Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ulusal Güvenlik

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Ulusal Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ulusal Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

11 Eylül saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti: Dünyayı değiştiren günün dakika dakika kronolojisi Haber

11 Eylül saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti: Dünyayı değiştiren günün dakika dakika kronolojisi

11 Eylül saldırıları yalnızca ABD'nin güvenlik politikalarını değil, küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik anlayışının seyrini de değiştiren tarihi bir kırılma noktası oldu. İlk uçak Kuzey Kule'ye çarptı 11 Eylül 2001 sabahı Boston'dan Los Angeles'a gitmek üzere havalanan American Airlines'ın 11 sefer sayılı uçağı, El-Kaide saldırganları tarafından kaçırıldı. Uçak saat 08.46'da New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin Kuzey Kulesi'ne çarptı. Çarpışmanın ardından binada büyük bir yangın çıktı ve üst katlarda çok sayıda kişi mahsur kaldı. İlk anda kazaya ilişkin belirsizlik yaşanırken, kısa süre içinde olayın koordineli bir saldırının parçası olduğu ortaya çıktı. 17 dakika sonra ikinci uçak Güney Kule'ye çarptı İlk saldırının üzerinden henüz 17 dakika geçmişken United Airlines'ın 175 sefer sayılı uçağı da kaçırıldı. Boston'dan Los Angeles'a gitmek üzere havalanan uçak, saat 09.03'te Dünya Ticaret Merkezi'nin Güney Kulesi'ne çarptı. İkinci çarpışma, saldırının kaza olmadığını açıkça ortaya koyarken, olay dünya televizyonlarından canlı olarak takip edildi. Böylece New York'un simge yapılarından İkiz Kuleler aynı anda büyük bir felaketin merkezine dönüştü. Hedef bu kez Pentagon oldu Saldırganların kontrolündeki üçüncü uçak, Washington Dulles Havalimanı'ndan kalkmış olan American Airlines'ın 77 sefer sayılı uçağıydı. Uçak saat 09.37'de, ABD Savunma Bakanlığı'nın Arlington, Virginia'daki Pentagon binasına çarptı. Saldırıda Pentagon'da bulunan 184 kişi ile uçakta bulunan kişiler yaşamını yitirdi. Saldırı, ABD'nin siyasi ve askeri merkezlerinden birinin doğrudan hedef alınması nedeniyle ülke genelinde büyük bir şok yarattı. Güney Kule 09.59'da çöktü Saldırılardan yaklaşık bir saat sonra Dünya Ticaret Merkezi'ndeki yıkım daha da büyüdü. Güney Kule, saat 09.59'daçöktü. Binadaki yangınların ve uçakların çarpmasıyla oluşan yapısal hasarın birleşmesi, kulelerin taşıyıcı sistemlerini zayıflattı. Güney Kule'nin ardından Kuzey Kule de saat 10.28'de çöktü. Dördüncü uçakta yolcular saldırganlara karşı direndi Newark Havalimanı'ndan San Francisco'ya gitmek üzere havalanan United Airlines'ın 93 sefer sayılı uçağı da dört saldırgan tarafından kaçırıldı. Yolcular, telefon görüşmeleri aracılığıyla diğer uçakların hedef alındığını öğrendi. Bunun üzerine uçaktaki yolcular ve mürettebat, kokpiti ele geçirmek için saldırganlara karşı harekete geçti. Mücadele sırasında uçak saat 10.03'te Pensilvanya'nın Shanksville kenti yakınlarında boş bir araziye düştü. Uçaktaki 40 yolcu ve mürettebatın tamamı hayatını kaybetti. Resmi değerlendirmelere göre yolcuların müdahalesi, uçağın Washington'daki başka bir hedefe ulaşmasını engellemiş olabilir. 11 Eylül saldırılarında 2 bin 977 kişi hayatını kaybetti 11 Eylül saldırılarında Dünya Ticaret Merkezi, Pentagon ve Flight 93'ün düştüğü bölgede toplam 2 bin 977 kişi yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenler arasında saldırılara müdahale etmek için binalara giren yüzlerce itfaiyeci ve çok sayıda polis memuru da bulunuyordu. Kurbanlar 90 farklı ülkenin vatandaşlarından oluşuyordu. Saldırılar, binlerce kişinin yaralanmasına ve sonraki yıllarda kurtarma ve müdahale çalışmalarında görev alan çok sayıda kişinin sağlık sorunları yaşamasına da neden oldu. Dünya siyasetinin seyri değişti 11 Eylül saldırıları, ABD'nin terörle mücadele ve ulusal güvenlik politikalarında kapsamlı değişikliklere yol açtı. Washington yönetimi saldırıların ardından "Teröre Karşı Küresel Savaş" politikası çerçevesinde kapsamlı askeri ve güvenlik operasyonları başlattı. ABD, Ekim 2001'de Afganistan'a askeri müdahalede bulundu. 2003 yılında ise Irak işgali başladı. Bu gelişmeler Orta Doğu'nun siyasi dengelerini uzun yıllar boyunca etkiledi. Havacılık güvenliğinden istihbarat faaliyetlerine, sınır kontrollerinden terörle mücadele yasalarına kadar çok sayıda alanda yeni uygulamalar hayata geçirildi. 25 yıl sonra 11 Eylül'ün mirası 11 Eylül saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen saldırıların siyasi, güvenlik ve toplumsal etkileri devam ediyor. Her yıl 11 Eylül'de düzenlenen anma törenlerinde saldırılarda hayatını kaybedenlerin isimleri okunuyor ve saldırıların gerçekleştiği saatlerde sessizlik anları düzenleniyor. 25 yıl sonra 11 Eylül, yalnızca ABD tarihinin en büyük terör saldırılarından biri olarak değil, 21. yüzyılın uluslararası güvenlik ve jeopolitik düzenini şekillendiren en önemli olaylardan biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Netanyahu: Suriye’de Türk askeri varlığına müsamaha göstermeyeceğiz Haber

Netanyahu: Suriye’de Türk askeri varlığına müsamaha göstermeyeceğiz

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye’deki yeni yönetim ve Türkiye’nin bölgedeki askeri faaliyetlerine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Netanyahu, Suriye topraklarında herhangi bir Türk askeri varlığını İsrail açısından doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendirdiklerini belirterek Şam yönetimine sert bir mesaj gönderdi. İsrail medyasına konuşan Netanyahu, Suriye hükümetini daha önce farklı diplomatik kanallar aracılığıyla uyardıklarını ancak Şam yönetiminin İsrail’in mesajlarını doğru anlamadığını öne sürdü. Netanyahu, İsrail ordusunun 18 Ağustos’ta İdlib’deki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği saldırıya da değinerek operasyonun İsrail’in tutumunu açık biçimde ortaya koymayı amaçladığını savundu. İsrail’den Türkiye’nin Suriye’deki varlığına itiraz Netanyahu’nun açıklamalarının merkezinde Türkiye’nin Suriye’deki olası askeri varlığı yer aldı. İsrail Başbakanı, Türkiye’nin Suriye’de askeri kapasitesini artırmasını İsrail’in güvenliği açısından kabul edilemez bir gelişme olarak gördüklerini ifade etti. Açıklamalar, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Suriye sınırının güneyindeki birlikleri ziyaret ettiği dönemde geldi. Zamir de bölgedeki gelişmeleri yakından izlediklerini belirterek, İsrail sınırlarında herhangi bir hasım gücün hakimiyet kurmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Bu açıklamalar, Ankara ile Tel Aviv arasında Suriye sahası üzerinden ortaya çıkan rekabetin daha açık biçimde güvenlik başlığına taşındığını gösteriyor. Ebu Zuhur saldırısı gerilimi artırdı İsrail savaş uçakları 18 Ağustos’ta İdlib vilayetindeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’nı hedef aldı. Saldırıda pist ve havaalanına ait bazı altyapı unsurlarının zarar gördüğü bildirildi. İsrail kaynakları, operasyonun Türkiye’nin bölgede askeri varlık oluşturmasına ilişkin kaygılarla bağlantılı olduğunu öne sürerken, Türk askeri heyetinin havaalanındaki restorasyon çalışmaları kapsamında bölgede bulunduğu iddiaları da gündeme geldi. Suriye yönetimi ise saldırıyı kınayarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni harekete geçmeye çağırdı. Şam yönetimi saldırının Suriye’nin egemenliğine yönelik bir ihlal olduğunu savundu. Washington’dan İsrail’e mesafe Suriye’deki gerilim Washington’da da yakından takip ediliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Ebu Zuhur saldırısını “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirerek askeri yöntemler yerine diplomatik çözüm çağrısında bulundu. Barrack ayrıca Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetiminin saldırgan bir politika izlemediğini ve gerilimi düşürmeye yönelik adımlar attığını savundu. ABD’nin bu yaklaşımı, Washington’ın Suriye sahasında Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimalinin ortaya çıkmasını istemediğine işaret ediyor. İsrail muhalefetinden Netanyahu’ya tepki Netanyahu’nun Türkiye ve Suriye'ye yönelik sert açıklamaları İsrail içinde de tartışma yarattı. İsrail Demokrat Partisi lideri Yair Golan, Suriye’ye yönelik operasyonları “kışkırtıcı ve tehlikeli” olarak değerlendirdi. Golan, mevcut politikaların İsrail’i Türkiye ile sıcak bir çatışmanın içine sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Ayrıca ordunun siyasi hesaplar doğrultusunda kullanılmasının ABD başta olmak üzere İsrail’in müttefikleriyle ilişkilerine zarar verebileceğini savundu. Muhalefet lideri, Netanyahu’yu ülkenin güvenliğinden ziyade siyasi geleceğini öncelemekle suçladı. İsrail ve Suriye arasında kritik telefon görüşmesi iddiası Gerilimin tırmanmasından önce İsrail ile Suriye arasında üst düzey bir temas gerçekleştirildiği de öne sürüldü. Reuters'a konuşan kaynaklara göre Mossad Direktörü Roman Goffman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, 14 Ağustos’ta telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede Türkiye’nin Suriye’deki askeri hareketliliğinin ele alındığı iddia edildi. Bu temasın, Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana İsrail ve Suriye arasındaki en üst düzey iletişim kanallarından biri olduğu ileri sürülüyor. Ancak İsrail Başbakanlık Ofisi ve Suriye Dışişleri Bakanlığı görüşmeye ilişkin resmi bir doğrulama yapmadı.

Marco Rubio'dan İran Açıklaması: "Hedefimiz Rejim Değişikliği Değil" Haber

Marco Rubio'dan İran Açıklaması: "Hedefimiz Rejim Değişikliği Değil"

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Filipinler'de katıldığı uluslararası zirvede İran'a yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonların amaçlarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Washington yönetiminin önceliğinin İran'da rejim değişikliği olmadığını vurgulayan Rubio, operasyonların temel hedefinin ülkenin askeri kapasitesini zayıflatmak ve nükleer programını sınırlandırmak olduğunu söyledi. Doğu Asya ülkelerinin katılımıyla Filipinler'de düzenlenen toplantıda konuşan Rubio, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Açıklamalarında, askeri operasyonların başlangıcından bu yana izlenen stratejinin değişmediğini belirten Rubio, yönetimin hedefinin Tahran'daki siyasi iktidarı devirmek olmadığını ifade etti. "Rejim Değişikliği Hedeflenmedi" ABD Başkanı'nın başından beri aynı çizgiyi koruduğunu dile getiren Rubio, operasyonların amacına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Başkan hiçbir zaman amacımızın rejim değişikliği olduğunu söylemedi. Operasyonun ilk gününden itibaren hedefimiz; füze rampalarını, insansız hava araçlarını, üretim tesislerini ve deniz kuvvetlerini etkisiz hale getirmekti." Rubio'nun açıklamaları, son dönemde İran ile yaşanan gerilimlerin ardından ABD'nin askeri stratejisine ilişkin uluslararası kamuoyunda yürütülen tartışmalar açısından önem taşıyor. "İran'ın Askeri Kapasitesi Büyük Ölçüde Zayıflatıldı" İran'ın askeri gücüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan ABD Dışişleri Bakanı, gerçekleştirilen operasyonların ardından ülkenin deniz ve hava unsurlarının ciddi ölçüde zarar gördüğünü öne sürdü. Rubio, "Şu an itibarıyla İran Deniz Kuvvetleri diye bir yapı kalmadı. Ellerinde yalnızca birkaç küçük sürat teknesi bulunuyor. Hava kuvvetleri ve hava savunma sistemleri de tamamen imha edilmiş durumda." ifadelerini kullandı. Söz konusu açıklamalar, ABD yönetiminin değerlendirmelerini yansıtırken, İran makamlarından bu iddialara ilişkin resmi bir açıklama gelmedi. Nükleer Program Vurgusu Rubio, Washington yönetiminin İran politikasındaki temel önceliğin ülkenin nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu yineledi. ABD'nin ulusal güvenlik politikası açısından en önemli konunun İran'ın nükleer kapasitesi olduğunu belirten Rubio, bu hedef doğrultusunda diplomatik ve askeri seçeneklerin değerlendirilmeye devam edildiğini ifade etti. "İran Halkı Daha İyi Bir Yönetimi Hak Ediyor" Konuşmasında İran'ın iç politikasına da değinen Rubio, Tahran yönetimini insan hakları konusunda eleştirdi. İran hükümetinin kendi vatandaşlarına yönelik uygulamalarını eleştiren Rubio, "Başkanın da belirttiği gibi İran halkı daha iyi bir liderliği hak ediyor. Kendi vatandaşlarını sokak ortasında katleden bir anlayışa elbette karşıyız. Ancak bizim İran'daki temel ulusal çıkarımız ve nihai hedefimiz, bu ülkenin asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamaktır." dedi. Bölgedeki Gerilim Yakından İzleniyor Rubio'nun açıklamaları, Orta Doğu'da son dönemde artan güvenlik geriliminin sürdüğü bir dönemde geldi. ABD ile İran arasındaki ilişkiler, nükleer program, bölgesel güvenlik ve askeri faaliyetler nedeniyle uzun süredir uluslararası gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Uzmanlar, taraflardan gelecek yeni açıklamalar ile diplomatik temasların bölgedeki gelişmeler açısından belirleyici olacağını değerlendirirken, uluslararası toplum da gerilimin daha fazla tırmanmaması yönündeki çağrılarını sürdürüyor.

Trump "Küba'yı özgürleştireceklerini" savundu Haber

Trump "Küba'yı özgürleştireceklerini" savundu

ABD Başkanı Trump, Connecticut eyaletinde katıldığı bir mezuniyet töreninden Washington'a dönüşünde havalimanında basın mensuplarının Küba ile ilgili sorularını yanıtladı. Küba'da ekonomik ve siyasi durumun "çok kötü" olduğunu savunan Trump, Küba halkının kendilerinden yardım istediğini ifade ederek, "Onlara yardım edeceğiz." dedi. Küba'da gıda ve elektrik sıkıntısı olduğunu anlatan Trump, Küba halkının ise "harika insanlar" olduğunu söyledi. ABD Başkanı, Küba konusunda uzmanlıklarının olduğunu ve halkın 65 yıldır bugünü beklediğini dile getirerek, "Küba'yı özgürleştireceğiz." yorumunu yaptı. Küba'ya yönelik ambargonun ne zaman kaldırılacağına ilişkin soru üzerine Trump, somut bir tarih vermekten kaçındı, ancak yakında bu konuyla ilgili açıklama yapacaklarını dile getirdi. Trump, ABD'nin Küba'da tansiyonu artırıp artırmayacağı konusunda ise "Tansiyon yükselmeyecek, buna gerek yok. Bakın, ülke parçalanıyor. Orası tam bir felaket, (yönetim) kontrolü kaybetmiş durumdalar, Küba'nın kontrolünü gerçekten kaybettiler." değerlendirmesini yaptı. Trump'ın Küba ile ilgili değerlendirmeleri, ABD Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche'nin, eski Küba Devlet Başkanı Raul Castro ve diğer yetkilileri "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmak"la suçlayan iddianameyi açıklamasından kısa süre sonra geldi. Küba'nın eski lideri Castro hakkındaki iddianameyi açıklayan Blanche, "Bugün, Raul Castro ve diğer bazı kişileri 4 ABD vatandaşını öldürmek amacıyla komplo kurmakla suçlayan bir iddianameyi duyuruyoruz." ifadelerini kullanmıştı. Blanche, Fidel Castro'nun kardeşi olan 94 yaşındaki Castro ve isimlerini belirtmediği bazı diğer kişilerin, Küba'nın 1996'da insani yardım grubu "Brothers to the Rescue'ya (Kurtarma Kardeşleri) ait uçakları düşürme ve başka suçlarla" itham edildiklerini açıklamıştı. ABD basınına göre, 2021'de Küba Komünist Partisi liderliğinden resmen istifa eden Raul Castro, hala ülkenin en güçlü figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. ABD, Küba ile gerilim devam ederken USS Nimitz uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdı ABD ile Küba arasındaki gerilim sürerken Washington yönetimi, "USS Nimitz (CVN 68)" uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdığını duyurdu. ABD Güney Saha Komutanlığının (SOUTHCOM) ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu hesabından konuyla ilgili açıklamada bulunuldu. Açıklamada, ABD'nin 17. Uçak Gemisi Hava Kanadı (CVW-17) biriminin bulunduğu USS Nimitz uçak gemisini, USS Gridley (DDG 101) ve USNS Patuxent (T-AO 201) savaş gemileriyle Karayipler'e konuşlandırdığı bildirildi. USS Nimitz'in, Tayvan Boğazı'ndan Arap Körfezi'ne kadar dünyanın dört bir yanında görevlerde bulunarak "savaş yeteneğini kanıtladığı" belirtilen açıklamada, bu durumun "hazırlık ve varlığın" en iyi örneği olduğu savunuldu. ABD Donanmasından martta yapılan açıklamada, dünyanın en büyük savaş gemileri arasında yer alan "USS Nimitz"in görev süresini yaklaşık 1 yıl daha uzatma kararı alındığı duyurulmuş ancak bu süreçte yeni görev yerine dair detay paylaşılmamıştı. ABD ile Küba arasındaki kriz ABD Başkanı Donald Trump, 30 Ocak'ta Küba'ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı. Beyaz Saray, bu kararın, Küba'nın "zararlı eylem ve politikalarına" karşı ABD'nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarını korumayı amaçladığını savunmuştu. Küba ile ilgili açıklamalarında, İran'dan sonra bu ülkeye yönelerek Havana yönetimiyle görüşeceklerini ifade eden Trump, Küba'nın "çökmüş bir devlet" olduğunu ve ancak ABD'nin bu ülkedeki siyasi ve ekonomik sorunları çözebileceğini savunuyor. Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise ABD'nin ülkesine askeri olarak müdahalede bulunmak için "bahane" aradığını belirterek, böyle bir durumda bölgenin "kan gölüne döneceği" uyarısı yapıyor.

ABD Kongresi İran savaşı hakkında Trump hükümetinin politikası sorgulandı Haber

ABD Kongresi İran savaşı hakkında Trump hükümetinin politikası sorgulandı

Cooper, "ABD Askeri Duruşu, Büyük Orta Doğu ve Afrika'daki Ulusal Güvenlik Zorlukları" konulu oturumda, Savunma Bakanlığı Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Zimmerman ve ABD Afrika Komutanı General Dagvin Anderson ile ifade verdi. Komitenin Demokrat üyesi Seth Moulton'ın, İran'a yönelik savaşta "işlerin pek iyi gitmediğine" dair yaptığı yoruma, Cooper tepki gösterdi. Moulton'ın, "Bu hata uğruna ölmesini isteyeceğimiz daha kaç Amerikalı olması gerektiğini bilmek istiyorum. Bunu biliyor musunuz?" sorusuna Cooper, "Bunun sizin tarafınızdan yapılmış, tamamen yersiz bir açıklama olduğunu düşünüyorum." sözleriyle karşılık verdi. Moulton, Başkan Donald Trump'ın Tahran'dan "koşulsuz teslimiyet" talep eden sözlerini gündeme getirerek "Bu, planın bir parçası mı?" diye sordu. Cooper bu soruya da "Sayın Temsilci, tüm askeri hedeflerimize ulaştık. Şu anda bir ateşkes halindeyiz, bir abluka uyguluyoruz ve geniş bir yelpazedeki olası gelişmelere karşı hazırlıklıyız." cevabını verdi. "Bir ateşkesimiz var" Kongre üyesi Chrissy Houlahan, CENTCOM Komutanı Cooper'a, ABD tarafından İran'a ait binlerce hedefin vurulduğunun, İran donanmasının yüzde 80 veya 90'ının yok edildiğinin söylenmesine rağmen "Neden kaybediyormuş gibi hissettiğini" sordu. Cooper, Houlahan'a, "Sayın Kongre üyesi, bu hissi paylaşmıyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi, görüşmeler devam ediyor ve bir departman olarak bu görüşmelere destek vermeye hazırız." yanıtını verdi. Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesindeki oturumun devamında, diğer Kongre üyelerinin İran ile savaşın sona erip ermediği konusundaki ısrarlı sorularına muhatap olan Cooper, "Bir ateşkesimiz var." demekle yetindi. Komite üyeleri ayrıca, İran'ın, bombalanarak yıkılan füze üslerinin birçoğunu halihazırda yeniden faaliyete geçirdiğine dair çıkan haberler konusunda Cooper'a sorular yöneltti. Cooper bu iddiaları reddederek, "Bu haberler gerçeği yansıtmıyor." dedi.

Trump: İran'a yarın için planlanan askeri saldırı ertelendi Haber

Trump: İran'a yarın için planlanan askeri saldırı ertelendi

Trump, İran’a yönelik planlanan saldırının Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri liderlerinin talebi üzerine ertelendiğini açıkladı. Trump, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın kendisinden saldırının ertelenmesini talep ettiğini belirtti. Bu talebin gerekçesi olarak ise bölgedeki diplomatik temasların devam etmesi gösterildi. Trump, yürütülen müzakerelerin “kabul edilebilir bir anlaşma” ile sonuçlanabileceğini ifade ederek, söz konusu anlaşmanın en önemli maddesinin “İran’ın nükleer silaha sahip olmaması” olduğunu bildirdi. Trump ayrıca, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Genelkurmay Başkanlığına bağlı askeri birimlere, saldırı planının durdurulduğu ancak olası bir başarısızlık durumunda hızlı şekilde yeniden devreye girilmesi için hazırlıklı olunması talimatı verdiğini kaydetti. Trump: İranlılar yakında neler olacağını biliyor ABD Başkanı Donald Trump, İran'la ilgili herhangi bir taviz vermeye açık olmadığını ifade ederek, Tahran'ın son gönderdiği öneriyi yetersiz bulduklarını bildirdi. Trump, "İranlılar yakında neler olacağını biliyor" diyerek olası bir saldırı sürecine geri dönme ihtimaline açık kapı bıraktı. New York Post gazetesine telefonla röportaj veren ABD Başkanı Trump, İran'la süren gerilimin çözümüne yönelik olumsuz bir tablo çizdi. Tahran'ın dün kendilerine ilettiği güncellenmiş öneriyi yetersiz bulduklarını anlatan Trump, İran'a yönelik kırmızı çizgilerin aynen geçerli olduğunu vurguladı. ABD Başkanı, İran'ın uranyum zenginleştirme programını 20 yıl askıya almasını kabul ettiği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, "Şu anda hiçbir şeye açık değilim" diyerek herhangi bir taviz vermeye sıcak bakmadığını belirtti. Trump, "İranlılar yakında neler olacağını biliyor" diyerek olası bir saldırı sürecine geri dönme ihtimaline açık kapı bıraktı. Trump, ulusal güvenlik ekibini salı günü yeniden topluyor Öte yandan Axios haber platformunun üst düzey ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde, Trump'ın yarın Beyaz Saray'da ulusal güvenlik ekibini yeniden toplayacağı belirtildi. Haberde Trump'ın, İran'dan dün gelen son öneriyi "yetersiz" bulduğunu dile getirdiği ve tüm seçenekleri ulusal güvenlik ekibiyle bir kez daha değerlendirmek istediği kaydedildi. Trump, 17 Mayıs'ta Axios'a verdiği röportajda, İran'ın zamanının azaldığını vurgulayarak, saldırılara yeniden başlaması halinde bu ülkeyi "öncekinden daha sert şekilde" vuracaklarını ifade etmişti.

Trump’tan medyaya gözdağı, Savaş bilgilerini sızdıranlara soruşturma’ açılacak Haber

Trump’tan medyaya gözdağı, Savaş bilgilerini sızdıranlara soruşturma’ açılacak

ABD medyasına göre Trump, Pentagon ve Beyaz Saray’a ait gizli savaş bilgilerini yayımladıkları gerekçesiyle bazı gazeteciler hakkında sert adımlar atılmasını istedi ve bu kapsamda telefonlara ve iletişim kayıtlarına el konulmasını talep etti. Yetkililer, söz konusu bilgilerin “ulusal güvenlik sırları” olduğunu savundu. Wall Street Journal’ın aktardığına göre, ABD Adalet Bakanlığı Vekili Todd Blanche, medya kaynaklarının ortaya çıkarılması için tüm yasal yolların kullanılacağına dair güvence verdi. Trump’tan İran savaşına ilişkin rahatsızlık Trump’ın öfkesinin, 23 Şubat’ta yayımlanan bir haber sonrası arttığı belirtildi. Haberde, ABD’li General Dan Caine’in Trump’ı İran ile savaşın uzun süreceği ve ciddi riskler taşıdığı konusunda uyardığı, ancak Trump’ın bu uyarıdan sadece beş gün sonra operasyonları başlattığı iddia edildi. “Savaş odası” bilgileri ve New York Times gerilimi Beyaz Saray kaynaklarına göre Trump özellikle New York Times gazetesine tepki gösteriyor. Gazetenin 7 Nisan’da yayımladığı bir haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Trump’ı İran’a yönelik saldırılara ikna etmeye çalıştığı ve ABD istihbaratının “rejim değişikliği” planlarına şüpheyle yaklaştığı iddia edilmişti. Gazetecilere gözaltı tehdidi Trump, bir basın toplantısında gazetecilere açık şekilde tehditte bulunarak, “Gidip medya şirketlerine şunu söyleyeceğiz: Bu ulusal güvenlik meselesi. Ya kaynaklarınızı açıklarsınız ya da hapse girersiniz” ifadelerini kullandı. Adalet Bakanı da bu açıklamalara destek vererek gerekirse gazetecilerin evlerinde arama yapılabileceğini söyledi. Medya ile gerilim tırmanıyor Trump’ın medya ile ilişkisi 2016’dan bu yana gerginliğini korurken, son dönemde bu gerilim “yanlış haber” tartışmasından çıkarak “hainlik” suçlamalarına kadar uzandı. Haberde, mevcut Adalet Bakanlığı düzenlemelerinin gazetecileri koruduğu ancak Todd Blanche’ın bu kuralları gevşettiği ifade edildi. ABD ile İran arasında 28 Şubat 2026’da başlayan savaşın küresel enerji krizine yol açtığı belirtilirken, Trump’ın yaklaşan seçimler öncesinde bilgi akışını kontrol altına almak istediği yorumuna yer verildi.

İslamabad görüşmeleri başlıyor: ABD heyeti Pakistan’da Haber

İslamabad görüşmeleri başlıyor: ABD heyeti Pakistan’da

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’i taşıyan "Air Force Two" uçağı bugün sabah saatlerinde İslamabad’a iniş yaptı. Bu ziyaret, 2011 yılından bu yana bir ABD Başkan Yardımcısı'nın Pakistan’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor. Heyette Vance’in yanı sıra Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, damadı ve başdanışmanı Jared Kushner ile CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper da yer alıyor. İran heyeti en üst düzeyde temsil ediliyor İran tarafı ise İslamabad’a Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığındaki bir heyetle katılıyor. Heyette Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Ekber Ahmediyan ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Hemmati gibi kilit isimler bulunuyor. Görüşmelerin formatı: Hem doğrudan hem dolaylı Pakistan’ın arabuluculuğunda gerçekleştirilen ve "İslamabad Görüşmeleri" olarak adlandırılan müzakereler, yoğun güvenlik önlemleri altında gizli bir noktada yürütülüyor. Pakistanlı yetkililer, görüşmelerin hem doğrudan hem de dolaylı formatlarda yapılacağını ve müzakerelerin birkaç gün sürebileceğini belirtiyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, bu turu "kalıcı bir ateşkes arayışında kader anı" olarak nitelendirdi. Görüşmelere Pakistan tarafını temsilen Dışişleri Bakanı İshak Dar, Ordu Komutanı General Asım Münir ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Muhammed Asım Malik eşlik ediyor. Dünyanın gözü bu zirvede İki haftalık geçici ateşkes süreci devam ederken gerçekleşen bu zirve, bölgenin kaderini belirleyecek. Görüşmelerden çıkacak sonuç, Ortadoğu’nun topyekun bir savaşa mı sürükleneceğini yoksa kalıcı bir barış zeminine mi oturacağını tayin edecek. Heyette yer alan JD Vance’in geçmişte bir deniz piyadesi olarak 2005 yılında Irak’ta görev yapmış olması, bölgeyi yakından tanıyan bir isim olarak müzakerelerdeki profilini güçlendiriyor. Washington ve Tahran heyetlerinin bugün itibarıyla ilk temasları gerçekleştirmesi bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.