Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Güvenlik

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Sosyal Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Emekli maaşı için yeni dönem: 9 katına çıkıyor. Kim ne kadar emekli aylığı alacak? Haber

Emekli maaşı için yeni dönem: 9 katına çıkıyor. Kim ne kadar emekli aylığı alacak?

Emekli maaşları Sosyal Güvenlik Kurumi üzerinden bildirilen prime esas kazanç doğrultusunda hesap ediliyor. Prime esas kazanç üst sınırı gelecek yıl asgari ücretin 7,5 katından 9 katına yükselecek. Yüksek ücretle çalışanların yeni yıldan itibaren daha fazla işçi ve işveren primi kesintisi olacak. 4/a SSK, 4/b BAĞ-KUR ve 4/c memurlarının emekli maaşı 2008 Ekim sonrası için prime esas kazanç tutarı ve prim gününe dayalı aylık bağlama oranı ile belirleniyor. Diğer faktörler olsa da, maaşın miktarı büyük oranda bu iki unsurdan etkileniyor. Prime esas kazancın alt sınırı brüt asgari ücret olarak hesaplanıyor. Üst sınır ise 2017'ye kadar asgari ücretin 6,5 katıydı, o yıldan beri 7,5 kat uygulandı. Geçen hafta Resmi Gazete'de yayımlanan yasa, bu sınırı 1 Ocak 2026 itibarıyla asgari ücretin 9 katına çıkaracak. Emeklilikte, her 360 gün çalışmanın karşılığı olarak prime esas ortalama aylık kazancın yüzde 2'si kadar emekli maaşı hesaplanır. Prime esas ortalama aylık kazanç, bildirim ve emeklilik talebi tarihleri arasında güncellenen kazançlarla belirlenir. Prime esas kazancı sürekli asgari ücret üzerinden bildirilen bir kişinin ortalama aylık kazancı 26.000 TL olarak kabul edilirse (Gerçekte daha düşük de olabilir). O kişiye verilen aylık bağlama oranı %50 ise 13.000 TL emekli maaşı alacakken, en düşük emekli maaşı 16.881 TL'den aşağı olamayacağı için 16.881 TL maaş alır. Prime esas kazanç üst sınırı 2025'te asgari ücretin 7,5 katı, yani 195.041,25 TL olarak belirlendi. Örneğimizdeki kişi başlangıçta düşük, sonrasında tavan maaş ile çalıştığı varsayılarak ortalama aylık kazancı 26.000 TL yerine 160.000 TL olsun. Aylık bağlama oranı aynı kalsa bile emekli maaşı 80.000 TL olur. Gelecek yıl prime esas kazançta üst sınır asgari ücretin 9 katı olacak. Mevcut asgari ücretle 234.049,50 TL'ye kadar olan kazançlar prime dahil edilecek. Böylelikle, yüksek kazancın bildirimi ile kişilerin ortalama aylık kazançları artacak. Aynı örnekle devam edecek olursak, %50 aylık bağlama oranına sahip bireyin ortalama aylık geliri 200.000 TL hesaplanırsa, o kişiye 100.000 TL emekli maaşı bağlanacak demektir. YÜKSEK KAZANCA YÜKSEK PRİM Prime esas kazanç üst sınırının artışı, yüksek kazançlı çalışanlar için işçi prim kesintisinin artacağı anlamına gelir. Ancak bu artış, gelir vergisi düşüşü ile bir miktar dengelenecektir. Örnek verirsek, aylık brüt kazancı 250.000 TL olan birisinden, prime esas kazanç üst sınırı 195.042,25 TL olduğundan 2025'te 327.669,55 TL sosyal sigorta, 23.404,97 TL işsizlik sigortası olmak üzere toplam 351.074,52 TL prim kesilir. Prime esas kazanç üst sınırı bu yıl asgari ücretin 9 katı olarak belirlenmiş olsaydı, bu kişiden yıllık 393.203,16 TL sosyal sigorta primi, 28.085,94 TL işsizlik sigortası primi olmak üzere toplam 421.315,94 TL prim kesilecekti. Prim miktarı 70.421,42 TL artacak ama gelir vergisi matrahı aynı miktarda azalarak %35 gelir vergisi dilimi nedeniyle 24.584 TL daha az vergi ödeyecek, böylece prim artışının üçte biri vergideki düşüşle dengelenecektir. İŞVERENDEN KESİLEN KISIM ARTACAK 2025 yılında prime esas kazanç üzerinden imalat sanayisindeki işverenden %15,75 sosyal sigorta ve %2 işsizlik sigortası kesintisi yapıldı. İmalat dışı işverenler 1 puan fazla ödeme yaptı. Asgari ücretin 7,5 katından 9 katına çıkan prime esas kazanç üst limiti ile işveren prim kesintisi artacaktır. Ayrıca gelecek yıl tüm işveren primlerinde 1 puanlık artış da olacak. Dahası, imalat dışındaki işlerde işveren prim desteği 4 puandan 2 puana düşecek ve bu değişiklik işverenin prim yükünü bu yıla nazaran toplamda 3 puan arttıracaktır. 63,7 MİLYAR TL EK GELİR Türkiye'de şu anda 358 bin kişi asgari ücretin 7,5 katının üzerinde maaş alıyor. Prime esas kazanç üst sınırının asgari ücretin 7,5 katından 9 katına çıkarılması ile Sosyal Güvenlik Kurumu, 2026'da 63,7 milyar TL ek gelir elde etmeyi hedefliyor.

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı Haber

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Yoksulluk sınırı 98 bin lira. Asgari ücret 30 bin lira olması gerekiyor. bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler." dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İlke TV canlı yayınına konuk oldu. Kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren 2026 yılı bütçe teklifi hakkında, “Bir kez daha hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bu hafta aslında Meclis’te bütçe görüşmeleri Genel Kurul aşamasına geçti. Bundan önceki cumartesi günü de Bütçe Hakkı Mitingi vardı, Ankara Tandoğan’da. Çok anlamlı bir mitingti. 70’in üzerinde bileşen, bütçe hakkı için bir araya geldiler. Ben de o mitinge katıldım. Hem emeklinin, hem emekçinin bütçe hakkı savunuluyordu. Tabii o çerçeveden bakınca zaten bugün Meclis’te yapılanlara bütçe görüşmesi demek zor” dedi. Özel, şöyle devam etti: “MECLİS GENEL KURULU ONLARA GÖRE DEKOR OLDU” “‘Yani bir meclis kurulmuş da sonra bütçeyi yapsın diye komisyon kurulmuş, o da bütçe yapmış’ diye bir şey yok insanlık tarihinde. Magna Carta, tek adamın vergiyi tek başına belirleyemeyeceğini yazıya dökmesiyle, insanlık tarihinin en önemli kazanımının ilk somut adımıdır. O günden itibaren devletin vergi alan sağ eliyle dağıtan, şefkatli sol elinin dengesine meclisler karar verir. Önce 1215’te bir yazı olarak kazanım oldu. Devamında 17’nci yüzyılda damgasını vuran ‘temsil yoksa vergi de yok’... Yani bir mecliste temsil edilmiyorsam vergi de vermem. İngiliz parlamentosu, Fransız ihtilaliyle Fransız parlamentosu ve bizde biraz daha geç olmakla birlikte önce bütçe hakkı elde edildi, sonra onun konuşulacağı yere çatı yapıldı. Oraya meclis dendi. Meclisten önce kazanılmış bir hak bu. Ama şimdi Meclis’te görüşülüyor, 12 gün sonra bitecek. Diyelim ki 600 milletvekili reddetti bütçeyi. Bütçe, geçen senekinin üzerine yeniden değerleme oranı konup devam edecek Cumhurbaşkanı hükümet sistemi ve tek adam rejiminde. Neden? Çünkü OHAL’de değiştirdikleri anayasaya bunu koydular. ‘Eğer bütçe geçmezse bir önceki bütçeye yeniden değerleme oranı konulur. Ona göre hükümet devam eder.’ Düşünün ki milletin meclisinin tamamı bütçesini reddetmiş… Normalde bütçesi geçmeyen hükümetler dünyada düşer, yerine yenisi konulur. Türkiye siyasi tarihinde de örnekleri var. Ama maalesef bütçenin göstermelik bir şey olduğu, yani artık bizim Meclisimiz onlara göre, onların getirdiği rejime göre bir dekor orası, Genel Kurul salonda. Milletvekilleri oyuncu, halk seyirci, demokrasi de adeta orada atılan bir tirad. Yoksa bir karşılığı yok. Önce bu tespiti yapmak lazım.” “BU BÜTÇE ‘-MIŞ GİBİ’ YAPAN BİR BÜTÇE” “Devamında; bu bütçe nasıl bir bütçe? Bu bütçe ‘-mış gibi’ yapan bir bütçe. Bu bütçe aslan payını iktidarın, iktidarın önceliklerinin; işte büyük holdinglerin, şirketlerin, onların vereceği vergilerin affedildiği veya büyük teşviklerin, Kamu - Özel İşbirliği’ne büyük paraların, Yap - İşlet - Devret’lere büyük paraların aktarıldığı ama emeğin, emekçinin ve emeklinin hakkını alamadığı bir bütçe bu. Tabii bugün 16 bin lira en düşük emekli maaşından, 22 bin lira asgari ücretten bahsediyoruz. Geçen sene AK Parti, kendi pratiğini ki o pratik de gerçekleşen bir pratik değil ama hep şunu söylüyordu; ‘Biz asgari ücretliyi enflasyona ezdirmiyoruz.’ Nasıl ezdirmiyorsun? ‘TÜİK, bir enflasyon belirliyor ve biz enflasyon kadar zam veriyoruz.’ Bir kez TÜİK enflasyonu belirlemiyor, orada enflasyon üzerinden manipülasyon yapıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Zaten sen oradan, emekten bir şeyler çalıyorsun. Ama geçen sene TÜİK’in, ben ‘Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu’ diye kısaltıyorum onu, onun rakamlarıyla da enflasyonu vermediler. Neyi verdiler? Beklenti enflasyonunu verdiler. Yani karnede sınavda aldığı notu değil de sınava girmeden önce umduğu notu veriyor. Böyle bir eğitim sistemi, böyle bir puanlama sistemi var mı? ‘Ben enflasyonu yüzde 20’ye düşürecektim, beceremedim yüzde 40 oldu. Sana 40 vermiyorum, 20 veriyorum.’ Önce düşür, sonra onu ver. Öyle olunca zaten gitgide gerçek enflasyon karşısında eriyen asgari ücret geçen sene ağır bir yara almıştı ve 22 bin lirada kaldı. Aslında 30 bin lira olması gerekiyordu. Şimdi bu 22 bin lira üzerine, bugün işte artık nihayet Türk-İş’in de katılmayı reddettiği Asgari Ücret Komisyonu‘nda oturup bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler.” “BUGÜNE KADAR KATILMALARI YANLIŞTI” (Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na TÜRK-İŞ’in katılmaması hakkında) “Doğru buluyorum ama bugüne kadar katılmalarını da yanlış buluyorum. Bu kadar adaletsiz bir komisyona bugüne kadar katılmaları yanlıştı. Bu seferki doğru. Ümit ediyorum bundan sonra belirlenecek asgari ücrete ki bir küçük parantez açayım, Türkiye’de konfederasyonların şöyle bir yanılgıları var veya sorumluluğu üstlerinden atıyorlar. Konfederasyon derken DİSK öyle yapmıyor ama TÜRK-İŞ özellikle şöyle yapıyor; ‘Asgari ücret benim işim değil ki’ diyor. ‘Bende işçi zaten asgari ücret almıyor.’ Doğru. Ama asgari ücret, Türkiye’de temel ücret oldu. Neredeyse kayıt dışı çalışanları da katarsanız ortalama ücret oldu. En büyük toplu sözleşme. Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Almanya’da asgari ücret, bir yıl alınan kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücretken Avrupa’da öyle bir ücretken Türkiye’de temel ücret. Asgari ücrete gelen zam oranı bütün ücretlere neredeyse aynen yansıyor. Yani asgari ücretin iki katı maaş alan için bile asgari ücretin nasıl belirlendiği, onun alacağı zam açısından çok önemli. Böyle bir fiiliyat var Türkiye’de. Şimdi böyle olunca bu asgari ücret meselesinde bir kez TÜRK-İŞ’in oturmaması doğru. Bütün sendikaların birden bunu kendi meseleleri yapmaları lazım. Çünkü bütün ücretlere yansıyor. Asgari ücret eğer 27 bin, 28 bin lira olacaksa bu bir yıl önce hak edilen asgari ücretin bile altında. 30 bin lira olması gerekiyor 28 binde. Bu tarihin en büyük emek hırsızlığı. Bunun karşılığında bir de emekli maaşına yapacakları zammı da düşünürseniz, o da 16 bin liranın üzerine gelecek zamla 20 bin lira gibi bir şey olması bekleniyor. Bugün için ilk kez tarihte asgari ücret verildiği gün açlık sınırının altında olacak. En düşük emekli maaşı da verildiği gün açlık sınırının üçte ikisi seviyesinde olacak. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben meydanlarda soruyorum. İşte, yoksulluk sınırı 98 bin lira. O da TÜRK-İŞ’in rakamları. Kocam meydanda yedi, sekiz kişi çıkıyor evine 98 bin liradan fazla maaş girenler. Bir maaş, iki maaş, üç maaş. Herkes tek bir asgari ücretle geçiniyor ve açlık sınırının altında. O yüzden de ‘Bu büyük bir sosyal patlamaya, sosyal infiale sebebiyet verir’ dedim. Neye göre dedim? Sokakta gördüğüm tansiyona göre, meydanda gördüm tansiyona göre.” “TATBİKAT GÖRÜNTÜSÜYLE ACINACAK HALİMİZE GÜLDÜK” (Grev yasakları için) “Evet, bu örgütlü tepkiyi bastırmaya yönelik bir iş. Bütün Türkiye’de askeri darbe dönemlerini, sıkıyönetim dönemlerini aratmayacak bir şekilde. Yani hiçbir şey yokken ortada... Yani bazen hani anlamıyorum ama hani onları anlamak isteyeyim. Olağanüstü şartlar olur da çok büyük travmaların olduğu günlerde de ne bileyim 15 Temmuz darbesinden bir ay sonra da grev olur, ‘Dur kardeşim, şimdi zamanı değil’ dersin. Veya böyle büyük toplumsal olaylar vardır. Türkiye belli bir sanayi koluna çok ihtiyaç duyuyordur, o milli güvenlik meselesidir. Ne bileyim işte top dökeceksindir de demir - çeliki durduruyordur adam. ‘Dur kardeşim savaşın içindeyiz, top dökeceğim. Demir - çelik durmaz; milli güvenlik…’ Hiçbir şey yok ortada. Milli güvenliği tehdit diye bütün grevleri erteliyorlar. Bu anayasadaki yetkinin, zaten olmaması gereken bir yetkinin suistimali, kötüye kullanımı. Ercüment Bey biraz önce söyledi. Bugün acınacak halimize tebessüm ettik. Kahramanmaraş’ta tatbikat yapıyorlar, ‘Efendim işçiler ayaklanırsa, grev yaparsa çevik kuvvet bunu nasıl bastıracak?’ Bunun tatbikatını yapıyorlar. Ama bunların hepsi örgütlü bir eylemliliğe karşı yapılan iş. Benim bahsettiğim bir sosyal patlama. Yani insanların artık burasına gelmiş, hatta daha da burasına gelmiş ve boğulmak üzere. “SOKAKTAKİ ÖFKEYİ BEN DAHA ÖNCE GÖRMEDİM” “Mesela sosyal patlamanın ilk basamağı şudur: Bir asgari ücretli bir yerde çalışıyordur. Gün boyunca ter döküyordur lokantada, mesela servis yapıyordur. O 22 bin lira maaş alacaktır. Bir beyefendi gelir, öğlen yemeğinde 22 bin lira hesap öder, gider. Bu o asgari ücretlinin içine dokunur. ‘Ya ben bir ay sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar burada ter döküyorum. Benim aldığım maaş burada…’ Bu başka bir şey. Bundan ciddi bir rahatsızlık duyar. Ama bir de o kişi evdeki çocuğunun karnını doyuramıyorsa, okula gönderdiği çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamıyorsa veya bir baba evladının bu durumundan dolayı sürüklendiği bunalımı veya aklından geçenleri düşünüyorsa o vakitten sonra o toplumda ne olacağını öngöremezsiniz. Ben bunu çok samimi bir şekilde söylüyorum. Ben yıllardır sokakta siyaset yapan birisiyim. Bir Genel Başkan olarak da herhalde benim kadar sokakta olan yoktur. Ben sokaktaki öfkeyi daha önce görmedim. Açık açık da söylüyorum bu vakitten sonra bu insanlara böyle asgari ücrette, en düşük emekli maaşında alay edecek ve artık sürdüremeyecekleri yani laf olsun diye değil gerçekten bıçak kemikte. Bu insanlar, sohbet ettiğin herkes diyor ki… ‘Nasıl geçiniyorsun?’ ‘Borçla.’ ‘Nasıl döndürüyorsun?’ ‘O karttan bu karta.’ Artık kart da vermiyorlar. Hepsi patladı. Tefecilerin bu kadar çok olması, İstanbul’da çetelerin bu kadar çok olması, insanların sanal bahise yönelmesi… Hiçbirisini mazur görmüyorum ama hiçbirisi de kendiliğinden olan şeyler değil. Bunların ekonomik ve sosyal altyapısı var. Bu ülkeyi yönetenler şunun farkında değiller: Bu vakitten sonra artık bu insanlar ‘Eskiden ayda üç kere dışarıda yemek yerdik, şimdi bir kere yiyebiliyorum’, ‘Efendim ayakkabılarımı eskiden pençe yaptırmazdım, şimdi pençe yaptırıp giyiyorum’, ‘Bu sene bir palto alamadım’ değil. Bu değil adamın derdi, karnını doyuramıyor.” “YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR” (Erdoğan’ın işverenlere ‘Elinizi taşın altına koyun’ şeklindeki sözleri hakkında) “Erdoğan’ınki bir kere şöyle: Yavuz hırsız ev sahibini bastırır, deyim yerindeyse. Bir kere şöyle bir şey var. Asgari ücreti belirleme meselesinde son sözü kim söylüyor? Kim söylüyor, kamu otoritesi söylüyor. Her şeyin sorumlusu sensin de bunun sorumlusu mu işveren? Bu diyor ki ‘Ben asgari ücreti bu kadar belirliyorum ama’ dilinin altındaki, bu asgari, sen üstünü ver. Ya nerede? Bir kere bu ülkede bir gerçeklik de var, bunun da altını çizeyim. Bazı sektörlerde asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bu olacak iş değil. Ama neden? Açmaz. Satranç da nasıl olur? Son hamleden dolayı artık açmaz olmaz. Oyun baştan beri yanlış kurulduysa açmaz olur. Şimdi tekstilde Mısır’daki asgari ücretle rekabet edecek adam ama verdiği asgari ücretle Türkiye’de geçinecek birisi. Öyle bir durum var ki alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bunun için burada hükümetin devreye girip ki biz kanuni teklifimizi de sunduk. Sektöre ve çalışan sayısına göre örneğin tekstilde çalışan işçiler için 10 bin 140 lira, ya da 1-10 arasındaki küçük esnaf için 10 bin 140 lira. Bir gruba 8 bin 101, bir gruba 5 bin 400 lira sosyal güvenlik primi desteği vaat ediyoruz. O da şu, eğer tekstilde belli bir sayının altında işçi çalıştırıyorsa 10 bin 140 lira eksik sigorta ödüyor. Asgari ücret veren için 28 bin lira, alan için 39 lira oluyor. Devlet yapacaksa bunu yapacak. Erdoğan çıkmış, ‘Kefenin cebi yok…’ Yani, ‘Ben asgari ücreti 28 bin lira belirledim ama varsın onlar 35 lira versin.’ Hangi sermaye, hangi işveren? Bir de bu piyasa ve rekabet şartlarında böyle babasının hayrına asgari ücrete zam yapar. Yok öyle bir şey. Sorumluluktan kaçmak için meseleyi karşıya yansıtıyor. Siyasi bir akrobasi yapıyor. Buna milletin karnı tok.”

Asgari Ücrette İş Dünyası’nın Beklentisi Yüzde 25-30’luk Artış Haber

Asgari Ücrette İş Dünyası’nın Beklentisi Yüzde 25-30’luk Artış

Asgari ücret görüşmeleri başlıyor. 2026 için asgari ücretin ne kadar artırılacağı merak edilirken, yılda iki defa artış yapılması da gündemde. Allservice’in Yönetim Kurulu Başkanı ve İK Yöneticisi Ebru Akyüz, asgari ücrete ilişkin değerlendirmelerinde hem büyüklük hem de süreç vurgusu yaptı. 2026 yılı için asgari ücretin belirleneceği görüşmeler tartışmaların odağında başlıyor. İş dünyası temsilcileri artış oranının sadece büyüklüğünden değil, zamanlaması ve mali yapılar üzerindeki etkisinden de endişe ediyor. Kurumsal hizmet yönetimi sektöründe geniş bir iş gücünü yöneten Allservice’in Yönetim Kurulu Başkanı ve İK Yöneticisi Ebru Akyüz, asgari ücrete ilişkin değerlendirmelerinde hem büyüklük hem de süreç vurgusu yaptı. Kasım 2025 enflasyonu: yıllık %31,07 Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı Kasım 2025 TÜFE verilerine göre yıllık enflasyon %31,07, aylık artış %0,87 olarak gerçekleşti. Özel hesaplama yapan bağımsız enflasyon göstergeleri TÜİK verisinin üzerinde rakamlar verirken (ENAG gibi), resmi veri enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini teyit ediyor. Bu enflasyon ortamı, hane halklarının reel gelirini baskılarken, şirketlerin ücret maliyetlerini de artırıyor; dolayısıyla asgari ücrette yapılacak düzenlemeler hem sosyal koruma hem de istihdam dinamikleri için belirleyici olacak. İŞVEREN DESTEK BEKLİYOR Hükümet ve ilgili kurumlarca açıklanan 2025 yılı için uygulanan asgari ücret tutarı brüt 26.005,50 TL, net 22.104,67 TL olarak kayıtlarda yer alıyor. İşverene maliyet hesaplamalarında ise sektör ve prim yüklerine göre farklılıklar olmakla birlikte PwC ve ilgili kurumların hesaplarına göre işverene toplam maliyet örnekleri yıllık bazda yaklaşık 30–31 bin TL civarında hesaplanıyor. Bu rakamlar, 2026 için planlanacak artışların işverene getireceği ilave yükün büyüklüğünü göstermesi açısından önem taşıyor. “2026 İÇİN RASYONEL ARTIŞ YÜZDE 25–30 BANDI” Asgari ücret artış oranı sorulduğunda Akyüz, üç temel kriterin—enflasyon, şirket maliyetleri ve çalışan yaşam koşulları—birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti: “2026 için en rasyonel artış yüzde 25–30 bandı. Bu oran çalışanı kısmen korur, işverenin maliyet yapısını bir anda bozmaz. Önemli olan tüm tarafların sürdürülebilir bir zeminde buluşması.” Akyüz’e göre bu bant, hem reel ücretleri toparlamaya yönelik bir adım anlamına gelecek hem de şirketlerin ani nakit baskısı ile karşılaşmasını sınırlayacak. İŞVERENLERİN ÖNCELİĞİ: ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Akyüz, iş dünyasının sadece “yüzde” ile ilgilenmediğini; artışın önceden duyurulması, takvime bağlanması ve planlanabilir olması gerektiğini vurguladı: “Bugün işverenlerin en büyük beklentisi öngörülebilirlik. Şirketler ani ve yüksek artışlara hazırlanmakta zorlanıyor. Rakamdan çok sürecin planlanabilir olması önemli.” Geçmiş yıllarda tek seferlik büyük artışların KOBİ’ler üzerinde yarattığı baskı hatırlatılırken, orta yolun bulunmasının istihdamı koruyacağı belirtiliyor. YILDA İKİ ZAM TARTIŞMASI: UYGULANABİLİR AMA MEKANİZMA GEREKLİ Akyüz, enflasyonist dönemlerde yılda iki zammın çalışanları koruyabileceğini ancak bunun şeffaf, önceden belirlenmiş bir takvime bağlanması gerektiğini söyledi: “Yıl içinde güncelleme yapılabilir; ancak bunun mutlaka öngörülebilir bir mekanizmaya bağlanması gerekir. Belirsizliği azaltan her adım hem işçiyi hem işvereni rahatlatır.” Uzmanlar, geçmiş uygulamalardan hareketle çift zammın kısa vadede alım gücünü desteklediğini, ancak işletmelerin likidite planlamasında öngörülemeyen dalgalanmalar yaratabileceğini belirtiyor. DEVLETE İŞVEREN TALEPLERİ: SGK VE VERGİ YÜKÜNDE HAFİFLEME Akyüz, işverenlerin artışla birlikte toplam işçilik maliyetinin paylaşılmasına yönelik taleplerini şu sözlerle özetledi: “İşverenler, SGK primleri ve vergi yüklerinde bir miktar hafifleme talep ediyor. Bu sadece işverenin rahatlaması için değil; istihdamın korunması, kayıt dışılığın önlenmesi ve şirketlerin büyüme kapasitesinin devamı için de önemli.” Resmi veriler ve işletme hesaplamaları, işçiden ve işverenden kaynaklanan sosyal güvenlik maliyetlerinin toplam işçilik maliyetinde belirleyici olduğunu gösteriyor; bu nedenle kamu destek mekanizmalarının kapsamı tartışmanın merkezinde olacak. Akyüz şirket politikalarını anlatırken, ücret belirlerken yalnızca yasal asgari normların değil; motivasyon, verimlilik, sektör ortalamaları ve müşteri memnuniyetinin de göz önünde bulundurulduğunu ifade etti: “Doğru ücret politikası, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı; işverenin de sürdürülebilir bir yapıyı koruyabildiği sistemdir. Bu denge sağlandığında hem hizmet kalitesi hem şirket performansı güçlenir.” 2026’DA BELİRLEYİCİ KRİTERLER — ENFLASYON, ÖNGÖRÜ VE KAMU DESTEĞİ Ekonomistler ve sektör temsilcileri, 2026 asgari ücret kararının enflasyonun seyri, kamu maliyesinin destek kapasitesi ve işverenlerin mali dayanıklılığı çerçevesinde alınacağını belirtiyor. Akyüz’ün vurguladığı gibi, izlenecek yol “denge” olacak: çalışan korunacak; ancak işverenlerin iflas, istihdam daralması veya kayıt dışına yönelme risklerine karşı korunması da benzer ölçüde değerlendirilecek.

Sigortasız işçi iş kazası geçirse SGK devreye giriyor... SGK iş kazasında aileyi yalnız bırakmıyor Haber

Sigortasız işçi iş kazası geçirse SGK devreye giriyor... SGK iş kazasında aileyi yalnız bırakmıyor

Türkiye’de sigortasız çalışırken iş kazası geçiren işçiler, SGK tarafından re’sen sigortalı sayılarak hak kaybı yaşamıyor. Uzmanlar, uygulamanın güçlü bir sosyal devlet refleksi olduğunu belirtiyor. BURSA (İGFA) - Sigortasız çalışırken iş kazası geçiren işçiler, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kaza günü itibarıyla re’sen sigortalı sayılıyor. Uygulama, kimi zaman “işçiye sadece bir gün sigorta gösteriliyor” şeklinde yanlış anlaşılabiliyor. Ancak uzmanlar, bu mekanizmanın işçi ve ailesini koruyan güçlü bir sosyal devlet refleksi olduğunu vurguluyor. SGK’nın re’sen tescil işlemi, işçinin sosyal güvenlik haklarının başlamasını sağlayan ilk adımı oluşturuyor. İnceleme tamamlandığında, kazadan önce fiilen çalıştığı tüm süreler sisteme işleniyor ve haklar eksiksiz olarak tesis ediliyor. Sigortasız iş kazalarında sosyal güvenlik denetmenleri ve müfettişler, işçinin çalışma süresi, ücreti, kazanın oluş şekli ve sorumluları ayrıntılı şekilde araştırıyor. Tanık ifadeleri, işyeri kayıtları ve kamera görüntüleri incelenerek hem iş kazası hukuken tanınıyor hem de sosyal güvenlik işlemleri başlatılıyor. Ölümle sonuçlanan kazalarda SGK, hak sahiplerine ölüm geliri ve koşullar sağlandığında ölüm aylığı bağlıyor. Aynı anda gelir ve aylığa hak kazanılması durumunda yüksek olan ödeniyor, düşük olanın ise yarısı aileye veriliyor. Cenaze ödeneği de sağlanıyor. Ayrıca SGK, yaptığı ödemeleri kusurlu işverene rücu ederek kamu zararını tazmin ediyor. Uluslararası karşılaştırmalarda Türkiye’nin modeli öne çıkıyor. ABD ve İngiltere’de iş kazası ödemeleri çoğunlukla özel sigortalara veya işveren birliklerine bağlı. İşveren poliçe yaptırmamışsa işçiler çoğu zaman gelir elde edemiyor ve tazminat için uzun davalara başvurmak zorunda kalıyor. Türkiye’de ise sigortasız işçi dahi sosyal güvenlik kapsamına alınarak doğrudan gelir güvencesi sağlanıyor. Uzmanlar, “SGK sadece bir gün sigorta gösteriyor” eleştirisinin teknik işleyişin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını belirtiyor. Re’sen tescil işlemi, hakların devreye girmesi için yapılan ilk kayıt niteliğinde ve tüm çalışma süreleri geriye dönük olarak sisteme işleniyor. Yetkililer, uygulamanın özünü “işçiyi merkeze almak ve mağduriyetini önlemek” olarak tanımlıyor. Sistem, iş kazası geçiren sigortasız çalışana koruma sağlarken, aileyi de gelir güvencesi ile güvence altına alıyor.

Diyarbakır Kulp’ta köprü inşaatında iş kazası: 4 işçi ölü, 1 ağır yaralı Haber

Diyarbakır Kulp’ta köprü inşaatında iş kazası: 4 işçi ölü, 1 ağır yaralı

Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde bir viyadük inşaatında meydana gelen iş kazasında 4 işçi hayatını kaybetti, 1 işçi ağır yaralandı. Olayla ilgili hem Kulp Belediyesi, hem de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) inceleme başlattı. SGK tarafından müfettiş görevlendirildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde yapımı süren Kulp-Muş karayolu viyadüğünde meydana gelen iş kazasında 4 işçi yaşamını yitirdi, 1 işçi ağır yaralandı. Kulp Belediyesi açıklamasında, kazanın hemen ardından Belediye Eşbaşkanının bölgeye intikal ettiği, KUBAK Arama Kurtarma ve İtfaiye ekipleri ile AFAD, 112 Acil Sağlık ve Jandarma birimlerinin koordineli şekilde müdahale çalışmalarını başlattığı bildirildi. Yaralı işçi hastaneye sevk edilerek tedavi altına alındı. Kazayla ilgili adli soruşturmanın başlatıldığı ve olayın tüm yönleriyle incelendiği belirtildi. Kulp Belediyesi, “Hayatını kaybeden çalışanlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı; yaralı çalışanlara acil şifalar diliyoruz” ifadelerini kullandı. Öte yandan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) da konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. SGK, paylaşımında, elim iş kazasına ilişkin gerekli incelemelerin yapılması amacıyla Kurum tarafından müfettiş görevlendirildiğini, kurumun sürecinin tüm yönleriyle yakından takip edildiği duyuruldu. Kazanın nedeni ve sorumlulukların belirlenmesi için soruşturmaların devam ettiği bildirildi. https://twitter.com/sgksosyalmedya/status/1988221261680369951

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.