Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ümit Özdağ

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Ümit Özdağ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ümit Özdağ haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ: Türkiye'de sandıktan başka yol kalmadı Haber

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ: Türkiye'de sandıktan başka yol kalmadı

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı ziyaretinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Özdağ, Özcan’ı geçen ziyarete göre daha sağlıklı ve moralli gördüğünü belirterek, önümüzdeki günlerde görülecek karar duruşmasında beraat beklediğini söyledi. Türkiye’de muhalefete yönelik baskıların arttığını savunan Özdağ, “Türkiye artık bir hukuk devleti değildir” dedi. “DÜŞMAN CEZA HUKUKU UYGULANIYOR” Muhalefet, basın ve sosyal medyaya yönelik uygulamaları eleştiren Özdağ, ceza yasasındaki bazı maddelerin siyasi amaçlarla araçsallaştırıldığını öne sürdü. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığını belirten Özdağ, adalete güvenin zedelendiğini ifade etti. Prof. Dr. Özdağ, Türkiye’de baskılara son vermenin, hukuk devletini ve özgür basını yeniden tesis etmenin yolunun sandık olduğunu vurgulayarak, “Sandıktan başka bir şey değildir” ifadesini kullandı. HALK TV’YE KAYYUM VE GÖZALTI KARARINA TEPKİ Halk TV’ye yönelik operasyon ve kayyum kararını da değerlendiren Özdağ, bunun şaşırtıcı olmadığını ancak üzücü olduğunu söyledi. Kararın, Ekrem İmamoğlu’nun savunma duruşmalarının başladığı güne denk gelmesine dikkat çeken Özdağ, bunun bir mesaj niteliği taşıdığını savundu. Özdağ, suç varsa soruşturma yapılması gerektiğini, yayınların kapatılmasının ise “düşman ceza hukuku” uygulaması olduğunu dile getirdi. “FON YOLSUZLUĞUNDA İKTİDARA AYRICALIK VAR” Fon soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Özdağ, iktidar partisinden bir isme yönelik uygulamanın muhalefet mensubu olsaydı çok daha ağır olacağını savundu. Özdağ, yolsuzluk iddialarında şeffaflık çağrısı yaparken, sorumluların hesap vermesi gerektiğini söyledi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin fon soruşturmasına ilişkin şeffaflık çağrısını da yorumlayan Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Bahçeli’nin iktidar üzerindeki etkisinin büyük olduğunu belirterek, bunun samimiyetinin önümüzdeki günlerde görüleceğini ifade etti. Yemen ve Suudi Arabistan konusundaki sorulara da cevap veren Özdağ, Türk askerinin Suudi Arabistan’ın menfaatleri için görev yapmasına karşı olduğunu söyledi. Türkiye’nin Asya ticaretinin büyük bölümünün Kızıldeniz üzerinden gerçekleştiğini hatırlatan Özdağ, bu hattın hedef alınmasının ekonomik riskler doğurabileceğini dile getirdi. Prof. Dr. Ümit Özdağ, “Türk askerinin kanı Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğü veya Suudi ailesinin serveti için dökülemez” dedi.

Ümit Özdağ'dan ekonomi çıkışı: Türkiye ağır bir buhran yaşıyor Haber

Ümit Özdağ'dan ekonomi çıkışı: Türkiye ağır bir buhran yaşıyor

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası’na gerçekleştirdiği ziyaretin ardından açıklamalarda bulundu. Esnaf ziyaretlerinde karşılaştığı ekonomik tabloya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’nin ağır bir buhran yaşadığını söyleyen Genel Başkan Prof. Dr. Özdağ, taksi duraklarından küçük esnafa kadar birçok kesimin işlerin geçen yıla göre yüzde 50’ye yakın düştüğünü anlattığını ifade etti. Prof. Dr. Özdağ, özellikle taksi ve nakliyeci esnafının ağır bir yük altında olduğunu belirterek, bu kesimlerin hem kendi geçimlerini sağladığını hem de istihdam yarattığını söyledi. Esnafın ekonomide “kan damarı” gibi çalıştığını vurgulayan Özdağ, kamu hizmeti gördükleri halde yüksek vergi ve cezalarla karşı karşıya kaldıklarını savundu. “ESNAFIN EN AĞIR HIRPALANAN KESİM OLDUĞU GERÇEK” Konuşmasında ekonomik krizin en çok esnafı etkilediğini belirten Özdağ, siftah yapmadan kepenk kapatan ve iflas eden iş yerlerinin arttığını dile getirdi. Özdağ, şehir içi ve şehirlerarası taşımacılık yapan şoför esnafının çalışma koşullarının da çok ağır olduğunu, can güvenliği ve gelir belirsizliği nedeniyle bu mesleğin gelecek nesiller için cazibesini kaybettiğini söyledi. Prof. Dr. Özdağ, Türkiye’de sanayi işçisi sayısının azaldığını, üretimden uzak bir ekonomik yapının oluştuğunu savunarak, iş gücü açığının göçle kapatılmaya çalışıldığını öne sürdü. Köy yapısının bozulması, tarım ve hayvancılığın zorlaşması, meslek liselerinin niteliğinin düşmesi ve üniversite mezunlarının işsiz kalması gibi başlıkları gündeme getirdi. Türkiye’nin nitelikli ara eleman ihtiyacına dikkat çeken Özdağ, sıvacı, demirci, berber, kaportacı gibi mesleklere ihtiyaç olduğunu, buna karşın eğitim sisteminin bu alanları desteklemediğini savundu. “ESNAF BAKANLIĞI KURACAĞIZ” Konuşmasında esnafın siyasette yeterince temsil edilmediğini söyleyen Özdağ, “Esnaf Bakanlığı” kurma planlarından da söz etti. Esnafın devlette doğrudan başvurabileceği bir adres olması gerektiğini belirten Özdağ, parlamenter demokrasiye dönüş ve hukukun üstünlüğü vurgusu yaptı. Prof. Dr. Özdağ, ayrıca vergi ve trafik cezalarının esnaf üzerindeki yükünü eleştirerek, ekonomik sorunların köklü bir dönüşüm olmadan çözülemeyeceğini ifade etti.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan Diyarbakır’daki Kürtçe tabelalarla ilgili suç duyurusu Haber

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan Diyarbakır’daki Kürtçe tabelalarla ilgili suç duyurusu

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Diyarbakır’daki Kürtçe tabelalarla ilgili olarak partisi adına suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Özdağ, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilmek üzere belediye yöneticileri ve bazı ilçe belediye başkanları hakkında başvuru yapıldığını belirterek, Anayasa’nın 3. maddesinde Türkiye’nin dili olarak Türkçenin açıkça düzenlendiğini söyledi. “KAMU HİZMETLERİNİN TÜRKÇE GÖRÜLMESİ ZORUNLULUKTUR” Prof. Dr. Özdağ, belediyelerin “çok dilli belediyecilik” uygulamalarıyla Türkçe dışındaki dilleri kamu hizmetlerinde öne çıkardığını savunarak, bunun Anayasa’ya ve yasalara aykırı olduğunu ileri sürdü. Danıştay’ın bu konuda daha önce verdiği bir karara da atıfta bulunan Özdağ, 2007 tarihli Sur Belediyesi kararında iki dilli uygulamanın yasaklandığını ve ilgili belediye yönetimi hakkında işlem yapıldığını hatırlattı. Açıklamasında yargının mevcut hukuki çerçeveyi uygulaması gerektiğini vurgulayan ve şu anda ortada hukuka aykırı bir durum bulunduğunu öne süren Prof. Dr. Ümit Özdağ, bu konuda yargının harekete geçmesi için suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti. Ümit Özdağ’ın “Yargıdan beklediğiniz tam olarak nedir şu an için?” sorusuna verdiği yanıt: “Yasaların uygulanmasını bekliyoruz arkadaşlar. Anayasa’nın amir hükmünün ve bu konuyla ilgili Danıştay kararının uygulanmasını bekliyoruz. Şu anda hukuksuz bir durum söz konusu. Ve fiilî duruma hukuk kılıfı giydirilmeye bile çalışılmıyor. Bu normal kabul ediliyor. Bu normal değil. Bu, yasaya aykırı. Yani siz bir başka noktada yasayı çiğnediğiniz zaman yargı harekete geçiyor da burada yasanın çiğnendiği, Anayasa’nın çiğnendiği açıkken neden yargı harekete geçmiyor? İşte biz yargının harekete geçmesi için bu başvuruyu yaptık, suç duyurusunda bulunduk.”

Ümit Özdağ'dan Yavuz Ağıraloğlu ile 'erken seçim' yorumu: Baskın seçimi gizleme girişimi olabilir Haber

Ümit Özdağ'dan Yavuz Ağıraloğlu ile 'erken seçim' yorumu: Baskın seçimi gizleme girişimi olabilir

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ile partisinin genel merkezinde bir araya geldi. Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren görüşmenin ardından iki lider açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Özdağ, görüşmenin verimli geçtiğini belirterek, gündemdeki erken seçim tartışmaları, ekonomik kriz ve terörle mücadele başlıklarını ele aldıklarını söyledi. “ERKEN SEÇİM BASKIN SEÇİMİ GİZLEMEK İÇİN Mİ?” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın erken seçimle ilgili son açıklamalarını hatırlatan Özdağ, iktidar kanadından gelen farklı mesajların soru işaretleri oluşturduğunu kaydetti. Prof. Dr. Özdağ, “Acaba bu bir baskın seçimi gizlemek için yapılan bir girişim mi, yoksa erken seçimi Cumhurbaşkanı yanlışlıkla mı ağzından kaçırdı?” sözleriyle tartışmaya dikkat çekti. Özdağ, Meclis’te kabul edildiğini öne sürdüğü “Çerçeve Yasa” üzerinden Abdullah Öcalan ve PKK mensuplarına af süreci başlatıldığını iddia etti. Bu sürecin anayasa değişiklikleriyle devam ettirilmek istendiğini savunan Özdağ, bu konuda Ağıralioğlu ile değerlendirmelerde bulunduklarını söyledi. Ekonomik buhranı da gündeme taşıyan Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk siyasetinin bu tabloya yeterli tepki veremediğini ifade etti. SIRRI SAKIK’A SERT TEPKİ Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın bazı yazılara ilişkin eleştirilerine de sert yanıt verdi. Sakık ve aynı siyasi çizgide yer alan isimlerin “provokatif açıklamalar” yaptığını savunan Prof. Dr. Özdağ, bu çıkışların Türkiye’yi tahrik etmeye dönük olduğunu öne sürdü. İktidar bloğunun bu açıklamalara sessiz kaldığını belirten Özdağ, AK Parti ve MHP’den tepki gelmemesini de eleştirdi. “İTTİFAK GÖRÜŞMESİ DEĞİL, TÜRKİYE’NİN MESELELERİNİ KONUŞTUK” Bu arada basın mensuplarının iki parti arasında ittifak ihtimali olup olmadığı yönündeki sorusuna da yanıt veren Prof. Dr. Özdağ, görüşmenin siyasi ittifak amaçlı olmadığını söyledi. Türkiye’nin meselelerini konuştuklarını belirten Özdağ, basının görüşmeyi ittifak arayışı olarak yorumlamasını esprili bir dille değerlendirdi.

Ümit Özdağ: Umarız bu düşman ceza hukuku uygulamalarından bu adli yılda ve önümüzdeki süreçte iktidar vazgeçme ferasetini gösterir Haber

Ümit Özdağ: Umarız bu düşman ceza hukuku uygulamalarından bu adli yılda ve önümüzdeki süreçte iktidar vazgeçme ferasetini gösterir

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye Barolar Birliği'ne gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, geride kalan adli yıllarda yaşanan bazı uygulamaları eleştirdi. Özdağ, yeni adli yılda tüm yurttaşların yasalar önünde eşit olduğunun güvence altına alınması gerektiğini söyledi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı ve yöneticileriyle bir araya gelen Ümit Özdağ, ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. "Adli yılın hayırlı olmasını diliyoruz" Yeni adli yılın başlaması dolayısıyla Türkiye Barolar Birliği'ni ziyaret ettiklerini belirten Özdağ, baroların hukuk mücadelesini önemsediklerini ifade etti. Geride kalan dönemde yaşanan bazı ceza hukuku uygulamalarının toplumda adalet duygusunu olumsuz etkilediğini savunan Özdağ, Anayasa'nın eşitlik ilkesinin herkes için aynı şekilde uygulanması gerektiğini söyledi. Özdağ, iktidarın eleştirdiği uygulamalardan vazgeçmesini temenni ederek, tüm vatandaşların yasalar karşısında eşit olduğunu fiilen görebileceği bir hukuk düzeninin önemine dikkat çekti. Yargıtay Başkanı'nın Atatürk vurgusuna dikkat çekti Ümit Özdağ, adli yılın açılışı dolayısıyla Yargıtay Başkanı'nın yaptığı konuşmada Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e yer vermesini de değerlendirdi. Bu vurgunun önemli ve değerli olduğunu belirten Özdağ, yüksek yargı organının başkanının konuşmasını Atatürk'e atıf yaparak tamamlamasının Türkiye'nin mevcut koşullarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Anayasa değişikliği görüşüldü Türkiye Barolar Birliği yöneticileriyle anayasa değişikliği konusunu da kapsamlı şekilde ele aldıklarını aktaran Özdağ, Barolar Birliği'nin milli, üniter ve laik devlet anlayışı konusundaki tutumundan memnuniyet duyduğunu söyledi. Özdağ, Türkiye Barolar Birliği yönetiminin devletin kuruluş felsefesi ve Anayasa'nın değiştirilemeyecek maddeleri konusunda kararlı bir yaklaşım sergilediğini ifade etti. Bu tutumun, Anayasa'nın temel ilkelerini savunanlar açısından önemli olduğunu belirten Özdağ, Türkiye Barolar Birliği Başkanı ve yöneticilerine ziyaret dolayısıyla teşekkür etti.

Ümit Özdağ: Vatandaşlığı değiştirenler vatanı değiştirmeye hazırlanıyor demektir, Buna izin vermeyiz. Haber

Ümit Özdağ: Vatandaşlığı değiştirenler vatanı değiştirmeye hazırlanıyor demektir, Buna izin vermeyiz.

Ümit Özdağ'ın konuşmasındaki satırbaşları şöyle ; Bir ramazanda daha iftar sofrasında bir araya geldik. Var olun. Davetimizi kabul ettiniz geldiniz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ne yazık ki ramazanların tadı kalmadı, bayramların tadı kalmadı. Ramazan sabır ayıdır, kanaat ayıdır, şükür ayıdır. Biz de millet olarak sabrediyoruz, şükrediyoruz ve Allah biliyor ya, milletimiz kanaat ediyor; kanaat etmek zorunda kalıyor. Çünkü adaletin olmadığı, kul hakkının yendiği, bayramların bayram, ramazanların ramazan tadı vermediği günlerden geçiyoruz. Değerli Antalyalılar, Geçen sene sahurları ve iftarları, bu salonda yaptığım bir konuşmadan dolayı Silivri Cezaevi’nde gerçekleştiriyordum. Nasip oldu, bu ramazanda yine aynı salonda, bu sefer sizlerle birlikte iftar sofrasında bir araya geldik. Biz bir araya geldik ama haksız yere tutuklu olan yurttaşlarımız hâlâ hapishanelerde kalmaya devam ediyor ve haksız yargılanmalar sürüyor. Belki sizler de görmüşsünüzdür; birkaç gün önce sosyal medyada küçük bir video dolaştı. Bir vatandaş, orada gördüğü bir başkasına, ‘Acaba İstanbul’da Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne nasıl gidebilirim’ diye soruyor. Soruyu sorduğu kişi ise, ‘Twitter kullanıyor musun’ diyor. ‘O zaman Twitter’a ‘Hükümet istifa’ yaz, seni hemen götürürler’ diyor. Maalesef böyle bir dönemden geçiyoruz ve düşman ceza hukuku uygulamaları devam ediyor. Öte yandan, 14 kişiyi diri diri yakarak öldüren bir terörist hapishaneden serbest bırakılıyor ve şimdi şehir şehir dolaştırılıyor. Gittiği şehirlerde belirli bir grup tarafından kahraman gibi karşılanıyor, konuşmalar yaptırılıyor. Bu adalet mi arkadaşlar? Bu adalet değil. Adaletsizlik sadece yargı sisteminde de değil; pazarda, çarşıda da var. Kul hakkının yenmesi, piyasada her gün yaşadığımız bir şey. Toplumun yüzde 10’u bütün servetin yüzde 68’ini kontrol ederken, 44 milyon insanın sahip olduğu servet Türkiye’nin toplam servetinin yüzde 2,47’si. Bazıları parfüm banyosu yapıp en lüks araçlara binip yurt dışında villalar satın alırken, ithal mal patlaması yaşanırken; 20 bin lira maaşla geçinmeye çalışan emekli, 250 lirayı cebine koyup pazar alışverişine gitmek zorunda kalıyor. 16 bin lira maaş alan bir dul, o 16 bin lirayla ayın sonunu getirebilmek için çalışıyor. Bakın, Hazreti Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi; sizden önceki toplulukların helak olmasına neden olan şeylerin başında şu gelir: İçlerinden zengin ve soylu birisi suç işlediği zaman cezasız bırakılır, fakir ve zayıf birisi suç işlerse ona ceza verilir. İşte bu toplumlar helak olur. Eski Kızılay Genel Müdürü’nün kızı ölümlü bir trafik kazası yaptı. Bir gün bile hapishaneye girmedi. Aynı kazayı fakir veya muhalif bir insan yapsaydı, şu anda hapisteydi. İşte bu adil değil. Biz, herkesin yasalar önünde eşit olduğu bir Türkiye istiyoruz. Anayasa’nın 10. maddesinin, yani bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğunu söyleyen maddenin uygulandığı bir Türkiye istiyoruz. Türk halkının büyük çoğunluğu fakirleşirken, küçük bir azınlığın kontrolsüz bir şekilde zenginleşmesine, bu ülkenin zenginliklerini talan etmesine ‘hayır’ diyoruz. Herkese aynı yasaların, aynı adalet anlayışıyla uygulandığı bir Türkiye’nin mücadelesini veriyoruz. Değerli Antalyalılar, değerli Zafer Partililer, Bütün bunlar olurken, bir de bütün bu sürecin içerisinde İmralı’daki bir teröristin yapılan pazarlıklar neticesinde yeni bir statü elde ettiğini görüyoruz. Bir taraftan MHP, öbür taraftan DEM; Öcalan için barışa olan hizmetlerinden dolayı yeni bir statü istiyor. Öcalan Türkiye’ye huzur getiriyormuş. Sanki 1976’dan 2026’ya kadar geçen 50 yıl içerisinde on binlerce yurttaşımızın ölümüne bu adam neden olmamış gibi; kadın, erkek, çocuk, bebek demeden binlerce insanı öldürtmemiş gibi; beşikteki bebeği, kümesteki tavuğu öldürün emrini vermemiş gibi, ‘Öcalan Türkiye’ye barış getiriyor, ona yeni bir statü lazım’ diyorlar. Demek ki Öcalan’ın İmralı’daki mahkûm statüsü sona erdi, artık yeni bir statü verecekler. Peki bu statü nasıl verilecek? Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Öcalan Komisyonu’nu çıkardığı raporla, Öcalan’ın nasıl serbest kalacağına ve PKK’lılara nasıl af getirileceğine ilişkin yol haritasını zaten çizdi. Öcalan’ın yeni statüsünün ne olacağını ise, Öcalan yapmış olduğu ikinci açıklamasında ortaya koyuyor. Öcalan kendisini baş müzakereci ve Cumhuriyet’in yeniden kuruluşunun kurucu önderi olarak gösteriyor. Öcalan bu utanmaz açıklamasında, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yanlış kurulduğunu ve devletin nasıl yeniden kurulması gerektiğini anlatıyor. Öcalan bize demokrasi ve hukuk dersi veriyor. Öcalan vatandaşlığı yeniden tanımlayacağımızı bize öğretiyor. Buradan, Anayasa’nın 66. maddesinde tanımlanan Türk vatandaşlığını değiştirmeyi düşünenlere sesleniyoruz: Vatandaşlığı değiştirenler, vatanı değiştirmeye hazırlanıyor demektir. Buna izin vermeyiz.

Karamahmutoğlu: Zafer Partisi politikaları, Türk seçmeni için kurtuluş reçetesidir. Haber

Karamahmutoğlu: Zafer Partisi politikaları, Türk seçmeni için kurtuluş reçetesidir.

Zafer Partisi Sözcüsü Karamahmutoğlu, yaptığı değerlendirmede; Yüce Türk milleti, son 1,5 yıldır ülkemize yaşatılan aşağılamanın, bir yenilgi duygusunun ve elindeki tarihi kazanımları kaybetmenin siyasal tehdidi, saldırısı altında yaşatılıyoruz. 2024 yılının ekim ayından itibaren Devlet Bahçeli'nin anonsuyla başlatılan bir yeni süreç, Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla elde ettiği tarihsel kazanımları tehlikeye atmaktadır. Devlet Bahçeli'yle beraber iktidardaki parti, Adalet ve Kalkınma Partisi'yle birlikte kurduğu bu pazarlık masasının bir diğer ucunda PKK isimli narko terör örgütü ve onun kurucusu ve yöneticisi olan baş terörist Abdullah Öcalan vardır. Bu al-ver pazarlık masasından kayıpla, zararla kalkacak olan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Çünkü devlet pazarlık etmez, egemenliğine ortak getirmez, egemenliğini paylaşmaz. O masa hiç kurulmayacak. Çünkü millet hak ve menfaatlerinden vazgeçmez, toplumsal olarak bölünmeyi kabul etmez. O pazarlık masası hiç kurulmayacak. Ekonomik olarak fakirleştirilen, yoksulluğa, açlığa mahkûm edilen Türk halkı, vatandaşlar her gün yeni yalan, aldatmacalarla tavize, teslime sürükleniyor. 1,5 yıl önce ne güzel PKK terör örgütü silah bırakıyor aldatmacasıyla başlayan sürecin bugünkü geldiği aşama, 50 binden fazla yurttaşımızın katili olan ve cezasını çekmekte olan, ömür boyu hapse mahkûm edilmiş bir caninin siyasallaştırılması ve yeni bir konuma statüye kavuşturulması olmuştur. PKK silah bırakıyor aldatmacasıyla girilen yolda PKK teröristlerinin affedilmesine, suçun cezasız bırakılmasına geçilmişti bu aşamada, bu süreç içerisinde. İlk gün, Ekim 2024'te ‘Öcalan gelsin, mecliste konuşsun’ diyen Devlet Bahçeli'nin yarattığı hayret ve şaşkınlıktan bugün Abdullah Öcalan'a yeni bir statü, yeni bir konum sağlansın aşamasına geldik. PKK'nın yasal siyasi partisinin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş, Apo'nun heykelini dikeceğiz diyordu. Devlet Bahçeli de bugün heykelin değil fakat statüsünün, Apo'nun statüsünün derdine düşmüş. Suriye PKK'sı olan YPG silah bırakmadı ve silahlarıyla birlikte tümenler halinde Suriye ordusuna eklemlendi. Ve Türkiye sınırında kendine ait yarı otonom, özerk bir coğrafya oluşturdu. Birinci çözüm ihanet sürecinden başlayarak şimdiki ikinci çözüm ihanet sürecinde de Türk ulus devleti aşama aşama kaybediyor, geriletiliyor. Bu gerilemenin, bu kaybın nerede duracağı ise belirsiz. Üniter Türk ulus devletinin varlığı ve laisizim güçlendirilmiş olan rejimi, Devlet Bahçeli-Tayyip Erdoğan ikilisinin yönetiminde aşama aşama geriletiliyor, aşındırılıyor. Cumhur İttifakı iktidarlarının kalan son 1,5 yılına daha hangi aşamaları sığdırmaya çalışacak? Buna seyirci kalacak değiliz, itirazımızı ve retlerimizi yükseltmemiz gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti Devlet Bahçeli'nin siyasal fantezilerine ve Recep Tayyip Erdoğan'ın doyumsuz siyasal ihtirasına, hırsına yenik düşmeyecektir. Parmak sallamalar ve tehditler altında Türk halkını bilgilendirme ve bilinçlendirme çabamızdan geri durmadık, durmayacağız. Zafer Partisi Türk seçmenine bu ikinci ihanet sürecinin en başından beri hep işin iç yüzünü ve doğruları anlata geldi. Susturulmamız için Partimizin Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ tutuklandı, hapsedildi. Fakat biz Zafer Partisi Türk milletine, vatandaşlarımıza, Türk seçmenine hep güvendik. Türk seçmeni oyunun rengini değiştirir ve bu oyunu sandıkta bozar. Büyük Türkiye Cumhuriyeti ne Devlet Bahçeli'nin siyasi fantezilerine mecburdur, ne de AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın yaşadıkça iktidarda kalma hırsına mahkumdur. Zafer Partisi politikaları, Türk seçmeni için kurtuluş reçetesidir.”

Özdağ: Biz sanayi devrimi yaşanırken var olan sanayisi küçülen bir ülkeyiz Haber

Özdağ: Biz sanayi devrimi yaşanırken var olan sanayisi küçülen bir ülkeyiz

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Türk Milleti Basın Toplantısı” kapsamında ekonomi, güvenlik ve terörle mücadele başlıklarında değerlendirmeler yaptı. Ramazan ayının yüksek enflasyon ve özellikle gıda fiyatlarının arttığı bir dönemde karşılandığını belirten Özdağ, gelir dağılımındaki bozulmaya dikkat çekti. Tüm milletin ramazan ayını kutlayarak, hayırlara vesile olmasını dileyen Özdağ, "Ramazan ayını yüksek enflasyon, özellikle yüksek gıda enflasyonunun yaşandığı bir ortamda idrak ediyoruz. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetimin, milyonlarca asgari ücretlinin aldıkları sosyal yardım niteliğindeki maaş ile zaten zorunlu olarak oruç tutmak zorunda kaldıkları bir ekonomik buhranda Ramazan'ı idrak ediyoruz. Buna karşılık küçük bir azınlık servetine servet katıyor. En zengin yüzde 1 servetin yüzde 20'sini kontrol ediyor. En zengin yüzde 10 servetin yüzde 68'ini kontrol ediyor. 44 milyon yurttaşımız ise toplam servetin ancak 2,7'sini kontrol ediyor. İşte bu Türkiye'deki bütün zenginliğin yüzde 68'ini kontrol eden yüzde 10 haksız bir zenginlik ve lüks içinde yaşarken, lüks araçları peynir ekmek gibi alırken, servetin ancak yüzde 2,7'sine ulaşabilen 44 milyon vatandaşımız pazardan 2 kilo domates, 2 kilo soğan almakta zorlanıyor. OECD ülkeleri arasında et, balık, tavuk eti tüketiminde son sıradayız. Birileri lüks içinde yaşarken milyonlarca insan pazardan iki kilo sebze almakta zorlanıyor.” dedi. Özdağ, 2002'den bu yana polis olmanın zorluklarına dikkat çekerek "Önce emniyet teşkilatını denetimi bir terör ve casusluk örgütünün eline geçti. Ve vatansever polisler, Anayasaya, devlete bağlı polisler kendi teşkilatlarının içerisinde bir terör ve casusluk örgütünün mensupları tarafından taciz edildiler, tasfiye edildiler, komplolara maruz kaldılar. Sonra başka cemaat ve tarikatların etkinlik kurduğu bir döneme girdik ve şimdi o dönemden geçiyoruz. Polislik meslek kimlik aidiyetinde ciddi bir zayıflamanın olduğunu görüyoruz. 2026'nın ilk 45 gününde 10 emniyet mensubu intihar etti arkadaşlar. Bu terörle mücadelede verdiğimiz şehit sayısından daha fazla. Mobbing, aşırı çalışma, ekonomik sorunlar ve ikinci-üçüncü şark gibi uygulamalar polisleri tükenmişliğe sürüklüyor. İçişleri Bakanlığı artık bu sorunu görmezden gelemez” açıklamasını yaptı. Uyuşturucu ve organize suç konusuna değinen Özdağ, “Türkiye uyuşturucuda transit ülke olmaktan çıkıp hedef ülke haline geldi. Organize suçta Avrupa’da birinci, dünyada 14’üncü sıradayız. Yılda 200 milyar dolara yakın kara paradan söz ediliyor. Uyuşturucu ve sanal kumar aileleri dağıtıyor. Gerekirse zorunlu tedavi sistemini devreye sokacağız. Baronlara göz açtırmayacağız. Türkiye tertemiz olacak” ifadelerine yer verdi. Sanayide daralma yaşandığını öne süren Özdağ, “Türk sanayisi çok ağır bir kriz içerisinde. 1996’da sanayinin milli gelirdeki payı yüzde 25’ti, bugün yüzde 17’ye geriledi. Yani Türkiye sanayisizleşiyor. Dünya yapay zeka eksenli yeni bir sanayi devrimine giderken biz bu sanayi devrimi yaşanırken var olan sanayisi küçülen bir ülkeyiz. Türk sanayicisi rekabet gücünü kaybediyor. Tarım azalıyor, üretim düşüyor. Çözüm planlı ekonomidir, Devlet Planlama Teşkilatı yeniden kurulmalıdır” dedi. TBMM’de yayımlanan ortak rapora yönelik eleştirilerinde ise Özdağ şu ifadeleri kullandı: “Bu rapor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarmış olduğu ilk milli, üniter, laik devleti ortadan kaldırmaya dönük resmi rapordur. Evet, terörsüz bir Türkiye'yi bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları istiyor. Ancak bunu terör örgütüyle pazarlık yaparak, terör örgütünün taleplerini kabul ederek ve Türkiye'yi etnisiteler, mezhepler ekseninde bölerek yapamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde tek bir Türk milleti yaşar. Türk, Kürt, Arap diye ayrı halklar üzerinden siyaset üretmek Türkiye’yi Lübnanlaştırmak demektir. Bu, Türkiye'yi Iraklaşmaya sürüklemek, Türkiye'yi Yugoslavyalaştırmak demektir. On yıllardır süren acıların kaynağı Kürt sorunu değil, dış destekli PKK terör örgütü ve onun yandaşlarıdır."

Ümit Özdağ: Yeni atamalar hukuk devleti açısından kaygı verici Haber

Ümit Özdağ: Yeni atamalar hukuk devleti açısından kaygı verici

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmeler yaptı. Ümit Özdağ : Dün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine uygun bir Bakan ataması gerçekleşti. İki Bakan atandılar. Uzun zamandan bu yana bu atamalar bekleniyordu. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın değişecekleri Ankara kulislerinde aylardır konuşuluyordu. İçişleri Bakanı'nın görevden alınmasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi'nin ısrarlı taleplerinin rol oynadığı anlaşılıyor. Keza AK Parti içinde geleceğe Erdoğan sonrasına yapılan hazırlıklar için de bu değişikliklerin etkili olduğu ifade edilebilir. Adalet Bakanlığı’nda da uzun süredir beklenen bir değişiklik vardı. İstanbul Başsavcısı'nın bu göreve getirileceği ifade ediliyordu ve bu değişiklikler bize düşman ceza hukuku uygulamalarının artarak devam edeceğini gösteriyor. Düşman ceza hukuku, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletine yapılan en büyük kötülüktür. Türk milletinin geniş kesimlerinin kendisini devletsiz yurttaş olarak ya da ikinci sınıf yurttaş olarak algılamasına neden olan düşman ceza hukuku uygulamaları milli birliği tahrip etmektedir. Bir kuralsızlık, anayasa ve yasaların askıya alınması ve keyfi yönetim döneminden geçiyoruz. Bu yönetimin inşasına katkı veren, destek olan veya susanlar çocuklarına ve torunlarına övünebilecekleri bir miras bırakmayacaklardır. Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partili mücadele arkadaşlarım, Bu kuralsızlığın en çarpıcı örneklerinden birisi de Ankara'da geçtiğimiz günlerde gündüz ortasında göz göre göre yaşandı. Polis memuru Melih Okan Keskin Ankara'da İvedik'te TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek öldürüldü. Kamera kayıtlarına göre polis memurunu bir güruh 3 farklı yerde acımasızca dövmüş. İlk olarak tesis içinde darp ediyorlar. İkincisini bir TÜVTÜRTK personeli polis arkadaşın, rahmetlinin arabasıyla bilerek önce çarpıyor, sonra çıkıyor ve alçakça saldırarak ağır bir darbe indiriyor. Ve 3. saldırıda da 30 kadar TÜVTÜRK çalışanı bir kişiye saldırıyorlar. Dağ başı mı burası ya? Dağ başı mı burası? Devlet tekelinde olup özelleştirilen bir yerden sıra alıp parasını vererek hizmet almaya çalışan bir yurttaşı döverek öldürüyorsunuz. Peki hepimizin aklına şu gelmedi mi? Bu Melih Okan Keskin bir polis memuru. Belinde silahı var. Neden çekip silahını kullanmadı? Neden kendisini savunmadı? Bu sorunun cevabını yine birkaç gün önce İstanbul'da Esenyurt'ta gerçekleşen bir başka olayın sonucundan anlıyoruz. Esenyurt'ta bir şizofren ailesini rehin alıyor, elinde bıçakla. Evi ateşe vereceğini, herkesi yakacağını söylüyor. Komşular polisi arıyorlar, polis olay yerine geliyor ve savcıyı arıyorlar. Savcı diyor ki, ‘çilingir kullanarak kapıyı açın girin etkisiz hale getirin’. Kapıyı açıyorlar, içeriye giriyorlar. Hasta, şizofreni hastası, elinde bıçakla polisin üzerine koşuyor. Polis de kendisini korumak için ateş ediyor. Tek mermi vuruluyor, adam hastaneye kaldırılıyor, kan kaybından ölüyor. Bunun üzerine ateş eden polis, cinayet suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklama talebiyle adliyeye sevk ediliyor. Böyle şey olur mu? Sosyal medyaya diğer polisler olayı haber verince sosyal medyadan büyük bir tepki ortaya çıkıyor ve bu tepki üzerine polisin telefonuna el konularak adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Yoksa tutuklanacaktı muhtemelen. Şimdi bakın, Melih Okan Keskin de bunu bildiği için silahını kullanmamıştır diye düşünüyorum. Bu doğru bir uygulama değil. Polis başkalarının hayatını kullanırken eğer böyle silah kullanmak konusunda korkutulursa, tutuklanırsa o zaman yarın başka masum vatandaşları korumak gereği gerektiği zaman başım belaya girmesin diye silahını çekmez. Hatta kendi canını korumak için bile silahını çekmez. Değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım, değerli basın mensupları, Bu hafta çok üzücü bir olayın da yıl dönümüydü. 6 Şubat depreminin 3. yıl dönümünü andık. Bir yas anmasıydı bu. Partimizden bir heyetle 4 gün boyunca Hatay'daydık ve 8 ilçe ziyareti yaptık Antakya dışında. İlk önce şunu belirtmek istiyorum. Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselem’ diyor. Biz de kurulduğumuz günden bu yana Atatürk'ün şahsi meselem dediği Hatay'ı aynı anlayışla sahiplendik, benimsedik ve savunduk. Zafer Partisi Genel Başkanı olarak Hatay'a defaatle gittim ve Hataylılar da sevgili Hataylılar da ‘Hatay'a en fazla gelen, en fazla ölen veren Genel Başkan sizsiniz’ diyorlar. Bu ziyaret sırasında da sevgili Hataylılarla bir araya geldik, onları dinledik, dertlerini dinledik ve ne yazık ki Hatay'ın yaralarının yeterince sarılmamış olduğunu gördük. Rezerv alan yasasıyla vatandaşın arazisinin elinden alındığını gördük. Riskli bölge denilerek kendi arazisi üzerinde inşaat izni verilmediğini, 20-30 kilometre ilerilerde TOKİ evlerine yönlendirildiklerini ama daha sonra o riskli alan denilerek kendilerine inşaat izni verilmeyen arazilerin üzerine başkalarına izin verme projesini gördük. 10 binlerce yurttaşımız hala konteyner kentlerde perişan durumda yaşıyorlar. Sadece Samandağı’nda 7 binden fazla yurttaş konteyner kentte yaşamaya devam ediyor. Sokaklar, caddeler, çamur deryası. Tabii yazında toz, toprak ve her taraf yollarda çukurlarla dolu olduğu için vatandaş ayda bir muhakkak aracını sanayiye götürmek zorunda kalıyor. Uzun elektrik kesintileri devam ediyor çünkü şantiye elektrikleriyle şehir elektrikleri birbirlerinden ayrılmamış. Ve internet. Arkadaşlar herhalde Afrika'nın çöllerinde internet daha iyi çekiyordur. Şimdi Uganda'da internet ancak bu kadar çekiyor diyeceğim. Uganda Büyükelçisi muhtemelen beni protesto edecek ‘bizde daha iyi çekiyor’ diyecek. İnanılır gibi değil. 3 sene geçti üzerinden. Hala siz nasıl burada interneti ayağa kaldıramamış olursunuz? Hatay'da vatandaşlar üzgün ihmal edilmişlik duygusu içindeler. İktidar şu kadar TOKİ evi anahtarı teslim ettik diyor. Güzel de anahtarı teslim etmek, evi teslim etmek anlamına gelmiyor. Natamam evleri, anahtarını teslim ettiğiniz zaman insanlara teslim etmiş olmuyorsunuz. Anahtarı teslim ettikleri zaman kira yardımını da durduruyorlar ve vatandaş hem kira ödemeye devam ediyor hem de o evin bitmesinin ne kadar süre daha devam edeceğini bilmiyor. Aylarca belki yılı aşan süre beklemeye ve kira ödemeye devam edecek. Özetle, Hatay kaderine terk edilmişlik duygusunu yaşıyor. Ancak Hatay'da, Kahramanmaraş'ta, Malatya'da, Gaziantep'te, Adıyaman'da ve diğer illerdeki yıkımın ana nedeni hiç şüphesiz deprem değil. Biz bir doğal felaketin sonuçlarını doğrudan yaşamıyoruz. Evet, deprem bir doğal olayı ama depremin fıtratında ölüm, yıkım muhakkak yok. Eğer olsaydı Japonya'da depremlerde 100 binlerce insan ölürdü. Demek ki insanlığın ulaşmış olduğu teknoloji 7, 8, 9 şiddetinde depremleri kayıpsız atlatmaya ve hayatın devam etmesine müsait. Yıkımın, felaketin bu boyutta olmasının nedeni AKP iktidarının Türkiye'yi, bu şehirleri bir depreme hazırlamamasıdır. Bu depremden 3 sene önce Kahramanmaraş'ta, AFAD ve Çevre Şehircilik Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli ve 11 ili etkileyecek 6.4 şiddetinde bir deprem senaryosu üzerinde çalıştı. Bu depremin olacağı biliniyordu ve hiçbir önlem alınmadı. 3 sene boşa geçirildi ve şimdi aynı hata İstanbul depremi konusunda bilinçli bir şekilde adeta yapılmaya devam ediliyor. İstanbul'da bir depremde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin rakamlarına göre 45 bin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın rakamlarına göre 60 bin bina yıkılacak. Arkadaşlar, bahsettiğimiz nüfus 2 milyona yakın bir nüfus ve bu konuda hiçbir ciddi çalışmanın hala yapılmadığını üzülerek görüyoruz. Peki, depreme yönelik çalışma yapmayan iktidar ne yapıyor? Onun yerine belediyeleri silkelemeye devam ediyor. En son Keçiören Belediye Başkanı partisinden istifa etti ve 67 Belediye Başkanı partilerinden istifa ederek seçimlerden sonra AK Parti'ye katılmışlar. Halk onları seçmemiş. Halk, seçmen iradesini muhalefetle lehine kullanmış. Bu kişilerin, bu Belediye Başkanlarının bugün Belediye Başkanlığında oturmalarının nedeni halkın iktidara olan öfkesini ifade etmesidir. Bu öfkeyi oya çevirip bu oyla bu makama geldikten sonra bu oyları istismar ederek partisinden ayrılıp iktidar partisine gitmek hiçbir belediye başkanına onur kazandırmaz. Evet, bir taraftan siyasette ahde vefa, seçmene karşı sorumluluk, etik davranış, güven kaybı süreçleri devam ederken bir taraftan da hukuk devleti anlayışının nasıl ağır darbeler aldığını da görüyoruz. İşte Aydın Belediye Başkanı. Arkadaşlar, hakkında birçok yolsuzluk iddiası vardı Aydın Belediye Başkanı'nın. Şimdi iktidar partisinin bir üyesi ve hakkında hiçbir soruşturma yok. ‘Ya Silivri'ye gidersin ya istifa edersin’ denklemi önüne konuluyor ve bu da sonuç olarak siyasette büyük bir kirlenme yaratıyor. Hukuk katlediliyor, demokrasi yok ediliyor, Türkiye kan kaybediyor, Türkiye zaman kaybediyor, Türkiye geriye gidiyor, Türk milleti ayrışıyor, cepheleşiyor, kutuplaşıyor, öfke birikimi her geçen gün yükseliyor ve kamu düzeni bozulma eksenine giriyor. Bu zemin üzerinde giderken hukuk devletinin nasıl katledildiğini tekrar tekrar yaşıyoruz ve yapılan yeni atamalar, bakanlık atamaları hukuk devletinin önümüzdeki süreçte daha ağır darbeler alacağı işaretlerini veriyor. Değerli Zafer Partililer, Bu noktada TÜİK verilerine de değinmek istiyorum. TÜİK, şimdi en son 2025 nüfus verilerini paylaştı. TÜİK diyor ki Türkiye'de ikamet eden yabancı nüfus adrese dayalı verilere göre 1 milyon 519 bin 515’miş. Göç idaresi başkanlığı ise ikamet izinli yabancı sayısını 1 milyon 151 bin 969 olarak veriyor. 2 veri arasında 367 bin 546 tane fark var. Arkadaşlar, bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudu kadar. Türkiye’de bir ordu kaybolmuş haberimiz yok. İki devlet kurumunun vermiş olduğu rakamlara baksanıza. Yine çelişki bununla da sınırlı değil. Göç İdaresi Başkanlığı 2025 sonu itibariyle geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısının 2 milyon 347 bin 756 olduğunu açıklamış. Peki bu veri doğruysa 1 milyon 195 bin 787 sığınmacı nerede ikamet ediyor? Hiç bilgi yok. Bunlar kayıt dışı mı? Kaçak mı? Afrikalı mı? Afgan mı? Özetle 15 yıldır bu ülke kontrolsüz bir demografik işgalle karşı karşıya ve bu Türkiye'ye zaman kaybettiriyor, para kaybettiriyor, güvenlik kaybettiriyor. Biz Zafer Partisi olarak yola çıkarken Türk milletine verdiğimiz sözü tekrar ediyoruz. Anadolu Kalesi Projemizle sınırlarda yüzde 100 güvenlik sağlayacağız. Sınırlarımızdan ne yabancı teröristler geçecek ne selefi cihatçılar geçecek ne PKK'lı teröristler geçecek ne de kaçaklar geçebilecek. Sığınmacıları ve kaçakları vatanlarına en kısa zaman içerisinde yollayacağız. Düşman ceza hukuku uygulamalarını kaldırarak Anayasanın bütün yurttaşların Anayasa ve yasalar önünde eşit olduğunu belirleyen hükmünü hayata tekrar geçireceğiz. Adaleti saray ismi olmaktan çıkartıp, yaşanan bir gerçeklik haline getireceğiz ve vatandaşın nefes almasını sağlayacağız. Adalet deyince, kusura bakmayın, bir konuya daha değinmek zorundayım. Ben düşman ceza hukuku uygulamalarına en sert ve en haksız şekilde muhatap olan yurttaşların başında geliyorum. Önce hakaret etmediğim halde Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla gözaltına alındım ve konuşmayı Antalya'da yapmıştım. Antalya'da bir soruşturma açılmalıydı. Hadi olmadı, ben Ankara'dayım, Cumhurbaşkanı Ankara'da, Ankara'da açılabilirdi ama İstanbul'da açıldı. Mahkeme bile ilk kez iddianameyi kabul etmedi. Dedi ki bu bizim yetki alanımızda değil ve savcılığa geri yolladı. Evet, mahkeme kabul etmedi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanının avukatları, Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul'da Şişli'de bir büroda izlediği için başvuruyu İstanbul'da yaptık dediler. Ben de şükrettim, iyi ki New York'ta izlememiş. O zaman New York'ta Amerikan mahkemesinde yargılanacaktım demek ki. Evet ve beraat ettim. Sonra tahrik etmediğim, aksine yatıştırmak için çaba sarf ettiğim ve bütün parti teşkilatımızla çaba sarf ettiğimiz Kayseri'de Olaylarının yatışması süreciyle ilgili haksız yere suçlandım, 5 ay hapiste tutuldum Silivri'de ve 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldım. 2 yıl 4 ay hapis cezası alanlar arkadaşlar normalde 2 ay yatarlarmış avukatların bana verdiği bilgi. Şimdi de Şeyh Said'in hatırasına hakaret etmekten Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi beni ‘kişinin hatırasına alenen hakaretten’ adli para cezası uygulanmasına çarptırdı. Üstelik savunmamı da almadı. Üstelik avukatım yazılı olarak mahkemeye savunma yapacağımızı beyan etmesine rağmen bu bir düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Bakın Şeyh Said'e hakaret ettiği iddia edilerek hakkında soruşturma açılan birçok gazeteci, takipsizlik kararı almışlar ve beraat almışlar. Bana yolladılar kararları. Bu gazetecilerin bazıları iktidar yanlısı gazeteciler. Benimle hiçbir temasları yok. Hınıs’taki mahkemenin aldığı karar onların vicdanını bile kanattı. Benim Şeyh Said'le ilgili kullandığım ifadeler İstiklal Mahkemesi'nin kararında ifade edilen hususlardır. Mahkemenin bana ceza verdiğini hissetmiyorum, değerli arkadaşlar. Mahkeme Mustafa Kemal Atatürk'e ceza vermiştir. Mahkeme İsmet İnönü'ye ceza vermiştir. Mahkeme Mareşal Çakmak’a, Mahkeme Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ceza vermiştir. Evet, biz bu karara itiraz ettik ve savunma hakkımızı kullanacağımızı ifade ettik. Şunun altını çizelim, bu tür cezalarla beni de Zafer Partisi'ni de susturamazsınız, sindiremezsiniz. Şeyh Said'e, Seyit Rıza'ya, Mustafa Sabriler'e vatan haini demeye devam edeceğiz. Çünkü bu bir tarihi gerçek, bunlar vatan haini. Aynen Abdullah Öcalan'ın vatan haini olduğu gibi. Siz bir vatan haininin hatırasını düşünürken, biz Mustafa Kemal Paşa'nın hatırasını düşünmeye devam edeceğiz. Hainlerin katlettiği şehitlerimizin hatırasını savunacağız ve bir hainin hatırasına ceza vermek, devleti kuran kahramanların, gazilerimizin ve aziz şehitlerimizin ruhlarına ceza vermektir. Bunun da bilinmesini istiyoruz. Kimse bize teröriste terörist demekten, haine hain demekten vazgeçiremez. PKK elebaşı Öcalan, Karayılan, Bayık, FETÖ terör örgütünün elebaşı Fethullah Gülen, Hizbullah'ın elebaşı Hüseyin Velioğlu. Bunların hepsi teröristtir, Türk düşmanıdır, Türkiye düşmanıdır. Adalet Bakanlığı'na tavsiyem, soruşturma açılması gerekenler, hainlere hain diyenler değil, Öcalan'a sayın diyenler, kurucu önder diyenler, Şeyh Said adını bulvarlara verenlerdir. Çünkü bunlar başta şehit analarımız olmak üzere büyük Türk milletinin aziz şahsiyetine, kutsallarına ve mukaddesatına hakaret ediyorlar. Biz Zafer Partisi olarak Mustafa Kemal Paşa'nın yanında kalmaya ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz. Bu yolda son sözümüz budur. Gelelim Terörsüz Türkiye dedikleri terörle pazarlık sürecine. Türkiye'de terör olmamasını, terörün bitmesini elbet biz de istiyoruz. Terör bitmeli ama Terörle pazarlık yapılarak, terörist istedi diye yeni Anayasa çıkarılarak, terörist istedi diye Türk milletinin adı Anayasadan çıkartılarak, terörist istedi diye iki uluslu üç uluslu bir devlet haline dönüşme projesinin önünü açarak, umut hakkı diyerek Öcalan'a kravat takıp onu serbest bırakarak sözün özü, teröre teslim olarak terör bitirilemez. Terör esas o zaman canlanır. Buradan altını çizerek uyarıyoruz. Meclis, halkın siyasi iradesinin, milli iradenin temsil edildiği yerdir. Milli irade, terör örgütüne affa, Öcalan'a umut hakkına karşıdır. Meclis komisyonu umut hakkı tavsiye ve talep ederse milli iradeye ters düşer. Meclis bu yönde bir karar almaya kalkarsa Türk milletinin siyasi iradesini temsil edemez. Terörist Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde serbest kalması Meclis’in kendisini inkâr etmesi anlamına gelir. Biz büyük Türk milletine söz veriyoruz böyle bir süreci durdurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.” Ümit Özdağ’ın “Kabine değişikliği erken seçimin yapılacağı anlamına mı geliyor?” sorusuna verdiği cevap: “7 Kasım 2027'den önce seçim beklemiyoruz. İktidar ekonomik bir çöküş yaşandığı dönemde seçime gitmeyecek ama o tarihe kadar baskıları arttıracak ve enflasyonu düşürmek için emeklinin, dulun, yetimin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin gırtlağına basmaya devam edecek 2026 boyunca. 2027 başında ise büyük bir yüzde 200'lük zam gerçekleştirecek, kredi musluklarını açacak. Bunun için ihtiyaç duydukları parayı bir bölümünü köprüleri, yolları, otoyolları satarak, bir bölümünü para basarak oluşturacaklar. Umutları son 7-8 ayda oluşacak bu para dolaşımıyla piyasanın rahatlaması ve vatandaşın kendilerine kanarak oy vermesi üzerine kurulu olacak. Ancak vatandaş 9 yıldan beri fakirleşiyor, açlıkla mücadele ediyor. Bu son birkaç ayda yapılacak makyaj düzenlemelerinden dolayı oyunu değiştirmeyecek ve AK Parti iktidarı, Cumhur İttifakı, DEM İttifakı sandığa kesin bir şekilde gömülecek. Ümit Özdağ’ın Hatay'daki anma programında Hüseyin Yayman’la beraber olan görüntüleri hakkında gelen soruya verdiği cevap: “Ben 1. yıl dönümünde Hatay'da Hataylıların acısını paylaşmak üzere sabah 03.00'ten itibaren protokole karışmadan halkın içinde anma törenine katılmıştım. 2. sene Silivri'de düşman ceza hukukuyla tutuklu bulunduğum için Ali Şehirlioğlu hocamızı bir kadroyla birlikte katılımını rica etmiştik, katılmışlardı. Bu sene yine geniş bir kadroyla 5'i akşamı Hatay'daydım. 6'sı sabah saatlerinden 3'ten itibaren anma toplantısının yapılacağı caddeye girdik. Vatandaş yanlış bir önlemle, adeta bir siyasi gösteride alınacak bir önlemle polis tarafından barikatların arkasında toplanmıştı. Gittik, vatandaşla barikatları aşıp kısa bir sohbet yaptık ve Hataylılar sevgiyle kucaklarına bastılar, bir alkış koptu geldiğimizden haberdar olan yurttaşlar tarafından. Sonra meydana doğru yürürken yetkililer toplantı saatine kadar bize çay ikram etmek istediklerini söyleyip, bu tür bir ağırlama için hazırlamış oldukları binanın altına davet ettiler. Biz de orada toplantı saatini beklerken, Büyükşehir Belediye Başkanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman yanlarında bir kalabalık grupla gelip, bana ve heyetime ‘hoş geldiniz şehrimize’ dediler. Hüseyin Yayman'ı yıllardan beri tanırım. Aynı fakültede ve aynı bölümde çalıştık. Bizim asistanımızdı. Bu hoş geldinizden sonra haber geldi ve yürüyüş başladı, protokol dışarıya çıktı. Bütün protokol, devlet protokolü kol kola girdi yası anmak için. Benim bir kolumda CHP Milletvekili vardı, diğer kolumda Hüseyin Yayman vardı. Bu kareyi çekip bunu bir siyasi birliktelik olarak göstermeye çalışmak zavallılığın ötesinde bir şeydir. İnsanlar devlet protokolünde yas için bir araya geldiklerinde bunu bir siyasi birliktelik olarak ortaya koymak siyasi ahlakla ifade edilebilecek bir şey değil. Hüseyin Yayman'la da AK Parti iktidarının temsil ettiği, Cumhur İttifakı'nın temsil ettiği açılımla, Öcalan'la pazarlıklarla en sert mücadele eden parti Zafer Partisi ve o partinin genel başkanı da Ümit Özdağ’dır. Hayatında bir gün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında, Türk polisinin, jandarmasının yanında, Güneydoğu Anadolu'da terörün en şiddetli olduğu ortamlarda, Batman'ın dış sokaklarında, Eruh'un köylerinde dolaşmayan, klavyeden vatanseverlik yapanların, Öcalan'la yapılan pazarlıklardan dolayı 5 ay hapiste yatan Ümit Özdağ, vatanseverlik öğretmeye, PKK ile mücadele öğretmeye hakları ve hadleri yoktur. Zafer Partisi, Türk milletine karşı yapılan emperyalist taarruz karşısında Türk milletinin son kalesi ve son siperidir, öyle olmaya da devam edecektir. Tekrar ediyorum, muhalif gibi görünüp, gerçek milli muhalefeti her fırsatta arkadan bıçaklamayı alışkanlık haline getirmiş olanların gerçek karakterlerini ve yapılarını da biliyoruz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.