Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sera Gazı

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Sera Gazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sera Gazı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı: Tüm illerde "Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı" hazırlanacak, Haber

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı: Tüm illerde "Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı" hazırlanacak,

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından oluşturulan "Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Getirilen yeni düzenleme ile Türkiye'nin net sıfır emisyon vizyonu çerçevesinde, tüm illerde iklim değişikliğine uyum ve sera gazı emisyonlarının düşürülmesine yönelik Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı (YİDEP) hazırlanması zorunluluğu getirildi. YİDEP kapsamında; illerin iklim riskleri, sera gazı envanterleri, emisyon azaltım hedefleri, uyum stratejileri, hayata geçirilecek eylemler, sorumlu kurumlar ile bütçe ve finansman detayları yer alacak. Söz konusu planlar; valinin koordinasyonunda, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde ise il belediyesi ve il özel idaresi tarafından, ilgili tüm kurum ve kuruluşların katılımıyla oluşturulacak. Yönetmelik uyarınca ayrıca her ilde bir İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu kurulacak. Vali başkanlığında faaliyet gösterecek kurulda; kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler, meslek kuruluşları, ticaret ve sanayi odaları ile ihtiyaç halinde sivil toplum kuruluşları görev alacak. Kurul, hazırlanan eylem planlarının onaylanması, yıllık izleme ve değerlendirme süreçlerinin yürütülmesinden sorumlu olacak. Eylem planlarının uygulama süreçleri dijital ortamda takip edilecek. Belediyeler; iklim risk verilerini, il sera gazı envanterini ve eylemlerin tamamlanma durumlarını her yıl E-YİDEP sistemine kaydedecek. Hazırlanan planlar ise kamuya açık olan İklim Portalı üzerinden paylaşılacak. KURULLAR 31 ARALIK 2026'YA KADAR OLUŞTURULACAK İlgili yönetmeliğe göre, tüm illerdeki İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurullarının en geç 31 Aralık 2026 tarihine kadar kurulması gerekiyor. İlk Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarının ise 2028-2032 yıllarını kapsayacak şekilde, 31 Aralık 2027 tarihine kadar hazırlanarak yürürlüğe girmesi planlanıyor. Bahsi geçen yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için tıklayabilirsiniz

DHL ve IAG Cargo'dan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı Anlaşması Haber

DHL ve IAG Cargo'dan Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı Anlaşması

DHL Group, International Airlines Group’un (IAG) kargo operasyonlarından sorumlu birimi IAG Cargo ile sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF)* alanındaki iş birliğini önemli ölçüde genişlettiğini duyurdu. Yeni beş yıllık anlaşma, 2025 yılındaki bir önceki yenilemeyle birlikte, Londra Heathrow Havalimanı’nda yaklaşık 240 milyon litre SAF kullanımını mümkün kılacak ve British Airways uçuşlarında taşınan DHL Express kargolarının yaşam döngüsü sera gazı emisyonlarını azaltacak. DHL Express, yılda yaklaşık 40 milyon litre katkısız SAF (neat) kullanımına karşılık gelen Scope 3 emisyon azaltımlarından faydalanacak. Bu miktar, 2025 yenilemesiyle birlikte toplamda 640.000 ton CO₂e yaşam döngüsü emisyon azaltımına karşılık geliyor. Söz konusu anlaşma, IAG Cargo ağı içerisinde DHL Express taşımalarının neredeyse tamamına atfedilen yakıtı kapsıyor. Bu iş birliğinde kullanılan SAF, Uluslararası Sürdürülebilirlik ve Karbon Sertifikasyonu (ISCC) tarafından sertifikalandırılıyor. SAF, kullanılmış yemeklik yağ gibi kaynaklardan üretiliyor ve yerine geçtiği fosil jet yakıtına kıyasla yaşam döngüsü boyunca yaklaşık yüzde 90 oranında sera gazı emisyonu azaltımı sağlıyor. İş birliği, ayrıca DHL Global Forwarding (DGF) ile IAG Cargo arasında imzalanacak ek bir çerçeve sözleşmesiyle desteklenecek. Bu adım, Group’un sürdürülebilir yakıtlara güvenilir ve çeşitlendirilmiş erişimini güçlendiren birimler arası stratejisini daha da güçlendiriyor. Genişletilen bu DGF çerçevesi, DHL Group genelinde toplam emisyon azaltım hacmini yaşam döngüsü emisyonu bazında 1 milyon tonun üzerine çıkarma potansiyeli taşıyor. Bu yaklaşım, emisyon azaltım hizmetlerine yönelik artan talebi karşılamada Grup’un kapasitesini güçlendirirken, sürdürülebilir yakıt temelli lojistik çözümler pazarının büyümesini de destekliyor. Aynı zamanda DHL’in müşterilerine uzun vadeli, güvenilir ve geleceğe dönük sürdürülebilirlik çözümleri sunma taahhüdünü pekiştiriyor. IAG Cargo ile güçlendirilen bu ortaklık, havacılık kaynaklı yaşam döngüsü sera gazı emisyonlarını azaltma yönünde ortak bir kararlılığı yansıtıyor. Müşterilerin taşımacılık kaynaklı emisyonlarını azaltmaya yönelik güvenilir ve uzun vadeli çözümler aradığı bir dönemde, SAF’a istikrarlı ve öngörülebilir erişimin sağlanması giderek daha kritik hale geliyor. Bu iş birliği, DHL Express ve DGF genelinde tutarlı ve yüksek kaliteli lojistik hizmetleri sunma kapasitesinin temel yapı taşlarından biri olarak öne çıkıyor. DHL Express Küresel Ağ Operasyonları ve Havacılıktan Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Travis Cobb konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu anlaşma, sektörde SAF kullanımında kararlı iki paydaşın güçlerini birleştirdiğinde nelerin mümkün olduğunu gösteriyor. Ana ticaret hatlarından birinde yaşam döngüsü emisyonlarını azaltma kapasitemizi önemli ölçüde artırırken, sektörler arası iş birliklerinin somut emisyon azaltımlarına nasıl katkı sağlayabileceğini de ortaya koyuyor.” IAG Cargo Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Başkanı Camilo Garcia Cervera ise şunları ifade etti: “DHL ile uzun yıllara dayanan güçlü bir iş birliğimiz var. Küresel ticaretin sürekliliğini sağlarken daha sürdürülebilir hava kargo çözümleri geliştirmek için birlikte çalışmaya devam etmekten memnuniyet duyuyoruz. Bu tür ortaklıklar, sürdürülebilir havacılık yakıtının ölçeklenmesi açısından kritik önem taşıyor.” Bu anlaşmalar, DHL’in 2030 yılına kadar hava taşımacılığında sürdürülebilir havacılık yakıtı kullanım oranını yüzde 30’a çıkarma hedefini destekliyor. Uzun vadeli SAF anlaşmaları, dünya genelindeki müşterilere daha düşük emisyonlu hava taşımacılığı çözümlerini sürdürülebilir şekilde sunabilmek için gerekli altyapının oluşturulmasına katkı sağlıyor.

ÇEVKO’dan COP31 Öncesi Kritik Gündem: İklim, Finansman ve Gençlik Masaya Yatırıldı Haber

ÇEVKO’dan COP31 Öncesi Kritik Gündem: İklim, Finansman ve Gençlik Masaya Yatırıldı

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrim içi söyleşiler, 6. yılında da sürüyor. Ana odağı, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 süreci çerçevesinde belirlenen 2026 yılı söyleşilerinin ikincisi, 27 Nisan günü yoğun bir katılımla gerçekleşti. Moderatörlüğünü Küresel Isınma Kurultayı Komitesi Başkanı Celal Toprak’ın üstlendiği söyleşinin konuşmacıları; ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Türkiye Koordinatörü Bahar Özay, Üsküdar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Pelin Kıvrıkoğlu ve Başkent Üniversitesi İklim Elçisi Asya Yüce oldular. Mete İmer: “Artık Gerçekleştirilebilenlerin Samimi Bir Muhasebesini Yapma ve Uygulamayı Öne Çıkarma Zamanı” İklim krizinin etkisini artırmaya devam ettiğini ve COP31’in zor küresel koşullar altında toplanacağını vurgulayan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, “Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre son 10 yıl, kayıtlara geçen en sıcak yıllar arasında yer aldı. Diğer taraftan dünyadaki olumsuz politik ve ekonomik gelişmeler, Amerika Birleşik Devletleri’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi, bölgesel savaşlar ve iklim finansmanındaki yetersizlikler devam ediyor. Antalya’da Kasım ayında gerçekleşecek 31. Taraflar Konferansı bu koşullar altında toplanacak. Bu nedenle zor bir gündemle karşı karşıyayız,” dedi. Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana geçen 10 yılda hedeflere ne kadar yaklaşıldığının samimi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Mete İmer, “Uygulama artık belirleyici bir aşama haline geldi. Geride kalan dönemde hedeflere ne kadar yaklaşıldığını, uygulamanın ne ölçüde başarılı olduğunu açık biçimde muhasebe etmeliyiz. Türkiye olarak da bu muhasebeyi yapmalı; yasal düzenlemelerimizi ne kadar hayata geçirdiğimizi, iklim finansmanını ne ölçüde temin edebildiğimizi ve toplumu harekete geçirmek için neler yaptığımızı sorgulamalıyız. Eksikliklerimizi gidermemiz büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu. Özellikle kentlerin iklim krizine karşı dirençli hale getirilmesinin giderek daha acil bir başlık haline geldiğine işaret eden Mete İmer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplumu yakından ilgilendiren ve giderek daha acil hale gelen konu, kentlerin ve yaşam alanlarının iklim krizine karşı direnç kazanmasıdır. Yaşadığımız seller, afetler ve kuraklıklar; şehirlerde bundan sonra daha güvenli bir yaşam için altyapı yatırımlarını, bu alana yönelik finansman ihtiyacını ve yerel yönetimlerin rolünü öncelikli hale getirdi. Bu nedenle bu toplantıda ve bundan sonraki söyleşilerimizde belediye temsilcilerine de söz vermek, onları dinlemek istiyoruz. Çünkü burada belediyelerin sorumluluğu ve yapacakları çalışmalar çok önemli.” Selda Susal Saatçi: “Her 5 Saniyede Bir Futbol Sahası Kadar Verimli Toprak Kaybediliyor” İklim krizinde “uygulama” ve “sonuç” odaklı yeni bir döneme girildiğini vurgulayan Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi, “Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31’e doğru ilerlerken aslında bir kırılma noktasındayız. Yıllarca hedefleri ve taahhütleri konuştuk; artık bu hedeflerin sahadaki karşılığını, uygulamaların somut çıktılarını görmeye ihtiyaç duyuyoruz. COP31’in de bu yaklaşım üzerine kurulduğunu yakından takip ediyoruz. Bu çerçevede döngüsel ekonomi, atık yönetimi, iklim finansmanına erişim, tarım, su ve gıda güvenliği, adil dönüşüm ve gençlik katılımı öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor,” dedi. Sürdürülebilirliği iş modelinin merkezine alan bir yaklaşım benimsediklerini belirten Selda Susal Saatçi, “Biz Anadolu Efes olarak ‘7. nesil düşünce’ yaklaşımıyla hareket ediyoruz. Yani bugün aldığımız her kararın, yaptığımız her eylemin gelecek nesiller üzerindeki etkisini gözetiyoruz. Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca bir başlık değil, iş yapış biçimimizin merkezinde yer alan ve uzun vadeli değer yaratma modelimizin ayrılmaz bir parçası olan dönüştürücü bir strateji. Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasını ilk gerçekleştiren şirketlerden biri olarak çevresel, sosyal ve yönetişim performansımızı şeffaf şekilde paylaşıyoruz ve son iki yıldır entegre raporlama yaklaşımını benimsiyoruz,” diye konuştu. Selda Susal Saatçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarım, iklim krizinden en çok etkilenen ve aynı zamanda krizi etkileyen alanlardan biri. Küresel ölçekte tarımsal faaliyetler emisyonların yaklaşık yüzde 13’ünü oluştururken, su kaynaklarının yüzde 70’inden fazlasını tüketiyor. Her yıl yaklaşık 75 milyar ton verimli toprak kaybediliyor; bu, her 5 saniyede bir futbol sahası büyüklüğünde alanın yok olması anlamına geliyor. Artan nüfusla birlikte 2050’ye kadar tarımsal üretimin iki katına çıkması gerekiyor. Bu tablo, tarımda daha dayanıklı ve sürdürülebilir yöntemlere geçişi zorunlu kılıyor. Bu kapsamda biz de onarıcı tarım uygulamalarına odaklanıyoruz. Yaptığımız pilot çalışmalarda somut ve cesaret verici sonuçlar elde ettik. Toprak organik maddesinde yüzde 25’e varan artış, su tutma kapasitesinde yüzde 13 iyileşme ve hektar başına 6,7 ton karbon tutulumu sağladık. Bu sonuçlar ışığında bu yıl onarıcı tarım uyguladığımız alanları genişletme kararı aldık. Bununla birlikte, çiftçilere sağladığımız 220 milyon TL’yi aşan teşvik paketi, gençlere yönelik sürdürülebilir tarım eğitim programları ve kadınların güçlenmesine katkı sunan döngüsel ekonomi projeleriyle bütüncül bir etki yaratmayı hedefliyoruz. Tarım, gıda güvenliği, sıfır atık, gençlik ve eğitim başlıklarında atılan adımların tek başına değil, iş birlikleriyle ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz; COP31’in de bu anlamda güçlü bir sinerji yaratma potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz.” Dr. Bahar Özay: “Sürdürülebilirlik Artık Sadece Çevresel Değil, Ekonomik ve Jeopolitik Bir Mesele” Sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir gündem değil, ekonomik, teknolojik ve jeopolitik boyutları olan çok katmanlı bir dönüşüm alanı haline geldiğini vurgulayan BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Türkiye Koordinatörü Dr. Bahar Özay, “Bugün içinde bulunduğumuz tablo, sürdürülebilirlik ve iklim konularının ekonomi politikalarından enerji ve gıda güvenliğine, toplumsal refahtan küresel rekabet gücü ve dış politikaya kadar uzanan yapısal bir dönüşüm gündemi haline geldiğini açıkça gösteriyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın başarılması için belirlenen 2030 takvimi bağlamında yapılan değerlendirmeler, amaçların yalnızca yaklaşık yüzde 17’sinin hedeflenen hızda ilerlediğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu. Küresel ölçekte sürdürülebilirlik hedeflerinin önündeki en temel engelin kalkınma ve iklim finansmanındaki açık olduğuna dikkat çeken Dr. Bahar Özay, “Bugün geldiğimiz noktada finansman konusu belirleyici bir kırılma alanı. 2015 yılında yıllık 2,5 trilyon dolar olarak hesaplanan ihtiyaç, bugün 4 trilyon dolar seviyesine ulaşmış durumda. Mevcut kaynakların adil, etkin ve verimli kullanılamaması ve çok taraflı iş birliklerinde yaşanan sorunlar, bu süreci daha da zorlaştırıyor. Aynı zamanda jeopolitik gelişmeler, çatışmalar ve küresel yönetişim mekanizmalarındaki zayıflama, sürdürülebilirlik gündeminin ilerlemesini doğrudan etkiliyor” dedi. Dr. Bahar Özay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çok katmanlı kriz ortamında Türkiye’nin ‘orta güç’ olarak farklı bölgeler, ekonomiler ve aktörler arasında köprü kurabilecek önemli bir rol üstlenme potansiyeli bulunuyor. COP31 süreci, Türkiye’nin hem yeşil dönüşüm hem de kalkınma ve iklim finansmanı ile uluslararası diyalog açısından konumunu güçlendirebileceği kritik bir fırsat sunuyor. Türkiye gibi ‘zanaatkar devlet’ olarak tanımlanabilecek ülkeler, değişen küresel koşullara daha hızlı uyum sağlayabilen, mevcut araç ve kurumları yeniden şekillendirme kapasitesine sahip aktörler olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda hem sanayi politikalarının daha düşük karbon yoğunluklu ve yüksek katma değerli bir yapıya evrilmesi hem de eğitim ve gençlik odaklı iklim eylemlerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle COP31 kapsamında iklim eğitimi ve gençlik katılımının değerlendirilmesi, Türkiye’nin avantajlı olduğu alanlardan biri olarak öne çıkıyor.” Pelin Kıvrıkoğlu: “İklim Eyleminde Yerel Yönetimler Uygulamanın Doğrudan Sahasında” Yerel yönetimlerin iklim eyleminde doğrudan uygulayıcı rol üstlendiğini vurgulayan Üsküdar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Pelin Kıvrıkoğlu, “Yerel yönetimler olarak sürecin tam sahasındayız ve doğrudan vatandaşla temas eden bir yapı olarak iklim politikalarının uygulamadaki karşılığını üretmekle sorumluyuz. Üsküdar Belediyesi olarak 2021 yılında hazırlanan sürdürülebilir enerji ve iklim eylem planımız kapsamında 2030 yılına kadar yüzde 40 emisyon azaltım hedefiyle ilerliyoruz. Ancak eylem planlarının yalnızca raflarda kalan stratejik dokümanlar olmaması, izlenebilir ve ölçülebilir uygulamalarla desteklenmesi gerekiyor. Bu nedenle yeni dönem ihtiyaçlarını da kapsayan güncel bir iklim eylem planı çalışmasını başlatmış bulunuyoruz” dedi. Emisyon kaynakları ve yerel yönetimlerin sınırlılıklarına da dikkat çeken Pelin Kıvrıkoğlu, “2024 yılı itibarıyla sera gazı emisyonumuzu 1.832.339 ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesapladık. Bunun yüzde 70’i enerji, yüzde 23’ü ulaşım ve yüzde 7’si ise atık kaynaklı. Ancak enerji tüketiminin önemli bir bölümü hane ve sanayi kaynaklı olduğu için yerel yönetimlerin doğrudan müdahale alanı dışında kalıyor. Bu durum, özellikle enerji başlığında tüm ilçe belediyeleri için ortak bir zorluk yaratıyor. Buna rağmen CDP raporlamasında B skoru elde ettik ve uluslararası ağlara üyeliklerimizle birlikte iyi uygulamaların paylaşımı ve görünürlüğü açısından önemli bir ilerleme sağladık” şeklinde konuştu. Pelin Kıvrıkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uyum ve dirençlilik başlıkları yerel yönetimler için giderek daha kritik hale geliyor. Bu kapsamda enerji yönetimi, sıfır atık uygulamaları ve döngüsel ekonomi projelerini hayata geçiriyoruz. Avrupa Birliği destekli ‘RISE Üsküdar – Riskten Hazırlığa: Üsküdar’da İklim Direncine Giden Kurumsal Yollar’ projesiyle iklim direncine yönelik doğal tabanlı çözümler geliştirirken, ‘Atıksız Üsküdar Atıksız Pazar’ projesiyle semt pazarlarında oluşan organik atıkları komposta dönüştürerek yeniden kullanıma kazandırıyoruz. Bu proje hem ödüller aldı hem de diğer belediyeler için örnek bir uygulama haline geldi. Bunun yanı sıra bitkisel atık yağların toplanması, çevre festivalleri, gıda israfını azaltmaya yönelik çalışmalar ve mahalle buluşmalarıyla vatandaşın sürece aktif katılımını sağlamaya odaklanıyoruz. Yerel ölçekte bu tür somut uygulamaların yaygınlaşmasının iklim mücadelesinde gerçek etki yarattığına inanıyoruz. Ayrıca COP sürecinde yerel yönetimlerin daha görünür olması ve özellikle kadın liderler olarak bu alanda söz söyleyebilmemiz için aktif rol almaya hazırız.” Asya Yüce: “Gençler Sürecin İzleyicisi Değil, Aktif Katılımcısı Olmak İstiyor” Türkiye genelinde 208 üniversiteyi kapsayan iklim elçileri ağını temsil eden Başkent Üniversitesi İklim Elçisi Asya Yüce, iklim krizinin gençler için teorik bir tartışma değil, doğrudan deneyimlenen bir gerçeklik olduğuna dikkat çekti. Gençlerin iklim sürecinde yalnızca izleyici değil, aktif bir paydaş olduğunu vurgulayan Asya Yüce, “2021 yılından bu yana her üniversiteden seçilen temsilciler olarak kampüslerimizde sürdürülebilirlik ve iklim kriziyle mücadele alanında öncülük ediyoruz. COP31 sürecinde genç katılımının en az yüzde 10 seviyesinde hedeflenmesiyle birlikte kapasitemiz ve etki alanımız da her geçen gün artıyor,” şeklinde konuştu. İklim elçilerinin sahadaki rolüne dikkat çeken Asya Yüce, “Bakanlığımız tarafından düzenlenen eğitim kamplarında iklim değişikliği, iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm gibi başlıklarda yoğun eğitimler alıyor; ardından bu bilgi birikimini hem üniversitelerimizde hem de toplum genelinde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Amacımız, iklim krizini teorik bir tartışma alanı olmaktan çıkararak herkesin sahiplendiği bir çevre kültürüne dönüştürmek. Bu kapsamda söyleşiler, paneller ve farkındalık etkinlikleri düzenliyor, aynı zamanda ulusal ve uluslararası platformlarda iklim diplomasisi yürütüyoruz” dedi. Asya Yüce, sözlerini şöyle sürdürdü: “Taraflar Konferansı’nda yalnızca katılımcı değil, çözüm ortağı olarak yer alıyoruz. Birleşmiş Milletler’in gençlik yapılanmalarıyla koordineli çalışarak ulusal gençlik bildirilerini küresel karar vericilere iletiyor, gençlerin taleplerinin ulusal katkı beyanları gibi resmi politika metinlerine dahil edilmesini hedefliyoruz. COP süreci bizim için bir zirve noktası; Türk gençliğinin organize, donanımlı ve çözüm odaklı yapısını uluslararası alanda göstermek istiyoruz. Bu süreçte gençlerin karar mekanizmalarında yalnızca temsil edilmesi değil, kararları doğrudan etkileyen bir konuma gelmesi gerektiğine inanıyoruz.”

Türkiye Yeşil Fonu’ndan Sapro’ya 30 Milyon Euro Yatırım Haber

Türkiye Yeşil Fonu’ndan Sapro’ya 30 Milyon Euro Yatırım

TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası’ndan temin ettiği kaynakla kurulan Türkiye Yeşil Fonu’nun 30 milyon Euro tutarındaki ikinci yatırımını Sapro Temizlik Ürünleri’ne gerçekleştirdi. Tamamı sermaye artırımı yoluyla sağlanan ve doğa pozitif üretime pozitif katkı sunan bu yatırımla Sapro Temizlik Ürünleri’nin yeşil dönüşüm ve büyüme stratejilerinin desteklenmesi hedefleniyor. Türkiye Yeşil Fonu ile Türkiye’nin kalkınma planı doğrultusunda büyüme ve gelişme potansiyeli taşıyan alanlarda katma değer sağlayan firmalara orta-uzun vadeli yatırımlar yaparak sera gazı salımlarının azaltılması ve Türkiye ekonomisinin yeşil ve kapsayıcı dönüşümünün desteklenmesi amaçlanıyor. Bu doğrultuda sermaye piyasalarının iklim finansmanı odağında derinleşmesine ve çeşitlenmesinde etkin rol üstlenilerek özel sermayenin harekete geçirilmesi de sağlanacak. Avrupa’nın önde gelen ıslak mendil üreticilerinden biri olan Sapro Temizlik Ürünleri, bu ortaklık kapsamında karbon ayak izinin azaltılması, yenilenebilir enerji yatırımları, verimlilik projeleriyle atık ve su yönetimi gibi çevresel dönüşüm planlarını hayata geçirecek. Yatırım aynı zamanda Türkiye’nin 2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda sanayide kapsayıcı ve yeşil dönüşümü hızlandırmayı amaçlıyor. Anlaşmaya dair değerlendirmelerde bulunan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, “75 yılı aşkın süredir Türkiye’nin çok yönlü kalkınması için çalışan bir banka olarak, kalkınma bankacılığındaki derin uzmanlığımızı yatırım bankacılığı alanındaki faaliyetlerimizle birleştirerek kurduğumuz Türkiye Yeşil Fonu kapsamında ikinci yatırımımızı gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Dünya Bankası ile uzun soluklu ilişkilerimizin güçlü bir yansıması olan Türkiye Yeşil Fonu ile ortaklığımızı daha da ileriye götürecek işlere imza atarak kalkınmaya desteğimizi büyütüyoruz. Sapro Temizlik Ürünleri ile sağladığımız bu iş birliği, sanayimizin yeşil dönüşümüne ivme kazandırmanın yanı sıra yerli üretimimizin küresel standartlarla uyumunu güçlendirecek stratejik bir adım olma özelliğini de taşıyor. Bu kıymetli iş birliğinin Sapro Temizlik Ürünleri başta olmak üzere tüm paydaşlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum” dedi. Dünya Bankası kaynaklı bir fon olan Türkiye Yeşil Fonu’nun Sapro’ya yapmış olduğu yatırımın sürdürülebilirlik vizyonlarına uyum sağladığını belirten Sapro Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhun Zincirkıran, “Bugün, ıslak mendil kullanımının en önemli alanlarından biri de bebek bakımı. Ailelerin en değerli varlığı olan bebeklerin bakımı bizler için de büyük önem taşıyor. Kurulduğumuz günden beri en kıymetli varlığımız olan bebeklere zarar vermeyecek ürünler geliştiriyor, dünyamızın geleceği için sürdürülebilir ürünler tasarlıyoruz. Private label ıslak mendil üretimi alanında Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın ise en büyük dört üreticisinden biri olarak doğal içerikler geliştirmeye odaklanmayı sürdürüyoruz. Yüzde yüz geri dönüşümlü, biyoçözünür, kompostlanabilir, yüzde yüz bitki bazlı doğal elyaftan ürettiğimiz ıslak mendil kumaşı yatırımımızla global ölçekte hizmet vermeye devam ediyor, Türkiye’nin kendi alanında en fazla sürdürülebilirlik yatırımı yapan firmaları arasında yer alıyoruz. Türkiye Yeşil Fonu’na, şirketimize sağladığı değerli katkıları ve ülkemizin bu alandaki yatırım ihtiyaçlarını sağlayan ekosistemi oluşturdukları için teşekkürlerimizi sunarız” açıklamasını yaptı. Maxis Girişim Sermayesi Genel Müdürü Özgür Temel, Türkiye Yeşil Fonu’nun, karbonsuzlaşma ve kapsayıcı dönüşüm hedefleri doğrultusunda şirketlerin yeşil dönüşüm süreçlerini desteklemeye devam ettiğini belirterek, “Sapro Temizlik Ürünleri’ne gerçekleştirdiğimiz bu yatırım, ikinci yatırım olma özelliğini taşıyor. Yaklaşık otuz yıldır faaliyet gösteren, güçlü ihracat kabiliyeti ve geniş müşteri tabanıyla sektöründe köklü bir konuma sahip olan Sapro; ileri teknoloji ve verimlilik odaklı üretim altyapısıyla dönüşüm açısından güçlü bir başlangıç noktasına sahip. Bu yatırım Türkiye Yeşil Fonu’nun sanayide yeşil dönüşümü somut ve ölçülebilir adımlarla destekleme yaklaşımının sahadaki güçlü bir örneğini oluştururken, Fon kapsamında sağlanan kaynak şirketin karbon ayak izinin azaltılması ve operasyonel verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalar için kullanılacak” dedi. Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez ise “Türkiye Yeşil Fonu, kamu kaynaklarının özel sermayeyi harekete geçirerek sanayide dönüşümü ve karbonsuzlaşmayı hızlandırabileceğini gösteriyor. Sapro’ya yapılan yatırım, Türkiye’de düşük karbonlu üretim için ölçeklenebilir bir finansman modelinin ortaya çıktığını işaret ediyor. Dünya Bankası, rekabet gücünü artıran, sanayide yenilikçiliği hızlandıran ve özel yatırımları harekete geçiren platformları desteklemeye kararlıdır” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.