Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Seçim

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Seçim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Seçim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran, Hamaney'in öldürülmesinden sonra ülkeyi yönetmek için liderlik konseyi kurdu Haber

İran, Hamaney'in öldürülmesinden sonra ülkeyi yönetmek için liderlik konseyi kurdu

Alireza Arafi, İran'ın liderlik konseyine atandı Muhafızlar Konseyi'nde dini bir lider olan ⁠Alireza ⁠Arafi, Uzmanlar Meclisi yeni bir lider seçene kadar yüce lider rolünü yerine getirmekle görevli organ olan ⁠İran'ın liderlik konseyine atandı. ⁠Arafi, Başkan Pezeshkian ve Yüksek Mahkeme Başyargısı Mohseni-Ejei ile birlikte geçici liderlik konseyinin ⁠bir parçası olacak. Ülke anayasası, yüce lider artık iktidarda değilse, 88 üyeli Uzmanlar Meclisi tarafından yeni bir lider seçilene kadar cumhurbaşkanı, yargı başkanı ve güçlü Muhafız Konseyi'nden üst düzey bir din adamından oluşan geçici bir liderlik konseyinin sorumluluklarını üstlenmesi gerektiğini şart koşuyor. Konseyde 67 yaşındaki Ayetullah Alireza Arafi, İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkian ve yargı başkanı Gholam-Hossein Mohseni-Eje'i yer alıyor. Arafi, aynı zamanda Hamaney'in sırdaşı olan devlet kurumlarında bir geçmişe sahip köklü bir din adamıdır. Şu anda Uzmanlar Meclisi başkan yardımcısı olarak görev yapıyor ve seçim adaylarını ve parlamento tarafından kabul edilen yasaları inceleyen güçlü Muhafız Konseyi'nin bir üyesiydi. Güçlü bir anayasal gözlemcinin üyesi olan Ayetullah Alireza Arafi, potansiyel olarak başka bir yüce lider seçilene kadar yönetmesi yasaya göre üç üyeli geçici konseye atandı. Daha sonra bir yüce lider seçmek zorunda olan Koruyucu Konseyi üyesi olan 67 yaşındaki din adamı, güçlü bir tahkim organı olan Expediency Konseyi tarafından konseye onaylandı. Arafi şimdi geçici konseyde sert din adamı ve yargı şefi Gholam-Hossein Mohseni-Ejei ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian'a katılacak. İDMO ve güvenlik şefi Ali Larijani'nin de çok önemli roller oynaması bekleniyor, ancak güç dengesinin nerede yattığı görülmeye devam ediyor. Bu arada, İDMO'nun başkomutanı bir yıldan kısa bir süre içinde ikinci kez öldürüldü ve seçkin askeri ve ekonomik gücün bir sonraki lideri henüz açıklanmadı. İDMO bağlantılı Telegram kanalları, iki ay önce Hamaney tarafından pozisyona atanan başkan yardımcısı Ahmed Vahidi'yi olası bir aday olarak gösteriyor. Sosyal medyada paylaşmak için buraya tıklayın

Dervişoğlu: Mansur Yavaş’a mazisi kefildir Haber

Dervişoğlu: Mansur Yavaş’a mazisi kefildir

İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, ABB Başkanı Yavaş ile İYİ Parti Genel Merkezi’nde bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede İYİ Parti Genel Sekreteri Özel, Yerel Politikalar Başkanı ve Mersin Milletvekili Kocamaz ile Ankara Milletvekili Arslan da hazır bulundu. Görüşmenin ardından ortak basın toplantısı yapıldı. Dervişoğlu, Yavaş’ın kurultay sonrası tebrik ziyareti gerçekleştirdiğini belirterek, görüşmede ülke gündemi ve Ankara’nın sorunları üzerine değerlendirmeler yaptıklarını ifade etti. Fatih Erbakan’ın ittifak açıklamalarına ilişkin konuşan Dervişoğlu, seçimlerden sonra herhangi bir partiyle ittifak görüşmesi yapmadıklarını söyledi. Buna rağmen her siyasi denklemde İYİ Parti’nin adının geçtiğini vurgulayan Dervişoğlu, partilerinin Türk siyasetinde vazgeçilmez bir konumda olduğunu söyledi. İttifak kararlarının tek başına genel başkan inisiyatifiyle alınamayacağını belirten Dervişoğlu, olası bir görüşmenin kamuoyuyla açık şekilde paylaşılacağını kaydetti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) süreç komisyonu raporuna da değinen Dervişoğlu, raporda “Türk milleti” kavramının yer almamasını eleştirdi. Raporun bazı yönleriyle terör örgütü PKK ve elebaşı Abdullah Öcalan’a meşruiyet zemini oluşturabileceğini savundu. Anayasa değişikliği tartışmalarına ilişkin de konuşan Dervişoğlu, Meclis’te anayasa değişikliği için gerekli nitelikli çoğunluk şartlarını hatırlatarak sürecin dikkatle takip edildiğini belirtti. Erken seçim tartışmalarına değinen Dervişoğlu, erken seçimin şartlarının anayasal olarak belli olduğunu ifade ederek, “Halk seçim isterse iktidar kaçamaz” dedi. Dervişoğlu, emeklilere verilen bayram ikramiyesinin asgari ücretin en az yarısı kadar sabitlenmesi gerektiğini söyledi. 2018’de 1000 TL olan ikramiyenin dolar bazındaki karşılığını hatırlatan Dervişoğlu, tekliflerinin hukuki bir zemine oturtulmasını istediklerini belirtti. Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik iddialar sorulduğunda Dervişoğlu, “Mansur Yavaş’ın karakteri, başkasının kefaletine ihtiyaç duymayacak bir karakterdir,Mansur Yavaş’a mazisi kefildir” ifadelerini kullandı.

Barbados Başbakanı Mia Mottley üçüncü seçim zaferiyle iktidara geri döndü Haber

Barbados Başbakanı Mia Mottley üçüncü seçim zaferiyle iktidara geri döndü

Devlet televizyonu, Barbados başbakanı Mia Mottley'nin üçüncü seçim zaferini kazandığını ve Barbados İşçi Partisi Meclis'ndeki tüm koltukları süpürdüğünü bildirdi. CBC Barbados Perşembe günü erken saatlerde bildirdiğine göre, Mottley'nin BLP'si parlamentonun alt meclisinde bulunan 30 sandalyenin hepsini kazandı ve muhalefet lideri Ralph Thorne'u devin ardından muhalefet lideri Ralph Thorne'u görevden aldı. 60 yaşındaki Mottley bir zafer konuşmasında, "Misyonumuz her şeyden önce fakir insanların fakir olmasını engellemek ve insanlar için fırsatlar yaratmak için nerede olursa olsun adaletsizliği ortadan kaldırmaktır" dedi. Kırmızı giyinmiş destekçilerle çevrili, Cuma günü Barbados'ta resmi bir tatil olacağını duyurdu. Mottley, Barbados'un demokrasisine dikkat edeceğine söz verdi. Geçen yıl ülke, insanların mülk sahibi olmadan oy kullanma hakkını elde etmesinin 75. yılını kutladı. Partisi ekonomiye, yaşam maliyetine ve ülkenin uluslararası sahnedeki yerine odaklanmaya devam edeceğine söz verdi. Demokrat İşçi Partisi karargahında konuşan Thorne, sonucu hayal kırıklığı olarak nitelendirdi ancak temiz bir kampanya için şükranlarını dile getirdi. Muhalefet güvenlik ve altyapı konularını eleştirdi ve Thorne, politikanın Barbadosluların iç önceliklerine odaklanması gerektiğini söyledi. Barbados, Karayipler'in en doğu ülkesidir ve yaklaşık 283.000 kişiye ev sahipliği yapmaktadır.

Ümit Özdağ: Yeni atamalar hukuk devleti açısından kaygı verici Haber

Ümit Özdağ: Yeni atamalar hukuk devleti açısından kaygı verici

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmeler yaptı. Ümit Özdağ : Dün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine uygun bir Bakan ataması gerçekleşti. İki Bakan atandılar. Uzun zamandan bu yana bu atamalar bekleniyordu. Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın değişecekleri Ankara kulislerinde aylardır konuşuluyordu. İçişleri Bakanı'nın görevden alınmasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi'nin ısrarlı taleplerinin rol oynadığı anlaşılıyor. Keza AK Parti içinde geleceğe Erdoğan sonrasına yapılan hazırlıklar için de bu değişikliklerin etkili olduğu ifade edilebilir. Adalet Bakanlığı’nda da uzun süredir beklenen bir değişiklik vardı. İstanbul Başsavcısı'nın bu göreve getirileceği ifade ediliyordu ve bu değişiklikler bize düşman ceza hukuku uygulamalarının artarak devam edeceğini gösteriyor. Düşman ceza hukuku, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletine yapılan en büyük kötülüktür. Türk milletinin geniş kesimlerinin kendisini devletsiz yurttaş olarak ya da ikinci sınıf yurttaş olarak algılamasına neden olan düşman ceza hukuku uygulamaları milli birliği tahrip etmektedir. Bir kuralsızlık, anayasa ve yasaların askıya alınması ve keyfi yönetim döneminden geçiyoruz. Bu yönetimin inşasına katkı veren, destek olan veya susanlar çocuklarına ve torunlarına övünebilecekleri bir miras bırakmayacaklardır. Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partili mücadele arkadaşlarım, Bu kuralsızlığın en çarpıcı örneklerinden birisi de Ankara'da geçtiğimiz günlerde gündüz ortasında göz göre göre yaşandı. Polis memuru Melih Okan Keskin Ankara'da İvedik'te TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek öldürüldü. Kamera kayıtlarına göre polis memurunu bir güruh 3 farklı yerde acımasızca dövmüş. İlk olarak tesis içinde darp ediyorlar. İkincisini bir TÜVTÜRTK personeli polis arkadaşın, rahmetlinin arabasıyla bilerek önce çarpıyor, sonra çıkıyor ve alçakça saldırarak ağır bir darbe indiriyor. Ve 3. saldırıda da 30 kadar TÜVTÜRK çalışanı bir kişiye saldırıyorlar. Dağ başı mı burası ya? Dağ başı mı burası? Devlet tekelinde olup özelleştirilen bir yerden sıra alıp parasını vererek hizmet almaya çalışan bir yurttaşı döverek öldürüyorsunuz. Peki hepimizin aklına şu gelmedi mi? Bu Melih Okan Keskin bir polis memuru. Belinde silahı var. Neden çekip silahını kullanmadı? Neden kendisini savunmadı? Bu sorunun cevabını yine birkaç gün önce İstanbul'da Esenyurt'ta gerçekleşen bir başka olayın sonucundan anlıyoruz. Esenyurt'ta bir şizofren ailesini rehin alıyor, elinde bıçakla. Evi ateşe vereceğini, herkesi yakacağını söylüyor. Komşular polisi arıyorlar, polis olay yerine geliyor ve savcıyı arıyorlar. Savcı diyor ki, ‘çilingir kullanarak kapıyı açın girin etkisiz hale getirin’. Kapıyı açıyorlar, içeriye giriyorlar. Hasta, şizofreni hastası, elinde bıçakla polisin üzerine koşuyor. Polis de kendisini korumak için ateş ediyor. Tek mermi vuruluyor, adam hastaneye kaldırılıyor, kan kaybından ölüyor. Bunun üzerine ateş eden polis, cinayet suçlamasıyla gözaltına alınıyor, tutuklama talebiyle adliyeye sevk ediliyor. Böyle şey olur mu? Sosyal medyaya diğer polisler olayı haber verince sosyal medyadan büyük bir tepki ortaya çıkıyor ve bu tepki üzerine polisin telefonuna el konularak adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Yoksa tutuklanacaktı muhtemelen. Şimdi bakın, Melih Okan Keskin de bunu bildiği için silahını kullanmamıştır diye düşünüyorum. Bu doğru bir uygulama değil. Polis başkalarının hayatını kullanırken eğer böyle silah kullanmak konusunda korkutulursa, tutuklanırsa o zaman yarın başka masum vatandaşları korumak gereği gerektiği zaman başım belaya girmesin diye silahını çekmez. Hatta kendi canını korumak için bile silahını çekmez. Değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım, değerli basın mensupları, Bu hafta çok üzücü bir olayın da yıl dönümüydü. 6 Şubat depreminin 3. yıl dönümünü andık. Bir yas anmasıydı bu. Partimizden bir heyetle 4 gün boyunca Hatay'daydık ve 8 ilçe ziyareti yaptık Antakya dışında. İlk önce şunu belirtmek istiyorum. Atatürk, ‘Hatay benim şahsi meselem’ diyor. Biz de kurulduğumuz günden bu yana Atatürk'ün şahsi meselem dediği Hatay'ı aynı anlayışla sahiplendik, benimsedik ve savunduk. Zafer Partisi Genel Başkanı olarak Hatay'a defaatle gittim ve Hataylılar da sevgili Hataylılar da ‘Hatay'a en fazla gelen, en fazla ölen veren Genel Başkan sizsiniz’ diyorlar. Bu ziyaret sırasında da sevgili Hataylılarla bir araya geldik, onları dinledik, dertlerini dinledik ve ne yazık ki Hatay'ın yaralarının yeterince sarılmamış olduğunu gördük. Rezerv alan yasasıyla vatandaşın arazisinin elinden alındığını gördük. Riskli bölge denilerek kendi arazisi üzerinde inşaat izni verilmediğini, 20-30 kilometre ilerilerde TOKİ evlerine yönlendirildiklerini ama daha sonra o riskli alan denilerek kendilerine inşaat izni verilmeyen arazilerin üzerine başkalarına izin verme projesini gördük. 10 binlerce yurttaşımız hala konteyner kentlerde perişan durumda yaşıyorlar. Sadece Samandağı’nda 7 binden fazla yurttaş konteyner kentte yaşamaya devam ediyor. Sokaklar, caddeler, çamur deryası. Tabii yazında toz, toprak ve her taraf yollarda çukurlarla dolu olduğu için vatandaş ayda bir muhakkak aracını sanayiye götürmek zorunda kalıyor. Uzun elektrik kesintileri devam ediyor çünkü şantiye elektrikleriyle şehir elektrikleri birbirlerinden ayrılmamış. Ve internet. Arkadaşlar herhalde Afrika'nın çöllerinde internet daha iyi çekiyordur. Şimdi Uganda'da internet ancak bu kadar çekiyor diyeceğim. Uganda Büyükelçisi muhtemelen beni protesto edecek ‘bizde daha iyi çekiyor’ diyecek. İnanılır gibi değil. 3 sene geçti üzerinden. Hala siz nasıl burada interneti ayağa kaldıramamış olursunuz? Hatay'da vatandaşlar üzgün ihmal edilmişlik duygusu içindeler. İktidar şu kadar TOKİ evi anahtarı teslim ettik diyor. Güzel de anahtarı teslim etmek, evi teslim etmek anlamına gelmiyor. Natamam evleri, anahtarını teslim ettiğiniz zaman insanlara teslim etmiş olmuyorsunuz. Anahtarı teslim ettikleri zaman kira yardımını da durduruyorlar ve vatandaş hem kira ödemeye devam ediyor hem de o evin bitmesinin ne kadar süre daha devam edeceğini bilmiyor. Aylarca belki yılı aşan süre beklemeye ve kira ödemeye devam edecek. Özetle, Hatay kaderine terk edilmişlik duygusunu yaşıyor. Ancak Hatay'da, Kahramanmaraş'ta, Malatya'da, Gaziantep'te, Adıyaman'da ve diğer illerdeki yıkımın ana nedeni hiç şüphesiz deprem değil. Biz bir doğal felaketin sonuçlarını doğrudan yaşamıyoruz. Evet, deprem bir doğal olayı ama depremin fıtratında ölüm, yıkım muhakkak yok. Eğer olsaydı Japonya'da depremlerde 100 binlerce insan ölürdü. Demek ki insanlığın ulaşmış olduğu teknoloji 7, 8, 9 şiddetinde depremleri kayıpsız atlatmaya ve hayatın devam etmesine müsait. Yıkımın, felaketin bu boyutta olmasının nedeni AKP iktidarının Türkiye'yi, bu şehirleri bir depreme hazırlamamasıdır. Bu depremden 3 sene önce Kahramanmaraş'ta, AFAD ve Çevre Şehircilik Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli ve 11 ili etkileyecek 6.4 şiddetinde bir deprem senaryosu üzerinde çalıştı. Bu depremin olacağı biliniyordu ve hiçbir önlem alınmadı. 3 sene boşa geçirildi ve şimdi aynı hata İstanbul depremi konusunda bilinçli bir şekilde adeta yapılmaya devam ediliyor. İstanbul'da bir depremde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin rakamlarına göre 45 bin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın rakamlarına göre 60 bin bina yıkılacak. Arkadaşlar, bahsettiğimiz nüfus 2 milyona yakın bir nüfus ve bu konuda hiçbir ciddi çalışmanın hala yapılmadığını üzülerek görüyoruz. Peki, depreme yönelik çalışma yapmayan iktidar ne yapıyor? Onun yerine belediyeleri silkelemeye devam ediyor. En son Keçiören Belediye Başkanı partisinden istifa etti ve 67 Belediye Başkanı partilerinden istifa ederek seçimlerden sonra AK Parti'ye katılmışlar. Halk onları seçmemiş. Halk, seçmen iradesini muhalefetle lehine kullanmış. Bu kişilerin, bu Belediye Başkanlarının bugün Belediye Başkanlığında oturmalarının nedeni halkın iktidara olan öfkesini ifade etmesidir. Bu öfkeyi oya çevirip bu oyla bu makama geldikten sonra bu oyları istismar ederek partisinden ayrılıp iktidar partisine gitmek hiçbir belediye başkanına onur kazandırmaz. Evet, bir taraftan siyasette ahde vefa, seçmene karşı sorumluluk, etik davranış, güven kaybı süreçleri devam ederken bir taraftan da hukuk devleti anlayışının nasıl ağır darbeler aldığını da görüyoruz. İşte Aydın Belediye Başkanı. Arkadaşlar, hakkında birçok yolsuzluk iddiası vardı Aydın Belediye Başkanı'nın. Şimdi iktidar partisinin bir üyesi ve hakkında hiçbir soruşturma yok. ‘Ya Silivri'ye gidersin ya istifa edersin’ denklemi önüne konuluyor ve bu da sonuç olarak siyasette büyük bir kirlenme yaratıyor. Hukuk katlediliyor, demokrasi yok ediliyor, Türkiye kan kaybediyor, Türkiye zaman kaybediyor, Türkiye geriye gidiyor, Türk milleti ayrışıyor, cepheleşiyor, kutuplaşıyor, öfke birikimi her geçen gün yükseliyor ve kamu düzeni bozulma eksenine giriyor. Bu zemin üzerinde giderken hukuk devletinin nasıl katledildiğini tekrar tekrar yaşıyoruz ve yapılan yeni atamalar, bakanlık atamaları hukuk devletinin önümüzdeki süreçte daha ağır darbeler alacağı işaretlerini veriyor. Değerli Zafer Partililer, Bu noktada TÜİK verilerine de değinmek istiyorum. TÜİK, şimdi en son 2025 nüfus verilerini paylaştı. TÜİK diyor ki Türkiye'de ikamet eden yabancı nüfus adrese dayalı verilere göre 1 milyon 519 bin 515’miş. Göç idaresi başkanlığı ise ikamet izinli yabancı sayısını 1 milyon 151 bin 969 olarak veriyor. 2 veri arasında 367 bin 546 tane fark var. Arkadaşlar, bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudu kadar. Türkiye’de bir ordu kaybolmuş haberimiz yok. İki devlet kurumunun vermiş olduğu rakamlara baksanıza. Yine çelişki bununla da sınırlı değil. Göç İdaresi Başkanlığı 2025 sonu itibariyle geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısının 2 milyon 347 bin 756 olduğunu açıklamış. Peki bu veri doğruysa 1 milyon 195 bin 787 sığınmacı nerede ikamet ediyor? Hiç bilgi yok. Bunlar kayıt dışı mı? Kaçak mı? Afrikalı mı? Afgan mı? Özetle 15 yıldır bu ülke kontrolsüz bir demografik işgalle karşı karşıya ve bu Türkiye'ye zaman kaybettiriyor, para kaybettiriyor, güvenlik kaybettiriyor. Biz Zafer Partisi olarak yola çıkarken Türk milletine verdiğimiz sözü tekrar ediyoruz. Anadolu Kalesi Projemizle sınırlarda yüzde 100 güvenlik sağlayacağız. Sınırlarımızdan ne yabancı teröristler geçecek ne selefi cihatçılar geçecek ne PKK'lı teröristler geçecek ne de kaçaklar geçebilecek. Sığınmacıları ve kaçakları vatanlarına en kısa zaman içerisinde yollayacağız. Düşman ceza hukuku uygulamalarını kaldırarak Anayasanın bütün yurttaşların Anayasa ve yasalar önünde eşit olduğunu belirleyen hükmünü hayata tekrar geçireceğiz. Adaleti saray ismi olmaktan çıkartıp, yaşanan bir gerçeklik haline getireceğiz ve vatandaşın nefes almasını sağlayacağız. Adalet deyince, kusura bakmayın, bir konuya daha değinmek zorundayım. Ben düşman ceza hukuku uygulamalarına en sert ve en haksız şekilde muhatap olan yurttaşların başında geliyorum. Önce hakaret etmediğim halde Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla gözaltına alındım ve konuşmayı Antalya'da yapmıştım. Antalya'da bir soruşturma açılmalıydı. Hadi olmadı, ben Ankara'dayım, Cumhurbaşkanı Ankara'da, Ankara'da açılabilirdi ama İstanbul'da açıldı. Mahkeme bile ilk kez iddianameyi kabul etmedi. Dedi ki bu bizim yetki alanımızda değil ve savcılığa geri yolladı. Evet, mahkeme kabul etmedi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanının avukatları, Cumhurbaşkanı bu konuşmayı İstanbul'da Şişli'de bir büroda izlediği için başvuruyu İstanbul'da yaptık dediler. Ben de şükrettim, iyi ki New York'ta izlememiş. O zaman New York'ta Amerikan mahkemesinde yargılanacaktım demek ki. Evet ve beraat ettim. Sonra tahrik etmediğim, aksine yatıştırmak için çaba sarf ettiğim ve bütün parti teşkilatımızla çaba sarf ettiğimiz Kayseri'de Olaylarının yatışması süreciyle ilgili haksız yere suçlandım, 5 ay hapiste tutuldum Silivri'de ve 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldım. 2 yıl 4 ay hapis cezası alanlar arkadaşlar normalde 2 ay yatarlarmış avukatların bana verdiği bilgi. Şimdi de Şeyh Said'in hatırasına hakaret etmekten Hınıs Asliye Ceza Mahkemesi beni ‘kişinin hatırasına alenen hakaretten’ adli para cezası uygulanmasına çarptırdı. Üstelik savunmamı da almadı. Üstelik avukatım yazılı olarak mahkemeye savunma yapacağımızı beyan etmesine rağmen bu bir düşman ceza hukuku uygulamasıdır. Bakın Şeyh Said'e hakaret ettiği iddia edilerek hakkında soruşturma açılan birçok gazeteci, takipsizlik kararı almışlar ve beraat almışlar. Bana yolladılar kararları. Bu gazetecilerin bazıları iktidar yanlısı gazeteciler. Benimle hiçbir temasları yok. Hınıs’taki mahkemenin aldığı karar onların vicdanını bile kanattı. Benim Şeyh Said'le ilgili kullandığım ifadeler İstiklal Mahkemesi'nin kararında ifade edilen hususlardır. Mahkemenin bana ceza verdiğini hissetmiyorum, değerli arkadaşlar. Mahkeme Mustafa Kemal Atatürk'e ceza vermiştir. Mahkeme İsmet İnönü'ye ceza vermiştir. Mahkeme Mareşal Çakmak’a, Mahkeme Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ceza vermiştir. Evet, biz bu karara itiraz ettik ve savunma hakkımızı kullanacağımızı ifade ettik. Şunun altını çizelim, bu tür cezalarla beni de Zafer Partisi'ni de susturamazsınız, sindiremezsiniz. Şeyh Said'e, Seyit Rıza'ya, Mustafa Sabriler'e vatan haini demeye devam edeceğiz. Çünkü bu bir tarihi gerçek, bunlar vatan haini. Aynen Abdullah Öcalan'ın vatan haini olduğu gibi. Siz bir vatan haininin hatırasını düşünürken, biz Mustafa Kemal Paşa'nın hatırasını düşünmeye devam edeceğiz. Hainlerin katlettiği şehitlerimizin hatırasını savunacağız ve bir hainin hatırasına ceza vermek, devleti kuran kahramanların, gazilerimizin ve aziz şehitlerimizin ruhlarına ceza vermektir. Bunun da bilinmesini istiyoruz. Kimse bize teröriste terörist demekten, haine hain demekten vazgeçiremez. PKK elebaşı Öcalan, Karayılan, Bayık, FETÖ terör örgütünün elebaşı Fethullah Gülen, Hizbullah'ın elebaşı Hüseyin Velioğlu. Bunların hepsi teröristtir, Türk düşmanıdır, Türkiye düşmanıdır. Adalet Bakanlığı'na tavsiyem, soruşturma açılması gerekenler, hainlere hain diyenler değil, Öcalan'a sayın diyenler, kurucu önder diyenler, Şeyh Said adını bulvarlara verenlerdir. Çünkü bunlar başta şehit analarımız olmak üzere büyük Türk milletinin aziz şahsiyetine, kutsallarına ve mukaddesatına hakaret ediyorlar. Biz Zafer Partisi olarak Mustafa Kemal Paşa'nın yanında kalmaya ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz. Bu yolda son sözümüz budur. Gelelim Terörsüz Türkiye dedikleri terörle pazarlık sürecine. Türkiye'de terör olmamasını, terörün bitmesini elbet biz de istiyoruz. Terör bitmeli ama Terörle pazarlık yapılarak, terörist istedi diye yeni Anayasa çıkarılarak, terörist istedi diye Türk milletinin adı Anayasadan çıkartılarak, terörist istedi diye iki uluslu üç uluslu bir devlet haline dönüşme projesinin önünü açarak, umut hakkı diyerek Öcalan'a kravat takıp onu serbest bırakarak sözün özü, teröre teslim olarak terör bitirilemez. Terör esas o zaman canlanır. Buradan altını çizerek uyarıyoruz. Meclis, halkın siyasi iradesinin, milli iradenin temsil edildiği yerdir. Milli irade, terör örgütüne affa, Öcalan'a umut hakkına karşıdır. Meclis komisyonu umut hakkı tavsiye ve talep ederse milli iradeye ters düşer. Meclis bu yönde bir karar almaya kalkarsa Türk milletinin siyasi iradesini temsil edemez. Terörist Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde serbest kalması Meclis’in kendisini inkâr etmesi anlamına gelir. Biz büyük Türk milletine söz veriyoruz böyle bir süreci durdurmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.” Ümit Özdağ’ın “Kabine değişikliği erken seçimin yapılacağı anlamına mı geliyor?” sorusuna verdiği cevap: “7 Kasım 2027'den önce seçim beklemiyoruz. İktidar ekonomik bir çöküş yaşandığı dönemde seçime gitmeyecek ama o tarihe kadar baskıları arttıracak ve enflasyonu düşürmek için emeklinin, dulun, yetimin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin gırtlağına basmaya devam edecek 2026 boyunca. 2027 başında ise büyük bir yüzde 200'lük zam gerçekleştirecek, kredi musluklarını açacak. Bunun için ihtiyaç duydukları parayı bir bölümünü köprüleri, yolları, otoyolları satarak, bir bölümünü para basarak oluşturacaklar. Umutları son 7-8 ayda oluşacak bu para dolaşımıyla piyasanın rahatlaması ve vatandaşın kendilerine kanarak oy vermesi üzerine kurulu olacak. Ancak vatandaş 9 yıldan beri fakirleşiyor, açlıkla mücadele ediyor. Bu son birkaç ayda yapılacak makyaj düzenlemelerinden dolayı oyunu değiştirmeyecek ve AK Parti iktidarı, Cumhur İttifakı, DEM İttifakı sandığa kesin bir şekilde gömülecek. Ümit Özdağ’ın Hatay'daki anma programında Hüseyin Yayman’la beraber olan görüntüleri hakkında gelen soruya verdiği cevap: “Ben 1. yıl dönümünde Hatay'da Hataylıların acısını paylaşmak üzere sabah 03.00'ten itibaren protokole karışmadan halkın içinde anma törenine katılmıştım. 2. sene Silivri'de düşman ceza hukukuyla tutuklu bulunduğum için Ali Şehirlioğlu hocamızı bir kadroyla birlikte katılımını rica etmiştik, katılmışlardı. Bu sene yine geniş bir kadroyla 5'i akşamı Hatay'daydım. 6'sı sabah saatlerinden 3'ten itibaren anma toplantısının yapılacağı caddeye girdik. Vatandaş yanlış bir önlemle, adeta bir siyasi gösteride alınacak bir önlemle polis tarafından barikatların arkasında toplanmıştı. Gittik, vatandaşla barikatları aşıp kısa bir sohbet yaptık ve Hataylılar sevgiyle kucaklarına bastılar, bir alkış koptu geldiğimizden haberdar olan yurttaşlar tarafından. Sonra meydana doğru yürürken yetkililer toplantı saatine kadar bize çay ikram etmek istediklerini söyleyip, bu tür bir ağırlama için hazırlamış oldukları binanın altına davet ettiler. Biz de orada toplantı saatini beklerken, Büyükşehir Belediye Başkanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman yanlarında bir kalabalık grupla gelip, bana ve heyetime ‘hoş geldiniz şehrimize’ dediler. Hüseyin Yayman'ı yıllardan beri tanırım. Aynı fakültede ve aynı bölümde çalıştık. Bizim asistanımızdı. Bu hoş geldinizden sonra haber geldi ve yürüyüş başladı, protokol dışarıya çıktı. Bütün protokol, devlet protokolü kol kola girdi yası anmak için. Benim bir kolumda CHP Milletvekili vardı, diğer kolumda Hüseyin Yayman vardı. Bu kareyi çekip bunu bir siyasi birliktelik olarak göstermeye çalışmak zavallılığın ötesinde bir şeydir. İnsanlar devlet protokolünde yas için bir araya geldiklerinde bunu bir siyasi birliktelik olarak ortaya koymak siyasi ahlakla ifade edilebilecek bir şey değil. Hüseyin Yayman'la da AK Parti iktidarının temsil ettiği, Cumhur İttifakı'nın temsil ettiği açılımla, Öcalan'la pazarlıklarla en sert mücadele eden parti Zafer Partisi ve o partinin genel başkanı da Ümit Özdağ’dır. Hayatında bir gün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında, Türk polisinin, jandarmasının yanında, Güneydoğu Anadolu'da terörün en şiddetli olduğu ortamlarda, Batman'ın dış sokaklarında, Eruh'un köylerinde dolaşmayan, klavyeden vatanseverlik yapanların, Öcalan'la yapılan pazarlıklardan dolayı 5 ay hapiste yatan Ümit Özdağ, vatanseverlik öğretmeye, PKK ile mücadele öğretmeye hakları ve hadleri yoktur. Zafer Partisi, Türk milletine karşı yapılan emperyalist taarruz karşısında Türk milletinin son kalesi ve son siperidir, öyle olmaya da devam edecektir. Tekrar ediyorum, muhalif gibi görünüp, gerçek milli muhalefeti her fırsatta arkadan bıçaklamayı alışkanlık haline getirmiş olanların gerçek karakterlerini ve yapılarını da biliyoruz.

Bangladeş seçimleri sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor.  Haber

Bangladeş seçimleri sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor. 

Seçim, bir zamanlar müttefik olan partilerin oluşturduğu iki ittifak, Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) ve İslamcı Cemaat-i İslami Partisi arasında bir hesaplaşma niteliğinde ve kamuoyu anketleri BNP'nin önde olduğunu gösteriyor. Bu arada, Hasina'nın Avami Ligi partisi yasaklandı ve kendisi Hindistan'da sürgünde kalmaya devam ediyor. Bangladeş Parlamentosu'ndaki 300 sandalye için, çoğu bağımsız aday da dahil olmak üzere 2.000'den fazla aday yarışıyor. Toplamda en az 50 parti seçimlere katılıyor ki bu ülke için bir rekor. Yaklaşık 128 milyon kişi seçmen kaydı yaptırdı ve bunların %49'u kadındı. Ancak sadece 83 kadın aday seçimlere katıldı. Başbakanlık için yarışan iki aday, BNP partisinden Tarik Rahman ve Cemaat partisinden Şafik Rahman'dır. Son yapılan bir anket, yolsuzluk ve enflasyonun seçmenler için en büyük endişe kaynağı olduğunu gösterdi. Seçim günü, Bangladeş'te seçim dönemi boyunca düzeni ve güvenliği sağlamak için ordu, donanma ve hava kuvvetlerinden 100.000'den fazla asker, yaklaşık 200.000 polis memuruna destek verecek. Seçim merkezleri 12 Şubat'ta sabah 7:30'da açıldı ve öğleden sonra 4:30'da kapandı. Seçim Komisyonu yetkililerine göre, oy sayımı kısa süre sonra başlayacak ve ilk sonuçların gece yarısı civarında ortaya çıkması ve sonuçların Cuma sabahına kadar netleşmesi bekleniyor. Hasina'nın devrilmesinin ardından kurulan geçici hükümetin başkanı, Nobel Barış Ödülü sahibi ekonomist Muhammed Yunus, bu hafta yaptığı açıklamada, "Bu seçim sıradan bir oylama değil" dedi. Seçimlere ek olarak, parlamentonun iki meclisli bir yasama organına dönüştürülmesi, kadın temsilinin artırılması, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve başbakanın görev süresinin iki dönemle sınırlandırılması da dahil olmak üzere bir dizi anayasal reform konusunda referandum yapılacak. Bu seçim, 175 milyon nüfuslu bu ülkede siyasi istikrarın korunması için hayati önem taşıyor; zira protestolar aylarca süren huzursuzluğa ve dünyanın ikinci büyük ihracatçısı olan giyim sektörü de dahil olmak üzere kilit sektörlerin aksamasına neden oldu.

Trump'a, partisinden direnç: Kanada gümrük vergileri reddedildi Haber

Trump'a, partisinden direnç: Kanada gümrük vergileri reddedildi

219'a 211 oyla, altı Cumhuriyetçi milletvekili, Trump'ın geçen yıl Kanada'ya uyguladığı gümrük vergilerini sona erdirmeyi amaçlayan bir kararı desteklemek için Demokratlara katıldı. Oylama büyük ölçüde semboliktir, çünkü ABD Senatosu tarafından onaylanması ve ardından da Trump tarafından onaylanması gerekecek. Trump'ın bunu imzalayarak yasalaştırması çok düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Yeniden seçilmesinden bu yana Donald Trump, Kanada'ya bir dizi gümük vergisi uyguladı ve son olarak Kanada'nın Çin ile önerdiği ticaret anlaşmasına yanıt olarak yüzde 100 ithalat vergisi tehdidinde bulundu. Oylama Meclis salonunda gerçekleşirken Trump, Truth Social'da şu paylaşımı yaptı: "Temsilciler Meclisi'nde veya Senato'da, gümrük vergilerine karşı oy kullanan herhangi bir Cumhuriyetçi, seçim zamanı geldiğinde ciddi sonuçlarla karşılaşacaktır. Gümrük vergileri bize ekonomik ve ulusal güvenlik sağladı ve hiçbir Cumhuriyetçi bu ayrıcalığı yok etmekten sorumlu olmamalı." Oylama, Kongre'de Trump'ın müttefiki olan ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'ın, milletvekillerinin Trump'ın gümrük vergileri hakkındaki tartışmasını engelleme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından geldi. ABD Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçilerin az bir çoğunluğa sahip olması nedeniyle, altı Cumhuriyetçinin karşı oy kullanması ve Demokratların neredeyse birleşik bir cephe oluşturması, karşıt oyların güvence altına alınması için yeterli oldu. Önlem, Trump'ın müttefiklere karşı "gümrük vergilerini silah olarak kullandığını" ve küresel ekonomiyi istikrarsızlaştırdığını söyleyen Demokrat Gregory Meeks tarafından sunulmuştu.

Trump: Viktor Orban gerçek bir dost, savaşçı ve kazanan bir liderdir Haber

Trump: Viktor Orban gerçek bir dost, savaşçı ve kazanan bir liderdir

ABD Başkanı Donald Trump, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın liderlik tarzına ilişkin konuştu. Orban’ın kendi halkı için verdiği mücadeleyi takdir eden Trump, "Macaristan'ın saygıdeğer Başbakanı Viktor Orban, olağanüstü sonuçlar elde etme konusunda kanıtlanmış bir geçmişe sahip, gerçekten güçlü ve etkili bir liderdir. Tıpkı benim Amerika Birleşik Devletleri için yaptığım gibi, o da büyük ülkesi ve halkı için yorulmadan mücadele ediyor ve onları seviyor" diye konuştu. Trump, "Viktor, Macaristan'ı korumak, ekonomiyi büyütmek, iş yaratmak, ticareti teşvik etmek, yasadışı göçü durdurmak, hukuk ve düzeni sağlamak için çok çalışıyor!" ifadelerini kullandı. İkili ilişkilere değinen Trump, "Macaristan ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, büyük ölçüde Başbakan Orban sayesinde, yönetimim altında işbirliği ve muhteşem başarı açısından yeni zirvelere ulaştı. Her iki ülkenin de bu muazzam başarı ve işbirliği yolunda daha da ilerlemesi için onunla yakın çalışmaya devam etmeyi dört gözle bekliyorum" dedi. Orban'ın yeniden seçilmesi için desteğini açıkça ilan eden Başkan Trump, açıklamasını "2022'de Viktor'un yeniden seçilmesi için onu desteklemekten gurur duymuştum ve bunu tekrar yapmaktan onur duyuyorum. Viktor Orban gerçek bir dost, savaşçı ve kazanandır ve Macaristan Başbakanı olarak yeniden seçilmesi için tam ve eksiksiz desteğimi hak ediyor ” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.