Akbaşoğlu, eğer bu ifadenizde gerçekten zerre kadar, yüzde 1’in altında eser miktarda ciddiyetiniz varsa Gabar petrolü halka dağıtılana kadar aldığınız 500 bin lira maaşın 480 bin lirasını emeklilere dağıtın, 20 bin lirayla geçinin. Nasıl olsa Gabar’dan gelen size de gelecek. Yoksa bu milletle alay etmeyin daha fazla." diye konuştu. Açıklanan Ocak ayı enflasyon rakamlarına da değinen Özdağ, şunları kaydetti: "TÜİK enflasyonu, TÜİK yani ne diyelim açıkladığı rakamlara herhalde açıkladığı rakamlar temel olarak Erdoğan'ı üzmeme rakamları yüzde 4,84. ENAG ise 6,32 olarak ilan ettiler. Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil. ENAG enflasyonu ise yüzde 53,42 olarak ilan etti. Yüksek ocak ayı enflasyonu AKP hükümetinin 2026 enflasyon programının tutmayacağını daha ilk aydan gösterdi. Diğer yandan aralık ve ocak ayları arasındaki belirgin fark hükümetin asgari ücret ve emekli memur aylığı artışlarını düşük tutmak için enerji ve petrol ürünleri başta olmak üzere zamları ocak ayına ertelediğini düşündürüyor. Ocak ayındaki yüksek enflasyondan dolayı, 20 bin lira emekli maaşı alan bir emekli cebinden 968 TL'yi kaybetti 1 Şubat itibariyle. 28 bin 75 TL asgari ücret alan kişi ise bin 359 TL'yi geri verdi. Daha şimdiden eriyor. Üzülerek ifade ederim ki bu hükümet emekliye, işçiye, memura, çiftçiye kısaca orta direğe yaşam hakkı tanımıyor." Özdağ, yüksek gıda enflasyonu ve düşük aylıkların halkı açlık karşısında feryat edecek duruma getirdiğini söyledi. Özdağ, "Benim yanımda Gaziosmanpaşa’da bir anne üstelik engelli bir kız çocuğu olan bir anne alışverişe pazara 250 lira ayırdım dedi. Bir kilo havuç, bir kilo ıspanak aldı, karalahana alacaktı, pazarcı 50 lira deyince 40 liralığı yok mu, yoksa kalsın dedi. Durum bu!" sözlerini kaydetti. Özdağ, açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi: "AKP döneminde de Suriye'de askeri operasyon yapıldı diyebilirsiniz, doğrudur, yapılmıştır. Peki bu operasyonlarla PKK, YPG yapılanması Suriye'de tamamen ortadan kaldırılmış mıdır? Hayır. Peki TSK bu operasyonlarda ne yapmıştır? TSK kendisine verilen görevi kahramanca ve başarıyla gerçekleştirmiş ve bölge kontrolü yapmıştır. Ama kendisine siyasi ve askeri imha emri verilmediği için bu hedefe yönelmemiştir. Peki, bölge kontrolü sağlanınca Suriye PKK'sı imha mı edilmiştir? Harekatın hedefinde yer alan sözde Kobani ve Cezire kantonları dağıtılmış mıdır? Hepsine verilecek cevap ne yazık ki kocaman bir hayırdır. Çünkü terör operasyonları sadece bölge kontrolüyle değil, doğrudan teröristleri ve terör örgütünün altyapısını yok ederek yapılır. Bu operasyonlarda hayatını kaybeden aziz şehitlerimizi şükran duygularımızla ve kahraman gazilerimizi de minnetle mücadele eden bütün asker ve komutanları şükranla anıyoruz, saygılarımızı sunuyoruz. Ama bu askeri operasyonlar AKP hükümetlerinin siyasi hatalarını, Türk ordusunun bütün kahramanlığına rağmen telafi etmemiştir. Çünkü siyasi hatalar askeri başarılarla ne yazık ki ortadan kaldırılamıyor. Türkiye'nin güvenliği sağlanmadığı için gelişen süreçte PKK-YPG Fırat'ın doğusunda Haseke merkezli yeni bir siyasi yapılanmayla fiilen bir özerk alan oluşturdu. Esad'ın devrilmesinden sonra Suriye PKK'sı iyice şımardı ve Şam yönetimini başlangıçta tanımayan bir tavır sergiledi. Böylece Kuzey Irak'tan sonra KCK çatısı altında sözde dört parçalı teröristanın kuzey ve doğu Suriye bölümünde gerçekleştirilmek istendi. Yeniden bu nokta, 24 yıllık AKP hükümetinin Suriye'de büyük bir başarısızlığa imza attığını bize gösteriyor. Efendim, Suriye ordusu Fırat'ın doğusuna operasyon yaptı, PKK, YPG geri çekildi, ABD PKK'yı satmadı mı diye sorabilirsiniz. Arkadaşlar, ABD kimseyi satmadı, atmadı. Sadece PKK'nın alanını coğrafi olarak daraltırken kurumsal olarak derinleşmesini sağladı." Konuşmasında Epstein olayından da bahseden Özdağ, 2012'den beri devam eden hukuki süreçte kısa süre önce ABD Adalet Bakanlığı'nca milyonlarca belge, görsel ve videonun erişime açılmasının rutin bir işlem olmadığını belirtti. Zamanlamanın muhtemelen İran operasyonu öncesine denk gelmesinin de rastlantı olamayacağına değinen Özdağ, "Çünkü Epstein davası sıradan bir pedofil, çocuk istismarı ve fuhuş dosyası değildir. Epstein davası, hedef aldığı tanınmış siyasetçiler, devlet adamları, iş insanları ile küresel siyasetin oluşması ve şekillendirilmesine şantaj ve baskı yoluyla etki etmeyi amaçlayan uzun vadeli ve geniş kapsamlı bir stratejik istihbarat ve casusluk operasyonudur." dedi. Bazı Türk siyasetçilerin ve iş insanlarının da Epstein vakasıyla ilintili olduğuna dair bilgilerin basına sızdığını belirten Özdağ, "Bu kişilerin bu sürecin içerisine girerek şantaja, istismara, bilgi sızdırmaya, yabancı istihbarat servislerine, Mossad başta olmak üzere hazır olduğu gerçeğini tespit ederek bu davayı incelemeliyiz." diye konuştu.

Zafer Partisi, Ümit Özdağ tarafından Başdanışmanlık görevine son verilen Hasan Öztürk ile ilgili basın açıklamasında bulundu. Haber

Zafer Partisi, Ümit Özdağ tarafından Başdanışmanlık görevine son verilen Hasan Öztürk ile ilgili basın açıklamasında bulundu.

Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı Nazif Okumuş partisi adına, Ümit Özdağ tarafından Başdanışmanlık görevine son verilen Hasan Öztürk ile ilgili basın açıklamasında bulundu. BASIN BİLDİRİSİ Doğrudan ilgilileri tarafından Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’a dört yurttaşımızdan ayrı ayrı gelen ahlaki konularla ilgili şikayetler üzerine 23 Ocak 2026 tarihinde Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından Başdanışmanlık görevine son verilen Hasan Öztürk isimli şahsın hakaret, iftira ve şantaj içerikli paylaşımlarına ilişkin aşağıdaki açıklamanın yapılması gereği doğmuştur. Hasan Öztürk isimli şahıs hakkında 23 Ocak 2026 tarihinde çeşitli sosyal medya hesaplarında gayri ahlaki iddialar olduğu belirtilmiştir. Görevden alınmadan önce söz konusu sosyal medya paylaşımlarının altına 9 saat sonra yorum yazan Hasan Öztürk özetle, “Hakkımda yazılanlar iftiradır. Bana yapılan saldırılar aslında Zafer Partisi’ne ve Ümit Özdağ’a yöneliktir. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın mücadelesinde yalnız kalması amaçlanmaktadır. Ben Türk milletine, Zafer Partisi’ne ve Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’a mahcup olmayacağım” demiştir. Hasan Öztürk, görevden alındıktan sonra iftiralar ile saldırdığı Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ ile ilgili 06 Aralık 2025 tarihinde kendi sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlarda şöyle demiştir: “Bir lider düşünün… Sözüyle güven veren, duruşuyla cesaret aşılayan, memleket için attığı her adımda kararlılığıyla örnek olan. İşte Genel Başkanımız Sn. Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın bir adım yanında durmak, sadece bir siyasi yolculuk değil; onur, sorumluluk ve mücadele ruhunun en somut hali. Onunla aynı yolda yürümek, memleket sevdasını sadece söylemde değil, eylemde de taşımak demektir. Her adımında doğruluğu, cesareti ve ilkeleri savunan bir liderin yanında olmak ise tarifsiz bir gururdur. Bu yolun her zorluğuna, her mücadelesine, her başarısına tanıklık etmek… İyi ki aynı yolda, aynı idealde, aynı kararlılıkta buluşmuşuz. Bir adım yanında olmak, daima onurdur.” 6 Aralık 2025’te “Ümit Özdağ ile yürümek onurdur” diyen, 23 Ocak 2026’da ise yapılan suçlamalar ile ilgili “Ümit Özdağ’a mahcup olmayacağım, bu suçlamaların amacı Ümit Özdağ’ı yalnızlaştırmaktır” diye açıklama yapan Hasan Öztürk adlı şahıs, İstanbul’a gelerek, 23 Ocak 2026 tarihinde Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ ile görüşmüştür. Bu görüşmede Hasan Öztürk’ün izahatlarını tatmin edici bulmayan Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Hasan Öztürk’ü aynı tarihte görevden almıştır. Görevden alınmayı hazmedemeyen Hasan Öztürk, çektiği videolar ile Zafer Partisi ve Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’a yönelik iftiralarla saldırmaya başlamıştır. Hasan Öztürk, açık şekilde yalan söylemektedir, iftira atmaktadır. İftiralarının hiçbir nesnel temeli ve delili yoktur. Ancak yukarıda ortaya konulan olayların akışı ve Hasan Öztürk’ün açıklamaları hem iftiralarının gerçek nedenini hem de bu şahsın karakterini ortaya koymaktadır. Söz konusu kişi, Zafer Partisi’ni daha önce korkuttuğu mağdureler ile karıştırarak çok büyük bir hata yapmıştır. Zafer Partisi, Hasan Öztürk hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur. Hasan Öztürk adlı şahsı, sosyal medya şovmenliği yapmak ve iftiralar atmak yerine, sağa sola telefon ederek “Elimde ses kayıtları var” diyerek suç işleyeceği yerde elindeki tüm bilgi ve belgelerle hemen Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak suç duyurusunda bulunmaya davet ediyoruz. Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliği ilkesini benimsemiş, Büyük Türk milletine hizmet etmek amacıyla siyaset yapmak isteyen herkese kapısı açık olan ve Türk Milleti’nin çıkarları için politikalar üreten bir siyasi partidir. Her siyasi parti gibi tüm mali yapısı ve trafiği Anayasa Mahkemesi denetimindedir. Zafer Partisi, kurulduğu günden bu yana bu denetimlerden diğer tüm siyasi partiler gibi geçmiştir. Zafer Partisi, kurulduğu günden bu yana Türk milletinin sofrasından ekmeğini eksilterek yaptıkları bağışlar dışında, hiçbir gelir kaynağı olmadan Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliği mücadelesini sürdürmektedir. Zafer Partisi ve Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ ilk günden bu yana haksız pek çok saldırıya ve iftiraya maruz kalmış olmasına rağmen Büyük Türk Milleti’nin çıkarları için çalışmaya devam edecektir. Büyük Türk milletine saygıyla duyurulur. Nazif Okumuş Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı

Özdağ: Türk devletini milletimize geri vereceğiz Haber

Özdağ: Türk devletini milletimize geri vereceğiz

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, partisinin düzenlediği 1. Türkiye Sağlık Çalıştayı’nın kapanış konuşmasında, AK Parti’nin 2002’den bu yana iktidarda olduğu dönemi eleştirerek, “Bu 25 yılda Türkiye ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisinden 24. sıraya geriledi. Devletin kurumsal yapısı ağır şekilde zarar gördü” dedi. Özdağ, ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek, memur, emekli ve esnafın fakirleştiğini, küçük bir azınlığın ise zenginleşmeye devam ettiğini ifade etti. Ayrıca sağlık ve eğitim sisteminde yaşanan olumsuzluklara işaret eden Özdağ, sağlık alanındaki sorunların, devletin tarikat ve cemaatlerin denetimine bırakılmasından kaynaklandığını belirtti. Zafer Partisi’nin kuruluş amaçlarının başında “Türk devletini Türk milletine geri vermek” olduğunu vurgulayan Özdağ, partilerinin iktidara gelmesi durumunda uygulanacak kapsamlı yol haritasını paylaştı. Bu yol haritası kapsamında devlet planlama teşkilatının tekrar kurulması, askeri okulların ve yargı sisteminin güçlendirilmesi, eğitim ve sağlık alanında reformlar, meslek liselerine ağırlık verilmesi ve göç yönetimi ile mücadele edileceği belirtildi. Özdağ, çalıştayın Zafer Partisi’nin iktidar yol haritasına son şeklini vermek açısından önemli olduğunu ifade ederek, “Her ay bir çalıştayla Türkiye’nin temel meselelerinden birini gündeme getirip iktidar yol haritamızı milletimizle paylaşacağız” dedi.

Ümit Özdağ : Yasalar milletin vicdanınıda temsil etmek zorunda. Haber

Ümit Özdağ : Yasalar milletin vicdanınıda temsil etmek zorunda.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ailesini ziyaret ederek başsağlığı dileklerini iletti. Partisinin Hukuk İşleri Başkanı Av. Tayga Ak’a aileden vekalet almasını söyledi, Zafer Partisi olarak ailenin hukuk mücadelesinde yanlarında olacağını söyledi. Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilmiyoruz Zafer Partisi olarak. Ancak Türk halkının iradesinin, sesinin, arzusunun Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ve Millet Meclisi'nden de yasalara yansıması için seçimden seçime oy kullanmanın yetmediği de açık. Son dönemde ardı ardına işlenen bu alçakça, vahşice cinayetler karşısında artık 18 yaş altının çocuk olduğunu söyleyerek ona göre bir hukuki düzenleme yapmanın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıktı. Onun için evet, imza da toplamalısınız. Evet, gerekirse Meclis Başkanından randevu alıp, gruplardan randevu alıp, birçok anne birlikte ziyaret etmeniz de ve bu konuyu Meclisin gündemine bizzat sizlerin getirmesinde de büyük fayda var. Biz de Zafer Partisi olarak bu sokakların güvenliği için ve devletin tekrar hâkim olması için bir mücadele veriyoruz. Yapmış olduğumuz yasa tasarısı hazırlıkları da var ancak bütün bunlar gelecek seçimlerden sonra mümkün olacak fakat o ana kadar da beklememek lazım. Yapılabilecek şeyler var. Bu mücadelede sizlerin öncülüğü yapmanız belki en doğrusu ve içiniz yanıyor biliyorum. Kabul etmek, tahammül etmek, ‘Allah yardımcınız olsun’ demenin dışında söyleyecek bir şey yok. Fakat şimdi ortaya çıkan ifadeyi buraya geldiğimizde duyduk. Katilin verdiği ifade, yani bunlar nerede yetiştiler, hangi ülkede büyüdüler, bu hale geldiler, böyle katilleştiler, soğukkanlı canavarlaştılar? Dün de Ankara'da Hakan'ın davası vardı biliyorsunuz. Orada da onun yakınlarının atmış oldukları tezahüratlar insanın kanı donuyor. Bu hukuki düzenlemenin yetersiz olduğu, insanları suçtan uzaklaştırmadığı, infaz sistemlerinin sürekli aflarla serbest bırakmalarla etkisiz hale geldiği, ‘nasıl olsa çıkarım’ diye yaklaştıkları hepsi ortada. Bunun değişmesi gerekiyor. Atlas Allah rahmet eylesin gitti. Annesinin yüreği bundan sonra hep o acıyı taşıyacak. Yıllarca, ölene kadar aklından bir gün çıkmayacak kadıncağızın. Yani hiç olmazsa adalet duygusu oluşmalı. Yasalar milletin vicdanını da temsil etmek zorunda. Bir annenin adalet duygusunu da ne kadar olursa artık onu da temsil etmek zorunda. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hangi partiye mensup olursa olsun vekiller de önce anne ve baba, kendi çocuklarının başına böyle bir şeyin geldiğini, felaketin geldiğini düşünerek hareket etmeliler ve yasalar da ona göre çıkmalı. Avukat konusunda bir girişiminiz oldu mu? Bizim avukatlarımıza yardımcı olabilirler. Genel Başkan Yardımcımız, Avukat Tayga Ak da müdahil olarak davada sizin yanınızda olsun.”

Ümit Özdağ : Türkiye iki partiye mahkum değil. Haber

Ümit Özdağ : Türkiye iki partiye mahkum değil.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, partisinin tuzla ilçe başkanlığında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı Nazif Okumuş 'un aktardığı basın bildirisidir. Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Basın Açıklaması : “Çok değerli Tuzla sakinleri, ben de fırtınalı bir gecenin sonrasında bana sabahın bu erken saatinde sizlerle bir araya gelme fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Tuzla'da yaşamak hem İstanbul'da yaşamak hem de bir ayağı Ankara'da olmak gibi. Ankara'ya en yakın ilçelerin başında geliyor. Biz de Zafer Partisi olarak 2026 senesine İstanbul'da başladık. Çünkü İstanbul, Yunanistan, Bulgaristan ve Arnavutluk’un toplamından daha fazla insanın yaşadığı bir şehir demek zor adeta bir ülke. Gündüzleri 21 milyon, geceleri 19 milyon kişi yaşıyor bu şehirde. Bu şehir, bu büyük nüfusla, ülkeleri aşan nüfusuyla aynı zamanda ağır sorunları da taşıyor. Ancak bu şehir derken, bu şehir adına bu sorunları taşıyan ilçeler ve İstanbul'da her ilçe Anadolu'daki orta büyüklükteki bir kentten daha büyük, adeta kendisi bir kent. Tuzla da öyle, 300 bini aşan nüfusuyla Anadolu'daki birçok kentten daha büyük. Onun için İstanbul'u anlamak her bir ilçeyi, ilçenin meselelerini bilerek ve ona çözüm üreterek mümkün. Biz de bundan dolayı her bir ilçede bir gün sahada çalışmalar yaparak, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek, daha sonra esnaf ziyaretleri gerçekleştirerek, kentin, ilçenin değişik, önemli temas noktalarında vatandaşlarımızı dinleyerek meseleleri bir de onlardan öğrenmek ve kendi çözüm önerilerimizi anlatmak istiyoruz. Türkiye’nin ister Tuzla'da yaşayın ister Sinop’ta ister Muğla'da ister Hakkâri’de bir de ortak sorunları var. Bu ortak sorunlarının başında da küçük bir azınlık İsviçre'de yaşar gibi yaşar ve İsviçre'de tüketir gibi tüketirken, büyük bir bölümün de ne yazık ki Irak'ta yaşar gibi yaşamaya zorlanması. 9 seneden beri asgari ücretlinin, dar gelirlinin, sabit gelirlinin, milli gelirden aldığı pay azalıyor, yani fakirleşiyor. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetimin 9 seneden beri fakirleştiği bir Türkiye'de, şimdi 20 bin lira maaşla insanlar kiraların 15-20-25 bin bandında olduğu bir ülkede nasıl geçinecekler, nasıl hayatta kalacaklar. Açlık seviyesinin altında bir emekli maaşı veriliyor. Öte yandan milyonlarca insan asgari ücretle hayata tutunmaya çalışıyor ama tutunamıyor. Özetle Türkiye'nin en temel meselelerinin başında hiç şüphesiz bu ülkenin zengin ama bu ülkenin insanlarının çok büyük bir bölümünün fakir olması, yanlış politikalarla fakirleştirilmesi geliyor. Siyaset, kaynakları nasıl dağıtılacağına karar vermektir. İktidardaki siyasetçi, hastane nereye yapılacak, okul nereye yapılacak, barajlar nereye yapılacak, yollar nerelerden geçecek, hep bunların kararını vermek zorunda. Ama siyasetçi aynı zamanda hangi şirket hangi ihaleyi alacak, hangi kişi hangi iş yerinde işe yerleştirilecek ve kim ne kadar maaş alacak, onun da kararını veriyor. Ve görüyoruz ki yıllardan beri bu konuda büyük adaletsizlikler yapılıyor. 5 tane şirket var hepimiz duyuyoruz. Bütün ihaleleri bu şirketler alıyor. Ya Türkiye'de başka şirket yok mu? Toplam almış oldukları ihale tutarı 250 milyar doları geçti. Sonra siz çocuklarınızı bir işe sokmakta zorlanırken bazıları 3 çocuklarını 4 çocuklarını hem ayrı ayrı işe yerleştiriyorlar hem de o çocuklar birkaç yerden maaş alabilecek duruma geliyorlar. Bu adalet mi? Ya da sizin çocuğunuz küçük bir hata yapsa hemen hapis cezası ile çarptırılırken bu, ben onlara mavi kanlılar diyorum, mavi kanlıların çocukları trafik kazası yapıp adam öldürdüklerinde bile içeriye girmiyorlar. Doğru mu arkadaşlar? Bu adalet değil. Bugün 22 seneden beri Türkiye'de yaşanan Türkiye'de kalkınma da değil. Ne adalet var ne kalkınma var. Diyebilirsiniz ki ya bunca yol yapıldı, bunca tesis yapıldı, bunca hastane yapıldı. Ben meseleye öyle bakmıyorum değerli arkadaşlar. Nasıl bakıyorum biliyor musunuz? Ben iyi bir Fenerbahçeliyim. Bugünlerde iyi bir Fenerbahçeli olmak iyi bir şey mi ondan da çok emin değilim. Bir türlü şampiyon olamadık. Nerede Ali Başkan kaçtı galiba gördünüz mü? Biliyorum ki Fenerbahçe'yi 3. sırada lig başladıktan sonra şampiyon yapmak için alan bir antrenör lig boyunca Fenerbahçe'ye daha fazla gol attırsa daha az gol yedirse ama lig bittiğinde Fenerbahçe 3. sıradan 6. sıraya gerilerse o antrenör başarılı bir antrenör değildir değil mi? Demek ki diğer takımlar daha da fazla gol atmışlardır daha da az gol yemişlerdir. Şimdi arkadaşlar AK Parti iktidara geldiğimde Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisiydi. Bugün 23.'ye geriledi. Demek ki yapılan yoldu, şuydu, buydu, bunca toplanan paraydı. Ortadaki sonuç, kalkınmayan bir Türkiye, gerileyen bir Türkiye, diğerleriyle kıyaslandığında. Tabi, bu bir kötü yönetimin sonucunda oluyor. Nasıl bir kötü yönetim? Emekliye zam yaparsak enflasyon artar, diyorlar. Ama, bakın, Suriye'de Beşar Esad'ı devireceğiz, diyerek, bu ülkeye kayıtlı 5 milyon, kayıtsız 2 milyon, toplam 7 milyon Suriyelinin gelmesine yol açtılar. Sonra dediler ki, bu ensar, muhacir meselesidir. Konu kötü yönetimi, din kisvesi altına sığdırmaya çalıştılar. Oysa, Mekke'den Medine'ye göç eden muhacir sayısı 191 diye tahmin edilir. Orada bile ensarla muhacir arasında kavga çıkmıştır. Peygamberimiz araya girmiştir ve kavgayı yatıştırmaya çalışmıştır. Daha Peygamberimizin, Hz. Muhammed'in hükmünü dinlemedikleri için, çıkan kavgada ayet gelmiştir kardeşim. Siz buraya 5 milyon kayıtlı, 2 milyon kayıtsız adam aldınız. Afganistan'dan milyonlar geldi. Beraberlerinde uyuşturucu getirdiler, birazdan o konuya da geleceğim. Sınırlarımızı açtınız ve bu gelenlere yılda 11 milyar dolar para harcadınız. Avrupa Birliği'nden falan değil. Bakın, Erdoğan'ın kendi açıklaması var. Bu nasıl Birleşmiş Milletler diyor. Hepsi buraya geliyor diyor. Bizim alnımızda enayimi yazıyor diyor. Bindiririm uçaklara, bindiririm trenlere, otobüslere, yollarım bunları 3. ülkelere diyor. Ama yollamadı ve kaldılar. Bakın şimdi en fazla giden sayısı 600 bin, onlar da memnun değilmiş. Özetle, bugün eğer bu ekonomik sıkıntıları yaşıyorsak, bu kötü politikaların sonucudur. Bunca insan geldiğinde kira fiyatları artmaz mı? Artar. Bunca insana vatandaşlık satıp, ev fiyatlarını, gayrimenkul fiyatlarını, normal bir Türk vatandaşının alamayacağı derecede yükseltirseniz enflasyon artmaz mı? Bunca insan bu ülkede tüketirse, domatesin fiyatı, peynirin fiyatı artmaz mı? Artar. Ondan sonra gıda enflasyonunda dünya birinci oluyor. Sizin yaptığınız yanlış politikalardan dolayı bu noktaya geldik. Sonra övündüler, biz dünyada insani yardım yapmakta birinciyiz diye. Evet, dünyada insani yardım yapmakta Türkiye maalesef birinci. Gayrisafi milli hasılasına göre dünyada en fazla diğer ülkelere insani yardım yapan ülke Türkiye, 7 milyar dolar. Her yıl 7 milyar dolar Afrika’daki ülkelere insani yardım yapıyor. Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz geçsinler diye. Amerika'dan sonra 2.’yiz ama gayrisafi milli hastalığımızı ölçün diye 1. sıradayız. Biz Almanya'dan zengin miyiz? İsviçre'den zengin miyiz? Katar'dan zengin miyiz? Birleşik Arap Emirlikleri'nden, Suudi Arabistan'dan zengin miyiz ki bu halkın da insan olduğunu unutup burada emekli, dul, yetim, asgari ücretli hayata tutunmaya çalışırken siz bu milletin 7 milyar dolarını Afrika'da ve dünyanın değişik ülkelerinde har bulup harman savuruyorsunuz. Evet, bugün açlık sefalet varsa, millet fakirse bu bütün politikaların neticesidir. Ve şimdi enflasyonu düşüreceğiz, güzel de 3 seneden beri düşmeyen enflasyon olur mu? Tamam halk tüketmesin, halk tüketmesin ama önce siz tüketmeyin, önce siz bu israfa son verin. Bakın şimdi NATO toplantısı yapılacak diye Ankara'da özel havaalanı genişletmesi yapıyorlar, o havaalanından da saraya özel yol yapıyorlar arkadaşlar. Sadece yolun mimari tasarımına 9 milyon lira harcamışlar. Hangi NATO ülkesinde NATO toplantısı yapılacak diye özel havaalanı genişletmesi ve özel yol yapılır? Bu milletin, bu fakir milletin parasını nasıl harcıyorsunuz siz? Biz de buna isyan ediyoruz tabii. Yine, bu ülkenin en ağır sorunlarından bir tanesi sizin Tuzla'da da yaşadığınız, uyuşturucunun her geçen gün biraz daha yayılması, organize suç örgütlerinin, çetelerin esnafı haraca kesmesi, organize suç örgütlerinde Türkiye, Avrupa'da 1., dünyada 14. sırada arkadaşlar. Ve sanal kumar hepimizin cep telefonlarında ve aileleri parçalanmaya sürüklüyor. Bununla mücadele ediliyor mu? Hayır, gerçek bir mücadele yok. Ünlüleri tutukluyorlar, hiç itirazımız yok. Tutuklansınlar ünlüler, hiç itirazımız yok. Ama siz bu arada infaz yasasıyla oturup torbacıları dışarı çıkartıyorsanız, bunun hiçbir anlamı yok. Bakın Ümraniye'de bir genç kız, polis kardeşimiz, 172 tane dosyası olan bir sabıkalı tarafından şehit edildi gencecik çocuk. Doğru mu? Ya bu 172 tane dosyası olan adam niye sokakta dolaşıyor kardeşim? Niye sokakta dolaşıyor? Onun gibi binlercesi var. Onun için uyuşturucuyla mücadele, organize suçla mücadele, sanal kumarla mücadele için yasal değişiklikler yapacağız. Ve sadece uyuşturucuyla mücadele için bir yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Sanal kumarla mücadele için yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Arkadaşlar tedavi gönüllü olmaktan çıkacak, tedaviyi zorunlu hale getireceğiz. Bir uyuşturucu bağımlısı tedavi olana kadar toplum için tehdittir, bir canlı bombaya benzetiyoruz biz onu. Annesinin, babasının veya bir başka akrabasının iki satırlık talebiyle, mahkeme kararıyla zorunlu tedavi altına alacak. İstanbul'da mı yaşıyor? İstanbul'dan alacağız, Anadolu'da kırsal bölgelerde açılmış rehabilitasyon merkezlerine götüreceğiz. Orada çalışarak, rehabilite olarak, sağlıklı bireyler olarak annelerine, babalarına geri gelecekler. Ve uyuşturucu patronların mal varlığına el koyacağız. Şimdi mevcut düzenlemede bu çok zor. Neymiş? O parayla şey arasında bağ kurmak lazımmış. Eroin arasındaki veya uyuşturucu arasındaki bağ kurmak lazımmış. E uyuşturucu sattıkları zaman KDV fişi kesmiyorlar ki kardeşim. Nasıl bağ kuracaksınız? Bu yasal düzenlemeyi de değiştireceğiz ve burada el koyduğumuz parayı uyuşturucuyla mücadeleye harcayacağız. Bakın, ülkenin değişik yerlerinde toplantılarda evlatları uyuşturucu kullanan annelerle konuşuyoruz. Onların çektiği acıyı nakletmek mümkün değil. Çocukları tarafından dövülüyorlar, küfrediliyorlar, ölümle tehdit ediliyorlar, yaralanıyorlar. Çocuklarını yaralayanlar var. Çocuklarına ölmesi için dua eden anneler, babalar var. Bir tanesi, hiç unutmuyorum, babamız vefat ettikten sonra oğlum evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı. Evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı, beni dövdü. Sonra evde bir tek buzdolabı kalmıştı, onu da sattı. Sonra evi satacaksın diye beni tehdit etmeye başladı. Evi satmayınca evi ateşe verdi. Şimdi dedi, çok şükür hapiste, çok şükür. Bu, bütün uyuşturucu kullanan annelerin ortak dileği, çocukların hapse girmesini istiyorlar. Ama hapis bir çözüm değil bugünkü durumda. Sonra arada bir çay içerken, o kadıncağız yanıma geldi, dedi ki, ya Ümit Bey, oğlumun uyuşturucudan bütün dişleri döküldü, yemek yiyemiyor. Acaba ona bir takma diş yaptırmamız mümkün mü? Yani oğlundan o kadar çekmiş ama hala oğlunu düşünüyor. Özetle değerli arkadaşlar, bu toplumsal bir yara olmanın ötesinde ülkemize yönelik ağır bir tehdit. Ve bu ağır tehdidi aşacak politikaları Zafer Partisi temsil ediyor. Türkiye'nin en büyük başındaki diğer bela, sığınmacı ve kaçakların oluşturduğu ağır yükü, Türk halkının omuzlarından alacak tek partinin Zafer Partisi olduğu gibi. Bakın, hiçbir siyasi parti bizim konuştuğumuz konuları, hayati konuları, Türk milletinin gerçek derdi olan konuları konuşmuyor. Ne sığınmacıları konuşuyorlar ne uyuşturucuyu, sanal kumarı ne organize suç örgütlerini konuşuyorlar. Oysa Türk halkı bunlarla iç işe yaşıyor. Her gün karşımıza çıkıyor. Bazen görmemezlikten geliyoruz ama görmemezlikten gelmek de mümkün değil. Muhakkak bu ülkede, bu içine girmiş olduğumuz ekonomik kriz değil artık ekonomik buhrandan çıkmak için dünya yapay zekâ destekli bir sanayi devrimi yaşarken dünyanın olağanüstü şekilde gerisinde kalmamak için büyük bir atılım yapmamız gerekiyor ekonomide. Bu atılım arkadaşlar adalet sağlanmadan olmaz. Adaletin olmadığı yerde ekonomik gelişme olmuyor. TÜSİAD başkanı küçük bir eleştiri yapıyor, adamı içeri alıyorlar. Böyle bir çerçevede hangi yabancı sermaye Türkiye'ye gelir? Bırakın Türkiye'ye yabancı sermaye gelmesini, Türk sermayesi yurt dışına kaçıyor. İşte Mısır'a giden Türk tekstil sanayi 5 milyar dolar tutarımda. 342 bin tekstil işçisi Türkiye'de işsiz kalmış. Her bir işçiyi lütfen üçle çarpın ailesiyle birlikte. İşte bu kadar insan şimdi işsiz durumda. İtalya'ya giden tekstil firmalarımız var. Fasa giden tekstil firmalarımız var. Türk iş adamları yurt dışında ev satın alıyorlar. Yabancıların Türkiye'ye getirdiği paradan daha fazlası Türkiye'de adaletsizlik hâkim olduğu için yurt dışına gidiyor. Bakın adaletsizlik için çok örnek verebilirim. Benim hapse atılmam ve 5 ay içeride mahkûm tutulmam dahil. Ama bir tek örnek var. Anayasa Mahkemesi kararları bütün devlet kurumlarını vatandaşları bağlar. Bugün Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor kardeşim. Onun için kimse bize Türkiye'de hukuk devleti var demesin. Bu Bin Bir Gece Masallarından daha büyük bir masaldır. Türkiye'de hukuk da yok devleti de yok. Ne zamanki Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaya başlarsınız o zaman hukuk devleti için Türkiye'de ancak umut olur. Hukukun olmadığı yerde kalkınma olmaz. Eğitimin güçlü sağlam bilimsel temeller üzerine oturmadığı bir ülkede de kalkınma olmaz. Şimdi daha genç çiftler çocukları olmadan çocuğumuzu hangi kolejde okutacağız buna nasıl para ayıracağız diye düşünüyorlar. Niye kolejde okutmak istiyorsunuz çocuklarınızı? Çünkü devlet okullarına olan inanç ortadan kayboldu. Oysa eğitim bir yurttaş hakkıdır. Devlet okullarının kalitesinin yüksek olmasını beklemek bizim için doğal bir beklentidir. Çok değerli Tuzlalılar bakın, çocuklarımızı yanlış bir eğitim sistemi içerisinde yanlış bir meslek yönlendirmesine tabi tutuyoruz. ‘Benim çocuğum üniversite okusun’. Herkesin doktor olduğu, herkesin mühendis olduğu, herkesin yazılımcı olduğu bir ülke düşünebilir misiniz? Bu ülkede bizim arabalarımızı tamir edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim duvarlar inşa edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim su tesisatlarını kuracak ustalara ihtiyacımız var. Herkesin üniversite mezunu olması, ancak üniversite mezunu olduğunda bilgili olunacağına dair inanç ortadan kaldırılmalı. Onun için biz meslek liselerini tekrar güçlü bir şekilde açmanın şart olduğunu düşünüyoruz. Ve bunu da gerçekleştireceğiz inşallah. Nasıl gerçekleştireceğiz? Dışarıdaki karışıklıkları, kaosları her gün seyrediyorsunuz televizyonlarda. Şimdi İran karıştı, Suriye'de zaten karışıklık 2011'den bu yana devam ediyor. Ve bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan çıkartamaz. Bakın bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan kurtaramaz, çıkaramaz. Ama biz Zafer Partisi olarak Türkiye'yi bu dış sorunlardan da bu içerideki ağır meselelerden de çıkartacak yol haritasına, kararlılığa ve kadroya sahip bir partisi. Türkiye iki partiye mahkûm değil. Bugünkü siyasal sistem muhakkak ama ittifakları da gerektirir. Ve önümüzdeki seçimde de muhakkak ittifaklar olacak. Biz de Zafer Partisi olarak, ben DAM İttifakı diyorum, yani DEM, AK Parti ve MHP'nin oluşturduğu ittifaka, onların damdan düşeceğini de görüyoruz. Yapacağımız ilk şey, her iktidarın bir ilk gün gündemi var ya, yapacağımız ilk şey inşallah birinci gün emekli, dul ve yetim maaşlarına güçlü bir zam yapmak olacak. Çünkü bu seçimlerden sonra Sayın Erdoğan’ı da Sayın Bahçeli’yi de emekliye ayıracağız.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.