Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sürdürülebilirlik

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Sürdürülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eti Bakır, Siirt’te Yerin 669 Metre Altından Türkiye’nin yıllık bakır ihtiyacının %25’ini karşılıyor Haber

Eti Bakır, Siirt’te Yerin 669 Metre Altından Türkiye’nin yıllık bakır ihtiyacının %25’ini karşılıyor

Türkiye’nin yıllık bakır ihtiyacının %25’ini karşılayan Eti Bakır, 8 maden işletmesinde yılda 90 bin ton katot bakır üretiyor. Eti Bakır’ın üretimine önemli destek veren Siirt İşletmesi, 14 bin ton katot bakıra denk gelen 80 bin tonluk bakır konsantresiyle Türkiye’nin bakır ihtiyacına 180 milyon dolarlık katkı sağlıyor. Katma değerli sanayinin öncü şirketlerinden Eti Bakır, Madenköy’de faaliyet gösteren Siirt İşletmesi’nde yılda yaklaşık 1 milyon ton tüvenan cevher çıkarıyor. Bu cevher tesislerde 80 bin ton bakır konsantresi haline getirilerek, katot bakır üretimi için Eti Bakır Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi’ne gönderiliyor. Siirt, yerli maden kaynaklarından ürettiği bakır konsantresiyle Türkiye’ye yıllık 180 milyon dolarlık katkı sağlıyor. ‘YÜKSEK TEKNOLOJİYLE ÜRETİM YAPIYORUZ’ Eti Bakır Siirt İşletmesi İşletme Müdürü Olcay Kotiloğlu, işletmenin hem üretim kapasitesi hem de bölgeye sağladığı ekonomik katkıyla önemli bir merkez olduğuna dikkat çekerek, “Siirt İşletmemiz, yer altı madenciliğindeki özel koşulları ve teknolojik altyapısıyla Eti Bakır bünyesinde önemli bir yere sahip. Türkiye’nin yıllık yaklaşık 500 bin tonluk katot bakır ihtiyacı bulunuyor. Bu ihtiyacın bir kısmının yerli kaynaklardan Siirt’te üretilmesi, ülkemizin dışa bağımlılığının azaltılmasına ve ülke ekonomisine katkı sağlanmasına önemli bir katkı sağlıyor. Bu üretimi gerçekleştirirken teknolojiyi ve iş güvenliğini de en üst seviyede tutmaya çalışıyoruz. Kuyu derinliğimiz 669 metre, kule yüksekliğimiz ise 74,5 metre. Türkiye’de metalik madenlerde dik kule sistemiyle kurulan ilk kuyu sistemine sahibiz. Yer altındaki ekipmanlarımızın büyük bölümünü uzaktan kumandayla çalıştırıyoruz ve cevheri yer altından flotasyon tesisimize konveyör hatlarıyla el değmeden ulaştırıyoruz. Böylece hem güvenli hem de yüksek verimli bir üretim gerçekleştiriyoruz” dedi. 500 MİLYON DOLARLIK YATIRIM Siirt İşletmesi’nde sürdürülen yatırımlara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kotiloğlu, şunları söyledi: “Siirt İşletmemiz, teknolojik altyapısı ve yer altı madenciliğindeki özel koşullarıyla Eti Bakır bünyesinde önemli bir yere sahip. İşletmemizi, Cengiz Holding çatısı altına girdiği 2017 yılından bu yana yaklaşık 500 milyon dolarlık yatırımla güçlendirdik. Yatırım planımızın yüzde 80’lik kısmını tamamladık; kalan yatırımları önümüzdeki yıl tamamlamayı öngörüyoruz. Yatırımlarımızın büyük bölümünü Ar-Ge çalışmaları oluşturuyor. Öte yandan sadece tesise yatırım yapmıyoruz, bölge ekonomisine de katkı sağlıyoruz. Siirt, Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2025 yılına yönelik İş Gücü İstatistikleri’ne göre en düşük istihdam oranına sahip dördüncü il konumunda. Biz de yerel istihdamı desteklemek adına işletmemizde görev alan 848 çalışma arkadaşımızın büyük bir bölümünü Siirt’ten istihdam ettik. Yerel ekonominin kalkınması için de çalışmalar yapıyoruz. İhtiyaç duyduğumuz mal ve hizmetlerin büyük bölümünü yerel firmalardan temin ediyoruz. Bu yolla dolaylı istihdamı, yerel firmaları ve bölge ekonomisini güçlendiriyoruz.” 954 BİN AĞAÇ DİKİLDİ, HEDEF 1 MİLYON AĞAÇ Eti Bakır Siirt İşletmesi, üretim faaliyetlerinin yanı sıra çevresel rehabilitasyon çalışmalarını da sürdürüyor. Çorak bir arazide, herhangi bir ağaç kesilmeden faaliyete geçirilen işletmede bugüne kadar 954 bin ağaç dikildi. İşletmede 1 milyon fidan hedefine ulaşılması için çalışmalar devam ediyor. Sürdürülebilirlik yaklaşımı üretim sahasıyla sınırlı olmayan işletmede, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte özellikle kış aylarında olumsuz hava koşullarından etkilenen yaban hayvanlarının beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çalışmalar da gerçekleştiriliyor. Eti Bakır, Siirt İşletmesi’nde yerli kaynakların ekonomiye kazandırılmasını; yüksek teknoloji, iş güvenliği, yerel istihdam, bölgesel tedarik ve çevresel rehabilitasyon çalışmalarıyla birlikte ele alan bütüncül bir madencilik anlayışıyla faaliyetlerini sürdürüyor.

İbrahim Yumaklı,: Yeni av sezonuna 'Vira Bismillah' Haber

İbrahim Yumaklı,: Yeni av sezonuna 'Vira Bismillah'

Türkiye’de 2026-2027 Su Ürünleri Av Sezonu, İzmir’de düzenlenen programla dualarla ve “Vira Bismillah” denilerek başladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yeni av sezonunun başlangıcını sosyal medya hesabından duyurdu. Yumaklı, Türkiye’nin su ürünleri sektöründe teknoloji, üretim ve ihracat kapasitesiyle küresel ölçekte önemli bir konuma ulaştığını belirtti. SU ÜRÜNLERİNDE 2,3 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT Türkiye’nin yaklaşık 100 ülkeye 2,3 milyar dolarlık su ürünleri ihracatı gerçekleştirdiğini belirten Bakan Yumaklı, toplam üretimin ise 1 milyon tonu aştığını ifade ederek, sürdürülebilir balıkçılığın önemine dikkat çekti ve denizlerin bereketinin korunması amacıyla avcılık ile yetiştiricilik faaliyetlerinde sürdürülebilirlik ilkelerinin gözetileceğini vurguladı. Yeni av sezonunda balıkçılara başarı dileyen Bakan İbrahim Yumaklı, tüm balıkçı reislerine "Bereketli olsun, rastgele" diyerek kazasız, belasız ve bol kazançlı bir sezon temennisinde bulundu. ???? Doğu Akdeniz’den Atlantik’e kadar şanlı bayrağımızı gururla dalgalandıran güçlü filomuz ve fedakâr balıkçılarımızla yeni bir sezona adım atıyoruz. ???? Sadece daha fazla üretmiyor; sürdürülebilirlik bilinciyle denizlerimizi, ekosistemimizi ve yarınlarımızı güvence altına… pic.twitter.com/Tb65hHjlZa — T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı (@TCTarim) August 31, 2026

Dünya genelinde Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı Haber

Dünya genelinde Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı

Dünya genelinde gıdanın ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutlarını inceleyen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi’nin yeni araştırması, mevcut ilerleme hızıyla küresel 2030 hedefleri arasındaki ciddi farkı ortaya koydu. Araştırmaya göre pestisit kullanımından sera gazı emisyonlarına kadar pek çok alanda kapsamlı adımlar atılması gerekiyor. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, ilerlemenin hızlanması halinde 2050’ye kadar hedeflere ulaşılabileceğini belirtti. Küresel hedeflere en çok yaklaşan ülkeler arasında ise Japonya ve Kanada yer aldı. İklim krizi, artan maliyetler ve doğal kaynakların tahribi; güvenilir, besleyici ve erişilebilir gıdaya ulaşmayı dünyanın en kritik sorunlarından biri haline getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Johns Hopkins Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve Küresel Beslenmeyi İyileştirme İttifakı (GAIN) tarafından ortaklaşa yürütülen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi (FSCI) araştırması, dünya genelinde gıdanın üretimden tüketime uzanan yapısının 2030 hedeflerinin önemli ölçüde gerisinde kaldığını gösterdi. Gıda kaynaklı emisyonlar “sıfır” hedefine çok uzak Nature Food dergisinde yayınlanan araştırmada 197 ülke, beslenme ve sağlık, çevre ve doğal kaynaklar, geçim kaynakları, yoksulluk ve eşitlik, yönetim ve dayanıklılık olmak üzere beş ana alanda ve 44 gösterge üzerinden değerlendirildi. Bu kapsamda 22 göstergede küresel ortalama bakımından ilerleme kaydedildiği, 15 göstergede belirgin bir değişiklik yaşanmadığı, 7 göstergede ise tablonun kötüleştiği tespit edildi. Suya güvenli erişim, bilgiye erişim, kamu yönetiminin etkinliği ve tarımsal verimlilik olumlu gelişme kaydedilen alanlar arasında yer aldı. Sivil toplumun karar süreçlerine katılımı, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sağlıklı beslenmenin maliyeti, gıda güvencesizliği, pestisit kullanımı, ultra işlenmiş gıda satışları ve sera gazı emisyonları ise olumsuz yönde ilerledi. Araştırmada özellikle gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarında bugünkü eğilimlerin devam etmesi durumunda hiçbir ülkenin ‘sıfır emisyon’ hedefine ulaşamayacağına dikkat çekildi. Japonya, İzlanda ve Kanada küresel gıda hedeflerinde öne çıktı Ülkelerin küresel hedeflere ne ölçüde yaklaştığı dünyanın farklı coğrafyaları açısından da değerlendirildi. Yeni Zelanda 14 göstergede Okyanusya’da, Tunus 16 göstergede Afrika’da, İzlanda 21 göstergede Avrupa’da, Kanada 17 göstergede Kuzey ve Güney Amerika’da, Japonya ise 16 kriterde Asya kıtasında hedeflenene en yakın sonuçları kaydetti. Hedeflere ulaşmak için gereken ilerleme hızı da coğrafyalara göre belirgin biçimde değişiyor. Afrika’nın gıda güvencesizliği, tarımsal su kullanımı, kamu idaresi ve çocuk işçiliğinin de aralarında bulunduğu 16 kriterde küresel ölçütleri yakalayabilmesi için her yıl yüzde 20’nin üzerinde iyileşme sağlaması gerekiyor. Avrupa’da ihtiyaç duyulan iyileşme oranları ise diğer bölgelere kıyasla daha düşük seviyede. “Hedeflere 2050’ye kadar ulaşmak mümkün” Araştırmayı değerlendiren TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, artan nüfusun, iklim değişikliğinin ve doğal kaynaklardaki tahribatın gıda ekosistemi üzerindeki yükü her geçen gün artırdığını belirterek şunları söyledi: “Gıda alanındaki başarıyı üretim miktarı tek başına belirlemiyor. Üretilen gıdanın güvenilir ve besleyici olması, tüketicinin bu gıdaya erişebilmesi, üretimde kullanılan suyun, enerjinin ve hammaddenin verimli yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Araştırma, bütün bu konuların bir arada ele alınması gerektiğini ve bugüne kadar kaydedilen ilerlemenin 2030 hedefleri için yeterli olmadığını gösteriyor. Bugünden itibaren daha hızlı hareket edilirse hedeflerin büyük bölümüne 2050’ye kadar ulaşmak mümkün. Bunun için üretim ve tüketimi geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda vakit kaybetmeden yeniden şekillendirmeliyiz.” Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi ve gıda sanayisindeki uzmanlığının önemli bir avantaj sağladığını belirten Sidar, “Güçlü bir üretim altyapısına ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimine sahibiz. Bu potansiyeli uzun vadeli politikalarla desteklediğimizde Türk gıda sanayisini iklim, tedarik ve fiyat dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hâle getirebiliriz” dedi. Gıda sektörünün paydaşları 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde buluşuyor Sidar, araştırmanın gündeme taşıdığı konuların TÜGİS ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle düzenlenecek 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde sektörün farklı paydaşlarıyla birlikte değerlendirileceğini söyledi. “Gıdanın Geleceği için Dönüşüm” temasıyla 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus’ta gerçekleştirilecek zirvenin programında iklim krizi, gıda israfı, sürdürülebilir üretim, gıda ekonomisi, rejeneratif tarım ve tedarik zincirindeki dönüşüm gibi başlıklar yer alıyor. İş dünyası, kamu, akademi ve sivil toplum temsilcilerini buluşturacak zirvede, gıdanın geleceğine ilişkin çözüm önerileri ve yeni iş birliği imkanları paylaşılacak.

İstanbul Rumeli Üniversitesi MYO Müdürü Serap Daş: "Uygulamalı Eğitim, Mezunlarımızı İstihdama Bir Adım Önde Hazırlıyor" Haber

İstanbul Rumeli Üniversitesi MYO Müdürü Serap Daş: "Uygulamalı Eğitim, Mezunlarımızı İstihdama Bir Adım Önde Hazırlıyor"

İstanbul Rumeli Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. Serap Daş, meslek yüksekokullarının yalnızca diploma veren kurumlar olmadığını, sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştiren önemli eğitim merkezleri olduğunu belirterek, uygulamalı eğitim modeli sayesinde öğrencileri mezun olmadan iş hayatına hazırladıklarını söyledi. Günümüzde iş dünyasının beklentilerinin hızla değiştiğine dikkat çeken Daş, teorik bilginin artık tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "İşverenler bugün mesleki bilgiye sahip olmanın yanı sıra uygulama deneyimi bulunan, ekip çalışmasına uyum sağlayabilen, dijital teknolojileri etkin kullanabilen ve problem çözme becerisi gelişmiş mezunları tercih ediyor. Biz de İstanbul Rumeli Üniversitesi Meslek Yüksekokulu olarak eğitim modelimizi bu ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiriyor, öğrencilerimizi daha eğitimleri devam ederken gerçek iş ortamlarıyla buluşturuyoruz." Uygulamalı eğitim ön planda Meslek Yüksekokulu bünyesinde Bilgisayar Programcılığı, Grafik Tasarımı, İç Mekân Tasarımı, Aşçılık, Pastacılık ve Ekmekçilik, Uçak Teknolojisi, Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği ile Sivil Havacılık Kabin Hizmetleri, Mahkeme ve Büro Hizmetleri programlarında uygulama ağırlıklı eğitim verildiğini ifade eden Daş, laboratuvar çalışmaları, atölye uygulamaları, simülasyon eğitimleri ve proje temelli öğrenme yöntemleriyle öğrencilerin mesleki yetkinliklerini geliştirdiklerini söyledi. Daş, "Öğrencilerimiz teorik bilgilerini uygulamayla pekiştiriyor. Böylece mezuniyet sonrasında iş hayatına daha hızlı uyum sağlayan, sahaya hazır profesyoneller olarak kariyerlerine başlıyorlar." dedi. Stajlar kariyerin ilk adımı oluyor Staj süreçlerini eğitimin en önemli parçalarından biri olarak gördüklerini belirten Serap Daş, üniversitenin kamu kurumları ve özel sektörle geliştirdiği iş birliklerinin öğrenciler için önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. "Stajı yalnızca zorunlu bir eğitim süreci olarak değerlendirmiyoruz. Öğrencilerimizin mesleki kimliklerini oluşturdukları, deneyim kazandıkları ve kariyerlerine ilk adımı attıkları önemli bir gelişim alanı olarak görüyoruz. Sektörle kurduğumuz güçlü iş birlikleri sayesinde öğrencilerimiz eğitimleri sırasında çalışma hayatını yakından tanıma fırsatı buluyor." Kariyer Merkezi öğrencileri iş dünyasına hazırlıyor Öğrencilerin mezuniyet öncesinden itibaren kariyer planlamalarına destek verdiklerini kaydeden Daş, Kariyer Merkezi'nin sunduğu hizmetlere de dikkat çekti. "Kariyer Merkezimiz; özgeçmiş hazırlama, mülakat teknikleri, kariyer planlama eğitimleri, sektör buluşmaları, kariyer günleri organizasyonları gibi birçok alanda öğrencilerimize destek sağlıyor. Böylece mezunlarımız yalnızca diploma sahibi değil, aynı zamanda iş yaşamına hazır ve rekabet gücü yüksek bireyler olarak kariyerlerine başlıyor." "Kaliteyi akreditasyonlarla güçlendiriyoruz" Meslek Yüksekokulu'nda kalite güvencesi çalışmalarına büyük önem verdiklerini ifade eden Daş, Bilgisayar Programcılığı, Aşçılık ile Pastacılık ve Ekmekçilik programlarının akreditasyon süreçlerini başarıyla tamamladığını belirtti. Akreditasyon çalışmalarını tüm programlara yaymayı hedeflediklerini söyleyen Daş, "Sürekli iyileştirme anlayışıyla eğitim programlarımızı geliştiriyor, ulusal ve uluslararası kalite standartlarını esas alıyoruz. Amacımız öğrencilerimize daha nitelikli bir eğitim sunarken mezunlarımıza da kariyer yolculuklarında güçlü bir avantaj kazandırmak." ifadelerini kullandı. "Geleceğin mesleklerine bugünden hazırlanıyoruz" Meslek yüksekokullarının başarısının mezun sayısından çok istihdam başarısıyla ölçüldüğünü vurgulayan Daş, sözlerini şöyle tamamladı: "Programlarımızı sektörün beklentileri doğrultusunda sürekli güncelliyoruz. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve yeni teknolojileri eğitim süreçlerimize entegre ediyoruz. Hedefimiz; yalnızca bugünün değil, geleceğin mesleklerine de hazır, yaşam boyu öğrenmeyi benimseyen, etik değerlere bağlı, üretken ve yenilikçi mezunlar yetiştirmek. İstanbul Rumeli Üniversitesi Meslek Yüksekokulu olarak sektörle birlikte gelişen, istihdama yön veren ve öğrencilerini geleceğe hazırlayan eğitim anlayışımızı kararlılıkla sürdürüyoruz."

Çelebi Havacılık, Türk Hava Yolları İş Birliğiyle Kenya Operasyonlarını Güçlendiriyor Haber

Çelebi Havacılık, Türk Hava Yolları İş Birliğiyle Kenya Operasyonlarını Güçlendiriyor

Küresel havacılık sektöründeki büyümesini stratejik iş birlikleriyle sürdüren Çelebi Havacılık, Türk Hava Yolları ile gerçekleştirdiği yeni anlaşma kapsamında Kenya’daki operasyonlarını güçlendiriyor. Şirket, 1 Ağustos 2026 itibarıyla Kenya’nın başkenti Nairobi’de bulunan Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı’nda (NBO) Türk Hava Yolları’na yer hizmetleri sunmaya başlayacak. Bu yeni iş birliği, Çelebi Havacılık’ın Afrika’daki büyüme stratejisi açısından önemli bir adım olurken, şirketin Doğu Afrika’nın en stratejik havacılık merkezlerinden biri olan Nairobi’deki varlığını da daha ileri taşıyor. Havacılık sektöründe 65 yılı aşkın deneyimiyle üç kıtada faaliyet gösteren Çelebi Havacılık, iş birliği kapsamında Türk Hava Yolları’nın İstanbul–Nairobi–İstanbul hattındaki uçuşlarına yolcu hizmetleri, rampa operasyonları, uçak dönüş (turnaround) koordinasyonu, bagaj hizmetleri ve diğer yer hizmetleri süreçlerinde destek sağlayacak. Haftalık 7, yıllık ise yaklaşık 365 uçuşun yönetileceği operasyon kapsamında, yılda yaklaşık 75 ila 80 bin yolcuya güvenli, zamanında ve yüksek hizmet standartlarında hizmet sunulması hedefleniyor. Stratejik havayolu ortaklıklarında yeni dönem Türk Hava Yolları’nın Çelebi Havacılık Kenya portföyüne dahil edilmesi, şirketin Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı’ndaki operasyonel ölçeğini daha da ileri taşıyan önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor. British Airways, Emirates SkyCargo, Network Airlines ve Astral Aviation gibi farklı segmentlerde faaliyet gösteren global havayollarına hizmet sunan Çelebi Havacılık Kenya, bu yeni iş birliğiyle birlikte bölgedeki konumunu daha da güçlendiriyor. Doğu Afrika’nın en önemli bağlantı noktalarından biri olan Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı, Afrika, Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında stratejik bir geçiş merkezi olma özelliğini sürdürüyor. Nairobi’nin bölgesel ticaret merkezi rolü ve artan uluslararası bağlantı kapasitesi, havalimanının küresel havacılıktaki önemini her geçen yıl daha da artırıyor. Kenya Havalimanları Otoritesi tarafından yürütülen modernizasyon çalışmaları kapsamında havalimanının yıllık yolcu kapasitesinin 7,5 milyondan 22 milyona çıkarılması hedefleniyor. Uluslararası standartlarla güçlenen operasyonel yapı Çelebi Havacılık Kenya, tüm operasyonlarını uluslararası kalite ve güvenlik standartları doğrultusunda yürütüyor. ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi, ISAGO ve ilaç lojistiğinde güvenli taşımacılığı destekleyen GDP sertifikalarına sahip Şirket, özellikle yüksek değerli ve sıcaklık kontrollü kargoların yönetiminde uluslararası standartlarda hizmet sunuyor. Şirket aynı zamanda sürdürülebilirlik yaklaşımını operasyonlarına entegre ederek elektrikli yer hizmet ekipmanlarını (e-GSE) aktif olarak kullanıyor. Bu uygulama, Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı’ndaki operasyonların çevresel etkisini azaltırken, havacılık sektörünün küresel sürdürülebilirlik hedefleriyle de uyumlu bir yapı oluşturuyor. Deneyimli operasyon ekipleri, gelişmiş yer hizmet ekipmanları ve güçlü koordinasyon kabiliyetiyle Çelebi Havacılık Kenya, Türk Hava Yolları operasyonlarında güvenli, zamanında ve kesintisiz bir hizmet akışı sağlamayı hedefliyor. Çelebi Havacılık Yer Hizmetleri ve Kargo Başkanı (EMEA) Atilla Korkmazoğlu, yeni iş birliğinin Kenya operasyonları açısından önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Türk Hava Yolları ile başlattığımız bu iş birliği, Çelebi Havacılık Kenya'nın ulaştığı operasyonel olgunluğun ve uluslararası havayolları nezdinde oluşturduğu güvenin önemli bir göstergesidir. Türk Hava Yolları'nın Nairobi operasyonlarını desteklemekten memnuniyet duyuyor, bu iş birliğinin her iki kuruluş için de uzun vadeli değer yaratacağına inanıyoruz. Jomo Kenyatta Uluslararası Havalimanı'nın devam eden modernizasyon süreciyle birlikte, bölgedeki havacılık ekosisteminin daha da güçleneceğine inanıyoruz. Güçlü operasyonel altyapımız, uluslararası standartlarımız ve sürdürülebilir hizmet yaklaşımımızla Türk Hava Yolları operasyonlarına yüksek kalite ve güvenilirlikte destek sunmayı sürdüreceğiz. Bu iş birliğini yalnızca Kenya operasyonlarımız açısından değil, aynı zamanda Afrika'daki uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz.”

Gazi Teknopark, teknoloji üretiminden girişimciliğe, kamu desteklerinden uluslararası pazarlara kadar uzanan çok yönlü bir büyüme sürecinden geçiyor. Haber

Gazi Teknopark, teknoloji üretiminden girişimciliğe, kamu desteklerinden uluslararası pazarlara kadar uzanan çok yönlü bir büyüme sürecinden geçiyor.

Yaklaşık 20 bin metrekarelik kapalı alanda 180’in üzerinde teknoloji firmasına ev sahipliği yapan bölgede yaklaşık 1.400 Ar-Ge, yazılım, tasarım ve destek personeli görev yapıyor. Gazi Teknopark’ta kuruluşundan bugüne yürütülen proje sayısı ise 2 bini aşmış durumda. Yazılım, mühendislik, sağlık teknolojileri, yapay zekâ, enerji ve bilimsel araştırma alanlarında faaliyet gösteren firmaları aynı çatı altında buluşturan Gazi Teknopark, yalnızca ofislerin bulunduğu bir çalışma alanı olmanın ötesine geçiyor. Üniversite, girişimci, yatırımcı, teknoloji firması ve kamu kurumları arasında kurulan bağ, bölgenin teknoloji ekosistemindeki asıl gücünü oluşturuyor. Gazi Teknopark İşletme Direktörü Burcu Alkan Bilir, büyümenin yalnızca firma sayıları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek kurumun yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “Bizim büyüme anlayışımız, nicelikten çok nitelik üzerine kuruludur. Daha fazla firmaya ev sahipliği yapmanın ötesinde; projelerin ticarileşmesi, sürdürülebilir satış başarısı yakalaması, nitelikli istihdam oluşturması ve küresel pazarlarda rekabet eden markalara dönüşmesi önceliğimizdir.” Gazi Teknopark’ta Doluluk Oranı Yüzde 98’e Ulaştı Gazi Teknopark’a teknoloji firmalarının gösterdiği ilgi, son yıllardaki firma ve doluluk oranlarına da yansıdı. Kuruluşundan bu yana Gazi Teknopark istikrarlı bir büyüme performansı sergiledi Firmaların yaklaşık yüzde 22’sinin kuluçka statüsünde faaliyet göstermesi, bölgenin yalnızca yerleşik şirketlerin değil, yenilikçi girişimlerin de gelişimini destekleyen güçlü bir ekosistem sunduğunu göstermektedir. 2023 yılında yüzde 89 seviyesinde bulunan doluluk oranı, 2025’te yaklaşık yüzde 100’e ulaştı. Kiralanabilir alanın neredeyse tamamının dolması, Gazi Teknopark’ın Ankara’daki teknoloji firmaları açısından önemli bir çekim merkezine dönüştüğünü ortaya koydu. Burcu Alkan Bilir, artan talebin teknopark yönetiminin sorumluluklarını da büyüttüğüne dikkat çekti: “Teknopark yönetimi yalnızca firmalara çalışma alanı sağlamaktan ibaret değil. Firmaların mevzuata uygun çalışmasından Ar-Ge projelerinin takibine, kamu desteklerinden ticarileşme süreçlerine kadar geniş bir sorumluluk alanımız bulunuyor. Girişimcilerin karşılaştığı engelleri azaltmaya ve teknolojik ürünlerin pazara ulaşmasını kolaylaştırmaya çalışıyoruz.” Ar-Ge Projelerinin Bütçesi 44,4 Milyar Liraya Çıktı Gazi Teknopark’ın 2025 performansında en dikkat çekici gelişmelerden biri, yürütülen Ar-Ge projelerinin sayısında ve toplam bütçesinde yaşandı. Ar-Ge proje sayısı %12 artarken projelerin toplam bütçesi 44,4 milyar TL'ye yükselerek yaklaşık 4 kat oranında artış gösterdi. Böylece bir yıl içinde proje bütçelerinde dikkat çekici bir büyüme kaydedildi. Teknolojik çalışmaların pazara ulaşma kapasitesini gösteren ticarileşmiş proje sayısı da 206’dan 240’a yükseldi. Ar-Ge desteklerinden yararlanma kapasitesi de önemli ölçüde güçlendi. TÜBİTAK destekli proje sayısı yüzde 17 artışla 54’e ulaşırken, bu projelere sağlanan toplam destek 72 milyon TL oldu. Avrupa Birliği Çerçeve Programları kapsamında desteklenen proje sayısı ise yüzde 67 yükseldi. Burcu Alkan Bilir, bir Ar-Ge projesinin yalnızca teknik başarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi: “Bir projenin teknik açıdan başarıyla tamamlanması son derece değerli. Ancak teknolojinin kullanıcıya ulaşması, satışa dönüşmesi ve sürdürülebilir bir iş modeline kavuşması da gerekiyor. Firmalarımızın proje aşamasından ticarileşmeye kadar uzanan yolculuğunda yanlarında olmaya çalışıyoruz.” Mikro ve küçük şirketlerin teknoloji üretiminde hızlı hareket edebildiğini belirten Alkan Bilir, bu firmaların destek ihtiyaçlarının da büyük şirketlerden farklılaştığını ifade etti: “Genç teknoloji şirketleri yenilik üretme konusunda son derece hızlı ve çevik olabiliyor. Ancak finansman, mevzuat, nitelikli insan kaynağı ve pazara erişim konularında daha fazla yönlendirmeye ihtiyaç duyabiliyorlar. Sunduğumuz hizmetleri bu ihtiyaçları dikkate alarak geliştirmeye çalışıyoruz.” Gazi Teknopark Firmalarının Cirosu 12,2 Milyar Liraya Yükseldi Ar-Ge projelerinde yaşanan büyüme, Gazi Teknopark firmalarının ticari performansına da yansıdı. Toplam cirodaki %91’lik ve yurt içi satışlardaki %138’lik artış, Gazi Teknopark firmalarının geliştirdikleri teknoloji ve yenilikçi çözümleri başarıyla ticarileştirdiğini, iç pazardaki rekabet gücünü önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. İç pazardaki büyümenin önemli bir başarı olduğunu belirten Burcu Alkan Bilir, ihracat verilerinin gelecek dönemin önceliklerinden birini ortaya çıkardığını söyledi: “Firmalarımızın yurt içi satışlarındaki artış, geliştirilen ürün ve hizmetlerin pazarda karşılık bulduğunu gösteriyor. Ancak bu büyümeyi uluslararası pazarlara da taşımamız gerekiyor. Londra, Amsterdam ve Dubai’de yürüttüğümüz çalışmaların temel hedeflerinden biri, firmalarımızın yeni pazarlara erişimini kolaylaştırmak.” Dört Kıtaya Uzanan Küresel Ağ: Amsterdam, Londra, Dubai ve Yakında Singapur Gazi Teknopark, firmalarının uluslararası müşterilere, yatırımcılara ve iş ortaklarına ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla yurt dışı irtibat ofisleri üzerinden yeni bir yapılanma oluşturdu. Amsterdam İrtibat Ofisi aracılığıyla 2025 yılında düzenlenen sektörel ticaret heyetine altı teknoloji firması katıldı. Program kapsamında saha ziyaretleri, Batı Avrupa pazarına giriş eğitimleri ve firmalar arası görüşmeler gerçekleştirildi. Programa katılan Gazi Teknopark firmalarından biri, Hollanda merkezli bir telekomünikasyon ve ağ altyapısı şirketiyle iş ortaklığı geliştirdi. Taraflar arasındaki görüşmeler sözleşme aşamasına kadar ilerledi. Londra İrtibat Ofisinin desteğiyle bölgede faaliyet gösteren bir bilişim eğitim firması, Birleşik Krallık’ta ofis açarak hedef pazarda doğrudan çalışmaya başladı. Gazi Teknopark’ın üçüncü yurt dışı irtibat noktası ise 24 Ekim 2025 tarihinde Dubai’de faaliyete geçirildi. Dubai ofisiyle firmaların Orta Doğu pazarına girişinin kolaylaştırılması, yeni iş bağlantılarının kurulması ve yerel mevzuata ilişkin destek sağlanması hedeflendi. Uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda yeni yurt dışı irtibat noktaları ve ticari heyet programları üzerinde çalışmalarını sürdürüyoruz. Bu kapsamda, farklı lokasyonlarda yeni uluslararası iş birlikleri ve projelerin kısa süre içerisinde hayata geçirilmesi planlıyoruz. Burcu Alkan Bilir, yurt dışı ofislerin yalnızca kurumsal temsil noktaları olarak görülmediğini vurguladı: “Uluslararası irtibat ofislerimizi yalnızca iletişim kurulan noktalar olarak değerlendirmiyoruz. Firmalarımızı yeni müşterilerle, yatırımcılarla ve iş ortaklarıyla buluşturan aktif iş geliştirme merkezlerine dönüştürmek istiyoruz.” Gazi BİGG Anahtar Programıyla 92 Girişimci Şirketleşti Gazi Teknopark’ın teknoloji girişimciliğine yönelik en önemli çalışmalarından biri, TÜBİTAK 1812 Teknogirişim Sermaye Desteği kapsamında yürütülen Gazi BİGG Anahtar Programı oldu. Programda teknoloji tabanlı iş fikri bulunan girişimcilere iş modeli oluşturma, finansal planlama, iş planı hazırlama ve teknoloji girişimciliği alanlarında eğitim verildi. Girişimciler aynı zamanda birebir mentorluk desteğinden yararlandı. Son yedi yılda programa katılan 92 girişimci, TÜBİTAK’tan toplam yaklaşık 33 milyon liralık hibe desteği almaya hak kazanarak şirketini kurdu. 2025 yılında yaklaşık 45 girişimci adayı programa başvurdu. Ön değerlendirmeyi geçen 16 girişimciye çevrim içi eğitim ve mentorluk desteği sağlandı. Sürecin sonunda dört girişimci TÜBİTAK 1812 desteği almaya hak kazandı. Gazi Üniversitesinden bir akademisyen ile bir öğrenci de 2025 yılında program kapsamında destek alan isimler arasında yer aldı. Burcu Alkan Bilir, girişimcilerin şirketleşmeden önce iş fikirlerini kapsamlı biçimde değerlendirmelerinin önemli olduğunu belirtti: “Bir iş fikrinin bulunması tek başına yeterli değil. Fikrin hangi sorunu çözdüğünün, hedef kitlesinin kim olduğunun ve nasıl gelir üreteceğinin doğru biçimde belirlenmesi gerekiyor. Ön kuluçka ve BİGG programlarımızla girişimcilerin şirketleşmeden önce daha sağlam bir temel oluşturmasına yardımcı oluyoruz.” Ön Kuluçkadan 20 Yeni Şirket Doğdu Gazi Teknopark’ın ön kuluçka hizmetlerinden yararlanan girişimci sayısı yüzde 59 oranında artış gösterdi. Ön kuluçka sürecini tamamlayan girişimcilerden 20’si şirketleşirken üç girişim TÜBİTAK BİGG desteği almaya hak kazandı. Bu girişimlere toplam 2,7 milyon lira fon sağlandı. Kuluçka merkezinden mezun olan firma sayısı yüzde 47 oranında artış gösterdi. Mezun olduktan sonra Gazi Teknopark bünyesinde faaliyetlerini sürdürmeyi seçen firmaların oranı yüzde 33 olarak gerçekleşti. Kuluçka firmalarının toplam cirosu bir önceki seneye kıyasla yüzde 83 oranında arttı. Ar-Ge harcamalarının ciro içerisindeki payı ise yüzde 32’den yüzde 44’e çıktı. Bu sonuçlar, kuluçka programlarının yalnızca eğitim ve danışmanlık hizmeti sunmadığını; yeni şirketlerin kurulmasına, gelir elde etmesine ve Ar-Ge yatırımlarını büyütmesine doğrudan katkı sağladığını gösterdi. Teknoloji Firmaları Kamu Pazarına Açılıyor Gazi Teknopark, bölgede geliştirilen yerli teknoloji ürünlerinin kamu kurumlarına ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla Devlet Malzeme Ofisi ile Tekno Katalog Platformu çalışmalarını yürüttü. 2025 yılında 70 teknoloji firmasıyla birebir görüşme gerçekleştirildi. Firmaların ürünleri, teknik yeterlilikleri ve kamu ihtiyaçlarına cevap verebilme kapasiteleri değerlendirildi. Yapılan çalışmaların ardından dört firma Devlet Malzeme Ofisi katalog sürecine dâhil edildi. Technomedicare tarafından geliştirilen yerli ve millî Scop-er Video Laringoskop cihazı, platform üzerinden kamu kurumlarına satıldı. BenimPOS firmasının geliştirdiği yazılım çözümleri de Tekno Katalog Platformu’nda yerini aldı. Devlet Malzeme Ofisi ile yürütülen çalışmaların organizasyonunda aktif sorumluluk üstlenen Burcu Alkan Bilir, firmaların teknik ve mevzuata ilişkin hazırlıklarının tamamlanması, ihtiyaçlarının belirlenmesi ve gerekli eğitimlerin düzenlenmesi süreçlerinde görev aldı. Alkan Bilir, kamu pazarına erişimin yerli teknoloji üretiminin sürdürülebilirliği açısından önem taşıdığını belirtti: “Bir teknoloji firmasının geliştirdiği ürünün kamu kurumlarının ihtiyacını karşılaması hem şirketin büyümesine hem de yerli teknoloji kullanımının yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Firmalarımızın kamu pazarına erişimini kolaylaştıran modelleri geliştirmeye devam edeceğiz.” Gazi Teknopark’ın Elektrik İhtiyacının Yüzde 32’si Güneşten Karşılanıyor Gazi Teknopark, sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji çalışmalarını yalnızca desteklediği projelerle sınırlı tutmuyor. Bölgenin kendi enerji ihtiyacının önemli bir bölümü güneş enerjisi santrallerinden karşılanıyor. GES-I ve GES-II sistemlerinde 2025 yılında toplam 384 bin kilovatsaatin üzerinde elektrik üretildi. Bu üretim, Gazi Teknopark binasının toplam elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 32’sini karşıladı. Güneş enerjisi sistemlerinden elde edilen ekonomik katkı 2 milyon lirayı aşarken performans kaybı yaşayan santralin yenilenmesi ve kapasitesinin artırılması için yaklaşık 10 milyon 156 bin liralık yatırım gerçekleştirildi. Gazi Teknopark bünyesindeki mikroşebeke ve batarya depolama altyapısının, enerji ve yazılım firmaları tarafından geliştirilecek yeni projelerde uygulama ve demonstrasyon alanı olarak kullanılması için de çalışmalar başlatıldı. Burcu Alkan Bilir, sürdürülebilirlik hedeflerinin kurumun kendi faaliyetlerine de yansıması gerektiğini söyledi: “Teknoloji geliştiren bir kurumun sürdürülebilirliği yalnızca anlatması yeterli değil. Kendi enerji tüketiminde ve kurumsal faaliyetlerinde de uygulanabilir çözümler geliştirmesi gerekiyor. Güneş enerjisi ve depolama altyapımızı aynı zamanda yeni projeler için bir uygulama alanına dönüştürmek istiyoruz.” EBYS, E-İmza ve ISO 9001 ile Kurumsallaşma Hızlandı Gazi Teknopark’ın 2025 yılında gerçekleştirdiği dönüşüm yalnızca firma ve proje sayılarıyla sınırlı kalmadı. Kurum içindeki belge, arşiv ve iş süreçleri de dijital ortama taşındı. Elektronik Belge Yönetim Sistemi ve e-imza uygulamasına geçilerek yazışmaların, belge yönetiminin ve arşivleme işlemlerinin daha hızlı ve izlenebilir biçimde yürütülmesi sağlandı. Aynı dönemde ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi alındı. Kurumsal süreçler yeniden tanımlanırken görev dağılımları, kayıt altyapısı ve iş akışları standart bir yapıya kavuşturuldu. Gebze Teknik Üniversitesindeki yüksek lisansını 4,00 not ortalamasıyla tamamlayan Burcu Alkan Bilir’in akademik çalışmaları da kurumun kalite ve süreç yönetimi hedefleriyle örtüşüyor. Alkan Bilir, “Proje Yönetiminde Toplam Kalite Yönetiminin Proje Başarısına Etkisi” başlıklı tezinde ekip yönetimi, üst yönetimin katılımı, tedarik süreçleri, performans değerlendirmesi ve müşteri odaklılık gibi unsurların proje başarısına etkisini yaklaşık 600 katılımcıdan elde edilen verilerle inceledi. Alkan Bilir, kurumsallaşmanın görünmeyen ancak kalıcı başarının temelini oluşturan bir çalışma olduğunu ifade etti: “Hızla büyüyen yapılarda süreçlerin kişilere bağlı olmaktan çıkarılması gerekiyor. Ölçülebilir, izlenebilir ve sürekli geliştirilebilir bir sistem kurulmadığında büyümeyi sürdürülebilir hâle getirmek mümkün değil.” Teknoloji Ekosistemi Toplumsal Faydayla Buluştu Gazi Teknopark’ın 2025 yılı çalışmaları arasında eğitim, dayanışma ve toplumsal katılım odaklı projeler de yer aldı. Gölbaşı İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ile yürütülen Kardeş Okul Projesi kapsamında bir ilkokulun eğitim materyali ihtiyaçları karşılandı. Öğrenciler Gazi Teknopark’ta ağırlanarak teknoloji firmalarını ziyaret etti ve geliştirilen projeleri yakından tanıma imkânı buldu. Kadınların üretimlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla Kadın El Emeği Alışveriş Festivali düzenlendi. LÖSEV ile gerçekleştirilen çalışmalarda ise vakfın faaliyetlerinin tanıtılmasına ve ürünlerinin sergilenmesine destek verildi. Gazi Teknopark’ın sosyal sorumluluk faaliyetlerinde aktif rol üstlenen Burcu Alkan Bilir; LÖSEV iş birlikleri, ağaçlandırma çalışmaları ve Kardeş Okul Projesi’nin organizasyon süreçlerinde görev aldı. Teknoloji ekosisteminin toplumdan bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Alkan Bilir, sosyal sorumluluk anlayışını şu sözlerle anlattı: “Teknoloji insan için üretiliyor. Bu nedenle teknoloji geliştiren kurumların içinde bulundukları toplumla güçlü bir ilişki kurması gerekiyor. Çocukların bilim ve teknolojiyle daha erken yaşlarda tanışmasını, kadınların üretimlerinin görünür olmasını ve dayanışma kültürünün güçlenmesini önemsiyoruz.” Gazi Teknopark’ın Yeni Dönem Hedefleri Neler? Gazi Teknopark’ın gelecek dönem çalışma programında girişimciliğin güçlendirilmesi, uluslararası pazarlara erişim ve kurumsal altyapının geliştirilmesi öne çıkıyor. Gazi BİGG Anahtar Programı’ndan daha fazla girişimcinin yararlanması, yurt dışı irtibat ofislerinin firma satışlarına daha güçlü katkı sunması ve teknoloji şirketlerine yönelik eğitim programlarının artırılması hedefleniyor. Firmaların marka değerlerinin geliştirilmesi, yeni iş birliklerinin kurulması, güneş enerjisi kapasitesinin büyütülmesi ve bina iyileştirme çalışmalarının sürdürülmesi de gelecek dönemin öncelikleri arasında bulunuyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bölge dışı kuluçka merkezi düzenlemesi kapsamında Bölge dışında yeni bir Girişim Ofisinin faaliyete geçirilmesine yönelik çalışmalar da devam ediyor. Burcu Alkan Bilir, yeni dönem hedeflerinin merkezinde Gazi Üniversitesinin akademik gücüyle teknoloji girişimciliğinin daha fazla buluşturulmasının bulunduğunu söyledi: “Daha fazla öğrencinin, akademisyenin ve girişimcinin teknoloji tabanlı iş fikirlerini hayata geçirmesine destek olmak istiyoruz. Firmalarımızın yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası pazarlarda da sürdürülebilir biçimde büyümesini hedefliyoruz.” Yaklaşık 20 bin metrekarelik bir alanda başlayan teknoloji yolculuğu bugün yüzlerce firma, binlerce çalışan ve milyarlarca liralık Ar-Ge projesiyle devam ediyor. Gazi Teknopark’ın gelecekteki başarısı ise yalnızca ulaşılan rakamlarla değil; geliştirilen teknolojilerin nitelikli istihdama, ihracata, çevresel sürdürülebilirliğe ve toplumsal faydaya ne ölçüde dönüştürülebildiğiyle belirlenecek. YAZI :2 Burcu Alkan Bilir: “Teknoloji Üretmek Kadar O Teknolojinin Önünü Açmak Da Önemli” Türkiye’nin teknoloji yolculuğunda çoğu zaman geliştirilen ürünler, alınan patentler, yatırım miktarları ve başarıya ulaşan girişimler konuşuluyor. Ancak bir fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün de ekonomik değere dönüşebilmesi için perde arkasında çok güçlü bir yönetim ve koordinasyon mekanizmasının çalışması gerekiyor. Gazi Üniversitesinin akademik gücüyle 2008 yılında Gazi Üniversitesi ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi Gölbaşı Yerleşkesi’nde faaliyete başlayan Gazi Teknopark, bugün yüzlerce teknoloji firmasının, girişimcinin, akademisyenin ve Ar-Ge çalışanının bir araya geldiği önemli bir teknoloji ekosistemi hâline gelmiş durumda. Bu ekosistemin yönetim tarafında görev yapan isimlerden biri de Gazi Teknopark İşletme Direktörü Burcu Alkan Bilir. Proje yönetimi, toplam kalite yönetimi, Ar-Ge destekleri, teknopark mevzuatı, kurumsallaşma ve iş geliştirme alanlarında deneyim kazanan Alkan Bilir, Ekim 2022’de İş Geliştirme Uzmanı olarak başladığı Gazi Teknopark yolculuğunu Ocak 2025’ten itibaren İşletme Direktörü olarak sürdürüyor. Doğayı Dinle Genel Yayın Yönetmeni Nizamettin Bilici, Burcu Alkan Bilir ile kariyer yolculuğunu, Gazi Teknopark’ın 2025 performansını, girişimcilerin karşılaştığı güçlükleri ve teknoloji ekosisteminin geleceğini konuştu. “Kariyerinizin Bugünkü Noktaya Ulaşmasında Hangi Deneyimler Belirleyici Oldu? Nizamettin Bilici: Burcu Hanım, eğitim ve kariyer geçmişinize baktığımızda işletme, bilişim, proje yönetimi, kalite sistemleri ve Ar-Ge gibi birçok alanın bir araya geldiğini görüyoruz. Bu yolculuk nasıl başladı? Burcu Alkan Bilir: Eğitim hayatımın başından itibaren işletme ile teknolojinin birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiğine inandım. Lise eğitimimi Bilişim Teknolojileri alanında tamamladıktan sonra Mersin Üniversitesi İşletme Bilgi Yönetimi Bölümünde lisans eğitimi aldım. İşletme Bilgi Yönetimi, teknoloji ile yönetim bilimlerini bir araya getiren bir alan. Bu eğitim bana yalnızca işletmelerin nasıl yönetildiğini değil, bilginin, teknolojinin ve süreçlerin nasıl yönetilmesi gerektiğini de gösterdi. Üniversite döneminde Polonya’daki Radom Ekonomi Akademisinde İngilizce işletme eğitimi alma fırsatı buldum. Farklı bir ülkede eğitim görmek, farklı çalışma kültürlerini tanımam ve dünyaya daha geniş bir perspektiften bakabilmem açısından önemliydi. Daha sonra Gebze Teknik Üniversitesinde işletme alanında yüksek lisans yaptım. Yüksek lisansımı 4,00 not ortalamasıyla tamamladım. Tez çalışmamda ise proje yönetiminde toplam kalite yönetiminin proje başarısına etkisini araştırdım. Yaklaşık 600 kişinin katıldığı araştırmada proje yöneticileri, ekip üyeleri, üst yönetim, tedarikçiler, müşteri odaklılık ve performans değerlendirme sistemleri arasındaki ilişkiyi incelemeye çalıştım. Bu çalışma, bugün yaptığım işe bakışımı da önemli ölçüde şekillendirdi. Çünkü başarılı bir proje yalnızca iyi bir fikirden oluşmuyor. İyi planlama, doğru iletişim, zaman yönetimi, insan kaynağı, kalite anlayışı ve güçlü bir takip mekanizması da gerekiyor. “Teknolojik Bir Ürünün Fikirden Pazara Ulaşan Bütün Süreçlerini Görme Fırsatım Oldu” Nizamettin Bilici: Gazi Teknopark öncesinde teknoloji ve sanayi şirketlerinde farklı görevler üstlendiniz. Bu deneyimler size neler kazandırdı? Burcu Alkan Bilir: Kariyerimin ilk dönemlerinde robot teknolojileri ve makine sektörlerinde proje yönetimi, Ar-Ge, belgelendirme ve teşvik süreçlerinde görev aldım. İlk çalıştığım yerde teknolojik ürünlerin malzeme listelerinden patent ve tasarım tescil işlemlerine, CE belgelendirmesinden test süreçlerine kadar birçok çalışmanın içinde yer aldım. Bir teknolojinin ortaya çıkmasının tek başına yeterli olmadığını orada çok net gördüm. Ürünün teknik belgelerinin hazırlanması, fikrî ve sınai mülkiyet haklarının korunması, gerekli testlerin yapılması, teşvik mekanizmalarının araştırılması ve belgelendirme süreçlerinin tamamlanması gerekiyor. Keramik Makina’da ise Yönetim Sistemleri Uzmanı olarak TÜBİTAK ve KOSGEB projelerinin takibinde, Ar-Ge merkezi raporlamalarında, teknopark işlemlerinde, süreç yönetiminde ve kalite sistemlerinde görev aldım. ISO 9001, ISO 14001 ve iş sağlığı ve güvenliği sistemleriyle ilgili çalışmalar yürüttüm. Şirket süreçlerinin yazılması, görev tanımlarının hazırlanması, iç tetkiklerin yapılması ve kurumsal hafızanın oluşturulması gibi görevler üstlendim. Bu deneyimler bana teknolojik bir ürünün fikir aşamasından üretime, belgelendirmeden ticarileşmeye kadar uzanan bütün yolculuğunu görme fırsatı verdi. Gazi Teknopark Yolculuğu Nasıl Başladı? Nizamettin Bilici: Gazi Teknopark’a katılmanız ve İşletme Direktörlüğüne uzanan süreciniz nasıl gelişti? Burcu Alkan Bilir: Gazi Teknopark’ta Ekim 2022’de İş Geliştirme Uzmanı olarak göreve başladım. Daha önce hem teknoloji firmalarında hem de teknopark süreçlerinde çalışmış olmam, buradaki görevlerime uyum sağlamamı kolaylaştırdı. İş geliştirme uzmanlığı döneminde firmaların günlük taleplerinden yıllık faaliyet raporlarının kontrolüne, personel ve akademisyen görevlendirme işlemlerinden muafiyet raporlarına kadar oldukça geniş bir çalışma alanım vardı. Firmaların 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında yürütmesi gereken işlemlerin kontrolü, Ar-Ge projelerinin takibi, kamu destekleri, ihracat bilgileri, akademik yayınlar, fikrî ve sınai mülkiyet çalışmaları ile personel süreçleri görev alanlarımız arasındaydı. Ayrıca Devlet Malzeme Ofisi çalışmaları, Girişim Sermayesi Yatırım Fonu bilgilendirmeleri, firmaların ihtiyaç duyduğu eğitimlerin düzenlenmesi ve sosyal sorumluluk projelerinin organizasyonu gibi çalışmalarda görev aldım. Ocak 2025 itibarıyla İşletme Direktörlüğü görevine başladım. Bu görevle birlikte hem günlük operasyonların hem de kurumun uzun vadeli hedeflerinin koordinasyonunda daha geniş bir sorumluluk üstlendim. “Teknopark Yönetimi Yalnızca Ofis Tahsis Etmekten İbaret Değil” Nizamettin Bilici: Teknoparkların kamuoyunda genellikle firmalara çalışma alanı sağlayan yapılar olduğu düşünülüyor. Bir teknopark yönetiminin görünmeyen tarafında neler var? Burcu Alkan Bilir: Teknopark yönetimi yalnızca firmalara ofis tahsis etmekten ibaret değil. Teknoloji geliştirme bölgeleri çok yönlü ve dinamik yapılardır. Bir tarafta akademisyenler, öğrenciler ve girişimciler bulunuyor. Diğer tarafta teknoloji firmaları, kamu kurumları, yatırımcılar, üniversiteler ve uluslararası iş ortakları yer alıyor. Bizim görevimiz; firmaların faaliyetlerini ilgili mevzuata uygun şekilde yürütmelerini sağlamak, Ar-Ge projelerini etkin biçimde takip etmek, teşviklerden doğru ve etkin şekilde yararlanmalarına rehberlik etmek, karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmek ve geliştirdikleri teknolojilerin ticarileşme süreçlerine katkı sunmak. Bir girişimci çok güçlü bir teknoloji geliştirebilir. Ancak mevzuat, raporlama, finansman veya pazara erişim konularında desteğe ihtiyaç duyabilir. Teknopark yönetiminin temel işlevlerinden biri, girişimcinin önündeki bu engelleri azaltmaktır. Teknoloji üretmek kadar o teknolojinin önünü açmak da önemlidir. Gazi Teknopark 2025 Yılını Nasıl Geçirdi? Nizamettin Bilici: Paylaşılan değerlendirmelere göre 2025, Gazi Teknopark açısından önemli bir büyüme yılı oldu. Bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Burcu Alkan Bilir: 2025 yılı Gazi Teknopark açısından hem büyümenin hem de kurumsal gelişimin öne çıktığı bir dönem oldu. Gazi Teknopark bugün yaklaşık 20 bin metrekare kapalı alanda, 180’in üzerinde teknoloji firmasına ev sahipliği yapıyor. Yaklaşık 1.400 Ar-Ge, yazılım, tasarım ve destek personeli burada görev yapıyor. Kuruluşumuzdan bugüne kadar 2 binin üzerinde proje Gazi Teknopark bünyesinde yürütüldü. Bölgenin doluluk oranının neredeyse yüzde 100, toplam kiralanabilir alanımızın neredeyse tamamı kullanılıyor. Ancak bizim için büyüme yalnızca firma sayısının artması anlamına gelmiyor. Firmaların daha nitelikli projeler geliştirmesi, istihdam oluşturması, ürünlerini ticarileştirmesi ve uluslararası pazarlara açılması da büyümenin önemli parçalarıdır. Ar-Ge Projelerinin Bütçesi 44,4 Milyar Liraya Yükseldi Nizamettin Bilici: Gazi Teknopark’ın Ar-Ge proje verilerinde dikkat çekici bir artış görülüyor. Bu artışı nasıl okumak gerekiyor? Burcu Alkan Bilir: 2025 yılında yürütülen Ar-Ge proje sayısı, yüzde 12 oranında artış gösterdi. Daha dikkat çekici gelişmelerden biri ise projelerin toplam bütçesin yaklaşık 4 kat oranında artması oldu. Ticarileşen, yani satışı gerçekleştirilmiş proje sayısının yüzde 17 oranında artması da bizim açımızdan önemli bir gösterge oldu. Çünkü Ar-Ge faaliyetlerinin nihai hedeflerinden biri, geliştirilen teknolojinin insanlara ulaşması ve ekonomik değere dönüşmesidir. TÜBİTAK desteklerinden yararlanan proje sayısının artması, Avrupa Birliği programlarından desteklenen projelerin çoğalması ve firmalar arasındaki iş birliği ağlarının genişlemesi de ekosistemin geliştiğini gösteriyor. Bölge içinde iş birliği yapılan kurum sayısının yaklaşık 4 kat artması, yurt dışında iş birliği yapılan kurum sayısının ise yaklaşık 5 kat artması, teknoloji üretiminde ortak çalışma kültürünün güçlendiğine işaret ediyor. Gazi Teknopark’ta Hangi Sektörler Öne Çıkıyor? Nizamettin Bilici: Gazi Teknopark’ın firma profiline bakıldığında hangi sektörler ağırlık kazanıyor? Burcu Alkan Bilir: Yazılım, bilimsel araştırma, mühendislik ve teknoloji tabanlı faaliyetler ekosistemimizin temelini oluşturuyor. 2025 değerlendirmesinde aktif olarak incelenen firmaların önemli bir bölümünün bilgisayar programlama ve danışmanlık alanında çalıştığı görülüyor. Yazılım, Ar-Ge ve mühendislik alanındaki firmalar toplam yapının yaklaşık yüzde 76’sını oluşturuyor. Firmalarımızın yüzde 97’sinin mikro ve küçük ölçekli işletmelerden oluşması da önemli bir gösterge. Bu yapı, Gazi Teknopark’ın büyüme potansiyeli taşıyan genç teknoloji şirketleri ve girişimler için önemli bir merkez olduğunu gösteriyor. Mikro ve küçük işletmeler yenilik üretme konusunda son derece hızlı ve çevik olabiliyor. Ancak finansmana, nitelikli insan kaynağına, mevzuat desteğine ve pazara erişime daha fazla ihtiyaç duyabiliyorlar. Biz de sunduğumuz hizmetleri bu ihtiyaçları dikkate alarak geliştirmeye çalışıyoruz. “Şirket Kurmak Değil, Doğru Fikri İnşa Etmek Önceliğimiz.” Nizamettin Bilici: Girişimcilere yönelik ön kuluçka ve kuluçka programlarında nasıl bir süreç uygulanıyor? Burcu Alkan Bilir: Bir fikri olan herkesin hemen şirket kurması gerekmiyor. Öncelikle fikrin teknolojik, ticari ve uygulanabilirlik açısından değerlendirilmesi gerekiyor. Ön kuluçka programları tam olarak bu noktada devreye giriyor. Girişimciler burada iş modellerini oluşturuyor, hedef pazarlarını tanıyor, müşteri ihtiyaçlarını analiz ediyor ve fikirlerinin güçlü ve zayıf yönlerini görme fırsatı buluyor. 2025 yılında ön kuluçka hizmetlerinden yararlanan girişimci sayısı 174’e ulaştı. Bu girişimcilerden 20’si şirketleşti. Üç girişim ise TÜBİTAK BİGG desteği almaya hak kazandı. Kuluçkadan mezun olan firma sayısının yüzde 47 oranında artması, girişimlerin büyüme kapasitesi açısından önemli bir gelişme oldu. Kuluçka firmalarının toplam cirosunun yaklaşık yüzde 83 oranında artması, bu programların yalnızca eğitim vermediğini, aynı zamanda somut ekonomik değer de ürettiğini gösteriyor. Gazi BİGG Anahtar Programı Girişimcilere Ne Sağlıyor? Nizamettin Bilici: Gazi BİGG Anahtar Programı’nın Gazi Teknopark ekosistemindeki yeri nedir? Burcu Alkan Bilir: Gazi BİGG Anahtar Programı, teknoloji tabanlı iş fikri bulunan girişimcilerin şirketleşmesini destekleyen en önemli programlarımızdan biri. Program kapsamında girişimcilere teknoloji girişimciliği, iş modeli oluşturma, iş planı hazırlama ve finansal planlama gibi alanlarda eğitimler veriliyor. Girişimciler birebir mentorluk desteğinden de yararlanıyor. Son yedi yıllık dönemde 92 girişimci, TÜBİTAK’tan yaklaşık 33 milyon liralık destek almaya hak kazanarak şirketlerini kurdu. 2025 yılında yaklaşık 45 girişimci adayı programa iş fikriyle başvurdu. Ön değerlendirmeyi geçen 16 girişimciye eğitim ve mentorluk desteği sağlandı. Sürecin sonunda dört girişimci TÜBİTAK 1812 desteğine hak kazandı. Bu sonuçlar, doğru yönlendirme ve mentorluk sağlandığında üniversitelerde ve toplumda bulunan fikirlerin başarılı teknoloji girişimlerine dönüşebildiğini gösteriyor. Devlet Malzeme Ofisi Çalışmaları Neden Önemli? Nizamettin Bilici: Devlet Malzeme Ofisi ile yürütülen çalışmaların da sorumluluk alanınızda olduğu görülüyor. Tekno Katalog sistemi firmalara nasıl bir imkân sağlıyor? Burcu Alkan Bilir: Teknoloji firmalarının en önemli sorunlarından biri, geliştirdikleri ürünü doğru müşteriye ulaştırabilmek. Özellikle kamu kurumlarının ihtiyaç duyabileceği yerli ve millî teknoloji ürünlerinin kamu pazarına erişmesi hem firmalar hem de ülkemizin teknolojik bağımsızlığı açısından büyük önem taşıyor. Devlet Malzeme Ofisi ile yürütülen Tekno Katalog Platformu çalışmaları kapsamında 2025 yılında 70 firmayla görüşme gerçekleştirildi. Firmaların ürünleri ve teknik yeterlilikleri değerlendirildi. Bu çalışmalar sonucunda dört firma katalog sürecine dâhil edildi. Technomedicare tarafından geliştirilen yerli ve millî Scop-er Video Laringoskop cihazının kamu kurumlarına satış gerçekleştirmesi, bu sürecin somut örneklerinden biri oldu. BenimPOS firmasının yazılım çözümleri de platforma dâhil edildi. Buradaki hedef, firmalarımızın yalnızca ürün geliştirmesi değil, geliştirdikleri ürünleri sürdürülebilir bir ticari modele dönüştürebilmeleridir. Londra, Amsterdam ve Dubai'nin Ardından Yeni Hedefimiz Singapur Nizamettin Bilici: Gazi Teknopark’ın uluslararasılaşma stratejisinde Londra, Amsterdam ve Dubai irtibat ofisleri öne çıkıyor. Bu ofislerin temel amacı nedir? Burcu Alkan Bilir: Teknoloji firmalarının büyümesi için yalnızca Türkiye pazarına bağlı kalmaması gerekiyor. Firmalarımızın uluslararası pazarlara açılması, yeni müşteriler bulması, yatırımcılarla tanışması ve küresel iş birlikleri geliştirmesi büyük önem taşıyor. Amsterdam İrtibat Ofisimiz üzerinden düzenlenen sektörel ticaret heyetine altı teknoloji firması katıldı. Programda saha ziyaretleri, Batı Avrupa pazarına giriş eğitimleri ve firmalar arası görüşmeler gerçekleştirildi. Heyete katılan firmalarımızdan biri, Hollanda merkezli bir telekomünikasyon ve ağ altyapısı firmasıyla iş ortaklığı geliştirdi ve görüşmeler sözleşme aşamasına ulaştı. Londra İrtibat Ofisimiz üzerinden bir bilişim eğitim firmamız Birleşik Krallık’ta ofis açarak doğrudan faaliyet göstermeye başladı. 24 Ekim 2025’te faaliyete geçen Dubai İrtibat Ofisimiz ise firmalarımıza Orta Doğu pazarına erişim, pazar araştırması, yerel mevzuat ve iş geliştirme konularında destek sağlamayı amaçlıyor. Bu ofisleri yalnızca fiziksel irtibat noktaları olarak değil, firmalarımızın küresel pazarlara açılmasını destekleyen iş geliştirme merkezleri olarak görüyoruz. Uluslararasılaşma vizyonumuz doğrultusunda yeni yurt dışı irtibat noktaları ve ticari heyet programları üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Bu kapsamda, Londra, Amsterdam ve Dubai'nin ardından Singapur'da yeni bir irtibat noktası oluşturmayı hedefliyoruz. Gazi Teknopark’ın Elektriğinin Yüzde 32’si Güneşten Nizamettin Bilici: Doğayı Dinle olarak özellikle dikkat çekmek istediğimiz alanlardan biri de Gazi Teknopark’ın güneş enerjisi yatırımı. Bu konuda neler yapılıyor? Burcu Alkan Bilir: Teknoloji geliştirme bölgelerinin yalnızca sürdürülebilirlik projelerine ev sahipliği yapması değil, kendi faaliyetlerinde de sürdürülebilir uygulamalar geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Gazi Teknopark bünyesinde 2015 yılından bu yana GES-I ve GES-II güneş enerjisi santralleri işletiliyor. 2025 yılında iki sistemden toplam 384 bin 207 kilovatsaatin üzerinde elektrik üretildi. Bu üretim, Teknopark binasının toplam enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 32’sini karşıladı. Güneş enerjisi sistemlerinin yenilenmesi ve kapasitesinin artırılması için önemli bir yatırım gerçekleştirildi. Bunun yanında mikroşebeke ve batarya depolama sistemimizin, firmalarımızın geliştireceği projeler için bir uygulama ve demonstrasyon alanına dönüştürülmesine yönelik çalışmalarımız da devam ediyor. Enerji verimliliğini yalnızca maliyetleri azaltan bir unsur olarak değil, geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluğun bir parçası olarak görüyoruz. Kurumsallaşmada EBYS, E-İmza Ve ISO 9001 Dönemi Nizamettin Bilici: 2025 yılında Gazi Teknopark’ın kurumsal yapısında hangi değişiklikler gerçekleştirildi? Burcu Alkan Bilir: Hızla büyüyen bir kurumda süreçlerin kişilere bağlı olmaktan çıkarılması ve kurumsal bir sisteme dönüştürülmesi gerekiyor. Bu kapsamda Elektronik Belge Yönetim Sistemi ve e-imza uygulamasına geçtik. Kurum içi yazışmaları, belge yönetimini ve arşivleme süreçlerini elektronik ortama taşıdık. Aynı zamanda ISO 9001:2015 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi alındı. Süreç dokümanları, görev tanımları ve kayıt altyapısı oluşturuldu. Toplam kalite yönetimi üzerine akademik çalışma yapmış biri olarak, sürdürülebilir başarının ancak ölçülebilir, takip edilebilir ve sürekli geliştirilebilir süreçlerle mümkün olduğuna inanıyorum. Kurumsallaşma bazen dışarıdan görünmeyebilir. Ancak firmalara daha hızlı ve daha kaliteli hizmet sunabilmenin temelinde güçlü bir kurumsal sistem bulunur. Sadece Teknoloji Değil, Toplumsal Değer de Üretiyoruz Nizamettin Bilici: Gazi Teknopark’ın Kardeş Okul, LÖSEV ve kadın emeğine yönelik projeleri de bulunuyor. Sosyal sorumluluk çalışmalarına nasıl yaklaşıyorsunuz? Burcu Alkan Bilir: Teknoloji insan için üretiliyor. Bu nedenle teknoloji geliştiren kurumların toplumdan kopuk olması düşünülemez. Gölbaşı İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle yürüttüğümüz Kardeş Okul Projesi kapsamında bir ilkokulun ihtiyaçlarını belirledik ve eğitim materyalleri sağladık. Öğrencilerimizi Gazi Teknopark’ta ağırlayarak teknoloji firmalarını ziyaret etmelerini ve farklı meslekleri tanımalarını sağladık. Kadın El Emeği Alışveriş Festivali ile kadınların üretimlerinin görünür olmasına katkı sunmaya çalıştık. LÖSEV ile yürütülen faaliyetlerde ise farkındalık oluşturmayı ve vakfın çalışmalarına destek vermeyi amaçladık. Sosyal sorumluluk projelerini kurum çalışmalarımızın dışında kalan faaliyetler olarak görmüyoruz. Bunları kurumsal kimliğimizin ve toplumla kurduğumuz bağın önemli bir parçası olarak değerlendiriyoruz “Disiplinli Çalışmaya ve Detayları Takip Etmeye Önem Veriyorum” Nizamettin Bilici: Kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlarsınız? Burcu Alkan Bilir: İşini severek yapan, disiplinli çalışan ve ayrıntıları önemseyen biriyim. Teknoloji geliştirme bölgelerinde süreçlerin çok dikkatli takip edilmesi gerekiyor. Küçük gibi görünen bir eksiklik, bir firmanın teşviklerden yararlanmasını, personel işlemlerini veya proje süreçlerini etkileyebilir. Bu nedenle iş takibi ve ekip içi iletişim benim için çok önemli. Yöneticiliği yalnızca görev dağıtmak olarak görmüyorum. Ekipteki insanların bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak, sorunları birlikte değerlendirmek ve ortak çözüm üretmek gerektiğine inanıyorum. Yeni şeyler öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Çünkü teknoloji ekosisteminde çalışan bir yöneticinin hem mevzuatı hem girişimcilik dünyasını hem de yeni teknolojileri sürekli takip etmesi gerekiyor. Gazi Teknopark’ın Gelecek Hedefleri Neler? Nizamettin Bilici: Önümüzdeki dönemde Gazi Teknopark’ın öncelikleri neler olacak? Burcu Alkan Bilir: Öncelikli hedeflerimizden biri Gazi BİGG Anahtar Programı’ndaki başarıyı artırarak sürdürmek. Daha fazla öğrencinin, akademisyenin ve girişimcinin teknoloji tabanlı iş fikirlerini hayata geçirmesini istiyoruz. Uluslararasılaşma faaliyetlerimizi genişletmek, yurt dışı irtibat ofislerimizin firmalarımıza sağladığı katkıyı artırmak ve yeni pazarlara erişimi kolaylaştırmak da önemli hedeflerimiz arasında. Firmalarımızın ihtiyaç duyduğu eğitim ve iş birliği etkinliklerini çoğaltmayı, marka değerlerini güçlendirmeyi ve geliştirdikleri ürünlerin ticarileşmesine daha fazla destek vermeyi planlıyoruz. Güneş enerjisi kapasitesinin artırılması, bina iyileştirme çalışmalarının sürdürülmesi ve yeni bir Girişim Ofisinin hayata geçirilmesi de üzerinde çalıştığımız başlıklar arasında bulunuyor. Gazi Üniversitesinin akademik gücünü girişimcilik ekosistemiyle daha güçlü biçimde buluşturmak istiyoruz. Başarımızı yalnızca firma veya proje sayısıyla değil; büyüyen şirketler, oluşan istihdam, ticarileşen teknolojiler ve topluma sağlanan katkıyla ölçüyoruz. Teknolojinin Görünmeyen Yönetim Cephesi Burcu Alkan Bilir’in mesleki yolculuğu, Türkiye’deki teknoloji ekosisteminin çoğu zaman gözden kaçan bir yönünü görünür hâle getiriyor. Yeni bir teknoloji geliştirmek kadar o teknolojinin mevzuata uygun biçimde desteklenmesi, fikrî haklarının korunması, belgelendirilmesi, finansmana ulaşması ve doğru pazara taşınması da büyük önem taşıyor. Gazi Teknopark’ın 2025 verileri; firma, proje, bütçe, ticarileşme ve iş birliği alanlarında önemli bir büyümeye işaret ediyor. Ancak rakamların arkasında girişimcilerle tek tek çalışan, süreçleri takip eden ve farklı kurumlar arasında koordinasyon sağlayan bir yönetim emeği bulunuyor. İş geliştirme uzmanlığından İşletme Direktörlüğüne uzanan kariyeriyle Burcu Alkan Bilir, bu yönetim yapısının dikkat çeken temsilcilerinden biri. Gazi Teknopark’ın önündeki yeni sınav ise iç pazarda yakalanan büyümeyi ihracata taşımak, daha fazla girişimin uluslararası başarı elde etmesini sağlamak ve teknoloji üretimini sürdürülebilir bir ekonomik değere dönüştürmek olacak.

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir Haber

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir

TÜGİS Webinar Serisi’nin 10. konuğu olan Hasat Türk Genel Yayın Yönetmeni ve AB Kooperatifçilik Uzmanı Erdem Ak, Türkiye’de yaklaşık 50 bin kooperatif ve 5 milyona yakın kooperatif ortağı bulunduğunu belirtti. Kooperatifçiliğin gıdada sürdürülebilirliğin önemli unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Ak, kooperatiflerin güvenilir hammadde temininden üretim standardına, ölçek ekonomisinden tedarik sürekliliğine kadar gıda sanayisinin birçok ihtiyacına karşılık verebileceğine dikkat çekti. TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), gıda sektörünün güncel başlıklarını alanında uzman isimlerle ele aldığı Webinar Serisi’nin 10. yayınında kooperatifçiliği gündeme taşıdı. “İnsan Odaklı Bir Yol: Kooperatifçilik” başlığıyla gerçekleştirilen yayının konuğu, Hasat Türk Genel Yayın Yönetmeni ve AB Kooperatifçilik Uzmanı Erdem Ak oldu. Kooperatiflerin gıda sistemi içindeki konumunu üretim, tüketim, sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, ölçek, pazarlama ve yönetim başlıkları üzerinden değerlendiren Ak, Türkiye’de kooperatifçiliğin geniş bir ortaklık ve faaliyet ağına sahip olduğuna dikkat çekti. Kooperatifleri ‘sosyal temelli ekonomik işletmeler’ olarak tanımlayan Ak, bu yapıların sosyal amaçlarının yanı sıra üretim, finans, pazarlama ve insan kaynağı gibi bütün işletme süreçlerini yönetmekle yükümlü olduğunu vurguladı. “Kooperatifler gıda sanayisinin doğal tedarik ortaklarıdır” Gıda üretiminin temel hammaddesinin bağdan, bahçeden, tarladan ve hayvancılık işletmelerinden geldiğine işaret eden Ak, tarım alanında faaliyet gösteren kooperatiflerin gıda sanayisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Kooperatiflerin çok sayıda küçük üreticiyi ortak standartlar çevresinde buluşturduğunu belirten Ak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kooperatifler, gıda sanayisine hammadde sağlayan doğal tedarik ortaklarıdır. Ölçeğini ve kurumsal kapasitesini geliştiren kooperatifler ise üretim, pazarlama, ticaret ve ihracat süreçlerinde doğrudan sanayinin oyuncusu haline gelebiliyor. Bugün ülkemizde ve dünya pazarlarında öne çıkan örnekler, kooperatiflerin ürünü işleyerek markaya ve katma değere dönüştürebildiğini gösteriyor.” Gıda sanayicilerinin güvenilir ve kaynağı bilinen hammaddeye erişiminde kooperatiflerin önemli bir imkân sunduğunu kaydeden Ak, “Tek bir üreticiye bağlı yapılarda tedariğin kesintiye uğrama riski daha yüksek olabilir. Kooperatifler ise çok sayıda üreticiyi bir araya getirdikleri için daha sürdürülebilir bir yapı sunar” dedi. “Gıda güvenliği üretimden önce başlıyor” Kooperatiflerin gıda güvenliğindeki rolünü üretim öncesi, üretim süreci ve üretim sonrası olmak üzere üç aşamada ele alan Ak, gıda güvenliğinin uygun girdilerin seçilmesiyle başladığını söyledi. Yem, tohum ve gübre gibi girdilerin belirli standartlara uygun biçimde temin edilmesinin kooperatiflerin temel sorumlulukları arasında bulunduğunu belirten Ak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kooperatif, üreticiye girdiyi toplu biçimde sağlarken insan, hayvan, toplum ve çevre sağlığı açısından da sorumluluk üstlenir. Üretim aşamasında ise ortak bir kalite ve denetim sistemi kurar. Özellikle süt gibi çok sayıda küçük aile işletmesinden toplanan ürünlerde kaynağında kontrol büyük önem taşır.” Üretim sonrasında ambalajlama, muhafaza, depolama ve pazarlama süreçlerinin de gıda güvenliğinin parçası olduğunu belirten Ak, “Kooperatifler üretim öncesinden ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar birbirini tamamlayan sorumluluklar üstlenebilir. Bu da sanayici açısından standardı belirli, izlenebilir ve güvenilir hammadde anlamına gelir” dedi. “Kooperatifler gıda sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor” Gıdada sürdürülebilirliğin bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirten Ak, kooperatiflerin üreticilerin ekonomik varlığını sürdürmesine, yerel üretim kapasitesinin korunmasına ve üretim ekosisteminin gelişmesine katkı sunduğunu söyledi. Kooperatifçiliğin gıda sisteminin geleceği açısından stratejik değer taşıdığını ifade eden Ak, “Sürdürülebilirlik, tek bir işletmenin faaliyetini sürdürmesinin ötesinde sosyal, ekonomik ve çevresel koşulların birlikte gözetilmesini gerektiriyor. Kooperatifler de bu dengenin sağlanmasında önemli bir rol üstleniyor” dedi. Tarım kooperatiflerinde havza ölçeği önerisi Türkiye’deki tarım ve gıda kooperatiflerinin temel sorunlarından birinin ölçek olduğunu belirten Ak, küçük coğrafi alanlarla sınırlı kalan yapıların günümüz rekabet koşullarında yeterli üretim ve pazarlama gücüne ulaşmakta zorlandığını ifade etti. Benzer ürünlerin yetiştirildiği köylerdeki üreticilerin ilçe veya havza ölçeğinde bir araya gelmesinin daha doğru bir model oluşturacağını belirten Ak, şunları söyledi: “Bir köydeki 20, 30 ya da 50 üreticinin kuracağı süt veya tarımsal kalkınma kooperatifinin güçlü bir ekonomik karşılık oluşturması zor. Mümkünse köyler bütünü, ilçe veya aynı ürün deseninin bulunduğu havza ölçeğinde yapılanmak gerekiyor. Mevcut küçük kooperatiflerin ortak bir çatı altında toplanması da üretim miktarının artmasını, kalite standardının kurulmasını ve pazarlama sorunlarının aşılmasını sağlayabilir.” Ölçek ekonomisinin girdi temininde de önemli olduğunu vurgulayan Ak, yüzlerce üreticinin bir araya gelmesiyle yem, tohum ve gübre gibi girdilerin daha uygun koşullarda satın alınabileceğini söyledi. Ak, “Ölçek büyüdükçe kooperatifin hem satın alma gücü hem de pazara düzenli ürün sunma kapasitesi artar” ifadelerini kullandı. “Hibe can suyu olabilir ancak kalıcı başarı planlamayla gelir” Kooperatiflerin sosyal amaçları bulunsa da ekonomik faaliyet yürüten birer işletme olduğunu hatırlatan Ak, iyi niyetin tek başına sürdürülebilir bir yapı kurmaya yetmediğini dile getirdi. Üretim miktarı, maliyet, insan kaynağı, satış kanalları ve risklerin faaliyete başlanmadan belirlenmesi gerektiğini kaydeden Ak, şöyle konuştu: “Kooperatifin ne üreteceğini, ne kadar üreteceğini, hangi kaynakla çalışacağını ve ürününü kime satacağını bilmesi gerekir. Günlük, haftalık ve aylık giderler, ihtiyaç duyulan sermaye, üretim standardı ve satış kanalları planlanmalıdır. Bu sorular cevaplanmadan işe başlandığında bir süre sonra dışarıdan destek beklentisi ortaya çıkıyor.” Hibe ve bağışların da kuruluş aşamasında katkı sağlayabileceğini ifade eden Ak, kooperatiflerin uzun vadede kendi ekonomik faaliyetleriyle ayakta kalması gerektiğinin altını çizdi: “Hibe başlangıçta can suyu olabilir. Ancak ticari faaliyet yalnızca hibe ve bağışlarla sürdürülemez. Kooperatifin özerk ve bağımsız kalabilmesi için düzenli gelir üretmesi, planlama yapması ve işletme disipliniyle hareket etmesi gerekir.” “Gıda sanayicisi kooperatiflerle daha fazla iş birliği yapmalı” Kooperatiflerin sosyal adalet, gelir dağılımı, gıdaya erişim, gıda güvenliği ve gıda güvencesi gibi alanlarda önemli işlevler üstlenebildiğini belirten Erdem Ak, gıda sanayisinin kooperatiflerle kuracağı ilişkinin bütün gıda sistemine katkı sağlayacağını söyledi. Ak, “Birincil tarımsal üretimi yapanlarla bu ürünleri gıdaya dönüştüren sanayiciler aynı sistemin içindedir. Gıda sanayicisinin kooperatiflerle daha yakın temas kurması, gerektiğinde onlara öncülük etmesi, paydaşlık kurması ve ortak projeler geliştirmesi gerekiyor. Tedarik, alım-satım, çözüm ve proje ortaklığı üzerinden kurulacak yakınlaşmanın hem taraflara hem de ülkemize katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu.

Anadolu Hayat Emeklilik’in aktif büyüklüğü 481 milyar TL oldu Haber

Anadolu Hayat Emeklilik’in aktif büyüklüğü 481 milyar TL oldu

Anadolu Hayat Emeklilik, 2026’nın ikinci çeyreğinde aktif büyüklüğünü yüzde 49 artırarak 481 milyar TL’ye, BES fon büyüklüğünü ise 407 milyar TL’ye çıkardı. Şirketin gönüllü BES ve otomatik katılım kapsamındaki toplam fon büyüklüğü 407 milyar TL’ye, net dönem kârı ise 3,5 milyar TL’ye ulaştı. Anadolu Hayat Emeklilik, 2026 yılının ikinci çeyreğine ilişkin finansal ve operasyonel sonuçlarını açıkladı. Bireysel emeklilik ve hayat sigortası alanlarında büyümesini sürdüren şirket, özellikle fon büyüklüğü, katılımcı sayısı ve hayat sigortası prim üretimindeki artışla dikkati çekti. Açıklanan verilere göre Anadolu Hayat Emeklilik’in aktif büyüklüğü yıllık bazda yüzde 49 artarak 481 milyar TL’ye yükseldi. Şirketin öz kaynakları 13 milyar TL, 2026’nın ikinci çeyreği itibarıyla net dönem kârı ise 3,5 milyar TL olarak gerçekleşti. BES fon büyüklüğü 407 milyar TL’ye ulaştı Finansal sonuçları değerlendiren Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdürü Serkan Uğraş Kaygalak, şirketin gönüllü BES ve otomatik katılım kapsamındaki toplam fon büyüklüğünün 407 milyar TL’ye ulaştığını bildirdi. Toplam katılımcı sayısının ise 3,4 milyonu aştığını belirtti. Şirketin gönüllü BES katılımcı sayısında özel sermayeli emeklilik şirketleri arasındaki güçlü konumunu koruduğunu ifade eden Kaygalak, 18 yaş altı katılımcı grubundaki liderliğin de devam ettiğini söyledi. Anadolu Hayat Emeklilik’in çocuklara yönelik bireysel emeklilik ürünlerinde ulaştığı katılımcı sayısı 397 bin oldu. Şirket, bu sonuçla 18 yaş altı müşteri grubunda yüzde 23,1 pazar payına erişti. Hayat sigortası prim üretimi yüzde 32 arttı Şirketin hayat sigortası alanındaki performansı da ikinci çeyrek sonuçlarına olumlu yansıdı. Anadolu Hayat Emeklilik’in hayat sigortası prim üretimi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 32 artarak 11,8 milyar TL’yi aştı. Kaygalak, elde edilen sonuçların şirketin istikrarlı büyüme yaklaşımını ve farklı müşteri gruplarına yönelik ürün stratejisini desteklediğini ifade etti. TSRS uyumlu sürdürülebilirlik raporu yayımlandı Anadolu Hayat Emeklilik, finansal sonuçlarının yanı sıra sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarına ilişkin gelişmeleri de paylaştı. Şirket, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları’na uyumlu şekilde hazırladığı 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu kamuoyuna sundu. Rapor kapsamında şirketin değer zinciri, uzun vadeli değer yaratma modeli ve iklim değişikliğiyle bağlantılı risk ve fırsatları ele alındı. Çalışmada şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilirliğin iş modeline nasıl entegre edildiğine de yer verildi. Kaygalak, 2025 Entegre Faaliyet Raporu’nun ardından yayımlanan sürdürülebilirlik raporunun, şirketin paydaşları için uzun vadeli değer oluşturma hedefini daha ileri taşımayı amaçladığını belirtti. “İyi Gelecek Üyeliği” kampanyasına dört ödül Anadolu Hayat Emeklilik’in “İyi Gelecek Üyeliği” isimli reklam kampanyası, pazarlama ve iletişim dünyasının önemli organizasyonlarında toplam dört ödüle layık görüldü. Kampanya, 38. Kristal Elma Ödülleri’nde “Film – TV & Sinema / Banka, Sigorta ve Finansal Hizmetler” kategorisinde Kristal Elma kazandı. “Entegre Kampanyalar / Banka, Sigorta ve Finansal Hizmetler” kategorisinde ise Gümüş Ödül’ün sahibi oldu. Brandverse Awards 2026 kapsamında da iki ödül alan kampanya, “Film-Finans” kategorisinde Gümüş, “Medya-Entegre Kampanya” kategorisinde Bronz Ödül kazandı. Üç yeni emeklilik yatırım fonu kuruldu Şirket, 2026 yılının ikinci çeyreğinde bireysel emeklilik katılımcılarının farklı yatırım araçlarına erişimini artırmak amacıyla üç yeni fonu yatırımcılarla buluşturdu. Nisan ayında kullanıma sunulan Katılım Hisse Senedi Emeklilik Yatırım Fonu ile Kira Sertifikaları Katılım Emeklilik Yatırım Fonu, katılım finans ilkelerine uygun yatırım seçeneklerine yönelen katılımcılar için hazırlandı. Şirketin yıl içinde kurduğu üçüncü fon olan Emlak Sektörü Hisse Senedi Emeklilik Yatırım Fonu ise mayıs ayında halka arz edildi. Yeni fonla birlikte emlak sektörüne yatırım yapmak isteyen BES katılımcılarına hisse senedi fonları içerisinde farklı bir alternatif sunuldu. Anadolu Hayat Emeklilik 36’ncı yılını kutladı 2026’nın ikinci çeyreğinde 36’ncı kuruluş yıl dönümünü kutlayan Anadolu Hayat Emeklilik, gelecek dönemde de finansal sürdürülebilirliği destekleyen ürün ve hizmetlere odaklanacağını açıkladı. Serkan Uğraş Kaygalak, şirketin 36 yıllık deneyimini yenilikçi ürünler ve toplumsal değer oluşturan çalışmalarla geleceğe taşımayı hedeflediğini belirterek, müşterilere ve diğer paydaşlara sunulan güveni güçlendirecek adımların devam edeceğini kaydetti.

Kocaeli Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi'nden Doğa Temelli Sürdürülebilir Yaşam programı    Haber

Kocaeli Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi'nden Doğa Temelli Sürdürülebilir Yaşam programı  

Doğayla barışık bir yaşam kültürünü yaygınlaştırmak ve Avrupa Birliği'nin çevre ile iklim politikalarına dair farkındalığı güçlendirmek amacıyla düzenlenen program, doğayla iç içe olmayı odağa alan yoga ve mindfulness etkinliğiyle açılış yaptı. Etkinlik çerçevesinde, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, Avrupa Birliği'nin çevre ve iklim politikalarını konu alan bilgilendirici bir sunum gerçekleştirdi. Sunum sırasında iklim değişikliğinin ekonomik ve güvenlik boyutlarının yanı sıra, özellikle Batı Avrupa'da etkili olan aşırı sıcaklar ve orman yangınlarına vurgu yapıldı. Program katılımcıları; AB Çevre politikasının temel prensipleri, Avrupa Yeşil Mutabakatı, AB İklim Yasası ve Döngüsel Ekonomi Eylem Planı gibi kritik başlıklar hakkında detaylı bilgiler edindi. Programa dair görüşlerini paylaşan Kocaeli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, “Kocaeli Sanayi Odası olarak sürdürülebilirlik, iklim kriziyle mücadele ve doğal kaynakların muhafazasına yönelik çalışmaları destekliyor, bu alanda bilinç oluşturacak projelerde yer almaya devam ediyoruz. Bu doğrultuda, TOBB öncülüğünde hayata geçirilen COP31 İş Dünyası Forumu (COP31 Business Forum) kapsamında belirlenen ve sanayiyi yeşil dönüşümün merkezine konumlandıran sekiz ana faaliyet alanında katkı sağlamak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Geçtiğimiz ay Londra’da İklim Eylem Haftası çerçevesinde gerçekleştirilen COP31 İş Dünyası Forumu’nun Küresel Yuvarlak Masa Toplantısı’nda yer aldık. Kocaeli AB Bilgi Merkezi aracılığıyla, Türkiye'nin 18 farklı şehrinden başvurular alan ve iklim için adım atan üniversite öğrencilerine yönelik düzenlenen AB İklim Fikir Maratonu programına 49 bireysel ve 29 takım olmak üzere toplam 165 öğrencinin başvurusunu kabul ettik. Eğitim, mentorluk ve fikir geliştirme aşamalarının ardından en etkili çözümler Antalya’da COP31 sahnesinde sergilenecek" şeklinde konuştu. Programın ilerleyen saatlerinde katılımcılar, rehber eşliğinde gerçekleştirdikleri orman yürüyüşü, ekosistem gözlemi ve meditasyon aktivitelerine katılım sağladı. Bitkilerin doğal pigmentlerinin kullanıldığı Tatakizome (ecoprint) sanat atölyesinde sürdürülebilir üretim yöntemlerini deneyimleyen katılımcılar, programı Tohum Bankası ziyareti ile noktaladı. Ziyaret süresince yerel tohumların korunması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği ve bu mirasın gelecek nesillere aktarılmasının önemi üzerine katılımcılara bilgiler verildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.