Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mescid-I Aksa

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Mescid-I Aksa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mescid-I Aksa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 'barışçı dış politika' vurgusu...Çatışma iklimine teslim olmayacağız Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 'barışçı dış politika' vurgusu...Çatışma iklimine teslim olmayacağız

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasına Ramazan Bayramı’nı tebrik ederek başlayan Erdoğan, teşkilatların Ramazan boyunca yürüttüğü sosyal dayanışma çalışmalarını övdü. Ramazan ayı boyunca Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşa ulaşıldığını belirten Erdoğan, iftar programları, yardım faaliyetleri ve depremzedelere yönelik desteklerle “dayanışma ruhunun güçlendirildiğini” ifade etti. Bölgesel gelişmelere de değinen Erdoğan, Orta Doğu’da artan gerilim ve çatışmalara dikkat çekerek, sivillerin hedef alındığını ve büyük bir insani kriz yaşandığını söyledi. Türkiye’nin komşu halklar arasında ayrım yapmadan barıştan yana tavır aldığını vurgulayan Erdoğan, “Aynı coğrafyanın insanları olarak acımız da kaderimiz de ortaktır” dedi. İsrail’in politikalarını sert sözlerle eleştiren Erdoğan, özellikle Mescid-i Aksa’ya yönelik uygulamalara tepki göstererek, ibadet özgürlüğünün engellenmesini “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Türkiye’nin dış politikada dengeli ve soğukkanlı bir çizgi izlediğini belirten Erdoğan, “Devlet olarak nefret söylemlerine ve savaş çığırtkanlıklarına asla teslim olmayacağız. Herkes için barış ve istikrar hedefiyle hareket etmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. Muhalefete de eleştiriler yönelten Erdoğan, Türkiye’nin mevcut süreçte doğru bir politika izlediğini savunarak, hükümetin önceliğinin küresel dalgalanmalara karşı ekonomiyi korumak olduğunu dile getirdi. Ekonomide yaşanan zorlukların geçici olduğunu belirten Erdoğan, “Türkiye bu süreçten güçlenerek çıkacak” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: "Sizlerin aracılığıyla 81 ilimizin tamamında ülkeye ve millete hizmet için aşkla koşturan AK Partimizin tüm neferlerine en halisane selamlarımı, saygılarımı gönderiyorum. Geçen hafta İslam dünyası olarak Ramazan Bayramı'nı idrak ettik. Konuşmamın hemen başında sizlerle birlikte tüm teşkilatımızın geçmiş bayramını tebrik ediyor, Cenab-ı Allah'tan bizleri daha nice Ramazanlara ve bayramlara kavuşturmasını niyaz ediyorum. 12 Şubat'ta yaptığımız toplantımızda yardımlaşmanın, paylaşmanın ve dayanışmanın ayı olan Ramazan-ı Şerif'i manasına mütenasip şekilde dolu dolu geçirmenizi beklediğimi ifade etmiştim. Devamında garip gurebanın kapısını çalmanızı, tenceresini kaynatamayan, ocağı yanmayan tek bir ev bile varsa onları mutlaka bulmanızı rica etmiş, teşkilatımızın seferberlik ruhuyla çalışması gerektiğinin altını çizmiştim. Allah'a hamdolsun teşkilatımız bizi bu Ramazan'da da mahcup etmedi. AK Parti olarak Türkiye sathında, 81 vilayetimizin dört bir yanında, ilçelerden köylere kadar 783 bin kilometrekarenin her karışında rahmet ve bereket mevsiminin manevi atmosferini milletimizle birlikte yaşadık.Türk siyasi haberleri Ramazan boyunca bakanlarımız, genel başkan yardımcılarımız, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyelerimiz, milletvekillerimiz ve tüm teşkilatlarımızla birlikte tam kadro sahadaydık. 81 ilimizin 922 ilçemizin tamamında kurduğumuz bir milyonu aşkın gönül soframızda aynı suyu yudumladık, aynı çorbayı içtik, aynı pideyi bölüştük. Teravih sonrası çay sohbetlerinde her kesimden insanımızla muhabbet ettik. Dayanışmamızı pekiştirdik. "İlk Evim İlk İftarım" programlarımızla geçtiğimiz aylarda teslim ettiğimiz yeni yuvalarında depremzede kardeşlerimizin misafiri olduk. Rahmetli Akif İnan'ın "Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri" sözünün vücut bulmuş hali AK Parti'dir. Kökü mazide, gözü atide olan bu hareket evvel emirde bir vefa hareketidir. Çeyrek asırlık yolculuğumuzda biz daima bunu yaptık. Gençlerimizin heyecanı ve dinamizmi ile ak saçlılarımızın tecrübesi ve ferasetini harmanladık. Ağırbaşlılık, vakar ve olgunluk ile özgüveni, coşkuyu ve kabına sığmamayı aynı potada erittik. Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur değerli kardeşlerim. Bu davaya omuz vermiş, bu harekete katkı sunmuş, partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır. Bu anlayışla kuruluşundan itibaren teşkilatlarımızda görev alan partimizin emektarlarıyla genel merkezimizde, illerimizde, ilçelerimizde düzenlediğimiz vefa iftarlarımız vesilesiyle hasret giderdik. Sosyal Politikalar Başkanlığımız aracılığıyla şehit ailelerimiz, gazilerimiz, yaşlı ve engelli vatandaşlarımızla iftar ve sahurlarda bir araya geldik. Kadın ve Gençlik kollarımız Ramazan ayı boyunca sokaklarda, evlerde, teşkilat binalarımızda, kampüslerde ve iftar çadırlarımızdaydı. Üniversitelerimizde gerçekleştirdiğimiz kampüs iftarları ile yaklaşık 500 bin gencimizle Ramazan sevincini yaşadık. “İftara 5 Kala” geleneğiyle 1 milyon 175 bin kumanyayı iftara yetişemeyen vatandaşlarımıza sizlerle ulaştırdık. Sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek rûberû istişare ettik. 86 milyonun birlik ve beraberliğini güçlendirirken AK Parti olarak imar ve ihya sürecindeki komşumuz Suriye'yi de elbette unutmadık. Belediyelerimizin ve teşkilatlarımızın kurduğu iftar sofralarında 250 bin Suriyeli kardeşimizin oruçlarını açmasına vesile olduk. Belediyelerimiz yardım kolileri, alışveriş kartları, iftar programları, maddi destekler ve diğer çalışmalarıyla 10 milyon insanımızın kalbine dokundu. Sadece gönül sofraları programı ile bir milyonu aşkın haneye gittik. Ramazan-ı Şerif'te Avrupa başta olmak üzere gurbeti sılaya çevirmiş vatandaşlarımızı da ihmal etmedik. Düzenlediğimiz çeşitli programlarla onların da bu mübarek ayın manevi ikliminden istifade etmesini sağladık. Elhamdülillah. Şöyle bir ayın muhasebesini yaptığımızda samimiyetle yapılan iyiliklerin Allah katında katbekat karşılık bulduğu bu yedi veren günlerini hakkıyla, layıkıyla, en güzel şekilde değerlendirmeye çalıştığımızı görüyorum. Her birinizi, sizlerin nezdinde tüm teşkilatımı, tüm üyelerimi emekleriniz, hizmetleriniz, Ramazan-ı Şerif'te zirveye çıkardığınız gayretleriniz için canı gönülden tebrik ediyorum. Şahsıma merhum Erdem Beyazıt'ın şu muhteşem mısralarında tarif ettiği yol arkadaşlarını bahşettiği için Rabbime bir kere daha hamdediyorum. "Müslüman yürekler bilirim daha; Kızdı mı cehennem kesilir, sevdi mi cennet. Eller bilirim; haşin, hoyrat, mert. Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır; Her kırışı sorulacak bir hesabı, Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır." Evet, Ramazan'ı ihya etmenin yanı sıra Türkiye'yi büyütmek adına ortaya koyduğunuz azim ve kararlılık için, yıllarca hizmete hasret kalmış vatandaşlarımıza hizmet ulaştırma aşkınız için, 86 milyonun birlik ve dirliğinin güçlenmesine yaptığınız eşsiz katkılar için her birinize, sizlerin şahsında tüm dava arkadaşlarıma teşekkür ediyor; Mevla bizleri millete ve memlekete hizmet yolundan ayırmasın diyorum. İsrail'in kışkırtmalarıyla 28 Şubat'ta İran'a karşı başlatılan savaş, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ediyor. Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor. Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor. Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi, güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor. Şunu bir defa açık açık söylemek isterim: Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela'ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir. Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir. Bakın burada içim kan ağlayarak soruyorum; İsfahan'da, Tebriz'de, Tahran'da dökülen gözyaşlarının Erbil'de, Amman'da, Bağdat'ta, Beyrut'ta, Sana'da, Doha'da, Riyad'da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali olmasının, Murtaza olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran'da ister Körfez'de olsun, atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebiyle kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri, bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi?Direnç ekonomisi 27 gündür hiçbir ilke, değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın, Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Bakınız tüm samimiyetimle soruyorum; mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar, soruyorum, bizim değil mi? Şundan herkes emin olsun; biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız. Türkiye ve Türk milleti olarak iyi günde dost ve kardeş bildiğimiz halkları kötü günde yalnız bırakmayız. Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyim. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekâtlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm'in bölgemizi hedef alan "böl, parçala, yönet" planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz. Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı kaderi, aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız bir oldu, derdimiz bir oldu, hüznümüz bir oldu, sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum.Türk siyasi haberleri Kabine toplantımızı müteakip basın açıklamamızda da ifade ettim. Savaş İsrail'in savaşı olmakla birlikte ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanlar sonra da tüm insanlık ödemektedir. Netanyahu hükümeti sadece komşumuz İran'ı hedef almıyor, Lübnan'ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor. İşgal güçlerinin saldırılarında 2 Mart'tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden yurdundan edilmiştir. İsrail Suriye'yi de rahat bırakmıyor. Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'yı 27 gündür kapalı tutuyor. İsrail'in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa'da 1967'den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi. Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce 2 milyar Müslüman'ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. Hangi bahaneyle olursa olsun, Müslümanların Mescid-i Aksa'da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz. Merhum Akif Emre'nin "kainatın var oluş sırrına açılan kapı" olarak tarif ettiği Mescid-i Aksa'ya sahip çıkmak insanlığımızın gereğidir. Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil bakınız nasıl anlatıyor: "Vicdan aklını koruyabilen her insanın, sadece Filistin’de değil, bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkûm etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir. Şimdi, tutsak El Aksa, bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor. Tutsak Kudüs’e borcumuz Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır." Ben de bugün diyorum ki Kudüs-ü Şerif’i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır. Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi, sesini yükseltmesi, olabileceği en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir. "Lailaheillallah İbrahim Halilullah" lafzında billurlaşan kuşatıcı anlayışla Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz. Çok kıymetli kardeşlerim, bu vesileyle altını çizmek isterim ki biz bölgemizin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yanayız. Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her türlü hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine, savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek, akl-ı selimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız. Ana muhalefet partisinin karikatür genel başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır. Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir, doğru bir politika izlemektedir. Hem kardeş İran halkı hem kardeş Körfez ülkeleri hem de tüm dünya bunun bilincindedir. Her zeminde de Türkiye’nin tavrından övgüyle bahsediyorlar. Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamdediyor, "İyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor" diyorlar. Kardeşlerim, milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız. Türkiye partisi olmayı bir türlü beceremeyen CHP’nin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeyeceğiz. CHP’li aktörlerce körüklenen savaş çığırtkanlıklarına kulak asmayacağız. Gelinen noktada ana muhalefetin başındaki zatın aklıyla dili arasındaki bağ kopmuş, söylemlerinde tutarlılık kalmamış, siyasi itibarı tamamen sıfırlanmıştır. Vesayet altında olduğu kamuoyunca bilinen bir şahsın Türkiye’nin dik ve dirayetli duruşuna dil uzatması ise karamizah örneğidir. Ufku ve vizyonu dar olanların bizi anlamasını zaten beklemiyoruz. Dikkat ederseniz CHP Genel Başkanı'nı artık kendi seçmeni bile kaale almıyor. Türk dış politikasına getirdiği eleştirilere en başta CHP’li vatandaşlarımız gülüp geçiyor. Ona buna sataşarak siyasette itibar devşirmeye çalışan bu zavallıyı biz bir kez daha kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz. Burada şunu da bir kez daha ifade etmek istiyorum. Önceliğimiz savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden halkımızı korumaktır. Belirsizliğin ve tedirginliğin küresel düzeyde tırmandığı mevcut şartlarda piyasalarda dalgalanmaların yaşanmasını doğal karşılıyoruz. Dönemsel sıkıntılarımız olabilir. Geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Dönemsel ya da küresel şoklar sebebiyle ortaya çıkan arızi durumlar Allah’ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız. İnşallah eninde sonunda menzile vasıl olacağız. Türkiye ekonomisi hamdolsun bu güce, bu kapasiteye ve dayanıklılığa fazlasıyla sahiptir. İşte sizler de görüyorsunuz. 23 yıl boyunca karşılaştığı onca engele, bölgesinde yıllardır eksik olmayan krizlere ve çatışmalara; içeride FETÖ’den belediyeleri haraca ve rüşvete bağlayan suç örgütlerine kadar nice kifayetsiz muhteristen yediği darbelere rağmen yıkılmayan, sendelemeyen, tam tersine kaya gibi sağlam duran bir Türkiye gerçeği var. Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek.Türk siyasi haberleri Göreceksiniz inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik olacak, barış olacak, adalet olacak, barışı savunanlar olacak. Kazanan AK Parti ve Cumhur İttifakı gibi zor zamanda yine tarihin doğru tarafında; akıl, izan ve vicdanın safında yer alanlar olacak. Hem ülkemiz içinde hem de bölgemizde dengeli, mutedil ve makul siyaset çizgisinden ayrılmayacağız. Allah’ın izniyle milletimizin desteği ve hayır duasıyla doğru bildiğimiz yolda emin adımlarla yürümeyi sürdüreceğiz. Rabbim Türkiye’nin yolunu ve bahtını açık etsin diyorum. Sözlerime bu düşüncelerle son verirken genişletilmiş il başkanları toplantımızın tekrar hayırlara vesile olmasını diliyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla."

Arıkan: Biz İran ile aynı taraftayız Haber

Arıkan: Biz İran ile aynı taraftayız

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmeler gerçekleştirdi. ABD ve İsrail’in bölgedeki politikalarını eleştiren Arıkan “İslam dünyasının en kutsal ayı Ramazan’da; Mescid-i Aksa ibadete kapatıldı. İran’da çocuklar öldü, vicdanlarda insanlık öldü. Elbette bütün bunların tek bir sebebi var. Amerika ve İsrail; bu bölgenin halklarını kelimenin tam anlamıyla kendisine köle yapmak istiyor” ifadelerine yer verdi. ABD’nin bölgeye yönelik müdahalelerini değerlendiren Arıkan, “Bugün başta İran olmak üzere bölge ülkelerine yönelik haydutluğun 'özgürlük' söylemiyle servis edilmesine hiç kimse kanmamalı! Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye; ABD’nin kirli postallarıyla girdiği her coğrafyada yıllardır yaşananlar ortada. ABD’nin bombardıman uçakları dünyanın neresine özgürlük vaadiyle gittiyse geriye kalan sadece kan kokan topraklar, gözü yaşlı anneler oldu. ABD bir ülkenin petrolüne, doğalgazına ve kaynaklarına ulaşabiliyorsa o ülkede demokrasi olup olmamasıyla ilgilenmez” dedi. İran konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arıkan, “Biz İran taraftarı değiliz, biz İran’la aynı taraftayız. Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nde Türkiye ile İran’ın farkı yoktur. Günün sonunda Siyonizm’in gözünde İran ne kadar hedefse Türkiye de o kadar hedeftir. Bu mesele jeopolitik, ekonomik ve demografik bir meseledir. Komşularımızın istikrarı bölgemizin geleceği için kıymetlidir” diye konuştu. İslam ülkelerinin ortak hareket edemediğini savunan Arıkan, “Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den İran’a kadar sadece Mescid-i Aksa değil tüm İslam coğrafyası kundaklanıyor. Ancak ortada ortak bir irade yok” dedi. D-8’in aktif hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, “D-8, harekete geçmeyi bekliyor. D-8 sadece ekonomik bir yapı değil, aynı zamanda stratejik bir güç potansiyelidir. Dünya üzerindeki enerji ve gıda krizinin reçetesi D-8’tir” değerlendirmesini yaptı. İktidara yönelik çağrılarında ABD üslerine de değinen Arıkan, “Kürecik başta olmak üzere, ülkemizdeki ABD üslerini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tam kontrolüne alın. Yıllardır 'müttefiklik' adı altında yürütülen politikaların Bu coğrafyaya huzur değil, kaos getirdiğini artık görün. Bir devletin kendi toprağında, kontrolü tam olarak kendisinde olmayan askeri yapılar barındırması, tam bağımsızlık ilkesiyle bağdaşmaz. Bu üsler; Tamamen Türk askerinin konuşlandığı, Emir-komuta zincirinin yüzde 100 Ankara’ya bağlı olduğu Gerçek anlamda milli karargahlara dönüştürülmelidir!" ifadelerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Diplomasi yeniden devreye girmeli Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Diplomasi yeniden devreye girmeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı vesilesiyle Kültür Park Altın Salon'da düzenlenen “Vatandaşlarla Bayramlaşma” programında bir konuşma yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında memleketi Rize'nin 11 ilçesinde ve Türkiye'nin 81 vilayetinde yaşayan vatandaşlara selamlarını gönderdi. Yurt içi ve dışındaki tüm vatandaşların, gönül coğrafyasındaki dostlar ile tüm İslam âleminin Ramazan Bayramı'nı tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: "Rabb'imizin bizlere mükâfatı olan bu mübarek günlerin aramızdaki birliği, kardeşliği, şu güzel dayanışma iklimini güçlendirmesini temenni ediyorum. Ailelerinizle, sevdiklerinizle dostlarınızla birlikte inşallah sağlık, huzur ve afiyet içinde bir bayram geçirmenizi diliyorum. Aynı şekilde bayramın ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını yüce Allah'tan niyaz ediyorum. Bizleri bir kez daha Ramazan Bayramı'na kavuşturan Cenabıallah'a hamdolsun.” Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Gazze başta olmak üzere Yemen'de, Sudan'da, Somali'de, Arakan'da, Lübnan'da, hülasa kalbimizin attığı, canımızın yandığı tüm topraklarda bayramı hüzünle, kederle, sızıyla geçiren tüm dostlarımıza buradan en güçlü dayanışma mesajlarımı iletiyorum. Müslümanlar olarak, Allah'ın sabredenlerin yanında olduğuna biz tüm kalbimizle iman ediyoruz. Bu zorlu günleri, coğrafyamızdaki bu imtihan devresini birbirimize destek olarak, birbirimize yaslanarak, umutla, sabırla, metanetle inşallah çok yakın bir zamanda geride bırakacağımıza inanıyorum. Peygamber Efendimizin, Aleyhissalatü Vesselam, bir hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi 'Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine şefkat ve merhamet göstermede, tıpkı bir organın rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.' Evet, bir vücudun azaları gibi birbirimize bağlı kalarak, yaralarımızı beraberce sararak, inşallah çocukların yüzlerinin güleceği, huzura hasret kalplerin feraha ereceği o güzel günleri hep birlikte göreceğiz." “KARDEŞLİĞİMİZİ, BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİ İNŞALLAH DAHA DA GÜÇLENDİRECEĞİZ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da ebedî azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif'i en güzel şekilde ihya etmeye çalıştıklarını belirterek, şehit ve gazi yakınlarından eğitim ordusuna, sağlık çalışanlarından çiftçi ve emekçilere, milletin her kesimiyle aynı sofrayı paylaştıklarını ve aynı ekmeği bölüştüklerini söyledi. Ramazan’ın manevi iklimini aynı anda soluduklarını, tuttukları oruçlarla, yaptıkları ibadetlerle, semaya açtıkları ellerle, dualarla, niyazlarla zekât, sadaka ve yardımlarla Ramazan ayını mehabetine uygun biçimde idrak etmenin çabasında olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Yurt içinde gönüllü kuruluşlarımız ve hayırseverlerimiz, yurt dışında ise Kızılay'ımız, AFAD'ımız ve diğer kurumlarımız özellikle kriz, afet ve çatışma bölgelerindeki yardım çalışmalarını başarıyla sürdürdü. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gece’mizi de yine aynı ruhla, aynı ihlasla değerlendirdik. O kutlu gecenin feyzi bereketinden inşallah istifade ettik. Ve sonunda hamdolsun aynı kıbleye yöneldiğimiz tüm kardeşlerimizle birlikte Ümmet-i Muhammed'in fertleri olarak Ramazan Bayramı'na eriştik” Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Orucu bir 'ruh şöleni' olarak tanımlayan merhum Sezai Karakoç bakınız Ramazan Bayramı'nı hangi sözlerle resmediyor: 'Bugün dünya yüzündeki bütün Müslümanlar, bir aylık orucun insana mahsus nimetlerini kutlayacaklar. Bir Müslümanın eli öbür Müslümanın eline onun eli de bir başka Müslümanın eline, böylece bütün Müslüman eller birbirlerine kenetlenecek, Horasan'la kaynaşmışçasına kaynaşacaklar ve bütün Müslüman dünya kopmaz, yıkılmaz bir bina kuracak. Evlerden evlere barış taşınacak, muştu yani müjde götürülecek. Yüzleri Kur'an neşesi saracak, her Müslüman Kur'an'dan bir ayet gibi kalbini öbür Müslümanlara götürecek. İşte bu eşsiz bayram yalnız bizim bayramımızdır.' Tam da rahmetli Karakoç üstadımızın işaret ettiği bu bilinci kuşanarak, inşallah Ramazan Bayramı'mızı bizlere yakışır biçimde ihya edeceğiz." Eş, dost ve akraba ziyaretleriyle dayanışma ve yardımlaşma faaliyetleriyle bu bayramın da hakkını vereceklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sıkılı yumrukları indirecek, çatık kaşları çözecek, birbirimizle musafaha edeceğiz. Yetim ve öksüzlerin başını şefkatle okşayacak, kimi kimsesi olmayan garipleri sevindirecek, kalplere, gönüllere, hanelere gireceğiz. Muhabbetimizi, kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi inşallah daha da güçlendireceğiz" diye konuştu. “BİRBİRİNE KENETLENMİŞ İNSANLARIN NELERİ BAŞARABİLECEĞİNİ TÜM DÜNYAYA GÖSTERDİK” Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 111. yıl dönümünün idrak edildiğini anımsatarak, "Çanakkale Destanı'nı biz Anadolu'dan Balkanlara, Kafkaslar'dan Kuzey Afrika'ya gönül coğrafyamızın dört bir yanındaki o kahramanların canlarını feda etmesiyle yazdık. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılarımızın cephe gerisindeki fedakârlıklarıyla bu zaferi tarihe kaydettirdik. İmanın, inancın ve dayanışmanın bir duvarın tuğlaları gibi yani 'bünyanün mersus' ayette geçtiği gibi birbirine kenetlenmiş insanların neleri başarabileceğini dost düşman herkese, tüm dünyaya gösterdik. Devamında Millî Mücadele yıllarına taşıdığımız bu yüksek ruhla istiklal ve istikbalimizi, bu topraklardaki ebedî varlığımızı bir kez daha teyit ve tescil ettik. Bu vesileyle Malazgirt önlerindeki ilk akınlardan Çanakkale'ye, İstiklal Harbi'nden 15 Temmuz'a, ezanımız, bayrağımız, millî ve manevi varlığımız için toprağa düşen tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyorum" ifadelerini kullandı. “İSLAM DÜNYASI OLARAK ENGELLERLE, TERTİP VE TUZAKLARLA DOLU BİR YOLU DAHA AŞMAYA ÇALIŞIYORUZ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İslam dünyası olarak engellerle, çukurlarla, tertip ve tuzaklarla dolu bir yolu daha aşmaya çalışıyoruz" diyerek, şöyle devam etti: "Yüzümüzü nereye çevirsek dramla, acıyla, trajediyle karşılaşıyoruz. Kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna Savaşı beşinci yılına girdi. Gazze'de siyonist soykırım şebekesi, insani yardım girişlerini engellemeye, can almaya, yıkım ve haydutluğa devam ediyor. İran savaşını bahane ederek ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'yı ibadete kapattı. Batı Şeria'da ve işgal altında tuttuğu diğer Filistin topraklarında yasa dışı yerleşim faaliyetlerine ve yayılmacılık siyasetine hız verdi." "Netanyahu terörü bölgesel ve küresel barışı tehdit etmeyi sürdürüyor" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "28 Şubat'ta Netanyahu'nun tahrikleri ile başlatılan İran merkezli saldırılar bölgemizdeki istikrarsızlığı daha da derinleştirmiş durumda. Lübnan'daki İsrail saldırılarında 2 Mart'tan bu yana bin kişi hayatını kaybetti. Zorla yerinden edilenlerin sayısı 1 milyonu geçti. Türkiye olarak barışın ve huzurun tesisi, diyalog ve diplomasinin yeniden devreye girmesi için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz. İşte en son bizim de gayretlerimizle Pakistan ve Afganistan arasındaki çatışmaların bayram boyunca durdurulmasına karar verildi. En azından iki kardeş ülke arasında ellerin tetikten çekilmesini, kan dökülmeyecek olmasını, iki kardeş halkın huzurla bayram yapacak olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Temennimiz geçici sükûnetin kalıcı hâle gelmesidir." “HADİSELERİ TAKİP ETMEYE, HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMAYA DEVAM EDECEĞİZ” Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükûmet olarak gittikçe genişleyen ateş çemberinden Türkiye'nin etkilenmemesi için ne gerekiyorsa yaptıklarını vurgulayarak, "Devletimizin ilgili kurumları çok etkin bir koordinasyon içinde çalışmalarını sürdürüyor. Milletimizin gönlü rahat olsun. Şer güçlerin bir hesabı varsa âlemlerin Rabbi olan Allah'ın da bir hesabı vardır. Ve eninde sonunda Allah'ın hesabı diğer tüm hesaplara galip gelecektir. Umutsuzluğa asla kapılmayacağız, sıkıntılı günlerin ardından unutmayın güneşli güzel günlerin bizi beklediğini, her zorluğun ardından bir kolaylığın, mutlaka bir kolaylığın geleceğini unutmayacağız. Biz de bu süreçte hükûmet olarak hadiseleri dikkatle takip etmeye, ihtiyaç duyulan her türlü tedbiri almaya inşallah devam edeceğiz. Geride bıraktığımız 23 yılda nice zorlukla, saldırıyla, badireyle karşılaştık ama milletimize hayal kırıklığı asla yaşatmadık. Allah'ın izniyle bundan sonra da hiçbir şekilde yaşatmamanın gayreti içerisinde olacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun" şeklinde konuştu. Vatandaşların Ramazan Bayramı'nı tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Allah'tan sağlık ve huzur içerisinde nice bayramlara eriştirmesini niyaz etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehirdeki programı kapsamında Rize Valiliğini ziyaret etti. Rize Valisi İhsan Selim Baydaş tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, polis tören mangasını selamladı. Rize Valisi Baydaş ve Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin'den kentteki çalışmalar hakkında bilgi alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Valilik Şeref Defteri'ni imzaladı.

Süleyman Soylu: 300-400 bin şehit veririz ama İsrail diye bir memleket kalmaz Video Galeri

Süleyman Soylu: 300-400 bin şehit veririz ama İsrail diye bir memleket kalmaz

AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, Gaziosmanpaşa'da düzenlenen bayramlaşma programına katıldı. Bayramın birlik ve beraberlik ruhuna vurgu yapan Soylu, "Cenab-ı Allah nice bayramlara, nice Ramazanlara hep birlikte huzur, birlik ve ağız tadı içinde ulaşmayı nasip etsin" dedi. Soylu, konuşmasında ayrıca İslam coğrafyasında yaşanan insani dramlara ve bölgesel tehditlere değindi. Gazze, Mescid-i Aksa ve Lübnan'daki sivil ölümlerine dikkat çeken Soylu, Türkiye'nin bu ateş çemberine çekilmek istendiğini vurguladı. İslam coğrafyasında yaşananlara dikkat çeken Soylu, "Biz bayram yaşarken Gazze'de, Mescid-i Aksa'da ve Lübnan'da siviller hayatını kaybediyor. İran'da acımasızca ve bilerek 165 kız çocuğunun öldürüldüğünü görüyoruz" ifadelerini kullandı. Süleyman Soylu :  300-400 BİN ŞEHİT VERİRİZ AMA İSRAİL DİYE BİR MEMLEKET KALMAZ Konuşmasının devamında Türkiye'ye yönelik gerçekleşebilecek olası İsrail saldırısına değinen Soylu, şunları kaydetti: Belki farkında değil ama biz İsrail ile sınırdaşız. Hatay'dan İsrail sadece 5 saat mesafede. Alimallah, Müslümanlara yaptığı zulmün bir benzerini bize yapmaya kalkarsa; 300-400 bin şehit veririz ama Allah'ın izniyle İsrail diye bir memleket kalmaz. Soylu, yaşananların Müslüman kimliği üzerinden hedef alındığını belirterek, saldırıya uğrayanların ortak özelliklerinin müslüman olmaları olduğunu söyledi. Bölgedeki gerilimlere dikkat çeken Soylu, Türkiye'nin de sürece dahil edilmek istendiğini vurgulayarak, "Türkiye'yi de bu ateşin içine çekmeye çalışıyorlar. Ancak Cumhurbaşkanımızın kararlı ve temkinli duruşu bu tuzaklara karşı önemli bir denge unsuru ortaya koymaktadır" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan : Yarından itibaren bölge ziyaretine çıkıyorum. Bölge ülkeleriyle bir araya geleceğiz Haber

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan : Yarından itibaren bölge ziyaretine çıkıyorum. Bölge ülkeleriyle bir araya geleceğiz

Dışişleri Bakanı Fidan, (17 Mart 2026 Salı) Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile Ankara’da bir araya geldi. İkili ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi. Fidan ve mevkidaşı Anand, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Burada konuşan Bakan Fidan, bölgedeki durumuyla ilgili olrarak, "Körfez’e süren tırmanma bağlamında ortak endişelerimiz de artmakta, bildiğiniz gibi savaş her geçen gün yaygınlaşmakta. Devam eden savaş bölgesel güvenlik bakımından ciddi riskleri de beraberinde getirmekte. Ayrıca durdurulamadığı takdirde bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde ve uluslararası düzende kalıcı hasarlara yol açma potansiyeline de sahiptir. Türkiye olarak krizin yayılmasını önlemek ve taraflar arasında ortak bir zemin oluşturmak için en başından bu yana yoğun bir diplomatik çaba yürütmekteyiz. Barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız." değerlendirmesinde bulundu. Bölge ziyaretlerine çıkmaya başlayacağını söyleyen Fidan, "Bir bölge ziyaretim olacak. Yarından itibaren bölge ziyaretine çıkıyorum. Bölge ülkeleriyle bir araya geleceğiz. Burada inşallah yani hem Cumhurbaşkanımızın konuyla ilgili mesajlarını paylaşma hem de Türkiye’nin bölgesel barışın nasıl kalıcı olacağına ilişkin değerlendirmelerini, tekliflerini paylaşmak istiyorum." açıklamasını yaptı. Bakan Fidan, Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand ile Bakanlıkta görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. "Savaşın Lübnan'da da yaygınlaşmaya başladığını" ve Irak'ta da "giderek daha çetrefilli hale geldiğini" belirten Fidan, "İslam dünyasının başına çökmüş olan bu savaş musibetinin bir an önce kaldırılması için ne türden adımlar atması konusundaki gayretlerimiz bitmiyor." ifadesini kullandı. Fidan, İsrail'in İran'a saldırılarına dikkati çekerek, "Diğer taraftan İsrail'in siyasi suikastleri, özellikle İranlı devlet adamlarına, siyaset adamlarına yönelik yaptığı siyasi suikastler, normal savaş hukukunun dışında olan gerçekten illegal faaliyetler. Bunların da bir an önce son bulması gerekiyor." diye konuştu. Yarından itibaren bölge ziyaretlerine çıkacağını bildiren Fidan, şöyle devam etti: "Savaşın durdurulması için atılabilecek adımları görüşmek üzere yakında bir bölge ziyaretim olacak. Yarından itibaren bölge ziyaretine çıkıyorum. Bölge ülkeleriyle bir araya geleceğiz. Burada inşallah hem Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) konuyla ilgili mesajlarını paylaşmak hem de Türkiye'nin bölgesel barışın nasıl kalıcı olacağına ilişkin değerlendirmelerini, tekliflerini paylaşmak istiyorum." Fidan, birçok Batılı ve Doğulu mevkidaşıyla görüştüğünü, onların görüşlerini aldığını ve durumu değerlendirdiklerini aktararak, "Amacımız aynı, herkesin kendi sınırları içerisinde güvenlik ve egemenlik içinde yaşadığı, Filistinlilerin de devletinin olduğu, İran'ın, Arapların, bizim hepimizin barış, huzur ve güvenlik içerisinde yaşadığı, egemenlik içinde yaşadığı bir coğrafya. Bunun olabilmesi mümkün. Bu vizyonumuz var. Bunun için çalışmaya büyük bir azimle devam edeceğiz." şeklinde konuştu. Fidan, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan gerilime işaret ederek, "Barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız." dedi. Türkiye ile Kanada arasındaki ilişkilerin genel seyrini, ilerleyen ve ilerlemesi gereken alanlara ilişkin fikir alışverişinde bulunduklarını belirten Fidan, "Biz Kanada'yla uzak coğrafyalarda yer almakla birlikte küresel barış ve istikrara aynı vizyonla bakan iki köklü müttefikiz." dedi. Fidan, mevkidaşı ile bölgesel ve küresel meselelerde yakın işbirliği içinde çalıştıklarını, bu yapıcı diyaloğun Anand'ın ziyareti ile daha ileri bir noktaya taşınmış olduğunu ifade etti. Kanada Başbakanı Mark Carney'in görevine geldiği günden bu yana hem dış politikada hem de ekonomi politikalarında son derece olumlu değişiklikler yaptığını belirten Fidan, bu gelişmeleri takdirle takip ettiklerini söyledi. Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney arasındaki liderler ilişkisinin ortak vizyona dayalı, iki ülke çıkarlarını gözeten ve dünya barışı ile ekonomisine katkı sağlamayı hedefleyen model bir ilişki olma yönünde olduğunu vurguladı. Carney'in bu yıl Türkiye'ye yapması planlanan ziyaretine yönelik hazırlıkların titizlikle yürütüldüğünü aktaran Fidan, "Bölgemizde sıcak gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşecek bu ziyaretin işbirliğimize ivme kazandıracak kritik bir eşik teşkil ettiğine inanıyoruz." dedi. Fidan, iki ülke arasındaki toplam ticaret hacminin 2025'te 2,7 milyar dolar olarak gerçekleştiğine dikkati çekerek, bu rakamın gelecek dönemde daha da ileri noktalara ulaşmasını beklediklerini açıkladı. Kanada ile nükleer enerji başta olmak üzere enerji sektöründe de işbirliğini kuvvetlendirecek adımlar attıklarını söyleyen Fidan, siyasi diyalogla ortaya konulan bu iradenin ekonomik ve ticari ilişkilere de doğrudan yansıdığını görmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti. İran'daki gelişmeler bölgesel güvenlik alanında ciddi riskleri beraberinde getiriyor Fidan, görüşmelerde savunma alanındaki işbirliğinin üst seviyelere çıkarılması ve Türkiye'nin yakın çevresinde önemli krizlerin yaşandığı bir dönemde Avrupa-Atlantik coğrafyasının güvenliğine yönelik katkıları kararlılıkla sürdüreceğini bir kez daha teyit ettiklerini aktardı. Bu kapsamda, AB üyesi olmayan müttefiklerin AB'nin savunma ve güvenlik alanındaki girişimlerine dahil edilmeleri gerektiğinin altını çizen Fidan, "AB'nin yürüttüğü bu girişimlerin NATO ile tekrara düşmeyen, NATO'nun faaliyetlerini tamamlayıcı mahiyette ve tüm müttefiklerin katkısına açık bir anlayışla yürütülmesi elzemdir." şeklinde konuştu. Fidan, ABD ve İsrail'in İran saldırılarıyla başlayan gerilimin bölgesel güvenlik bakımından ciddi riskleri de beraberinde getirdiğini aktararak, bu saldırıların durdurulmadığı takdirde bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde ve uluslararası düzende kalıcı hasarlara yol açma potansiyeline sahip olduğunu vurguladı. Türkiye olarak söz konusu krizin yayılmasını önlemek ve taraflar arasında ortak bir zemin oluşturmak için en başından bu yana yoğun bir diplomatik çaba yürüttüklerini kaydeden Fidan, "Barışın tesisi için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve tüm tarafların endişelerinin bir müzakere çerçevesi içinde ele alınmasının elzem olduğuna inanmaktayız." dedi. Fidan, Orta Doğu'daki savaşın Rusya ile Ukrayna arasındaki barış çabalarını sekteye uğratmaması gerektiğini belirterek, "Bu sorunu sonlandırmaya yönelik diplomatik çabaların, uluslararası hukukun ve BM şartının temel ilkeleriyle uyumlu, kalıcı ve adil bir barışla bir an önce neticelenmesini umuyoruz. Müzakerelerin bir sonraki turunun en kısa sürede gerçekleştirilmesi için ev sahipliği yapmaya hazır olduğumuzu bir kez daha burada ifade ediyorum." ifadelerini kullandı. Bakan Fidan, bugün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesine değinerek, görüşmede Türkiye'nin müzakerelere yapabileceği katkılarla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti. "Mescid-i Aksa'da ibadetin engellenmesi kabul edilemez bir adımdır" Kanada Dışişleri Bakanı Anand ile Filistin ve Lübnan konularını da ele aldıklarını belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gündem ne kadar değişirse değişsin, Gazze'de yaşanan trajedi değişmiyor. (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu hükümetinin Gazzelileri daha da ağır şartlara mahkum eden ateşkes ihlallerine göz yumulmamalıdır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa'da ibadetin engellenmesi de kabul edilemez bir adımdır. Bu provokasyon karşısında herkes tek ses olmalıdır. İsrail'in Batı Şeria'da dayatmaya çalıştığı oldubittiler, iki devletli çözümü ciddi biçimde tehdit etmektedir. İsrail'in yeni krizleri fırsat bilerek Filistin'de adil ve kalıcı çözüm çabalarını sekteye uğratmasına kesinlikle ama kesinlikle imkan tanınmamalıdır." Fidan, uluslararası toplumun iki devletli çözüm vizyonu etrafında daha güçlü bir danışma sergilemesi gerektiği çağrısında bulundu. İsrail'in Lübnan'a yönelik başlattığı kara harekatının sivil nüfus için şimdiden ağır sonuçlar doğurduğunu ifade eden Fidan, İsrail'in bu adımının işgale dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini vurguladı. Fidan, Türkiye ve Kanada'nın uluslararası arenada sergiledikleri vizyonla küresel ölçekte ağırlıkları giderek artan, krizler karşısında özgün söz söyleyebilen iki kilit aktör olduğuna dikkati çekerek, iki ülke arasındaki işbirliğinin her alanda derinleştirilmesi için çalışmalar yürüttüklerini aktardı. " Türkiye, gelişmeleri uzun yıllardır çok yakından takip etmekte" Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Fidan, "Türkiye, bölgenin sorumlu bir ülkesi olarak gelişmeleri uzun yıllardır çok yakından takip etmekte." dedi. Fidan, bu nedenle olayların ne zaman hangi aşamaya geleceği yönünde öngörülerinin bulunduğunu belirterek, "Umarım kötü olanlar gerçekleşmez diye de sürekli bir temenni, eylem içerisinde oluyoruz." diye konuştu. Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük çatışmanın ardından, böyle bir savaşın çıkma ihtimalini ve tarafların bu yönde hazırlık yaptığını gördüklerini belirten Fidan, "Böyle bir yaygın kanaatimiz de vardı ve bu sefer bunun daha büyük yayılma riski göstermesini de bekliyorduk." ifadelerini kullandı. Fidan, bu nedenle gelişen süreçte yoğun bir çalışma içerisine girdiklerini belirterek, "Hem kendimiz hem bölge ülkeleriyle gerçekten tıkanmış olan görüşmeleri tekrar nasıl başlatırız? Diplomasinin yolunu nasıl açarız? Bölgede bu yıkımı nasıl önleriz? Cumhurbaşkanımızın ve bizim baştan beri en büyük gayretimiz hep bu yönde oldu." değerlendirmesini yaptı. "Türkiye'nin bütün etkisini, gücünü, dostları üzerindeki samimiyetini, bağını kullanarak bu ajandayı ilerletmek istedik." diyen Fidan, günün sonunda "savaşın başladığını" dile getirdi. Bakan Fidan, "Amerika, İsrail'in de bastırmasıyla, İsrail'le beraber İran'a saldırdılar. Şimdi buna mukabil İran bildiğiniz gibi bölge ülkelerine saldırdı ve şu anda bir yaygınlaşmış savaş var. Tabii hep kötünün kötüsü vardır, iyinin iyisi vardır. Kötü durumdan daha kötü duruma geçmemek için ne yapılabilir? Bu sefer onunla meşgul oluyoruz." ifadelerine yer verdi. Lübnan ve Gazze'deki son durum Fidan, Gazze ve Lübnan'daki gelişmeleri de yakından takip ettiklerini belirterek, Gazze Barış Planı'nın hayata geçirilmesi için hem Türkiye'nin hem de diğer müttefiklerin elinden geleni yaptığını kaydetti. Öte yandan, Gazze konusunda ortak çalışmalar yürüten ülkelerin şu anda savaş telaşı içinde olduğuna dikkati çeken Fidan, özellikle insani yardımlar ve görüşmelerin devamının sağlanması konusunda çabaların yoğun şekilde devam ettiğini aktardı. Kanada Dışişleri Bakanı Anand: Kanada, Türkiye'nin rolünü mevcut Orta Doğu çatışmasında da yine önemli bir oyuncu olarak görüyor Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, Türkiye'nin coğrafi konumunu "Doğu kültürünü Avrupa'ya bağlayan önemli bir kavşak" şeklinde tanımlayarak "Kanada, Türkiye'nin rolünü, mevcut Orta Doğu çatışmasında da yine önemli bir oyuncu olarak görüyor ve mevkidaşım Sayın Fidan, gerçekten mühim bir rol oynuyor." dedi. Anand, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Bakanlıktaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Bakan Fidan'a tüm yapıcı görüşmeler için teşekkür eden Anand, "Bugün, ilişkilerimizdeki pozitif ivmeyi konuştuk. Enerji, ticaret, savunma, güvenlik ve halklar arası ilişkileri değerlendirdik." ifadesini kullandı. Anand, Türk halkına Kanadalıları güzel ağırladıkları için teşekkür ederek, "Halihazırda Orta Doğu'da yaşanan kriz çerçevesinde çok önemli bir dayanışma sergiledi Türk halkı ve Kanadalılara büyük bir destek sağladı. Haftalar boyunca Kanada Konsolosluk yetkilileri, İstanbul'da yüzlerce Kanadalıyı ağırladı ve Orta Doğu'dan, Körfez ülkelerinden gelen Kanada vatandaşlarına yardımcı oldu." diye konuştu. İki ülke arasındaki iyi ilişkileri devam ettirme konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Anand, "Bu çerçevede üst düzey ikili ve çok taraflı angajmanı artıracağız. Bu, Türkiye'ye gerçekleştirdiğim ilk ziyaret. Gelecekte Sayın Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan ve Başbakan Carney (Kanada Başbakanı Mark Carney) arasında da böyle bir ziyaret düzenlenecek." ifadelerine yer verdi. Anand, Türkiye'de yaptığı görüşmelerin önemine işaret ederek, "Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz (Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz), Sayın Bakan Bayraktar (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar) ile de önemli görüşmeler gerçekleştirdim." dedi. İki ülke arasında enerji, ekonomik işbirliği, ticaret, yatırım, savunma sanayi, güvenlik ve halklar arası ilişkiler konularına işaret eden Anand, "Bunlar her iki ülkeyi de bir başka seviyeye taşıyacak olan gelişmeler." görüşünü dile getirdi. Anand, NATO'da müttefik iki ülke olarak bu temelin üstüne inşa edilebilecek çok önemli alanlar olduğunu söyleyerek, "Kanada'nın İzmir'de bir grup görevlisi var. Oradaki NATO üssünde çalışıyorlar ve bizler de NATO'da müttefik olarak birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz." diye konuştu. İki ülkeyi birbirine bağlayan ilişkilerin çok güçlü olduğunun altını çizen Anand, "Binlerce Kanadalı var Türk kökenli, Kanada'da yaşamakta olan ve 300 bin Kanadalı turist de her yıl Türkiye'yi ziyaret ediyor." değerlendirmesinde bulundu. "Doğu kültürünü Avrupa'ya bağlayan önemli bir kavşak" Anand, Türkiye'nin coğrafi konumunu "Doğu kültürünü Avrupa'ya bağlayan önemli bir kavşak" şeklinde tanımlayarak, sözlerine şöyle devam etti: "Kanada, Türkiye'nin rolünü, mevcut Orta Doğu çatışmasında da yine önemli bir oyuncu olarak görüyor ve mevkidaşım Sayın Fidan, gerçekten mühim bir rol oynuyor. Bir kez daha şunu ifade etmek istiyorum; Türkiye, burada arabuluculuk rolünü üstlenen çok önemli bir ülkedir ve Sayın Bakan, çok önemli bir rol oynamaktadır." Anand, Orta Doğu'daki durumu çok detaylı bir biçimde ele aldıklarını aktararak, şunları kaydetti: "Bizim birlikte buradaki çatışmayı ve gerilimi azaltmak için yapacağımız çalışmalar, sivillerin korunması ve diplomatik bir çözüm bulunarak mevcut savaşın sona erdirilmesi için çok önemli olacak. Ben aslında Kanada'nın bu anlamda gerilimin azaltılmasıyla ilgili taahhüdünü ortaya koymak için bölgeyi ziyaret ediyorum ve tarafları bir araya getirmek için önemli bir rol oynayabileceğimizi düşünüyorum. Sayın Fidan'ın da ifade ettiği gibi daimi, kalıcı ve adil bir barış buradaki nihai hedefimizdir." Anand, Bakan Fidan'a misafirperverliği için teşekkür ederek, "Resmen sizi Kanada'ya davet ediyorum. Sizi orada ağırlamayı büyük bir istekle bekliyorum." dedi. "Nükleer enerjiyle ilgili olarak da Türkiye'yle birlikte çalışmak istiyoruz" Anand, Körfez ülkelerine gerçekleştirilen saldırılarla ilgili Kanada tarafının bu saldırıları kınadığını belirterek, Körfez'deki ülkelerle onların yanında da durduklarını ifade etmek istediğini söyledi. Körfez ülkeleriyle temas ettiğini, onlarla görüştüğünü aktaran Anand, "Kanada'nın bu konudaki pozisyonunu, konumunu net bir biçimde ifade ettim. Bu karşı saldırıların, İran tarafından gerçekleştirilen saldırıların mutlaka durması gerekiyor. Gerek Doha'ya olsun ya da yine bizim burada bulunduğumuz ülkeye karşı saldırılarının da mutlaka durması gerekiyor." ifadelerini kullandı. Anand, Türkiye-Kanada arasındaki nükleer işbirliğiyle ilgili bunun çok daha geniş bir enerji alanında diyalog çerçevesinde gerçekleştiğini, halihazırda Türkiye'yle bu alanda geniş bir diyaloglarının olduğunu belirtti. "Nükleer enerjiyle ilgili olarak da Türkiye'yle birlikte çalışmak istiyoruz." diyen Anand, imzalanan mutabakat zaptı çerçevesinde hareket edip, nükleer reaktör alanında da Türkiye'yle işbirliği yapmayı hedeflediklerini aktardı. Anand, nükleer reaktör açısından bakıldığında modüler reaktörlerle ilgili olarak bu tasarımın yine rekabetçi bir avantaj getirebilmesinin söz konusu olacağını söyledi. "Kritik madenlerle ilgili olarak da tabii ki doğal kaynak üzerindeki bu geniş kapsamda diyaloğumuzu değerlendirebiliyoruz. Burada Türkiye'yle ortaklık yapma konusunda kritik madenler ve mineraller konusunda önemli bir diyalog fırsatı olabileceğini düşünüyoruz." ifadelerini kullanan Anand, iki ülke enerji bakanlarının temas halinde olduklarını aktardı. Anand, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına ilişkin "Biz Lübnan'daki insani durumun son derece endişe verici olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda bunun çok daha kötüye gitme potansiyeli de var eğer bir kara harekatı olacak olursa." dedi. Kanada'nın Lübnan'a 37,7 milyon dolarlık yardım yapacağını ve bunun çok taraflı örgütlerle dağıtılacağını belirten Anand, bu saldırılar nedeniyle ailelerin gıda ve su gibi temel kaynaklara erişemediklerine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail’in koçbaşlığını üstlendiği yıkıcı bir savaş yaşanıyor Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: İsrail’in koçbaşlığını üstlendiği yıkıcı bir savaş yaşanıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şu şekilde: “İsrail’in Gazze’deki soykırımını dünyaya duyurmaya çalışırken şehit düşen 275 kahraman gazeteciyi kemal-i hürmetle anıyorum. İftarımıza iştirak eden siz değerli konuklarımıza teşekkür ediyor; bu güzel buluşma için İletişim Başkanlığımıza tebriklerimi iletiyor, buluşmamızın basın camiamız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Değerli arkadaşlar, sizlerin de bildiği üzere gazeteciler ve yazarlar toplumun bir anlamda hafızasını teşkil eder. Günün sıcak gelişmelerini kayda geçirmek; yaşadığımız çağın entelektüel izlerini geleceğe taşımak büyük bir sorumluluk gerektirir. Bu mesuliyet bazen bir haber cümlesinde, bazen bir manşette, bazen bir köşe yazısında, kimi zaman da uzun yıllar okunacak bir kitapta kendisini gösterir. Artık uğurlamak üzere olduğumuz Ramazan ayı; insanın hem kendisiyle hem toplumla olan ilişkilerini yeniden düşünmesine, değerlendirmesine ve kendisini sorgulamasına zemin hazırlayan müstesna bir zaman dilimidir. Özellikle gazetecilik ve yazarlık gibi hakikatin peşinde olan meslek mensupları için bu mübarek günler ayrı bir mana ve ehemmiyet arz eder. Sizler kaleminizle, sözünüzle, emeğinizle bu toplumun düşünce iklimine çok önemli katkılar yapıyorsunuz. Gerektiğinde sorgulayarak, gerektiğinde ise takdir ve teşvik ederek hayati bir kamu hizmetini yerine getiriyorsunuz. Tüm bunların yanında çağımızın baş belasına dönüşen dezenformasyonla da mücadele ediyor; haberin kaynağına iniyor, en objektif ve en güvenilir bilgiyi milletimize aktarmak için hassasiyetle hareket ediyorsunuz. Kimi zaman savaş ve sıcak çatışmaların göbeğinde, kimi zaman kriz ve afet bölgelerinde, kimi zaman da en zorlu arazi ve iklim koşullarında toplumun doğru ve teyit edilmiş haberlere erişebilmesi adına canınızı ortaya koyuyorsunuz. Bunun için her birinize şahsım ve milletim adına yürekten teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Güçlü bir toplum yapısı ancak sağlıklı bir bilgi akışıyla mümkündür. Hakikat ile söylenti, gerçekle algı arasındaki sınırın giderek belirsiz hale geldiği bir medya düzeninde; gazetecilik toplum için adeta bir pusula işlevi görür. Hakikatin izini süren basın emekçilerimizin taşıdığı yük, bu anlamda son derece mühim ve kritiktir. Sizler çok daha yakından tecrübe ediyorsunuz; bilgi üretimi ve enformasyon akışının tarihte hiç olmadığı kadar hızlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Ancak bu hız; aynı zamanda yanlış, taraflı, zararlı, yapay ve maksatlı içeriklerin yayılmasını kolaylaştırıyor; teyit mekanizmasının sağlıklı işlemesinin önüne geçebiliyor. Bizde sıkça tekrarlanan meşhur bir söz vardır: "Doğru ayakkabılarını giyene kadar yalan dünyayı üç kez dolaşır." Ne yazık ki bugün "hakikat ötesi çağ" adı verilen tam da böyle bir dönemin içindeyiz. Bu sorun sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın yüzleştiği ve çözüm aradığı bir tehdit haline dönüşmüş durumda. Tabii bizler devlet olarak, gerek İletişim Başkanlığımızla gerekse diğer kurumlarımızla dezenformasyonla en etkin şekilde mücadele ediyoruz ve edeceğiz. Fakat bu mücadelenin başarıyla yürütülmesi noktasında sizlere de önemli görevler düşüyor. Burada Nizamülmülk’e atfedilen bir sözü, siz kalem ve fikir erbabımıza bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum: "Bir mızrağı yahut oku belli bir mesafeye kadar atabilirsiniz, bunların etkisi sınırlıdır. Oysa bir kelimenin, bir yazının, bir düşüncenin nereye vuracağının sınırı belirsizdir." Değerli dostlarım, mesele bizim için bu kadar açık ve nettir. Seçtiğiniz kelimelerle, yazdığınız yazılarla ve milletimize verdiğiniz doğru bilgilerle bu tehditlerin önüne geçmeniz son derece mühimdir. Ülkemize yönelik beşinci kol faaliyetlerini, algı mühendisliklerini, Türkiye’nin imaj ve itibarını hedef alan karalama kampanyalarını sizlerin de güçlü desteğiyle daha kolay ve hızlı engelleyeceğimize inanıyorum. Bölgemizde İsrail’in koçbaşlığını üstlendiği yıkıcı bir savaş yaşanıyor. Masum çocuklar okullarında ders dinlerken acımasızca katlediliyor. İnsanlar asırlardır sahibi oldukları topraklarından göç etmeye zorlanıyor. İsrail, tamamen keyfi sebeplerle ve hiçbir yetkisi olmadığı halde, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı 17 gündür Müslümanların ibadetine kapalı tutuyor. Önce Gazze’yi, ardından Yemen ve Lübnan’ı, son olarak da İran’ı hedef alan saldırılarının amacının sadece güvenlik olmadığını hepimiz biliyoruz. "Vadedilmiş topraklar" hezeyanından kıyamet senaryolarına kadar çeşit çeşit garabetin gündeme getirilmesi elbette tesadüf değildir. Eline güç geçmiş ve kendilerini diğer insanlardan üstün gören bir şebeke, bölgemizi adım adım felakete sürüklemektedir. İşte bize dayatılan gündemlerin çekim alanından kurtulup tüm bu gerçeklerin, bu barbarlığın ve bu cinnet halinin yankı uyandıracak şekilde tüm dünyaya anlatılması önemlidir. İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum”

Devlet Bahçeli ’den Kadir Gecesi mesajı Haber

Devlet Bahçeli ’den Kadir Gecesi mesajı

Bahçeli, mesajında Ramazan ayının manevi önemine dikkat çekerek, İslam coğrafyasındaki çatışma ve savaşların yarattığı olumsuzluklara vurgu yaptı. Bahçeli, özellikle İsrail’in Mescid-i Aksa başta olmak üzere bölgedeki eylemlerine değinerek, Müslümanların maruz kaldığı zulmün son bulması gerektiğini ifade etti. Bahçeli,“Onbeş gündür kapalı tutulan ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın hüznü hepimizin, Müslümanım diyen herkesin yürek sızısıdır. Bu zulüm mutlaka son bulmalıdır” ifadelerini kullandı. Devlet Bahçeli, Kadir Gecesi’nin bir öz eleştiri ve vicdan muhasebesi zamanı olduğunu belirterek, Türk milleti ve Türk-İslam alemi için kardeşlik, birlik ve dayanışma çağrısı yaptı. Bahçeli, mesajında şunları kaydetti: “Kadrini ve kıymetini hakkıyla ifa etmeyi ümit ettiğim bugünkü Kadir Gecemizde, kendimize dönerek yanlışların nerede yapıldığını, açıkların nerede verildiğini, zaaf ve zayıflıkların nerelerde tebarüz ettiğini temiz bir vicdan eşliğinde teşhis edip buna muvafık tedbirler almak tarihi bir sorumluluktur.” Bahçeli mesajını, “Aziz Türk milletinin, Türk-İslam aleminin, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan bütün vatandaşlarımızın Kadir Gecesi mübarek olsun. Cenab-ı Allah Türk milletinin ve gönül coğrafyamızda onurlu bir hayat mücadelesi veren kardeşlerimizin yardımcısı olsun” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.