Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Otomasyon

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Otomasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Otomasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yüksek Enerji Maliyetlerine Karşı Verimli Çözüm Olarak Isı Pompaları Öne Çıkıyor Haber

Yüksek Enerji Maliyetlerine Karşı Verimli Çözüm Olarak Isı Pompaları Öne Çıkıyor

Enerji kullanımında verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı yeni dönem, ısıtma ve soğutma teknolojilerinde daha yüksek performanslı ve entegre sistemlere geçişi hızlandırıyor. Bu dönüşümde öne çıkan ısı pompaları, konutlardan ticari yapılara ve endüstriyel tesislere kadar geniş bir kullanım alanında, tek bir sistemle hem ısıtma hem de soğutma ihtiyacına yanıt verebiliyor. Aynı zamanda sıcak su üretimi gibi farklı ihtiyaçları da karşılayabilmesi, sistemleri çok yönlü bir çözüm haline getiriyor. Elektrifikasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte ısı pompaları, tükettiği elektrik enerjisinin 4 ila 5 katını, uygun koşullarda ise 7–8 katına kadar ısı enerjisine dönüştürebiliyor. Bu yüksek verimlilik, işletme maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlarken enerji kaynaklarının daha etkin kullanılmasını mümkün kılıyor. Düşük karbon salımıyla çevresel etkilerin azaltılmasına destek olan bu sistemler, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak yeni nesil iklimlendirme anlayışının temelini oluşturuyor. Geniş Kullanım Alanı ile Esnek ve Verimli Çözümler Isı pompaları; konutlar, oteller, ticari yapılar ve endüstriyel tesislerde farklı ihtiyaçlara yanıt verebilen esnek ve ölçeklenebilir bir çözüm olarak öne çıkıyor. Konut uygulamalarında yerden ısıtma, fan-coil sistemleri ve sıcak su üretimi ön plana çıkarken; ticari yapılarda merkezi sistem entegrasyonları yaygın olarak tercih ediliyor. Endüstriyel tesislerde ise proses ısıtma ve soğutmanın yanı sıra atık ısı geri kazanımı, enerji verimliliğini artıran kritik uygulamalar arasında yer alıyor. Hava, toprak ve su kaynaklı alternatifler sayesinde farklı iklim ve altyapı koşullarına uyum sağlanabiliyor. Bununla birlikte hibrit sistem çözümleri, farklı kaynakların avantajlarını bir araya getirerek sistem performansını daha üst seviyeye taşıyor. Özellikle su kaynaklı ısı pompaları, yüksek COP değerleri ve yıl boyunca stabil çalışma karakteristiğiyle büyük ölçekli projelerde güçlü bir çözüm olarak konumlanıyor. Doğru Tasarım ile Maksimum Verimlilik Isı pompası sistemlerinde elde edilen verimlilik, doğrudan doğruya mühendislik tasarımının doğruluğuna bağlı olarak şekilleniyor. Isıtma ve soğutma yüklerinin doğru analiz edilmesi, sistemin kullanılacağı yapının ihtiyaçlarına uygun kapasite seçimi ve kaynak türünün iklim ile altyapı koşullarına göre belirlenmesi, performansı belirleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra mevsimsel verimlilik değerleri (SCOP/SEER), otomasyon ve kontrol altyapısı ile sistemin çalışacağı sıcaklık seviyeleri gibi teknik parametrelerin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi, uzun vadede işletme maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Doğru projelendirilmiş bir ısı pompası sistemi, yalnızca enerji tasarrufu sağlamakla kalmayıp aynı zamanda sürdürülebilir, güvenilir ve uzun ömürlü bir kullanım avantajı sunuyor. Isı Pompaları Enerji Verimliliği Açısından Ana Çözüm Haline Geliyor” Isı pompalarının enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik açısından ana çözüm haline geldiğini vurgulayan Form Endüstri Ürünleri Ürün Yönetimi ve Marka Müdürü Pınar Gürler, “Hava kaynaklı, su kaynaklı ve toprak kaynaklı ısı pompası çözümlerinin yanı sıra, farklı uygulama alanlarına yönelik geniş bir ürün gamına sahibiz. Bu sistemler hem ısıtma, soğutma hem de sıcak su ihtiyacını tek bir çözüm üzerinden karşılayabilmekte; özellikle aynı anda ısıtma ve soğutma gerektiren projelerde %100’e varan ısı geri kazanımı sağlayarak yüksek verimlilik sunmaktadır. Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği kapsamında 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemeye göre, toplam inşaat alanı 2.000 m² ve üzeri olan yeni binaların enerji ihtiyacının en az %10’unu güneş, rüzgar ve ısı pompası gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılama zorunluluğu bulunmaktadır. Bu düzenleme, özellikle ticari yapılar ve büyük ölçekli projelerde ısı pompası sistemlerinin daha yaygın şekilde tercih edilmesini desteklemektedir. Aynı zamanda enerji verimliliği hedefleri doğrultusunda projelendirme süreçlerinde ısı pompaları kritik bir bileşen haline gelmektedir. Ticari binalar ve endüstriyel tesislerde enerji maliyetlerinin yüksekliği göz önüne alındığında, ısı pompaları yatırım geri dönüş süresinin çoğu projede 1–2 yıl seviyelerine kadar düşebilmesi nedeniyle giderek daha fazla tercih edilmektedir. İzmir’deki üretim tesislerimizde geliştirdiğimiz su kaynaklı ısı pompaları ile yerli üretim gücümüzü artırırken, uluslararası iş birliklerimiz sayesinde global teknolojileri de portföyümüze entegre ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda ısı pompalarını, hem ekonomik hem çevresel açıdan en verimli yatırım çözümlerinden biri olarak konumlandırıyoruz. Doğru projelendirme ile uzun vadeli işletme maliyetlerinin düşürülmesine ve karbon emisyonlarının azaltılmasına doğrudan katkı sağlıyoruz. 2026 ve sonrasında enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik odağında büyümeyi hedefliyoruz. Yerli üretim kapasitemizi artırarak hem Türkiye’de hem ihracat pazarlarında daha güçlü bir konum almayı, özellikle renovasyon ve enerji dönüşüm projelerinde daha aktif rol üstlenmeyi planlıyoruz.” açıklamasında bulundu.

Schneider Electric’ten Impact 2030’da Güçlü Başlangıç Haber

Schneider Electric’ten Impact 2030’da Güçlü Başlangıç

Şirketin sürdürülebilirlik alanındaki köklü liderliği üzerine inşa edilen Impact 2030; küresel elektrifikasyona öncülük etmek, endüstriyi yeniden şekillendirmek, insan potansiyelini açığa çıkarmak ve yerel toplulukları güçlendirmek olarak belirlenen dört stratejik sütun etrafında şekilleniyor. Bu yeni döngünün ilk çeyreğinde Impact skoru, 2026 yıl sonu için belirlenen 4,20/10 hedefi yolunda güçlü bir başlangıç yaparak 3,40/10 olarak gerçekleşti. Bu skor, hem Schneider Electric’in kendi operasyonlarındaki verimliliği hem de müşterileri, tedarikçileri ve topluluklar için sunduğu ölçülebilir sonuçları yansıtıyor. Schneider Electric, operasyonlarını karbonsuzlaştırmaya devam ederek Kapsam 1 ve 2 CO₂ emisyonlarını 2017’ye göre %82,5 oranında azalttı. Şirket, enerji yönetimi, otomasyon ve dijital çözümleriyle bu çeyrekte müşterilerinin 47,5 milyon MWh enerji tasarrufu yapmasını veya enerjiyi elektrikleştirmesini sağladı. Bu çalışmalar, toplamda 20 milyon ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına ve önlenmesine katkıda bulundu. Büyük ölçekli ilerleme sağlamak için ürünlerin tasarım ve üretim süreçleri de yeniden ele alınıyor. Schneider Electric, ilk çeyrekte yeni Future-designed çerçevesini uygulamaya devam etti. Bu kapsamda, tasarım aşamasındaki başlıca ürün ve çözümlerinin %14’ü şimdiden döngüsellik ve çevresel mükemmellik kriterlerini karşıladığını kanıtladı. Şirket, tedarik zinciri genelinde tedarikçilerini sürece dahil eden Zero Carbon Pathway girişimini hızlandırdı. İlk çeyrekte 1.100’den fazla tedarikçinin katılım süreçleri başlatıldı. Bu tedarikçilerin çoğu, karbonsuzlaştırma çalışmalarını ilerletmek için pratik araçlar ve teknik bilgi sunan eğitim programlarına katıldı. Fırsat eşitliğini teşvik etmek de şirketin odak noktalarından biri olmayı sürdürüyor. İlk çeyrekte Schneider Electric destekli topluluk odaklı çözümler sayesinde 2,8 milyondan fazla kişi sürdürülebilir elektriğe erişim sağladı. Aynı dönemde 113.000 kişi enerji, elektrifikasyon ve otomasyon konularında teknik becerilerini geliştirecek eğitimler aldı. Böylece 2009’dan bu yana eğitim verilen toplam kişi sayısı 1,2 milyonu aştı. Schneider Electric Sürdürülebilirlik Müdürü (CSO) Esther Finidori, konuyla ilgili olarak “Impact 2030, herkesi kapsayan geniş ve sistemsel bir dönüşümü tetiklemek için gerekli çerçeveyi sunuyor. Hedeflerimizin somut, tutarlı ve ölçülebilir bir ilerlemeye dönüşmesiyle, olumlu sonuçların her çeyrekte hızlanarak artmasını bekliyoruz.” dedi.

BNP Paribas Cardif Türkiye’nin hasar kabul oranı yüzde 91,41’e ulaştı Haber

BNP Paribas Cardif Türkiye’nin hasar kabul oranı yüzde 91,41’e ulaştı

“Değişen Dünyanın Sigortacısı” BNP Paribas Cardif Türkiye, müşteri deneyimini merkeze alan yaklaşımıyla sigortacılıkta fark yaratmaya devam ediyor. Türkiye’de 18 yıldır faaliyet gösteren ve farklı sektörleri kapsayan geniş hizmet yapısıyla öne çıkan şirket, 2025 yılı itibarıyla hasar kabul oranını yüzde 91,41 seviyesine çıkararak müşteri memnuniyetine verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu. Sigortayı daha erişilebilir kılma misyonuyla hareket eden BNP Paribas Cardif Türkiye, dijitalleşme yatırımları ve müşteri odaklı hizmet anlayışıyla, müşterilerine diledikleri zaman ve yerde hızlı çözümler sunuyor. Şirket, sunduğu hizmetleri farklı metriklerle sürekli takip ederek, müşteri deneyimini her aşamada geliştirmeye odaklanıyor. , BNP Paribas Cardif Türkiye Pazarlama Direktörü Necip Cihan Tatari, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Yakından takip ettiğimiz değer önerisi anlayışımız hem iş ortaklarımızın hem de nihai müşterilerimizin ihtiyaçlarına hızlı ve etkili çözümler sunmayı kapsıyor. Müşteri değerini tüm hizmet ve çözümlerimizin merkezine alan yaklaşımımız doğrultusunda müşteri memnuniyetini önceliklendiriyoruz. Hasar kabul oranımızın yüzde 90’ın üzerine çıkması, bu yaklaşımımızın somut bir yansımasıdır.” dedi. Hasar taleplerindeki artış ile birlikte, hem müşteriler hem de iş ortakları açısından hasar taleplerinin karşılanma hızının daha da kritik bir öncelik haline geldiğini belirten Necip Cihan Tatari, “BNP Paribas Cardif Türkiye olarak bu ihtiyaca yanıt vermek üzere hasar süreçlerimizi tamamen dijitalleştirerek, müşterilerimizin hasar bildiriminden belge yüklemeye, süreç takibinden 7/24 destek almaya kadar tüm adımları online olarak gerçekleştirebildiği beş adımlı bir yapı kurguladık. Bu dönüşüm sayesinde başvuruların sonuçlanma sürelerini önemli ölçüde kısaltarak, süreçleri daha şeffaf ve erişilebilir hale getirdik. Aynı zamanda otomasyon uygulamalarımız ve dijital kanalların etkin kullanımıyla, özellikle iş ortağımız Türk Ekonomi Bankası’nın (TEB) müşterileri için hasar sürecinin tamamlanma süresinde yüzde 40’a varan iyileşme sağladık. Bu yapı, operasyonel verimliliğimizi artırırken, müşterilerimize daha hızlı, güvenilir ve kesintisiz bir deneyim sunmamıza katkı sağlıyor” diye konuştu.

Kaan Sidar: “İş Güvenliği Gıdada Güvenli Üretimin Temelidir” Haber

Kaan Sidar: “İş Güvenliği Gıdada Güvenli Üretimin Temelidir”

Gıda sanayisi, hammadde kabulünden son ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar uzanan her aşamada yüksek hijyen, kalite ve çalışan güvenliği standartları gerektiriyor. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği, sektörde üretim sürekliliğini tamamlayan temel unsurlar arasında yer alıyor. Son yıllarda artan teknoloji kullanımı, otomasyon yatırımları ve eğitim programları ise güvenli çalışma kültürünün üretim süreçlerinde daha etkin biçimde yerleşmesine katkı sağlıyor. “Güvenli çalışma kültürü her aşamada önem taşıyor” İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nda açıklama yapan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, iş sağlığı ve güvenliğinin yasal bir gereklilik olmanın ötesinde kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek şunları söyledi: “Gıda sektörü, yüksek standartlarla çalışan ve insan sağlığını merkeze alan bir üretim yapısına sahip. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği, sadece çalışanı korumakla kalmıyor; üretimin sürekliliğini ve kalitesini de doğrudan etkiliyor. Sanayimizde güçlü bir farkındalık oluşmuş durumda ancak bu alan sürekli gelişim gerektiriyor. Biz de TÜGİS olarak, üyelerimizin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını mevzuat takibi ve bilgilendirme çalışmalarıyla destekliyoruz.” Basit önlemler büyük fark yaratıyor “İş güvenliğinde sonuç çoğu zaman sahada tekrar eden küçük ama doğru adımlarla alınıyor” diyen Kaan Sidar, “Üyelerimizden gelen örneklerde bunu açık biçimde görüyoruz. Bir paketleme hattında kayma riskinin alan düzenlemesiyle azaltılması, çalışanlara uygun tabanlı iş ayakkabılarının sağlanması ya da vardiya başlangıcında yapılan kısa hatırlatmalar, kazaların önüne geçmede büyük fark yaratabiliyor. Dijital izleme sistemleri, otomasyon ve sensör teknolojileri riskli temasları azaltırken; düzenli eğitimler de çalışanların sahada doğru refleksleri kazanmasını sağlıyor” ifadelerini kullandı. Sidar, ‘Sıfır kaza’ yaklaşımının her vardiyada yeniden hatırlanması ve uygulanması gereken ortak bir sorumluluk olduğunu sözlerine ekledi.

Güriş Teknoloji’den  WTIP ve Dronları Yöneten Dock 3 Haber

Güriş Teknoloji’den WTIP ve Dronları Yöneten Dock 3

Türkiye’nin en büyük rüzgâr enerji santrali yatırımcılarından GÜRİŞ’in üçüncü nesil temsilcileri tarafından, dijitalleşmeyi hızlandırmak ve enerji sektörüne yapay zekâ temelli çözümler sunmak amacıyla kurulan GÜRİŞ Teknoloji, DJI Dock 3 ve WTIP ile yenilenebilir enerjide yeni bir denetim standardı oluşturdu. Türkiye’nin enerji alanındaki köklü şirketlerinden GÜRİŞ’in üçüncü kuşak temsilcileri tarafından kurulan GÜRİŞ Teknoloji, rüzgâr ve güneş santrallerinde denetim ve bakım süreçlerini güçlendirmek amacıyla DJI Dock 3 ve WTIP (Wind Tirbune Inspection Platform) yapay zekâ analiz altyapısını devreye aldı. Dünyada sayılı örneklerden biri olan bu entegrasyon, sunduğu hız ve güvenilirlik ile dikkat çekiyor. Türkiye’de kendi santrallerinde uygulanan bu yapı, TÜBİTAK projesi kapsamında yürütülen ve dünyada nadir görülen bir çalışma olma özelliği taşıyor. DJI Dock 3, drone operasyonlarını tam anlamıyla otonom hale getirmek için ileri seviye bir çözüm sunuyor ve WTIP sayesinde yapay zekâ ile hızlı, tutarlı ve standartlaştırılmış analizler elde ediliyor. Raporlama sürelerinin haftalardan dakikalara düşmesi, saha ekipleri için daha güvenli koşullar, bakım ekiplerinin ise doğru zamanda müdahalesi; operasyonel maliyetleri azaltırken türbin ve panel ömürlerini uzatıyor. Gelişen drone teknolojisi, endüstriyel uygulamalarda otomasyon ve verimliliğin kapılarını aralıyor. Dronları Yönetmek Daha Kolay MOGAN Enerji CEO’su Ali Karaduman, enerji teknolojileri alanında sürdürülebilir, hızlı ve veriye dayalı operasyonları hedeflediklerini belirterek şöyle konuştu: ‘’GÜRİŞ Teknoloji, sadece önde gelen bir enerji üreticisi olmayı değil, aynı zamanda gelişmiş teknolojik çözümler sunan küresel bir oyuncu olmayı hedefliyor. DJI Dock 3’ün otonom uçuş yetenekleri, kendi geliştirdiğimiz WTIP yazılımıyla birleştiğinde aradığımız ideal çerçeveyi sağladı. Dock 3 ile dronlar uzaktan yönetilebilir ve denetimler standart prosedürler kullanılarak gerçekleştirilebilir. WTIP ise bu görüntüleri hızlı ve güvenilir bir şekilde analiz ederek operatörlere gerçek zamanlı içgörüler sunar. Bu kombinasyon, en kritik saha sorunlarımızı çözmek için en uygun çözüm olduğunu kanıtladı. Bizim için üç kriter belirleyiciydi; hız, doğruluk ve güvenlik. Raporların sadece birkaç gün içinde hazır olması, sonuçların standart ve objektif olması ve saha personelinin risklerden korunması gerekiyordu. Ayrıca, çözümün ölçeklenebilirliği ve farklı enerji varlıkları türlerinde uyarlanabilir olması da kararımızdaki önemli faktörlerdi.’’ GÜRİŞ Teknolojileri Mühendisleri Ekipte Yer Aldı Karaduman, bu teknolojinin nasıl uygulandığı hakkında şöyle bilgi verdi: ‘’Kurulum süreci, DJI’nın teknik ekibi ve GÜRİŞ Teknoloji mühendisleri tarafından ortaklaşa yönetildi. Dock 3 sahaya yerleştirildikten sonra, WTIP’in bulut tabanlı analiz altyapısı devreye alındı. Bu, sahadaki verilerin doğrudan WTIP platformuna aktarılmasını sağladı ve gerçek zamanlı, yapay zekâ destekli analiz yapılmasına olanak tanıdı. DJI uzmanları, GÜRİŞ Teknoloji mühendisleri, saha operasyon ekipleri ve IT birimlerimiz yakın iş birliği içinde çalıştı. Bu disiplinler arası yaklaşım, sistemin çok kısa sürede tamamen operasyonel hale gelmesini sağladı. Bu teknolojiyi aynı zamanda jeotermal ve hidroelektrik yatırımlarımızda da genişletmeyi hedefliyoruz.’’

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.