Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Siyaset

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Siyaset haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siyaset haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özdağ: İstanbul’da siyaset Türkiye'yi şekillendiren siyasettir Haber

Özdağ: İstanbul’da siyaset Türkiye'yi şekillendiren siyasettir

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, Zafer Partisi'nin 2026 çalışma yılını İstanbul'dan başlattığını belirterek bugün Üsküdar'da çalışmalara başladıklarını bildirdi. Ay sonuna kadar çalışmaları İstanbul'da sürdüreceklerini ifade eden Özdağ, İstanbul'un Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve kültürel merkezi olduğunu kaydederek, "İstanbul’da siyaset Türkiye'yi şekillendiren siyasettir. 10 milyona yakın seçmeniyle ve geriye kalan 80 ilde temsil yeteneğiyle İstanbul siyaseti büyük bir önem taşımaktadır." dedi. Bugüne üzücü bir haberle başladıklarını belirten Özdağ, ülkede 16 milyon insanı hatta şimdi 16 milyon 800 bini aştığı insanı ilgilendiren olumsuz bir haberi duyduklarını söyledi. Özdağ, SGK ve BAĞ-KUR emeklileriyle memur emeklilerine yapılan zamların açıklandığını aktararak, şu ifadeleri kullandı: "SGK ve BAĞ-KUR için yüzde 12,19 ve memur emeklileri için de 18,61 oranında zam yapılmış. Böylece en düşük emekli maaşı 18 bin 840 liraya yükselmiş durumda. Emekli 2025 senesinde olduğu gibi ne yazık ki açlıkla sefaletle sınanmaya devam edecek. Bu milli gelirden emeklinin aldığı payın, dulun yetimin aldığı payın düşüş yaşadığı 9. sene sefaletin açlığın arttığı 9. sene ve görüyoruz bazı emekli yurttaşlarımız Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de, büyük şehirlerde geceleri ısınmak için kamu kuruluşlarına sığınmak zorunda kalıyorlar. İnanılır gibi değil. Çünkü diğer ihtimal sokakta kalmak ya da ne yazık ki olağanüstü kötü şartlarda tek başlarına çok ucuz otellerde yaşayan binlerce emeklinin varlığını görüyoruz ve üzülüyoruz. Bu insanca yaşayabilecekleri bir ücret değil ve emekli bunu hak etmiyor, dul yetim bunu hak etmiyor. Asgari ücretten oluşturduğu hayal kırıklığı devam ederken şimdi emekli dul ve yetimlerin karşı karşıya olduğu bu durumu kabul etmek normal karşılamak mümkün değil." Açıklamasında Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması hakkında da konuşan Özdağ, "Venezuela Cumhurbaşkanı'nın bir grup Amerikan askeri tarafından anlaşılan Venezuela'daki bazı çevrelerle iş birliği yapılarak kaçırılması devletler hukuku açısından demokrasi açısından kabul edilebilir değildir. 1648’de Westfalya barışıyla modern milli devletlerin temeli atılmış ve egemenlik hakları kabul edilmiştir. Bu 1648’den beri devam eden sistemin yıkıldığını ve tekrar orta çağa döndüğümüzü gösteren bir eylemdir." dedi. Bir başka önemli gelişmenin de hiç şüphesiz İran'daki gelişme olduğunu belirten Özdağ, şunları aktardı: "İran'da rejimin kötü yönetimi ve ambargolar neticesinde ve kuraklık neticesinde ortaya çıkan büyük bir toplumsal huzursuzluk olduğunu görüyoruz. Bu toplumsal huzursuzluk şimdi sokaklara taşmış durumda ve rejimin devrilmesine doğru evrilebilecek bir süreç olarak bazı ülkeler, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, tarafından sürdürülmek isteniyor. Doğrusu İran'da ortaya çıkacak bir iç savaş ve savaş tehdidinin Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğini görüyoruz ve İran'ın da böyle bir durumda içinde tutmuş olduğu çok sayıda milyonlarca Afgan'ı Türkiye sınırına doğru zorlayacağını görüyoruz. Bundan dolayı AK Parti hükümetine sesleniyoruz. Türkiye-İran sınırındaki önlemler sınırın geçilmez hale gelmesini sağlayacak şekilde arttırılmalı. 3 metrelik, 4 metrelik duvarlar yüz binlerce kişi sınıra doğru ilerlerse hiçbir işe yaramaz. Ve mevcut önlemlerin işe yaramaması durumunda yeni yüz binlerce sığınmacıyı Türkiye üstlenmek zorunda kalır. Şimdiden en caydırıcı ve etkili önlemleri almakla yükümlüsünüz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Asgari ücretin işçi ve işverenlerimize hayırlı olmasını diliyorum Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Asgari ücretin işçi ve işverenlerimize hayırlı olmasını diliyorum

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: "2025 yılının son toplantısında sizlerle beraber olmaktan, sizleri Ankara’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. İnşallah yarın akşam da Regaip Gecesi’ni idrak ve ihya edeceğiz. Evvel emirde siz kardeşlerimle birlikte teşkilatımızın bütün mensuplarının ve aziz milletimizin mübarek üç aylarını tebrik ediyorum. Bizleri üç ay sürecek bu rahmet, mağfiret, muhabbet ve bereket iklimine kavuşturan Cenab-ı Allah’a sonsuz hamd ediyor; hepimizi sağlık ve afiyet içinde 11 ayın sultanı Ramazan’a da ulaştırmasını niyaz ediyorum. AK Parti olarak her sene yaptığımız gibi inşallah önümüzdeki üç ayı da en verimli şekilde değerlendireceğiz. Genel merkeziyle, meclisiyle, belediyesiyle, il, ilçe ve belde teşkilatlarıyla hep beraber daha fazla çalışacak, daha fazla insanımızla temas kuracak ve halkımızla hemhal olmanın yollarını arayacağız. Bunu özellikle şunun için söylüyorum: Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Birçok insanımızın, hasbeten AK Parti dönemlerinde hayata gözlerini açan gençlerimizin eski Türkiye’yi hatırlamaması gayet doğaldır. Sabah erken kalkanın Türk siyasetine ayar verdiği, hizmet üretilmeyen, icraat yapılmayan, sorunlara çare bulunmayan istikrarsız dönemlerin 23 yıllık icraat fırtınası sebebiyle hafızalardan silinmesini yadırgamamalıyız. Dünü yarınlara unutturmamalıyız. Hem eski Türkiye’yi hatırlatmak hem de hizmet ve eser siyasetimizi millete anlatmak bizim vazifemizdir. Dolayısıyla bir taraftan insanımızla rûberû iletişim kurarken, aynı zamanda Türkiye’yi nereden aldığımızı ve 23 yılda nereye taşıdığımızı nezaketle, sabırla ve müspet bir üslupla halkımıza tek tek izah edeceğiz. Üslub-u beyan ayniyle insandır sözünün ışığında meramımızı en veciz şekilde vatandaşımıza aktaracağız. Bizim derdimiz muhalefet gibi sadece kendi seçmenimize ulaşmak değil, sadece bize oy verenlerle gönül köprüleri kurmak veya yankı odalarında birbirimize konuşmak değildir. Bizim derdimiz Türkiye'nin tamamına seslenmek, Türkiye'nin tamamını kucaklamak ve 86 milyonun tamamına hitap etmektir. Çünkü biz belli çevrelerin, belli ideolojik kabilelerin değil, tüm Türkiye'nin partisiyiz; 86 milyonun iktidarıyız. Bunun için etnik köken, dil, din, mezhep, görüş ayrımı gözetmeksizin 86 milyonun her bir ferdine ulaşmanın çabası içinde olacağız. Talimatlarımız doğrultusunda Teşkilat Başkanlığımız, mübarek üç ayları ihtiva eden kış mevsimi için detaylı bir program hazırladı. Kış döneminde saha çalışmalarıyla en tepeden en ücra birimimize kadar tek tek hane ziyareti, ev sohbetleri, kahvehane buluşmaları, sivil toplum kuruluşları ve esnaf ziyaretleriyle yine milletimizle bir araya geleceğiz. Muhalefetin ülkeye dair dişe dokunur hiçbir projesinin bulunmadığı, ana muhalefetin belediyeleri yağmalayanları adaletten kaçırmak dışında hiçbir gündeminin olmadığı, siyaset sahnesinde arzıendam edenlerin kendi ikballeriyle meşgul olduğu bu dönemi biz dolu dolu geçireceğiz. Onlar kendi dertleriyle uğraşa dursun, biz milletin derdiyle dertleneceğiz. Uygulamasını yakından takip edeceğim bu programa buradaki her bir arkadaşımın aktif katılımını bekliyorum. AK Parti Genel Başkanı olarak, zemherinin başladığı bu soğuk kış günlerinde bacaları tütmeyen evleri mutlaka bulmanızı, oralarda yaşayan kardeşlerimizin kapısını mutlaka çalmanızı, imkanlar dahilinde hepsine tek tek el uzatmanızı sizlerden özellikle istirham ediyorum. Kardeşlerim, bu bizim görevimizdir; milletimize karşı sorumluluğumuzun bir gereğidir. Uzak yakın demeden her mahalleye gitmek, kime oy verdiğine bakmadan her sokağa, her haneye erişmek AK Parti'nin siyaset anlayışının özüdür. İşimiz çok olabilir, mesuliyetimiz ağır olabilir, vaktimiz kısıtlı olabilir; ama bunların hiçbiri vatandaşla arayı soğutmanın mazereti olamaz. Hele hele kibir, gurur, böbürlenme, sokakta çarşıda kasılarak yürüme gibi karakter zafiyetleri, bu çatı altında Tayyip Erdoğan'la yol arkadaşlığı yapan hiç kimseye yakışmaz. Buna en başta AK Parti Genel Başkanı olarak biz izin vermeyiz. Milletle arasına mesafe koyan, bizimle arasına mesafe koymuş demektir. Millete tavır alan, millete hürmetsizlik eden, şehrine, ilçesine hizmet ederken yüksünen; bize saygısızlık etmiş, bize tavır almış demektir. Şehrine, ilçesine hizmet ederken yüksünen; bize saygısızlık etmiş, bize tavır almış demektir. Unutmayın, bizim önceliğimiz vatandaşlarımızın gönlünü kazanmaktır. Bizim gayemiz sorunları çözmek, çözemiyorsak bile elimizden geleni yapmak, ihtiyaç duyduğu her an vatandaşımızın yanında olmaktır. Tam 24 yıldır titizlikle sahip çıktığımız bu hasletlerimize; il, ilçe başkanı, belediye başkanı ve meclis üyesi, kadın ve gençlik kollarıyla hep beraber sıkı sıkıya sarılmamız gerektiğinin altını çiziyor ve sizlere güveniyorum. Yine bu dayanışma mevsiminde Gazze'deki kardeşlerimiz başta olmak üzere mazlumları da ihmal etmeyeceğiz. 11 Ekim'den beri Gazze'de ateşkes tesis edilmiş olsa dahi İsrail'in enkaza çevirdiği yerleşim yerlerinde sıkıntılar halen devam ediyor. Havaların soğuması ve yağışların başlamasıyla birlikte Gazze halkının yükü daha da artmış durumda. Gazze'de şiddetli yağmurun etkisiyle su altında kalan çadırları; aşırı soğuk sebebiyle hipotermi geçiren bebek ve çocukları hepimiz içimiz yanarak takip ediyoruz. Mutabakata göre günlük 600 tırın Gazze'ye giriş yapması gerekiyordu; ancak İsrail, böyle insani bir meselede bile sözünü tutmuyor, insani yardım girişlerine uyduruk bahanelerle sürekli zorluk ve engel çıkarıyor. Biz bunlara rağmen Gazzeli mazlumların yanında olmaya çalışıyoruz. Geçen hafta 1300 ton insani yardım malzemesi taşıyan 19. iyilik gemimiz Mısır'ın El-Ariş limanına ulaştı. Son iki yılda Gazze'ye gönderdiğimiz yardım miktarı 105 bin tona yaklaştı. Gazze halkının ilaca, yiyeceğe, giyeceğe, ısınmak için yakıta ihtiyacı var. Hepsinden öte Gazze'nin umuda, dayanışmaya, manevi desteğe ihtiyacı var. İşte onun için çok dua edeceğiz; dua ile kalmayacak, mübarek üç aylarda Filistin'e yardımlarımızı daha da artıracağız. Türkiye olarak sinmeyeceğiz, susmayacağız, unutmayacağız; Gazze'yi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız. Burada bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum: Tıpkı "Allah Allah" nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımız gibi sadece Hakkın tarafındayız, sadece haklının tarafındayız, sadece mazlumun, mağdurun tarafındayız. Tarihimiz boyunca her zaman mazlumlar için bir eman yurdu olduk. Dinine, diline, kökenine bakmadan; ezilene, horlanana, zulme ve katliama uğrayana kapımızı açtık. Engizisyondan kaçan Musevilere de, Nazi zulmünden kaçan Musevi bilim adamlarına da kol kanat gerdik. Kafkaslar'dan Balkanlar'a, Afrika'dan Asya'ya, bütün buralarda kimin başı sıkışmışsa hiç düşünmeden imdadına koştuk. u dün böyleydi, bugün böyledir, yarın da asla değişmeyecektir. Ay-yıldızlı al bayrağımız mahzun gönüllere inşirah vermeye kıyamete kadar devam edecektir. Biz bin yıllık şanlı tarihimize baktığımızda işte bunu görüyoruz. Orada adalet görüyoruz; merhamet, şefkat, iyilik görüyoruz. Orada cesaret ve kahramanlık görüyoruz. "Tahtımı veririm, tacımı veririm ama devletime sığınan mazlumu asla vermem" diyen haysiyet abidelerini görüyoruz. Kudüs-ü Şerif’i 400 sene boyunca "Lâ ilâhe illallah İbrahim Halilullah" lafzına uygun şekilde yönetmiş bir alicenaplık görüyoruz. İmparatorluğun sıkıntılı günlerinde Filistin'e karşı para teklif edenlere, "Ben bir karış dahi toprak satamam zira o bana değil, milletime aittir; onlar bu imparatorluğu kurup kanlarıyla mahsuldar kıldılar, onu bizden koparılmadan önce üzerine kanımızla bir kere daha kaplamayı biliriz" diyerek reddeden gurur kaynağımız bir ecdat görüyoruz. İşte biz buyuz. Biz farklı bir ülkeyiz, çok farklı bir milletiz. Bakın, 1071'den beri biz bu coğrafyadayız. Bedel ödedik, mücadele ettik; can verdik, can aldık. Bu topraklarda bin yıldır tutunmayı işte böyle başardık. Bize ömür biçenler oldu, "hasta adam" diyenler oldu, harim-i ismetimize el uzatmaya cüret edenler oldu. Asrın başında Çanakkale'de, daha sonra Milli Mücadele'de, en son 15 Temmuz'da istiklal ve istikbalimize kastedenler oldu. Hepsini bozguna uğrattık; iman dolu göğsümüzle ehl-i salip heveslerini kursaklarında bıraktık. Herkes bilsin ki biz, dün olduğu gibi bugün de sulh-u sükundan yanayız. Ama bu demek değildir ki haksızlığa rıza gösterir, zulme sessiz kalırız. Asla. Şunu burada çok açık ve net söylüyorum: İster Doğu Akdeniz'de, ister Ege'de, isterse başka bir yerde olsun; biz ne hak yeriz ne de hakkımızı yediririz. Kıbrıs Türkü’nün hak ve çıkarlarının gasp edilmesine de müsaade etmeyiz. Anlaşmalar yapılabilir, imzalar atılabilir, sipariş sorularla çeşitli mesajlar da verilebilir. Bunların hiçbiri bizi bağlamaz, bizim politikamızı değiştirmez. Elinde 70 binden fazla Filistinli kardeşimizin kanı olanların hadsizliklerinin bizim nazarımızda teneke tıngırtısından farkı yoktur ve olamaz. Oyuna gelmedik, gelmeyeceğiz. Tahriklere kapılmadık, kapılmayacağız. Türkiye olarak; uluslararası hukuk ve ikili anlaşmalarımız çerçevesinde, tarihi tecrübelerimize ve köklü geleneğimize yakışır şekilde vakarla, basiretle, sağduyuyla, sükunetle hareket etmeye devam edeceğiz. Millete hizmet aşkımızı büyüterek, coşkumuzu, heyecanımızı çoğaltarak tüm Türkiye için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Sorunlara çözüm bulmak, dertlere derman olmak adına bütün enerjimizi, bütün gayretimizi, birikimlerimizi, tecrübelerimizi; tüm bunlarla birlikte yüreğimizi ortaya koymuş durumdayız. Liyakatli ve tecrübeli kadroların riyasetinde Türkiye büyüyor, güçleniyor, küresel bir aktör olma hedefine sağlam adımlarla ilerliyor. Kardeşlerim unutmayın; doğuda, batıda, 783 bin kilometrekarelik vatan toprağının her karışında, elbette dünyanın birçok yerinde ülkemize yönelik muhabbetin çoğaldığını, teveccühün arttığını memnuniyetle müşahede ediyoruz. Bilhassa "terörsüz Türkiye" sürecimizde mesafe katettikçe sınırlarımız dışında da karamsarlık havası dağılmaya; Arap, Kürt, Türkmen, Sünni ve Şii kardeşlerimiz geleceklerine daha bir umutla bakmaya başladı. Biz de bu umutları güçlendirmek için üzerimize ne düşüyorsa, meşru daire içerisinde kalarak harfiyen yerine getiriyoruz. İstişareler neticesinde unutmayın; efradını cami, ağyarını mani bir anlayışla hazırladığımız raporumuzu geçen hafta komisyona teslim ettik. İttifak ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi de büyük emek verildiği anlaşılan raporunu komisyona takdim etti. Bu vesileyle 5 Ağustos'tan beri fedakarca çalışan komisyon üyelerimizi tebrik ediyor, her birinden tek tek Allah razı olsun diyorum. Komisyonun son eşiği de başarıyla aşacağına inanıyorum. Biliyorsunuz Cumhur İttifakı olarak ilk günden itibaren yapıcı, kuşatıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsedik. Sözümüzü ölçerek, biçerek, tartarak; bir değil bin kez düşünerek sarf ettik. 86 milyonun emanetini taşıdığımızın bilinciyle çok dikkatli, çok serinkanlı ama bir o kadar da samimi ve kararlı bir politika takip ediyoruz. Şunu aziz milletimizin çok iyi bilmesini arzu ederim: Biz asla siyasi ikbal peşinde değiliz. Bu sürece siyasi hesap zaviyesinden de bakmıyoruz. Türkiye'nin önünde aralanan bu tarihi fırsat penceresini ardına kadar açıp ülkemizi terör belasından ilelebet kurtarmanın gayretindeyiz. Bunu da şehitlerimizin ruhunu incitmeden, onların kemiklerini sızlatmadan, tabuta sığmayan o kahramanların aziz hatıralarına gölge düşürmeden yerine getirmenin çabasındayız. Ne şehit yakınlarımızı ne de gazilerimizi rahatsız edecek hiçbir girişime, söze, tavra, eyleme fırsat vermedik ve vermeyeceğiz. Allah'ıma hamdolsun, şimdiye kadar böyle bir adımımız hiç olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. Ne bizim ne de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin böyle bir girişim içinde bulunması zaten düşünülemez. Ne yapıyorsak Türkiye için, Türkiye'nin selameti için yapıyoruz. Birileri görmese de milletimiz bizim hüsnüniyetimizi görüyor. Birileri anlamasa da 86 milyon bizim neyi başarmaya çalıştığımızı anlıyor. Türkiye sonunda huzurun, güvenliğin, kalkınmanın ve refahın olduğu bir yola girmiştir; inşallah bu yolu sonuna kadar sabırla yürüyecektir. Ne terörden beslenenlerin, ne coğrafyamızı kan gölüne çevirmek isteyen katliam şebekelerinin tuzakları, ne de bu şebekelerin kayığına binmeye hevesli aparatların provokasyonları buna engel olamayacaktır. Ortak tarih, ortak gelecek vizyonu ekseninde kardeşliğimizin güçlenmesi, bölgemizde barış ve istikrar kuşağının tesis edilmesi için ne icap ediyorsa bunu hayata geçirmeye inşallah devam edeceğiz. Burada şu hususun altını da özellikle çizmek istiyorum; milletimizin bu noktada özellikle düşünmesini rica ediyorum. Muhalefet, ülkenin her meselesinde olduğu gibi komisyon raporunda da yine kolaya kaçmış, hasbi değil hesapçı davranmayı tercih etmiştir. Ana muhalefet partisi CHP vesayete teslim olmuş, baskılara direnememiş, sürecin önünü açacak hiçbir somut teklif getirememiştir. Her fırsatta "şu kadar raporumuz var" diye övünen CHP, iş çözüm üretmeye, risk almaya gelince yine su koyvermiştir. Ülkemizin neredeyse yarım asırdır ayağına bağ olan bir meselenin çözümü için Meclis, gerçekten önemli bir sorumluluk üstleniyor. Cumhur İttifakı, sorun çözülsün diye eliyle birlikte tüm gövdesini taşın altına koyuyor; fakat ana muhalefet cephesinde ne bir ciddiyet ne bir irade ne de somut bir öneri var. Ezberleri tekrarlamak dışında hiçbir reçeteleri yok; rüzgar nereye eserse oraya savrulan yaprak misali sürekli yön değiştiriyorlar. Bu rotasızlığı sadece rapor konusunda değil, yurt dışı ziyaretlerinde de görüyoruz. CHP Genel Başkanı, verdiği sözlerin hilafına yurt dışında "Türkiye partisi" olma erdemini ne yazık ki gösteremiyor. Her seyahatinde milletimizi mahcup ediyor, gaflarıyla ve skandallarıyla 86 milyonu utandırıyor. Gidiyor, utanmadan Türkiye'yi yabancılara şikayet ediyor. Sosyalist Enternasyonal'deki yoldaşlarından 5 dakikalık bir randevu koparabilmek için adeta yalvarıyor, eziliyor ve onurunu ayaklar altına alıyor. Siyasi rakibimiz dahi olsa, CHP’nin yabancılar karşısında bu derece zafiyet ve acziyet içinde olmasını biz istemeyiz. Türkiye’nin ana muhalefet partisi genel başkanının, uluslararası bir toplantıda muhataplarına yalvarmasını içimize sindiremiyoruz. Bırakın siyasetçisini, bu ülkenin ekmeğini yiyen hiçbir kimsenin Türkiye’yi bu duruma düşürmeye hakkı olamaz. Sayın Özel, ülkesini kötülemeyi kendine yakıştırabilir ama biz bunu Türkiye’ye asla yakıştırmıyoruz. Daha mezar başında nasıl davranacağından habersiz, kabristanda kadeh tokuşturmayı maharet zanneden birisinden diplomatik temas beklemek beyhude bir uğraştır. Kendi müteveffa milletvekiline saygı duymayan, millete saygı duyar mı? Kendi örfünü, adetini bilmeyen diplomasinin teamüllerini bilir mi? Çıkmışlar bir de bu edepsizliği savunmaya kalkıyorlar. Allah CHP’li vatandaşlarımıza sabır, bunlara da akıl fikir versin. Tüm bu yaşananlar bize Türkiye’nin çok güçlü bir AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Siyaseti bir hizmet aracı olarak değil, bir rant vasıtası olarak görenlerin belediyeleri ne duruma getirdiğini görüyorsunuz. 86 milyonun kaderini, gözlerini para hırsı bürümüş kifayetsizlerin insafına terk etmeyeceğiz. Milletin tek bir kuruşunu dahi boşa harcamadan, gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. Sözlerimi bitirmeden önce, 2026 yılı için 28 bin 75 lira olarak açıklanan yeni asgari ücretin işçi ve işverenlerimize hayırlı olmasını diliyorum. Böylece net asgari ücret geçtiğimiz yıla göre yüzde 27 oranında artmış oldu. Ayrıca asgari ücret desteğini de önümüzdeki yıl bin 270 lira olarak uygulamayı sürdüreceğiz. Her bir ferdimizin yanında olmaya devam edeceğiz."

CHP’den istifa eden Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, memleketi Mersin’de coşkuyla karşılandı Haber

CHP’den istifa eden Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, memleketi Mersin’de coşkuyla karşılandı

CHP’den istifa eden Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, memleketine dönüşünde coşkulu bir karşılamayla ağırladı. Çakır, Gözne gişelerinde davul-zurna eşliğinde, alkışlarla ve omuzlarda taşınarak karşılandı, burada kurban kesildi. Toplantı yapılmadan toplanan kalabalığı vurgulayan Çakır, "Çok değerli hemşerilerim. Burada herhangi bir toplantı duyurusu yapmadık. Allah’a şükürler olsun, Mersin’in dört bir yanından gelen destek ve ilgiye minnettarım" dedi. "Mezarlıkta rakı içenlere lanet olsun" Kendisine yönelik iddialara yanıt veren Çakır, "Bildiğiniz gibi, sahte 'oto hırsızlığı' suçlamasıyla şahsıma iftira attılar. Bunu yapanları ve medya organını lanetliyorum. Ulusal medyada karşılık verdiğim için partim beni disipline sevk etmedi. Bu sebeple de istifa edip, halkıma döndüm. Halkım da burada. Beni ihraç edenlere, mezarlıkta rakı içenlere lanet olsun" sözlerini kullandı. Bağımsız olarak devam ettiğini belirten Çakır, kararlarını vatandaşlarla tartışarak alacağını söyleyerek, "Bu vesileyle her daim sizin yanınızdayım. Evet, bağımsız milletvekiliyim. 'Bağımsız kal' derseniz bağımsız olurum, 'emekli ol' derseniz emekli olurum. Ancak size danışarak gereğini yapacağım" dedi. Karşılama etkinliğinin büyüklüğüne dikkat çeken Çakır, "Bu bir karşılamadır, binlerce araç yolda kaldı, bu kadar vatandaş bekledi. Mersin'de bana zarar vermeye çalıştıklarında bir 'mobilet' bile karşılamamıştı. Millet, 'Bizim Hasan Ufuk Çakır’a ne oldu?' diyor. O da gülüyor. Şimdi milletin sıra gülmesinde, meydanı bırakıyorum. İslam'ın beş şartı var, altıncısı olsaydı 'haddini bilmek' olurdu. Elhamdülillah, biz haddimizi biliriz" dedi. Çakır, sahalarda olmaya devam edeceğini belirterek, "Buradan haykırıyorum; size ezdirmedim. Emrinde oldum, haysiyetimle ve onurumla sizin itibarınızı korudum. Tek tek ziyaret edeceğim, evlere, ilçelere, dükkanlara uğrayacağım. Siz ne istiyorsanız onu yapacağım. Oyunuzla buradayım, onu itibarla koruyorum" dedi. Siyasi tutumuna dair düşüncelerini paylaşan Çakır, "Televizyon odalarından çıkmayan, klimalı odalarda siyaset yaptığını sananlar nerede? Millet burada. Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren dürüst insanlara sesleniyorum, haysiyetli kişilere sesleniyorum; sizin hayal kırıklığına düşmenize izin vermedim. Yemin ederim vermedim. Peşime düşün, aldatmam, yalan söylemem, kandırmam. Kendimi önce Allah’a, sonra size emanet ediyorum" diye konuştu.

Özgür Özel: Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayı Haber

Özgür Özel: Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan 'Şimdi İktidar Zamanı' Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, “Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayıdır; artık iktidar zamanıdır, şimdi iktidar zamanıdır” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan 'Şimdi İktidar Zamanı' Kurultayı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik. Birlikte göğüsledik zoru biz. Güzeli birlikte düşledik. Sesimiz kısık çıktı bazen. Yine de türküler söyledik. Sendeledik yolda ilerlerken ama hiç geriye dönmedik. Kim demiş sustuk, kim demiş sustuk? Kim demiş direnmeyip teslim olduk?’ İşte teslim olmayanlar burada. İşte direnenler burada. Merhaba dostlarım, merhaba, merhaba. İki yıl sonra yine omuz omuza, yürek yüreğe aynı salondayız. İki yılda kara kışlardan, dar yollardan geçtik. Bize ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar, dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler’ dediler. ‘Teslim olacaklar’ dediler. Ama yine buradayız, ayaktayız. ‘Bin kere budadılar körpe dallarımızı. Bin kere kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kere korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.’ Hepiniz Cumhuriyet Halk Partisi’nin muhalefetteki son kurultayına hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi. Özel, şunları söyledi: “ATATÜRK’ÜN ASKERLERİ, CUMHURİYET’İN MUHAFIZLARI BURADA” “81 ilde, 973 ilçede baba ocağının bacası tüttürenler burada. Sabahın seherinde kapıyı açanlar, çayı koyanlar, o kapıyı gün boyu açık tutanlar burada. Atatürk’ün askerleri, Cumhuriyet’in muhafızları burada. Tribünlerde yurdun dört bir yanından büyük bir coşkuya ortak olmak için gelenlere hoş geldiniz diyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Ayrıca kurultayımızı onurlandıran Türkiye’deki siyasi partilerin değerli temsilcilerini, onların şahıslarında değerli genel başkanlarını, tüm üyelerini, salonumuzu şereflendiren değerli büyükelçilerimizi, diplomatları, Sosyalist Enternasyonal’den, Avrupa Sosyalist Partisi’nden ve dünyadaki kardeş partilerimizden buraya gelen tüm yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.” “DEMOKRASİYE TAŞIYAN, SANDIĞI GETİREN PARTİYİZ” “Değerli yol arkadaşlarım, bugün kim olduğumuzu hatırlamak, unutanlara hatırlatma günüdür. Cumhuriyet Halk Partisi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden, yani Kuva-i Milliye’den doğmuştur. İlk kurultayımız, 4 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi’dir. İlk delegelerimiz, Sivas Kongresi’nin kahraman 41 delegesidir. Cumhuriyet Halk Partisi, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütleyen, Türkiye’ye eşit yurttaşlığı, temel insan haklarını getiren, ülkemizi çok partili demokrasi sisteme taşıyan; yani Türkiye’ye sandığı getiren partidir. 1970’lerde sosyal demokrasiyi iktidar yapan partidir. Bu parti yıllarca iktidar olmasa bile milletin gücünden başka bir güç tanımayan, başka bir güce inanmayan, demokrasi fikrinden bir milim sapmayan partidir. Gün olmuş partimiz ağır bedeller ödemiştir. 12 Eylül darbecileri tarafından kapatılmıştır. Mallarına el konulmuştur. Genel Başkanlarımız hapse atılmıştır. Ama bir ankakuşu gibi küllerinden doğmayı başarmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaktığı ateşi söndürmeye kimsenin gücü yetmemiştir, bundan sonra da yetmeyecektir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’ye yön veren, Türkiye’nin kurucu iradesini temsil eden partidir. Bizde kurultay varsa ülkenin gündemi o kurultaydır. Her kurultay öncesi ülkeye bir seçim ruhu, seçim havası hakim olur. Kurultaylarımız hem partiyi hem ülkeyi değiştirme görevi ve sorumluluğu taşır. Sizler Sivas Kongresi’ndeki 41 delegenin bugünkü temsilcilerisiniz. Birileri ülkede sandığı kaldırmaya çalışırken, mahallelerden başlayarak, mahallelerimize koyduğumuz sandıklardan ilçeye, ilçe kongrelerinden ile, il kongrelerinden bu salona yönlendirilen ve omuz başlarında 2 milyon üyemizin, hem de 86 milyon vatandaşımızın yüklerini, sorumluluğunu taşıyorsunuz. Bu kurultayda vereceğiniz kararla partimizi iktidara taşıyacak kadroları belirlemeye geldiniz. Bunun için bu önemli günde buraya, bu görevi yapmaya büyük bir disiplinle, kararlılıkla gelen tüm delegelerimizin şahsında Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün ve tüm üyelerinin karşısında saygıyla eğiliyorum. Hoş geldiniz, iyi ki sizlerle yol arkadaşıyız, iyi ki birlikteyiz.” “MUCİZE GİBİ DÜŞÜNÜLEN YERLERİ KAZANDIK” “İki yıldır her gününüz birlikte mücadeleyle geçti, geçiyor. Bugün benim için de geçtiğimiz iki yılın hesabını sizlere, kurultayımıza verme günüdür. Bugün verdiğimiz sözleri tutabilmenin iç huzuruyla karşınızdayım. Tarihin o dönüm noktasında, o dönüm noktasındaki kurultayımızda mertçe yarıştık, mertçe rekabet ettik. Kurultayımızın ardında dört ayda ilk seçimlerimize hazırlandık. Kadınlara, gençlere ve bilime güvenerek yola çıktık. Dar vakte tam 106 yerel seçim mitingi sığdırdık. Örgütümüze güvendik, özgüvenli siyaset yaptık ve söz verdiğimiz gibi ilk seçimde partimizi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi yaptık. Yüzde 25 olan oyumuzu 10 ay sonra ittifak olmadan yüzde 38’e çıkarttık. Milletimizin desteğiyle, ‘Alınamaz’ denilen yerleri, mucize gibi düşünülen ilçeleri, şehirleri kazandık. Kilis’i, Adıyaman’ı, Kütahya’yı, Afyon’u, Uşak’ı, Kastamonu’yu, canım Manisa’mı, Denizli’yi, Bursa’yı, Balıkesir’i kazandık. O gece 411 belediye başkanlığı ile nüfusun yüzde 85’ine hizmet etme imkanı yakaladık. Bunu tek başımıza biz değil, her biri birbirinden kıymetli adaylarımızla evet ama tek başımıza değil. Örgütümüzle ve milletimizle birlikte başardık. Yerel seçimlerden sonra da durmadık. İllerimizi dolaştık. 21 halk buluşması gerçekleştirdik. Yetmedi, partimizi yeniden sokağa, meydanlara ısındırdık. Atanmayan öğretmenlerden işçilere, emeklilerden çiftçi buluşmalarına kadar dokuz ayrı tematik miting yaptık. Partimizin yurt dışındaki bağlarını güçlendirmek için çok çalıştık. Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığı görevini üstlendik. 11 ülkeye toplamda 20 ziyaret gerçekleştirdik.” “BİZE İSTİKAMET ÇİZENLERE TESLİM OLMADIK” “19 Mart’tan sonra darbeye karşı direniş evresine geçtik. 255 günde 72 eylemde toplamda 11 milyon yurttaşımızla meydanlarda buluştuk. Ve iki yılda 62 ilde 208 kez meydanları doldurduk, meydanlara dolmadık, meydanlardan hep birlikte taştık. Ankara’da oturmadık. Ankara merkezli siyaset yapmadık. Bize istikamet çizenlere de teslim olmadık. Millet merkezli siyaset yaptık, milleti de bu siyasete kattık, bu siyasete ortak ettik. Baba ocağına katılımları artıracağımızın sözünü vermiştik. İki sene önce 1,2 milyon olan üye sayımızı tam 2 milyona ulaştırdık. Yeni döneme uygun bir tüzük ihtiyacını dile getirmiştik. Aylar süren çalışmalar sonucunda 81 il başkanımızın sahiplenmesiyle ve büyük emekleri ile büyük bir mutabakatla yeni tüzüğümüzü yaptık, neredeyse oybirliği ile kabul ederek yürürlüğe koyduk. Gençlerin ve kadınların önünü daha da açtık. Örgütümüzün ve üyelerimizin adaylıklarındaki söz hakkını güçlendirdik. Küçük kurultayımızın yeniden şekillendireceğimizi söylemiştik. Örgüt Temsilcileri Meclisimizi oluşturduk, katılımcılığı artırdık. Yeni bir programın sözünü vermiştik. Bir yıl boyunca emek emek dokunduğumuz programımızı hazırladık. Önce 81 ilde, sonra 923 ilçede, sonra tekrar 81 ilde il danışma kurullarıyla, yerelde ilçeden, ilden başlayarak, sivil toplumla, sendikalarla, meslek örgütleriyle, kanaat önderleriyle çalışarak olgunlaşan raporları Ankara’ya yollattık. Dünyaya doğru zeminden, doğru perspektiften bakan harika bir ekibin çalışmasıyla başarılı, sosyal demokrat bir program, sosyal demokratları iktidara taşımış programları inceledik, onların bize uygun kısımlarından yararlandık. 600 akademisyenle, 600 örgüt temsilcisiyle, gençlik ve kadın kollarımızın dışında 250 genç arkadaşımızla hep birlikte çalışarak, gençlik kollarının, kadın kollarının içine sinen, parti dışındaki gençleri, kadınları da duyan, gören ve hepsini birden aynı metnin içinde buluşturabilen bir çalışmayı tamamladık.” “HİKMET AĞABEY YAKINDA OTOBÜSÜN ÜZERİNDE OLACAĞI SÖZÜNÜ VERDİ” “4 - 9 Eylül’ü Genel Başkanlarımızın, Allah gani gani rahmet eylesin Altan Ağabey oradan hepimize gurur duyan, özlem duyan gözlerle bakıyor. Bir önceki kurultayda birlikteydik. Saraçhane’de otobüsün üstünde birlikteydik. Bu tüzüğü yaparken, örneğin delegelerden imza toplamak, ‘İmza toplandı, toplanmadı tartışmaları alıp başını gidecek, başkası aday olabilecek mi? Genel merkez ne kadarına hakim’ tartışmalarının partiyi boşu boşuna mevcut genel başkanı da partiyi de boşu boşuna yıprattığı tespiti ile Altan ağabeyimizin önerisiyle Hikmet Başkanımızın, biraz önce telefonda konuştuk. Çok yakında otobüsün üzerinde olacağının sözünü, müjdesini buradan vererek sevgili Hikmet Çetin’i selamlıyorum. Genel Başkanımız. Hiçbir zaman bizi yalnız bırakmayan Sayın Murat Karayalçın’la birlikte örneğin tüzüğün, ‘Mevcut Genel Başkanı imza toplamaz, talebi halinde adaydır. 70 imza toplamıyorsa zaten aday olmaz. Ama imzaları mevcut genel başkan hiç toplamaz, aday olanlar da yüzde 5’i ile aday olabilirler’ diyerek o, bu sefer kullandığımızda ne kadar işe yarayan, tartışmalarının önünü kesen, gerçek konuşulacak gündem yerine gündeme sis etkisi yapacak uygulamayı Genel Başkanlarımızın önerisi ile tüzüğümüze ekledik. Ve o 4- 9 Eylül Kuruluş Haftası fikriyle delegelerimizin bunu tüzüğe koymasıyla bu sene de 4 - 9 Eylül’ü, 4 Eylül Sivas Kongresinden, 9 Eylül, hem ülkenin düşman işgalinden kurtulduğu sembol güne hem partimizin kurulduğu güne, kapatılan partimizin yeniden kurulduğu güne atfen 4 - 9 Eylül Kurtuluş Haftamıza bu sene yine coşkuyla kutladık. Ve içinde bir yıllık emeğin sonunda ortaya çıkan programımızı hep birlikte konuştuk, tartıştık. Varsın olsun, ekranı ortadan ikiye böldüler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’daki baba ocağına kayyım atadılar, 5 bin polisle saldırdılar. Bunu tam da programımızı hep birlikte bu kurultaya yollayacak, son halini verdiğimiz 8 Eylül gününde yaptılar. Bize yapılan her provokasyona, her türlü saldırıya, bizi pozitif gündemden başka gündemlere çekmeye çalışanlara inat sesi yükselttiğimiz gün de oldu ama sözü yükseltmenin, içeriğe önem vermenin ve bu ülkeyi yönetecek kadroların da bu ülkeyi yönetecek programın da hazır olduğuna inancımızla milletimizin hep karşısında, kararlılıkla, hem cesaretle hem metanetle durduk. Şükürler olsun, dün hep birlikte sizlerden gelen talepleri de görerek son metne, son gün, son komisyonda dahi doğru önerileri derc ederek, haklı eleştirilere uyum yaparak metni buraya getirdik. Burada yapılan tartışmalardan sonra oybirliği ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin 81 ilden gelen, seçilmiş bin 200 delegesinin ve tüm doğal delegelerinin oybirliği ile programımızı hazırladık. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi bu salondan, ‘Şimdi iktidar zamanı’ diyerek ayrılmaya hazırdır, iktidara yürümeye hazırdır.” “HAYATIMIN ONUR MESELESİ SAYIYORUM” “Biz verdiğimiz değişim sözünün altını, tüm bu adımları atarak doldurduk. Ve şimdi kadroları, tüzüğü, parti programı yenilenmiş, kendine güvenen bir parti olarak hep birlikte geleceğe yürüyoruz. Biz ilk seçimlerini kazanan, yenilgiyle tanışmayan bir kadroyuz. Ve size bu kurultaydan geçen kurultayda olduğu gibi bir söz vererek ayrılmayı ve bu sözü tutmayı kendim için, hayatımın onur meselesi sayıyorum. Geçen kurultay, bu salonda, bu kürsüde 1970’lerde rahmetli Ecevit’in yaptığı gibi, girdiği ikisi yerel ikisi genel tüm seçimlerden partisini birinci çıkardığını, bizim de bunu başaracağımızı eğer bunu başarmazsak bu görevde kalmayacağımızı söylemiştim. Bu sözü verdikten 4 ay - 5 ay sonra bu sözün ilk adımını atmak, ilk sınavda verdiğimiz sözü tutmak nasip oldu. Şimdi buradan bu kurultaydan, 40’ncı kurultayımızda tarih önünde söz veriyorum. Bu kurultay partimizin muhalefetteki son kurultayıdır. 40’ncı kurultay, iktidardaki ilk kurultayımız olacak. Artık iktidar zamanıdır. Şimdi iktidar zamanıdır. Artık iktidar zamanıdır. Şimdi iktidar zamanıdır. İktidara hazır mıyız? İktidara hazır mıyız? İktidara hazır mıyız? Şimdi iktidar zamanı. Gençlerin dediği gibi, ‘İktidar, iktidar, iktidar.’” “VAKTİ GELMİŞ DEĞİŞİME ENGEL OLACAĞINI SANANLAR VAR” “Değerli yol arkadaşlarım, bugün karşımızda milletin iradesine direnenler vardır. Vakti gelmiş bir değişime engel olacaklarını sananlar vardır. İki yılda bu ülkede açılan derin yaraları hatırlamamız gerekir. Yerel seçimlerden sonra bir yandan partimizde politika üretirken, diğer yandan belediyelerimizde hizmetler ürettik. Kısa sürede belediyelerimizden memnuniyet oranları, yerel seçimde alınan oyların da çok daha üzerine çıktı. Partimiz de yapılan tüm anketlerde birinci parti olmaya devam etti. Birinci parti olmanın sorumluluğu ile siyasetin yönünü, milletin sorunlarına çevirmek için çabaladık. Biz ‘Normali bu’ dedik, adı normalleşme kaldı. Daha önce bayramda seyranda bizi aramayanları, seçmenlerine hürmeten biz aradık. Şehit cenazesinde selam vermeyenlere selam verdik. Anıtkabir’de yüzümüze bakmayanlara misafir olduk, misafir ettik. Bu ülkede kavgayı, kutuplaşmayı bitirmek istedik. Millet bizden kavga değil, hizmet bekliyor. ‘Milletin sesini duyun, milletin sandıkta yazdığı mektubu okuyun’ dedik. Bu tutumunuz vatandaşlardan büyük bir destek gördü. Ne olduysa olanlar da bundan sonra oldu. Anketlerde geriye düştüğünü, CHP’nin oylarının emanet olduğunu, seçimden sonra hemen döneceğini düşünüp de Cumhuriyet Halk Partisi’ni her ay biraz daha iyi bir noktada görenlere; ‘Bu süreç CHP’ye yarıyor, bu süreci bitirin. Hatta bitirmeyin, onlara bitirtin’ dediler. Bu süreç CHP’ye yarıyor korkusuyla normalleşme havasını bozmayı tercih ettiler. Yeniden kavgaya, kutuplaşmaya döndüler. Düşman olmadan siyaset yapamayacaklarını o günden belli ettiler. Sosyal güvenlik kurumu borçları üzerinden belediyelerimizin gelirlerini kesmek istediler. Bakanlarına canlı yayında, ‘CHP’li belediyeleri silkeleyin’ talimatı verdiler. Daha sonra tarihimizde görülmemiş bir yola tenezzül ettiler. Tayyip Bey bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kendisine de partisine de artık güvenmiyordu. Ana kademesine, Kadın Kollarına, Gençlik Kollarına güvenmiyor, inanmıyordu. İşte o yüzden hiçbir partisi olmayan dördüncü bir kolu kurdu. Ve AK Parti Yargı Kolları’nın başına anayasaya aykırı olarak bir Bakan Yardımcısını, bir siyasi kişiliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla atadı. Çünkü onun artık bizimle siyasi rekabet edecek takati yoktur. AK Parti’nin bu örgütle mücadele etmeye cesareti yoktur, Tayyip Bey’in tek güvendiği AK Parti’nin Yargı Kollarıdır. AK Parti Yargı Kolları kurulduktan sonra saldırılar başladı. İlk kez 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanımız Sevgili Ahmet Özer’i tutukladılar. Türkiye’nin en büyük ilçesine, Esenyurt’a kayyım atadılar. Erken seçim istediğimiz için ve artık bu yapılanların, yani Esenyurt’la başlayan, Beşiktaş’la devam eden ve adım adım bir darbe pratiğinin işlediğini gördüğümüz süreçte bunu bir savaş ilanı kabul ettik. ‘Bundan sonra ne yapacaksınız?’ diye değerli basın mensupları sorduğunda, ‘Savaş ilan ettiler. Biz masada oturuyorduk, masanın altından balta çektiler. Savaş ilan edilen, saldırıya uğrayan kimse, yapı, parti ne yaparsa bundan sonra yapacağız, mücadele edeceğiz’ dedik. Erken seçim istedik, ‘Erken seçimin adayı erken belirlenir’ diyerek yola çıktık. 23 Mart’ta ön seçimle adayımızı belirleyeceğimizi ilan ettik. İşte o zaman, o zaman daha da paniklediler. Millet erken seçim isterken onlar darbe hazırlığını erkene çektiler. Ekrem Başkanımızın ön seçim başvurusu yaptığı günden bir gün sonra, 22 Şubat’ta 31 yıllık diplomasına soruşturma açtılar. 19 Mart günü fakültenin yönetim kurulu toplanacaktı. Fakülte yönetimini bu hukuksuz, bu akıl almaz karara ikna edememişlerdi. Bu yüzden işi üniversitede çöp toplatmak, ring seferlerini düzenlemek olan üniversite yönetim kurulunu, yetkisiz olduğu halde topladılar ve diplomayı siyasi atamalarla kendilerinden yaptıkları üniversite yönetim kuruluna diploma iptali yaptırdılar.” “EN GENCİ 18, EN YAŞLISI 104 YAŞINDAYDI, TARİHE GEÇTİLER” “Ön seçime beş gün kala bir iftar zamanında bu yetkisiz kurul diplomayı iptal etti. O kadar korkuyorlardı ki diplomayı iptal etmekle yetinmediler, iptalden saatler sonra bir sahur vaktinde Ekrem Başkanımızın evine yüzlerce polisle baskın yaptılar. Tepedeki bir kişi, üç savcı, üç hakim, üç gizli tanıkla bu milletin hafızasından hiçbir zaman silinmeyecek bir darbeye kalkıştılar. Darbeciler bu kez postalla, tankla değil, üzerlerindeki cübbeleri ile geldiler. Sonra ‘Herkes sussun, kimse tepki göstermesin’ istediler. Gösterileri yasakladılar, meydanları ablukaya aldılar. Otobüsleri durdurdular, metroları kapattılar. Köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. Her şeyi hesap ettiler ama milleti hesap edemediler. Cumhuriyet Halk Partililer Vatan Emniyet’in önünde, öğrenciler Beyazıt Meydanı’nda toplandı. İki taraf da seçtiğine sahip çıkmak için, sandığa sahip çıkmak için, iradesine ve geleceğine sahip çıkmak için önlerine konulan barikatları açtılar ve Saraçhane’de buluştular. Yedi gün, yedi gece aynı meydanda, aynı otobüsün üzerinde, aynı mikrofondan yükselen sesimize güç verdiler. Darbecilere geçit vermediler. Onları Saraçhane’den püskürttüler. Saraçhane’deki yedi gün, yedi gece süren ve ‘İlk gece ne olacaksa bu gece olacak’ dediğimiz ve ‘Bin kişi bile toplanamaz’ dedikleri önlemlere rağmen 110 bin kişiyle toplanıp, 23’ü akşamı Saraçhane’de 1,2 milyon kişi olan ve darbeyi püskürten o gün orada olmasa da kendi memleketinden, ilinden, ilçesinden bu mücadeleye yüreğini koyanlara selam olsun, helal olsun. Dört günlük gözaltı süresini 23 Mart’taki ön seçime denk getirmişlerdi. Dediler ki ‘Aday gözaltındayken ön seçimi yapamazlar.’ Ama bu hesapları tutmadı. Sandığı koyduk, sandığın yanına dayanışma sandıklarını da koyduk. Milletimizi davet ettik ve 2 milyon üyesi olan Cumhuriyet Halk Partisi yanına koyduğu dayanışma sandıklarıyla 15,5 milyon vatandaşımız koştu, geldi, oylarını kullandı. En genci 18, en yaşlısı 104 yaşındaydı. Elbette altı yaşında çizdiği resmini sandığa atanlar da vardı. Karnında üç aylık bebeği ile gelen de oldu, iki elinde iki bastonuyla merdivenleri tırmanan da. Biz onlara ‘Gelin, seçin, tarihe geçin’ demiştik. Geldiler, seçtiler, tarihe geçtiler. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum.” “HODRİ MEYDAN, GETİR SANDIĞI MİLLET KARARI VERSİN” “Bugün adayımızın metrodaki sesinden, duvardaki resminden, sosyal medyadaki hesabından bile korkuyorlar. Onlara buradan bir kez daha söylüyorum: Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur. Onunla mücadelenin meşru yolu sandıkta yarışmaktır. Ekrem İmamoğlu, milletin adayıdır. Sarayın adayı kimse, kendisine güveniyorsa meydana çıkmalıdır. Ekrem İmamoğlu’nu alt edeceksen millete güveneceksin, karşısına çıkacaksın. Hodri meydan. Yargı kollarına değil, teşkilatına güveneceksin. Ben örgütüme güveniyorum. Ben milletime güveniyorum. Adayım burada ve örgütüm burada, sandık nerede? Hodri meydan. Getirin sandığı, millet versin kararı.” “HİÇBİR DÖNEM, BU DÖNEMİN GADDARLIĞIYLA YARIŞAMAZ” “Bugün 15 belediye başkanımız ve yol arkadaşımız tutukludur. Her birinin değerli aileleri; eşler, çocuklar, anneler, babalar bu salondadır. Bize emanettir ve millete emanettir. Yalanlar, iftiralar attılar. Yalana, iftiraya doymadılar. Tam 237 gün sonra iddianame yazabildiler ama attıkları, sekiz aydır tartıştırdıkları yalanların iddianamede arkasında duramadılar. İddianameye o yalanları yazamadılar. Bizi yargılayacakları iddianame ile bu aziz milletin vicdanında kendileri yargılanıyorlar. Çünkü millet günün mağdurlarının nasıl zalim olduğunu gördü. Sayın Erdoğan da bu gerçekleri görünce rahatsız oluyor ve ‘Anlatamıyorsunuz’ diyor. Gazetecilere, basın mensuplarına, yandaş basına yükleniyor, zorluyor. Ama bir yalan, bir doğrunun karşısında; bir iftira, bir hakikatin karşısında ne kadar dayanabilir ki? Çok rahatsız olduğu o videoyu, genel istek üzerine milletimize bir kez daha arz ediyorum. Tüm vatandaşlarımızın vicdanına sesleniyorum. Bu kadar yalan, bu kadar iftira, bu kadar kul hakkı olur mu? Rahmetli Erbakan’ın dediği gibi ömür boyu alınları secdeden kalkmasa bu vebali ödeyemezler. Bu ülke elbet çok kara kışlar, çok zor zamanlar gördü. Ama hiçbir dönem bu dönemin gaddarlığı ile yarışamaz. Soruyorum, kim inandığını özgürce dile getirebiliyor? Çıtını çıkaranı, Silivri’ye atıyorlar, kaşını oynatanın malına mülküne çöküyorlar. ‘Acaba’ diyenin kulağını çekiyorlar, sonra ortalıkta bir daha görünmüyor. Gazeteciler tutuklanırken, onların arkadaşları susuyor. Sanatçılar ip gibi sabahın köründe sıraya dizilip haysiyetleriyle oynanırken, diğer meslektaşları konuşmuyor. Siyasetçilere, iş insanlarına, sivil toplum temsilcilerine kelepçe vurulurken, diğerleri ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyor. Milyonlar direnirken, bedel öderken, susanlara soruyorum. Bu suskunluğu, bu çaresizliği kim öğretti size? Komşunuz oradayken fırlayıp gitmek yerine, sessizce kapıyı çekip arkanızı dönmeyi, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır değeri ile yoğrulan bu topraklarda yanı başınızda yaşananlara susmaya nasıl alıştınız? Ne zaman unuttunuz, bu ülkenin nasıl kurtulduğunu? Seyit Onbaşı’nın sırtında mermi değil, milletin kaderini taşıdığını ne zamandan beri unuttunuz? Nene Hatun’un sadece yaralı askerlere değil, milletin haysiyetini kurtarmaya koştuğunu ne zaman unuttunuz? Elinde kumandası, üstünde pijaması oturanlara sesleniyorum. Gün sokaklara çıkma, meydanlara akma günüdür. Gün; dayanışma, direnme günüdür. Gün; bu kara düzene itiraz etme günüdür. Ya o pijamayla evinde oturup sıranın sana gelmesini bekleyeceksin ya da meydanlara çıkıp bizimle birlikte bu darbeyi püskürteceksin. Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalıya sesleniyorum. Ya meydanlara çıkacaksın, bu darbeyle yüzleşeceksin, nereye davet ediliyorsan oraya güç vereceksin, itiraz edeceksin, sandığı, Cumhuriyet’i kurtaracaksın. Ya da sonra hiç hayıflanmayacaksın. Meydanlar bizimdir, sokaklar bizimdir, mücadele bizimdir, Türkiye hepimizindir. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “BİR CEPHE OLARAK DEMOKRATİK SİYASETİ SAVUNUYORUZ” “19 Mart sürecinde bizleri önce Saraçhane’den bir gün sonra Genel Merkezimizde ziyaret eden, destek veren tüm Genel Başkanlara, siyasi partilere teşekkür ediyorum. Ve hangi partiden olursa olsun tüm yurttaşlarımıza sesleniyorum, 19 Mart bir sivil darbedir. Görünen hedefi Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan CHP olsa da asıl hedefi Atatürk’ün diğer eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sandık olmazsa Cumhuriyet olmaz. Demokrasi olmazsa Cumhuriyet olmaz. Adalet olmazsa, hukuk olmazsa, Cumhuriyet olmaz. DEM Parti’nin Eş Genel Başkanlarının hapse atılması da Zafer Partisi Genel Başkanının hapse atılması da 19 Mart darbesi bir bütün olarak siyaset kurumunu, halkın seçme, seçtikleri tarafından yönetilme hakkını hedef almaktır. İşte tam bu nedenle biz bir mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokratik siyaseti savunuyoruz. Herkesi de bizi değil, kendi varlıklarını ve çok partili rekabeti savunmaya davet ediyoruz. Herkesi canı istediğinde ‘Şu parti kapatılsın, kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi de kapatılsın’ diyenlerin demokratlığını hatırlamaya davet ediyorum. Bir Stockholm Sendromu’na kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğumuz celladımıza aşık olmamaya davet ediyorum. Meydanların susmadan haykırdığı gibi; kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “BU PANKARTA HERKES İYİ BAKSIN…” “Şu göreyim bakayım o ‘Özgür Gelecek’i bir şey anlatacağım. Bu iki sene önce kurultayın bu gününde, burada Manisa’dan gelen delegasyonun açtığı ‘Özgür Gelecek’ pankartıdır. Bu pankarta herkes iyi baksın. Bu pankart salondan en son çıkan Gömeç Gençlik Kolları. Nerede Gömeçliler orada mı? Gömeç Gençlik Kolları hatıra olarak bu pankartı almış. Gömeç’te Belediye Başkanımızı kutlama ziyaretine gittiğimde bu pankartla beni karşıladılar. Bu pankart Gömeç’te hatıra olarak saklanıyor. Bu pankart değişim kurultayında Manisa’nın sürprizi olarak karşıma çıkmıştı, sonra Gömeç’te karşıma çıktı. Sonra İstanbul Büyükşehir iddianamesinde karşıma çıktı. İBB iddianamesi der ki, “‘Özgür Gelecek’ pankartı açmak suretiyle bunu önceden planladıkları anlaşılıyor.” İBB iddianamesi der ki, “‘Özgür Gelecek’ pankartı açıldığında hep bir ağızdan ‘Güzel günler göreceğiz, güneşli günler’ diyerek ülkede iktidarı devralacaklarını, salona girdiğinde ‘Güzel günler göreceğiz’ diyerek ülkenin yönetimini değiştireceklerini ve ülkeye örgütün belirlediği Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapmayı planladıkları anlaşılıyor.” Buradan o iddianameyi yazana, yazdıranlara söylüyorum. Ne sandınız ya? Güzel günler gelecek, bu kötü günler bitecek. Güzel günler gelecek, güneşli günler. Hep birlikte o güzel günlere geleceğiz. ‘Özgür Gelecek’ dedik, geldik işte. Buradayım. Seçim olacak, bu millet görev verecek, Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak. Buradayız, karşınızdayız. Cesareti olan çıksın karşımıza.” “MÜESSES NİZAMIN ÇARKINA ÇOMAK SOKTUK” “Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapatmaya kalkanlar bilsin ki; bizi çok yılanlar sokmaya çalıştı. 12 Eylül’de Kenan Evren bu partiyi kapatabileceğini sandı. Millet yine Gazi’nin emanetine sahip çıktı, kapıdaki kilidi kırdı. Gücünü milletten alan 102 yıllık dev çınar dimdik ayaktadır. Bu çınar milletimizle var olmuştur, ilelebet de var olacaktır. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet olan bu çınara uzanan elleri biz değiliz, millet kırar, millet kırar. Peki, değerli yol arkadaşlarım. Bunca saldırıyı, bunca haksızlığı neden yaşıyoruz? Bakın Türkiye’de yıllardır kurgulanan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri, yeni kuşağa direnen siyasetçileri, millete dayatan bir düzenle karşı karşıyayız. Müesses nizam kendi siyaset kurgusu bozulmasın istiyor. Bu kurguda da CHP’ye de bir yer tarif ediyor. Kimi ‘derin devlet’ diyor, kimi ‘devlet aklı’ diyerek bu düzeni savunuyor. Bir avuç insanın menfaatine derin kılıflar uyduruluyor. ‘Bugünün müesses nizamı nedir?’ diye sorarsanız, AK Parti iktidarının 23 yılda kurduğu kara düzenin ta kendisidir. Artık bu müesses nizamın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbiriyle karşıt hale gelmiştir. Bu düzende birileri zengin, birileri fakirdir. Birileri güvende, birileri güvende değildir. Birileri eşit, birileri daha az eşittir. Çünkü müesses nizamın çarkı 86 milyon millet değil, kurdukları düzeni güvende tutmak için dönmektedir. İşte biz bu müesses nizamın çarkına çomak soktuk arkadaşlar, çomak soktuk. Biz birbirinin aynısı, bu azınlığa baş kaldırdık. ‘Ben devletim’ diyenlere milletin gücünü hatırlattı. ‘Kurultayı kazanamaz’ dediler, kazandık. ‘Yerel seçimleri kazanamazlar’ dediler, başardık. ‘Bunlar ittifak kuramaz’ dediler, Türkiye ittifakını kurduk. ‘Sokağa çıkmayın, partinizde oturun’ dediler, vallahi de oturmadık. ‘Oraya gideceksin, şuraya gitmeyeceksin. Oraya gideceksin, şuraya geleceksin’ dediler. Doğru bildiğimizi yaptık, doğru bildiğimizden şaşmadık. İşte CHP hedefte ise sebebi budur. Artık kimse Cumhuriyet Halk Partisi’ne sınır ve istikamet çizemez. Siyaseti bildiğimiz gibi yaparız. Bir hesap vereceksek sadece hesabı milletimize veririz. Şunu hepinizin çok iyi anlamasını isterim. Zamanı gelmiş bir vedaya direnenlerin düzeni bozulmasın diye milletin huzuru ve refahı feda edilmeyecektir. Verdiğimiz mücadele yeninin eskiye karşı mücadelesidir. Türkiye’nin gelecek yürüyüşü AK Parti’nin kara düzeninin krizlerine, kaoslarına, kavgalarına sıkıştırılamaz. Bu mücadele veda edemeyenlerle geleceğe yürüyenler arasındadır. Yaşadığımız tüm sıkıntılar ve tüm zorluklar yeninin doğum sancısıdır. Türkiye bir doğum sancısı çekmektedir. Ancak hiçbir güç yeninin doğumuna, eskinin gidişine mani olamayacaktır.” “DEVLETLE MİLLET YARIŞIRSA MİLLET KAZANIR” “Cumhuriyet Halk Partisi’nde de özgüvensiz siyaset devri kapanmıştır. Artık yüzde 25 değiliz, yüzde 40’a uzanan bir seçmen kitlemiz var. Daha önce eli CHP’ye gitmeyenler artık bizimledir. Partimiz herkesin baba evidir. Bu sofrada herkese yer vardır. Bundan sonra da demokratları kapsayan; aslan sosyal demokratlarla, milliyetçi demokratlarla, muhafazakar demokratlarla, Kürt demokratlarla, liberal demokratlarla, sosyalist demokratlarla hep birlikte yürüyeceğiz. Müesses nizamın savcıları, hakimleri olabilir. Ama bizim yanımızda millet var, millet. Yanımızda kirasını ödeyemediği için okulu bırakan öğrenciler var; akşam sokakta yürümeye korkan kadınlar var. Pazardan filesi boş dönen emekliler var. Sendikalaşması, örgütlülük hakkı engellenen, sömürülen işçiler var. Artık hayat standardı bozulan, yoksullaşan orta direk var. Güzelim okullardan mezun olup yoksulluk sınırının altında maaşlara çalıştırılan, her gün sırtındaki yük biraz daha artar ve üstüne üstlük işten atma tehdidi ile terbiye edilen, korkutulan beyaz yakalılar var. Hali, vakti yerinde olsa da işinin, malının, mülkünün geleceğinden endişe duyanlar, önünü göremeyenler var. Biliyoruz ki milletimiz büyüktür. Biliyoruz ki bir gün devletle millet karşı karşıya gelsin istenmez. Bu millet devletini sever; çağırır askere gider, ister vergisini verir. Ama büyük olan millettir. Siz bir gün eğer devleti milletin karşısına dikerseniz millet o zaman kendi tarafındadır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. Millet kazanacaktır. “BU MİLLET BİZİMLE BİRLİKTE ZİNCİRLERDEN KURTULACAK” “Müesses nizamla mücadeleden dönüş yoktur. Dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizamla işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan aranacaktır. Bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Bu parti, kadın kollarının seçim akşamı tülbenti sirkeye basıp başına bağladığı bir parti olmayacak, bu parti, gençlik kollarının, ışığı sönmeden kendi evine gidemediği, boynu bükük sokakta beklediği, babası ‘Ne oldu seçim’ deyince yere bakan gençlik kollarının partisi olmayacak. CHP arınacaksa bizi eskiye döndürmek isteyenlerden arınacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak.” “BÜYÜK TÜRKİYE İTTİFAKI BİZİM HAYALİMİZ VE İDEALİMİZDİR” “Değerli yol arkadaşlarım, bugün milletten korkanlar, ‘Kürt sorunu’ demekten de korkanlardır. Birileri bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkar ederken hala Kürtlerin seçtiği belediyelere kayyım atarken, siyasetçilerin Genel Başkanları, Eş Genel Başkanları, belediye başkanlarını hapislerde tutarken Cumhuriyet Halk Partisi kararlılıkla bu sorunun demokratik yöntemlerle çözümünü savunmuştur. Biz, DEM Parti ile görüştüğümüz için terörist ilan edilirken duruşundan milim sapmayan, yeri geldiğinde de Kürtlere, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşı olduğunuzu hissedeceksiniz’ diye vaatte bulunmaktan korkmayan bir partiyiz. Büyük bir Türkiye İttifakı, bizim hayalimiz ve idealimizdir. Bu anlayışla bu sorunun demokratik yollardan çözülmesi için Meclis’te komisyon kurma önerisini de dile getiren partiyiz. Ve bunların hepsini son seçimleri kazanmış, Türkiye’nin birinci partisi olmanın gücü ve sorumluluğu ile yapıyoruz. Türkiye’nin demokratik geleceğine cesaretle liderlik edeceğiz. ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.’ Biz bu vatanın her köşesine barış, huzur ve refah sözü veriyoruz. Gelinen aşamada komisyon 18 toplantı yapmıştır. Ama hala belediyelerde, millet iradesinin üstünde atadıkları kayyımlar bulunmaktadır. Hala Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan, Kent Uzlaşısı adı altında utanç davalarından insanlar hapis yatmaktadır. Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hala Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselenin ‘olmazsa olmaz’ denilerek İmralı’ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır. Siyaset dayatmalarla değil, milletin rızasını alarak yapılır. O yüzden partimizin aldığı karar yıkıcı değil yapıcıdır. Çünkü menzil barışsa istikamet samimiyettir.” “TERÖRSÜZ VE DEMOKRATİK TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDECEĞİZ” “Meclise sunduğumuz 29 maddelik çözüm önerilerimizi meydanlarda ve komisyonda savunmaya devam edeceğiz. Biz, varlığını bir düşmana borçlu olan, düşmanı olmadan var olamayan bir parti değiliz. Yurtta, bölgede, dünyada barışı, kardeşliği ve refahı savunuyoruz. Biz, düşman aramıyoruz. Bizim liderliğimiz, düşmanlığın değil barışın liderliğidir. İçinde bulunduğumuz Orta Doğu coğrafyası, uzun yıllar çatışmaların, savaşın ve acının dinmediği bir coğrafyadır. Buna yüz çeviremeyiz. Yok sayamayız. Körfez Savaşı bizi nasıl etkilediyse, Suriye Savaşı da Türkiye’nin ekonomik ve sosyal iklimini derinden etkilemiştir. Gazze’deki soykırım hepimizin ağlatmıştır, ayağa kaldırmıştır. Türkiye’nin huzuru ve refahı, bölgenin barış ve düzeni için kritiktir, olmazsa olmazdır. Türkiye huzurluysa bölge huzurlu olur, bölgede huzurun önceliği olur. Bölgede huzur ve barış olursa Türkiye’de kardeşlik ve refah hızla büyür. Tam da bu nedenle milli çıkarlarımızı, kardeşliğimizi ve birliğimizi merkeze alan bir bilinçle bölgesel bir güç olma sorumluluğumuzla, altını çizerek söylüyorum, altını çizerek, Türkiye’nin demokrasi ve sosyal birikimi Orta Doğu’daki tüm kimlikler ve inançlar için huzur ve refah sağlayacak güce sahiptir. Bu öncülüğü yapabilmek ise ancak kendi toplumsal barışını, demokrasi ve adaletini sağlamış bir Türkiye ile mümkündür. Herkes suni tartışmalardan vazgeçip hedefe odaklanmalıdır. Biz, terörsüz ve demokratik Türkiye’yi mutlaka inşa edeceğiz. Türkiye’yi içine kapatan, toplumu birbirine düşüren, siyaseti tarihe gömmeye, bölgemizde barışı, kardeşliği, ülkemizde de huzuru, eşitliği ve refahı sağlayacak yeni bir dönemi başlatmaya geliyoruz.” “DEVLETİN KAPILARI MİLLETE KAPALI, BİR AVUÇ İNSANA AÇIK” “Değerli arkadaşlar, bu kara düzen milletimizi sınıflara bölmektedir. Millet ‘iktidara yakın olanlar’ ve ‘olmayanlar’ ayrımıyla bölünmektedir. Korunan zenginler; iktidara yakın olanlar, gelir ve servete bölüşebiliyorlar. Kaliteli eğitime ve sağlık hizmetine erişebiliyorlar. Mahkemelerden istedikleri kararları çıkartabiliyorlar. Liyakatsiz de olsalar torpille makam sahibi olabiliyorlar. Bunlar kara düzenin seçkin zümresidir. Ama milletin evlatları işsiz, okusa da iş bulamıyor. Milletin evlatları yoksul, çalışsa da hak ettiği gelire erişemiyor. Artık kimse ‘Okursam, çalışırsam başarırım, kazanırım’ diyemiyor. İşçinin evladı nitelikli eğitime ulaşamıyor. Emekli devlet hastanesinde günlerce randevu sırası bekliyor. Bir vatandaş ‘İktidara yakın biriyle davalık olsam ben mahkemede adaleti nasıl bulurum?’ deyince ‘AK Parti’ye yakın avukat mı tutsam?’ diye aklından geçiriyorum. Bu kara düzende devletin kapıları milletin yüzüne kapanmıştır. Devletin kapıları millete kapalı, bir avuç insana açıktır. Kendini milletin üstünde gören bu kara düzen Türkiye’nin enflasyonunda Avrupa birincisi yapmıştır. Yoksulluk ve gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Vergi adaletsizliğinde, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. Cumhuriyet 10 yılda her yaştan 15 milyon genç yaratmıştı. AK Parti’nin kara düzeni 5 milyon evde oturan genç yaratmıştır. Demokrasilerde siyasetin pusulası millettir. Ama biz Türkiye’de artık siyasetin pusulasının bozulmuş olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bizim hedefimiz Türkiye’yi millet merkezli siyasete döndürmektir.” “ADALETİ GETİREREK BU SORUNLARDAN ÇIKACAĞIZ” “Peki biz bu sorunlardan nasıl çıkacağız? Dört alanda yapacağımız reformlarla adaleti getirerek. Öncelikle mahkemede adaleti sağlayacağız. Artık yolu adliyeye düşen herkes orada adaleti bulacak, görecek. Sonra gelirde adaleti sağlayacağız. Okuyan, emek verip, çalışan herkes insanca yaşayabileceği bir erişecek. Mülakat kalkacak, liyakat gelecek. Çiftçi desteklenecek, teknolojik girişimler desteklenecek ve Türkiye üreten Türkiye olacak. Elde edilen gelir adaletle bölüşülecek. Bu ülkenin onurlu insanları birinin yakını olduğu için değil, bu memleketin yurttaşı olduğu için temel vatandaşlık geliri ile belli bir gelir seviyesine sahip olacak. Vergide adaleti sağlayacağız. Artık bu devletin kasası yoksullardan yüzde 89 vergi toplayarak, verginin yüzde 89’unu yoksullardan toplayarak dolmayacak. Vergi gerçekten kazananlardan alınacak. Çok kazandan çok, az kazanandan az alınacak. Kazanmayandan vergi alınmayacak. Sosyal adaleti sağlayacağız. Birilerinin eşit, birilerinin az eşit olduğu düzen değişecek. Kürtler, Aleviler bu devletin eşit yurttaşları olduklarını iliklerinde, kemiklerinde hissedecekler. Birilerinin güvende olduğu ama kadınların, çocukların şiddete karşı; işçilerin iş cinayetlerine karşı korunmadığı bu düzen değişecek. Bu dört reformun tepesinde demokratik, laik, sosyal hukuk devleti çatısı olacak. O çatı Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet kurucusuna verdiğimiz sözle ilelebet payidar kalacaktır. Dış politikada Türkiye saygınlığa kavuşacak, iktidarımızda dünyadaki hiçbir lidere karşı boynumuz bükülmeyecek. Dış politikada oğullara, mahdumlara, damatlara önem, ehemmiyet, yetki veren ciddiyetsizlikten eser kalmayacaktır. Dünyanın her yerinde vatandaşlarımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyacak, pasaportlarının gördüğü saygıdan memnun olacak, devleti her an yanında hissedecek. Demokrasi, adalet ve ekonomide atacağımız adımlar; dış politikada elde edeceğimiz saygınlık, bize Avrupa Birliği’nin kapılarını açacaktır. Türkiye en kısa sürede Avrupa Birliği’ne tam üye olacaktır. Başta gençler olmak üzere tüm vatandaşlarımız vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye’ye kavuşacaktır.” “KUŞATMAYI KIRMANIN PAROLASI CESARETTİR” “Güçlü yurttaşla güvenli geleceği kuracağız, kazanan Türkiye olacak. Güçlü yurttaş, güvenli gelecek, kazanan Türkiye’ yolunda hep birlikte çalışacağız. Şüphesiz Türkiye, 102 yıl önce büyük mücadelelerle o dönemin kuşatmalarında ve işgallerinden kurtarılmıştır. Ülkemiz 102 yıl sonra bu kez küçük bir zümrenin demokrasi ve adaleti hedef alan kuşatmasının altındadır. Bugün Cumhuriyetimizi çağın kuşatmasından kurtarmaya ihtiyaç vardır. Ülkemizi çağın kuşatmasından kurtaracak irade bu salondadır. Kuşatmayı kırmanın parolası cesarettir. Cesaret, bu salondadır. Karşımızda vergiyi tabana, siyasi tavana yayan bir düzen vardır. Biz vergiyi tavana, siyasi tabana yaymaya, tabanla siyaset yapmaya, bu ülkenin yoksulları için siyaset yapmaya geliyoruz. Bugün Türkiye’de siyasetin rotası şaşmıştır. Biz siyasetin rotasını milletimize çevirmeye geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi yeni bir siyaset hattındadır. Siyasetimiz millet merkezli siyaset hattıdır. İttifakımız Türkiye İttifakı’dır. Altı okun ışığında, sosyal demokrasiye tüm bağlılığımızla daha fazla sosyal hayatın merkezinde siyaset yapacağız. Milletin merkezine yani sosyal merkeze konumlanıyoruz. Sokağı duyan, meydana inan, köye giden, fabrikayı örgütleyen, kapıyı çalan, eve gelen, sorunu bilen ve çözümlerini söyleyen bir siyaset hattında yürüyeceğiz.” “255 GÜNDÜR MEYDANLARDAYIZ” “Seçim kampanyamız 19 Mart’ta direnişle, 23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayımızı belirlememizle fiilen başlamıştır. Partimiz 255 gündür sokaktadır, meydandadır. Gerekirse bin gün sürecek dünyanın en uzun seçim maratonunu hep birlikte koşacağız. Seçime kadar durmadan, ev ev, sokak sokak çalışacağız. Bu zaferin destanını birlikte yazacağız. Türküsünü birlikte yakacağız. ‘Bu bir türkü, toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü. Bu bir örgü, alev bir saç örgüsü. Kıvranıyor, kanlı kızıl bir meşale gibi yanıyor. Esmer alınlarında, bakır ayakları çıplak kahramanların. Ben de gördüm o kahramanları. Ben de sardım o örgüyü. Ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim. Ben de içtim toprak çanaklardan güneşi. Ben de söyledim o türküyü. Yüreğimiz topraktan aldı hızını, altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik. Sıçradık, şimşekli rüzgâra bindik. Kayalardan kayalarla kopan kartallar, çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler, kamçılıyor şaha kalkan atlarını. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın. Düşmesin bizimle yola, evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar. Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın.”, “SİZE MÜCADELE VADEDİYORUM” “Elbette zor zamanlardan geçiyoruz, geçeceğiz. En ağır bedelleri ödedik, ödüyoruz, ödeyeceğiz. Ben sizlere ilk seçime kadar güzel günler vadetmiyorum. Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size mücadele vadediyorum. Ben size 100 yıl önce olduğu gibi gerekirse ölümü göze almayı, ama işgale teslim olmamayı vadediyorum. Ve tüm mücadelenin sonunda size iktidar vadediyorum, iktidar vadediyorum. Ben size onur, ben size haysiyet ve cesaret vadediyorum. Ben sizin gözlerinizde o cesareti görüyorum. Ben size bakınca bu zaferi birlikte kazanacağımız yol arkadaşlarımı görüyorum. Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? O zaman o zaman haydi bakalım gençler, yürüyelim arkadaşlar.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.