Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Melih Gökçek

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Melih Gökçek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Melih Gökçek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bülent Arınç: “Erdoğan’la yolumuz, davamız, inancımız birdir” Haber

Bülent Arınç: “Erdoğan’la yolumuz, davamız, inancımız birdir”

Oktay Saral’dan Arınç’a tepki gelmişti Arınç’ın nikâh törenindeki siyasi değerlendirmeleri, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın tepkisine neden olmuştu. Saral, Arınç’ın nikâh törenini siyasi hesaplaşma alanına dönüştürdüğünü savunarak, bir nikâhın “siyaset kürsüsüne” çevrilmesinin nezaket ve devlet adamlığı anlayışıyla bağdaşmadığını ifade etmişti. Saral ayrıca Arınç’ın bir Cumhuriyet savcısına yönelik sözlerini de eleştirmişti. Arınç ise yeni açıklamasında, kendisine yönelik eleştirilerin ardından konuşmasının farklı bir anlamda yorumlandığını savundu. Arınç’tan Ergün Turan’a teşekkür Arınç, açıklamasının başında nikâhı kıyan Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan’a teşekkür etti. Turan’ın törende yaptığı konuşmayı “son derece nazik” olarak nitelendiren Arınç, kendisini TOKİ Başkanlığı döneminden beri tanıdığını belirterek, Fatih Belediye Başkanı’nın hizmetleri, çalışkanlığı ve kişiliğiyle başarılı bir siyasetçi olduğunu ifade etti. Ergün Turan ise Arınç’ın konuşmasının ardından yaptığı değerlendirmede, siyasetçilerin çocuklarının düğünlerinde zaman zaman siyasi tartışmaların nikâhın önüne geçtiğini söylemişti. “Sözlerimizi bağlamından kopardılar” Nikâhtaki konuşması sonrasında başlayan tartışmaların “maksatlı ve kötü niyetli” kişiler tarafından büyütüldüğünü savunan Arınç, sosyal medyada kendisine yönelik hakaret içerikli paylaşımlara da tepki gösterdi. Arınç, bazı kişileri “ezeli düşmanlarım” olarak nitelendirirken, kendisine yöneltilen hakaretleri sahiplerine iade ettiğini söyledi. Erdoğan’la siyasi geçmişine vurgu yaptı Arınç’ın açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la uzun yıllara dayanan siyasi ilişkisine ilişkin mesajları öne çıktı. Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde beş yıldan uzun süre, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde ise yaklaşık bir buçuk yıl en yakın yardımcılarından biri olarak görev yaptığını belirten Arınç, her iki dönemde de görevini sadakatle yürüttüğünü ifade etti. Erdoğan’la siyasi birlikteliklerinin Milli Türk Talebe Birliği dönemine kadar uzandığını belirten Arınç; Milli Selamet Partisi, Refah Partisi ve Fazilet Partisi dönemlerinde birlikte siyaset yaptıklarını, AK Parti’nin kuruluşunda da beraber yer aldıklarını söyledi. Arınç, “Bugüne kadar hiçbir zaman birbirimizden kopmadık ve karşı karşıya gelmedik. Cumhurbaşkanımızla yolumuz, davamız, inancımız birdir. Ama bazı mizaç farklılıkları pek tabii olabilir. Esasta biz birbirimizin dava arkadaşıyız. Kader birliği yaptık” ifadelerini kullandı. “Bu parti bizim evimizdir, o bizim liderimizdir” AK Parti’ye hiçbir zaman muhalif olmadığını savunan Arınç, geçmişte kendisine gelen farklı siyasi teklifleri kabul etmediğini belirtti. AK Parti’den ayrılmayı hiçbir zaman düşünmediğini söyleyen Arınç, partiye ve Erdoğan’a ilişkin yaklaşımını “Bu parti bizim evimizdir, o bizim liderimiz ve genel başkanımızdır” sözleriyle ifade etti. Arınç ayrıca Erdoğan’a yönelik hakaretlere karşı duracağını belirterek, siyasi kimlik taşıyan kişilerin ise eleştirilere daha fazla tahammül göstermesi gerektiğini savundu. Davutoğlu soruşturmasına neden tepki gösterdiğini anlattı Arınç’ın nikâhtaki konuşmasında Ahmet Davutoğlu hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yürütülen soruşturma da gündeme gelmişti. Davutoğlu’nun savcılığa giderek ifade vermesini olumlu bulduğunu belirten Arınç, soruşturmayı başlatan savcı için “işgüzarlık yapmış” ifadesini kullanmıştı. Yeni açıklamasında da bu konudaki görüşünü sürdüren Arınç, siyasi parti genel başkanlarının birbirlerine yönelik sert siyasi eleştirilerinin ifade özgürlüğü kapsamında daha geniş değerlendirilmesi gerektiğini savundu. “Aynı sözleri söyleyenler de yargılanmalı” Arınç, geçmişte farklı siyasi partilerde yer alıp daha sonra AK Parti’ye katılan veya Cumhur İttifakı içerisinde bulunan bazı isimlerin Erdoğan’a yönelik sert ifadelerini hatırlattı. Benzer ifadelerin hakaret kapsamında değerlendirilmesi durumunda bu kişilerin de aynı şekilde yargılanması gerektiğini savunan Arınç, Davutoğlu hakkında yürütülen soruşturmaya yönelik eleştirisinin gerekçesini de bu görüşle açıkladı. Arınç, Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a saygısıyla bilinen bir isim olduğunu belirterek, kendisine yönelik soruşturmayı haksızlık olarak gördüğü için tepki gösterdiğini ifade etti. “Hayatım boyunca haksızlığa uğrayanların avukatlığını yaptım” Arınç, açıklamasının son bölümünde siyasi geçmişine ve daha önce yaşadığı yargı süreçlerine de değindi. Erdoğan’ın kendisini uzun yıllardır tanıdığını belirten Arınç, hem Erdoğan’ın hem kendisinin hem de Necmettin Erbakan’ın geçmişte yargı süreçlerinden geçtiğini hatırlattı. Arınç, “Ben hayatım boyunca haksızlığa uğrayanların avukatlığını yaptım, bizzat kendim de yargılandım. Bizler geçmişte yargının mağduru olduk” dedi. Erdoğan’ın cezaevine girdiğini, kendisinin ise hapis cezası istemiyle yargılandığını ve cezaevine girmekten son anda kurtulduğunu belirten Arınç, geçmişte verilen siyasi mücadelenin bugün kendisini eleştirenler tarafından yeterince bilinmediğini savundu. Arınç’ın açıklaması, Davutoğlu ailesinin nikâh töreninde başlayan, Melih Gökçek ve Oktay Saral’ın tepkisiyle büyüyen siyasi tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.

Melih Gökçek’ten Bülent Arınç’a yanıt: “Asıl sorgulanması gereken çelişki budur” Haber

Melih Gökçek’ten Bülent Arınç’a yanıt: “Asıl sorgulanması gereken çelişki budur”

Gökçek’ten Arınç’a “çelişki” eleştirisi Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu’nun oğlu Mehmet Davutoğlu’nun düğününde yaptığı konuşmada, hakkında soruşturma kapsamında ifade veren Melih Gökçek’in adliyedeki tutumunu eleştirmişti. Arınç, Gökçek’in adliyeye giderken sakız çiğnemesini ve kullandığı bazı ifadeleri eleştirerek, bu tavrı Davutoğlu’nun ifade verme sürecindeki tutumuyla kıyaslamıştı. Gökçek ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Arınç’ın ismini doğrudan kullanmadan, kendisine yönelik sözlerin ardından Davutoğlu’na verdiği desteği eleştirdi. Gökçek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine yönelik hakaret ve iftiralarda bulunduğunu öne sürdüğü bir kişinin “saygın” kabul edilmesini eleştirerek, söz konusu kişinin çocuğunun düğününe katılınmasının da bu tutumla çeliştiğini savundu. “Asıl sorgulanması gereken çelişki tam da budur” Gökçek, açıklamasında Arınç’ın Davutoğlu için düğünde yaptığı “yanındayız” ve “takdir ediyoruz” şeklindeki değerlendirmelerine de atıfta bulundu. Gökçek, Arınç’ın kendisini eleştirdiği ortamda Davutoğlu’na yönelik destek açıklamasında bulunmasını “asıl sorgulanması gereken çelişki” olarak nitelendirdi. Gökçek açıklamasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, ailesine, akrabalarına ve yakınlarına hakaret eden ve her türlü iftirayı atan bir kişinin iftiralarını görmezden gelip o kişiyi ‘saygın’ ilan edeceksin; ardından çocuğunun düğününe katılacaksın.” Gökçek, Arınç’ın daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’ye karşı tutumu olduğunu öne sürdüğü bir grubun önünde kendisini eleştirdiğini ve bu grubun tepkisinden memnuniyet duyduğunu savundu. “Siyasi ahlak kimlerin yanında durduğunla ölçülür” Açıklamasının devamında siyasi ahlak tartışmasına değinen Gökçek, bir kişinin siyasi duruşunun kimleri takdir ettiği, kimlerin yanında yer aldığı ve kimlerin desteğini aldığı üzerinden değerlendirilebileceğini ifade etti. Gökçek, “Takdir” ifadesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında duran ve siyasi mücadelede bedel ödediğini belirttiği kişilere ait olduğunu savundu. Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, açıklamasının sonunda ise siyasi aktörlerin kimlerle yan yana geldiğinin ve kimlerin desteğinden memnun olduğunun kamuoyu tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Arınç, Gökçek’in adliyedeki tutumunu eleştirmişti Bülent Arınç, düğünde yaptığı konuşmada Ahmet Davutoğlu’nun savcılıkta ifade verme sürecindeki tutumunu “vakur” olarak nitelendirirken, aynı dönemde adliyeye gelen başka bir siyasetçinin davranışını eleştirmişti. Arınç, isim vermeden Gökçek’i hedef alarak adliyeye giderken sakız çiğnemesini eleştirmiş ve bu görüntüyü “utanarak” izlediğini söylemişti. Arınç ayrıca Davutoğlu’na destek vererek, siyasi hayatları boyunca izledikleri yol açısından Davutoğlu’nun yanında olduklarını ve kendisini takdir ettiklerini belirtmişti. Gökçek’in son açıklaması, Arınç’ın bu sözlerine karşılık olarak kamuoyuna yansıdı. CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A, AİLESİNE, AKRABALARINA VE YAKINLARINA HAKARET EDEN VE HER TÜRLÜ İFTİRAYI ATAN BİR KİŞİNİN İFTİRALARINI GÖRMEZDEN GELİP O KİŞİYİ “SAYGIN” İLAN EDECEKSİN; ARDINDAN ÇOCUĞUNUN DÜĞÜNÜNE KATILACAKSIN. SONRA DA PARTİMİZE VE… pic.twitter.com/YgAXhZ50Lw — İbrahim Melih Gökçek (@06melihgokcek) September 12, 2026

Bülent Arınç’tan Davutoğlu’na destek: “Önümüzdeki seçimlerin en büyük mottosu adalettir” Haber

Bülent Arınç’tan Davutoğlu’na destek: “Önümüzdeki seçimlerin en büyük mottosu adalettir”

Davutoğlu ile geçmişte uzun süre birlikte çalıştığını belirten Arınç, eski Başbakanı “fevkalade başarılı”, “vatanperver” ve “bilgili” bir siyasetçi olarak tanımladı. Arınç, Davutoğlu’nun savcılıkta ifade vermesini de eleştirerek soruşturmanın açılma biçimine tepki gösterdi. Arınç’tan Davutoğlu’na övgü Düğün töreninde konuşan Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu ile 2009 yılından itibaren yaklaşık 6 yıl birlikte çalıştıklarını hatırlattı. Davutoğlu’nun siyasi ve akademik yönüne dikkat çeken Arınç, eski Başbakanın kendi düşüncelerinin arkasında duran ve inandığı doğruları savunmaktan çekinmeyen bir siyasetçi olduğunu söyledi. Arınç, Davutoğlu’nun hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılığa giderek ifade vermesini de değerlendirdi. Davutoğlu’nun ifadesinde, geçmişte yaptığı açıklamaların arkasında olduğunu ve siyasetçilerin eleştiri hakkına sahip bulunduğunu söylediğini aktaran Arınç, bu tavrı “asil bir davranış” olarak nitelendirdi. “Hukukçu gözüyle baktığımda bu ayıba tahammül edemiyorum” Ahmet Davutoğlu hakkında yürütülen soruşturmanın dayanağına da tepki gösteren Arınç, hukukçu olduğunu vurgulayarak süreci eleştirdi. Arınç, “Ben hukukçuyum. Hukukçu gözüyle baktığım zaman bu ayıba tahammül edemiyorum” ifadelerini kullandı. Davutoğlu’nun yıllar önce Bingöl’de yaptığı bir konuşma nedeniyle soruşturmaya konu edilmesini eleştiren Arınç, söz konusu ifadelerin üzerinden uzun süre geçtikten sonra soruşturma başlatılmasını da doğru bulmadığını söyledi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Eylül’de yaptığı açıklamada Ahmet Davutoğlu hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 299/1’inci maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu kapsamında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Davutoğlu da 7 Eylül’de Ankara Adliyesi’ne giderek şüpheli sıfatıyla ifade vermişti. Melih Gökçek’e isim vermeden tepki gösterdi Arınç, konuşmasında aynı dönemde savcılığa ifade vermeye çağrılan başka bir siyasetçiden de söz etti. İsim vermeden yaptığı değerlendirmede, söz konusu kişinin ifade verme biçimini eleştiren Arınç, “Ağzında şak şak sakız çiğneyerek ve çok utanarak izledim. İsminden bile bahsetmek istemiyorum” dedi. Arınç, iki siyasetçinin savcılık süreçleri karşısındaki tutumlarının birbirinden farklı olduğunu savundu. Ahmet Davutoğlu’nun siyasi çizgisi nedeniyle yanında olduklarını belirten Arınç, salondakileri Davutoğlu ve eşi Sare Davutoğlu için alkışlamaya davet etti. Arınç’ın bu sözlerinin eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e yönelik olduğu belirtildi. “Önümüzdeki seçimlerin en büyük mottosu adalettir” Türkiye’nin hukuk ve adalete ihtiyaç duyduğunu söyleyen Arınç, yaklaşan seçimlere ilişkin de dikkat çeken ifadeler kullandı. Arınç, “Önümüzdeki seçimlerin Türkiye’de en büyük mottosu adalettir, hukuktur, bağımsız yargıdır. Kim ki bunu konuşur, kim ki bunu savunur önümüzdeki seçimlerin de galibi o olacak” dedi. Davutoğlu’na “Konuşmanın vaktidir” diye seslenen Arınç, yaşanan sorunların geçici olduğunu belirterek eski Başbakan’a güvendiğini söyledi. Arınç ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tür davaların açılmasına izin vermeyeceğine inandığını ifade ederek, sürecin daha ileri bir noktaya taşınmaması gerektiğini savundu. Davutoğlu’nun oğlunun düğünü siyasi isimleri buluşturdu Ahmet Davutoğlu ile Sare Davutoğlu’nun oğlu Mehmet Davutoğlu ve Ravza Öğüt’ün düğün töreni Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Törene Bülent Arınç’ın yanı sıra eski bakan Hüseyin Çelik, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçi katıldı. Törende CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da yer aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise törene katılmadı. 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de uçuşunun ertelenmesi nedeniyle törene katılamadığı, ancak mesaj gönderdiği bildirildi. Törene ayrıca farklı siyasi isimler ve kurum temsilcileri tarafından mesaj ve telgraflar gönderildi. CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A, AİLESİNE, AKRABALARINA VE YAKINLARINA HAKARET EDEN VE HER TÜRLÜ İFTİRAYI ATAN BİR KİŞİNİN İFTİRALARINI GÖRMEZDEN GELİP O KİŞİYİ “SAYGIN” İLAN EDECEKSİN; ARDINDAN ÇOCUĞUNUN DÜĞÜNÜNE KATILACAKSIN. SONRA DA PARTİMİZE VE… pic.twitter.com/YgAXhZ50Lw — İbrahim Melih Gökçek (@06melihgokcek) September 12, 2026

Ümit Özdağ, Zonguldak’ta basın açıklaması yaptı, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Haber

Ümit Özdağ, Zonguldak’ta basın açıklaması yaptı, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı, Nazif Okumuş Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Zonguldak’ta yaptığı basın açıklaması hakkında basın bülteni göndermiştir: Prof. Dr. Ümit Özdağ: Bugün Zonguldak'ta Zafer Partisi Genel Merkez heyeti olarak değişik temaslarda bulunmak ve akşam Zonguldak'ta Adalet Mülkün Temelidir Derneği, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü tarafından düzenlenen panelde Öcalan komisyonunun yapmış olduğu çalışmaların arka planını sevgili Zonguldaklılarla paylaşmak üzere bulunuyoruz. Ülkemiz ağır çok ağır bir krizden geçiyor. 2026 senesi Cumhuriyet tarihinin en zor yılı olacak bu şimdiden görülüyor. Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin milli üniter ve laik niteliğine yönelik saldırılar ve cumhuriyetin kuruluş esaslarını anayasanın ilk üç maddesini ortadan kaldırma girişimleri öte yandan sekizinci yılına giren ekonomik buhran ülkemizi adeta bir girdabın içerisine doğru çekiyor. Cumhurbaşkanlığı sistemine ülkemiz geçtiği günden bu yana ekonomideki buhran artarak devam ediyor. Toplumun yüzde 80’ini oluşturan asgari ücretli, dar gelirli, sabit gelirli kesimlerin milli gelirden aldıkları pay 8 seneden bu yana azalıyor. Diğer bir ifadeyle Türk milletinin yüzde 80'i fakirleşiyor. Ancak küçük bir rantiye azınlık, iktidara yakın küçük bir grup ekonomik durumunu ya iyileştiriyor ya da aynı seviyede muhafaza ediyor ama Türk toplumunun önemli büyük bir çoğunluğu fakirleşmeye, yoksullaşmaya devam ediyor. 16 milyon emekli, dul ve yetim açlıkla sınanıyor. 6 milyon asgari ücretli hayata tutunma mücadelesi veriyor. Çiftçiler adeta afetzede gibiler. Türk çiftçisi her geçen gün yoksullaşırken onun sırtından Türk çiftçisinin sırtından Amerikalı çiftçiye kar transferi yapılabiliyor. Köylerimiz boşalıyor. Tarım Bakanlığı, Türk çiftçisi için değil bazı ithalat lobileri için yıllardan bu yana organize bir şekilde çalışıyor. Bunun neticesinde ve yanlış ekonomik politikaların neticesinde pazar yerleri adeta öfkenin patlama yaptığı yerler olarak ön plana çıkıyor. Türkiye'nin değişik yerlerinde şehirlerinde pazarı ziyaret ettiğimiz zaman hale borcu olmayan esnaf bulamıyoruz. Pazar esnafı alım gücü ortadan kalkmış vatandaşlara üzülürken pazarda elinde ancak torbanın dibini doldurabildiği bir torbayla bir tezgahtan öbür tezgaha daha ucuz limon, elma, domates, portakal bulabilir miyim diye dolaşan insanlarımızı görüp de insanın içinin acımaması mümkün değil. Vatandaş esnafa, esnaf pazar yerinde vatandaşın ortadan kaybolan alım gücüne üzülüyor. Artık pazarda 3 kilo, 4 kilo meyve sebze alanı bulmak mümkün değil. 1 kiloyu alabilen kendisini şanslı sayıyor. İşte AK Parti'nin 2002'den bu yana devam eden ekonomik politikalarının Türk halkını getirmiş olduğu nokta budur. Günü birlik, plansız, öngörüsüz sadece gelecek seçimi kurtarmaya odaklı ama halkın refahını yeni istihdam alanları yaratmayı daha güçlü ve dünya piyasasıyla rekabet edebilir sanayi oluşturmayı aklının ucundan dahi geçirmeyen bir ekonomik anlayışla 2002'den bu yana ülkemiz yönetiliyor. Bunun neticesinde gelmiş olduğumuz nokta hazinede paranın kalmaması. Şimdi bu yılı kurtarmak için bin yirmi beşi kurtarmak için esnafa, sanayiciye haksız cezaların ve haksız vergilerin getirildiğini görüyoruz. Maliye Bakanlığı'nın ceza kesmediği esnaf adeta kalmamış durumda. Öte yandan bu vergilerin ve cezaların altında dürüst esnaf, dürüst iş adamı inlerken malum iş adamlarına da vergi muafiyetleri getiriliyor. 2024'te 2,5 trilyon TL'ye yakın vergi muafiyeti getirilmişti. Bu rakamın 2025'te yani bu sene 3 trilyon lirayı bulacağı görülüyor. Evet, devlet belirli iş adamlarından alması gereken 3 trilyon TL vergiden vazgeçiyor ama asgari ücretle çalışan bir annenin çocuğuna mama almak için ödeme yaparken ödediği katma değerden özel tüketim vergisinden vazgeçmiyor. Böyle bir ortamda Türk sanayisinin de Türkiye'yi terk ettiğini ve çözüldüğünü görüyoruz. Sadece tekstilde 5 milyar dolarlık sanayimiz geçtiğimiz 1-2 yıl içinde Mısır'a yerleşti. Ama sadece tekstil değil, ayakkabı sanayisinin de Mısır'a göç ettiğini görüyoruz. Balkan ülkelerine göç eden sanayicilerimiz var. Eğer bir ülkede adalet olmazsa, eğer bir ülkede ekonomik politikalar kısa, orta ve uzun vadeli ve planlı olmazsa eğer iş dünyası tapusu için güven duymazsa o ülkede ekonomik kalkınma olmaz, ekonomik istikrar olmaz. Ülkemizde de bu ekonomik istikrar yok. Sadece tekstilde 264 bin işçi işini kaybetti. Bunlar aileleriyle birlikte 1 milyon insan oluşturuyorlar. Bu ekonomik krizden çıkmanın yolu neoliberal ekonomik politikaları terk ederek Zafer Partisi'nin sürdürülebilir kalkınma modeline geçiştir. Tekrar ediyorum. Bu ekonomik politikaları Türkiye'yi getirmiş olduğu ekonomik buhrandan çıkmak için neoliberal herhangi bir modelin geçerliliği yoktur. Tek çözüm sürdürülebilir planlı kalkınma ve karma ekonomik 21. yy uygun bir karma ekonomik modeldir. Biz de Zafer Partisi olarak bu modeli savunuyoruz. Devlet Planlama Teşkilatının kurulmadığı, eğitimin kalitesinin yükseltilmediği, Sayıştay'ın harcamaları devlet harcamalarını denetim altına almadığı, ve adaletin olmadığı bir ülkede ekonomik kalkınma ve refahtan söz etmek mümkün olmaz. Biz de Zafer Partisi olarak bize yetki verdiğimiz takdirde bunları gerçekleştirmeyi taahhüt ediyoruz. Ancak ülkemizin yaşamakta olduğu ağır ve Cumhuriyetin varlığı için tehdit oluşturan diğer hususta PKK terör örgütü ve onun elebaşısı Abdullah Öcalan'la yapılan pazarlıklardır. Biz de terörsüz bir Türkiye istiyoruz. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin pazarlık masasında Abdullah Öcalan'la pazarlık konusu yapılmasına karşıyız. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Öcalan komisyonu İmralı Adası'na giderek terörist Öcalan'la konuşacakmış. Ona beşikteki bebekleri öldürme kararını verirken ne hissettin diye soracaklar mı? Sormayacaksanız niye gidiyorsunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi İstiklal Harbi veren Gazi bir Meclis’tir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 15 Temmuz FETÖ'cü darbe girişimine karşı direnen bir meclistir. Bir terör örgütünün darbesine karşı direnen bir Meclis, devlet kuran bir Meclis, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu anlaşması olan Lozan'ı tanımayan, Cumhuriyet'in Kürtlere soykırım yaptığı şeklindeki ahlaksızca iftirayı atan bir terör örgütünün elebaşısının ayağına gidip ne diyecektir? Bunu Zafer Partisi olarak bilmek istiyoruz. Teröristbaşına gittiğiniz zaman onun pis elini sıkacak mısınız? Ona ‘Abdullah Bey’ diye mi hitap edeceksiniz? İstihbaratçılara ve devletin diğer güvenlik görevlilerine söylemediği neyi söyleyecek Abdullah Öcalan size? Hiçbir şey söylemeyecek. Terörist örgütün terörist elebaşı Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin İmralı'ya gelmesini dünyaya ve kendi taraftarlarına Türkiye'yi yendiğinin göstergesi olarak kullanmak için istiyor. O heyetin içinde olanların hiçbirisi ailelerine, çocuklarına, torunlarına bu İmralı ziyaretini bir şeref olarak bırakamayacak. Türk halkı da bu teröristbaşının Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri tarafından ziyaret edilmesini kabullenmiyor. Türk halkı Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını da kabullenmiyor. Her şeyde demokrasi diyorsunuz. Demokrasi için yeni Anayasa diyorsunuz. Hadi Türk halkına soralım. Türk halkı milli üniter laik devletten PKK ve Öcalan istedi diye vazgeçmeyi kabul edecek mi zannediyorsunuz? Sürecin arkasında halkın yüzde 60-70 desteği var diyorsunuz. Hodri meydan. Gidelim sandığa bakalım var mı halkın yüzde 60-70 desteği yoksa halk sizi Haziran 2015'te olduğu gibi sandığa ve bu sefer sandığın en dibine gömmeye mi hazırlanıyor? Zafer Partisi olarak Türkiye'yi nasıl bugün Zonguldak'ta bir panel düzenleyerek bütün bunları anlatacaksak, gelecek hafta Mersin'de düzenleyeceğimiz panelle bunları anlatacaksak, özetle bütün Türkiye'yi adım adım dolaşıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin nasıl Öcalan’la pazarlık masasına konulduğunu her yerde anlatacağız. Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, konuşması sırasında bulunduğu ‘sandığa gidelim’ çağrısı hakkında gelen soruya şu cevabı verdi: Madem demokrasi diyorlar, madem Türkiye, PKK ile terörist örgütle pazarlıkla demokratikleşiyormuş, Türk halkının iradesini Meclis’te yapılan pazarlıklarla belirleyemezler. Her şey Türk halkının önüne gelmeli. Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin Türkiye’nin terörsüzleştirilmesi için neler yapılması ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İmralı çıkışı sonrası salonun ayakta alışması üzerine gelen soruya şu cevabı verdi: Terörsüz Türkiye teröristlerle pazarlık edilerek değil, terörle mücadele edilerek ve terörist örgüt bitirilerek olur. Terörist örgüt teslime zorlanarak olur. Zafer Partisi olarak bizim bir antiterörizm programımız var. Bu programı parti kurulduğu günden beri Türk kamuoyuyla paylaşıyoruz ve bu program 12 ana başlıkta PKK terör örgütünün nasıl sonlandırılacağını ayrıntılı olarak anlatıyor. Önümüzdeki süreçte de düzenleyeceğim, her perşembe düzenlediğim basın toplantılarından birisinde kapsamlı bir şekilde Zafer Partisi'nin terörü bitirme programını tekrar Türk kamuoyuyla paylaşacağım. Burada bu basın toplantısı çerçevesinde zaman yetersizliğinden ötürü bu güzel sorunuza ama uzun cevap gerektiren sorunuza cevap vermiyorum. Gelelim ikinci sorunuza; Milliyetçi Hareket Partisi'ne Alparslan Türkeş'in kurduğu parti diye oy veren Milliyetçi Hareket Partililere kendilerine şu soruyu sormalarını istiyorum: Alparslan Türkeş o salonda otursaydı bu sözü alkışlar mıydı yoksa alkışlamaz mıydı? Alkışlardı diyen Milliyetçi Hareket Partili seçmen varsa söyleyecek bir şeyim yok. Ama alkışlamazdı diyen Milliyetçi Hareket Partilinin hepsini Zafer Partisi'ne davet ediyoruz. Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Zonguldak’a daha önceki gelişiyle şimdiki gelişinde ne gibi farklılıklar olduğu sorusuna şu cevabı verdi: Daha hiçbir şey görmedim. Biraz sonra göreceğim. Gelir gelmez buraya geldim. Ama Zonguldak, Zafer Partisi'nin sanayi politikalarında Türkiye'nin en önemli dört merkezinden birisi, bir liman kenti olma niteliği ve Türk ağaç sanayinin merkez üstlerinden birisi olma niteliğini taşıyor. Onun için Zonguldak'a büyük önem veriyoruz. İlk ziyaretimizi Ticaret Odası'na gerçekleştirdik ve kendileriyle uzun ve çok kıymetli bir toplantı yaptık. Notlarımızı aldık. Önümüzdeki süreçte görüşmelerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nun özelleştirilmesi ilgili olan tartışmalar hakkında gelen soruya şu cevabı verdi: Bakın, biz özelleştirmeden çok içinden geçtiğimiz süreçte kamulaştırmanın ön planı çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz. Özelleştirme bir fetişizme dönüştü. Karlı olan devlet işletmeleri bile gereksiz şekilde özelleştirildi ve özelleştikten sonra da gereken yatırımlar yapılmadığı için hem millete hem de sahibine zarar vermeye başladı. Mesela, elektrik dağıtımının özelleştirilmesinin sonuçlarını hep birlikte görüyoruz. Tabii Zonguldak için kömür çok önemli. Ancak her doğal kaynağın olduğu gibi kömürün de bir sonu var. Zonguldak'ın perspektifini sadece kömür içerisine sıkıştırmamak gerekiyor. Kömür konusunda yeni yatırımlar yapılarak modernleştirme devlet eliyle geliştirilirken Zonguldak'a başka başka yatırımların da kaydırılması gerektiğini düşünüyoruz. Zonguldak'ın Ankara ve Bursa'ya kadar uzanan iki eksende hattın dünyaya açılış kapısı olarak demir yollarıyla bu bölgeyi dünyaya bağlayan, denize bağlayan merkez üs haline gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Zonguldak'ta çok kıymetli bir üniversite var. Bu üniversitenin seviyesinin, içeriğinin, akademik etkinliğinin devlet desteğiyle de arttırılarak özellikle yüksek teknoloji alanında ortaya ürünler, sanayi ile birlikte ortaya ürünler koyabilecek bir noktaya çıkartılması gerektiği inancındayız. Sonuç olarak Zonguldak, Türk ekonomisinin önemli merkezlerinden birisi, Türk eğitiminin önemli merkezlerinden birisi olmaya adaydır. Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin Dört Bölge Dört Deniz Projesi kapsamında Zonguldak’ı kapsayan bölümünün neler olduğunun sorulması üzerine verdiği cevap: Sanayinin hem de Ankara ve Bursa'ya kadar uzanan sanayinin dünyaya açılış merkezi haline gelecek olan Zonguldak'ta yerleşim planlamasının yeniden tasarlanmasından demir yollarının kente kazandıracağı etkinliğe kadar birçok farklılaşma gerçekleşecek. Bu da Zonguldak'a bir cazibe merkezi haline getirecektir. Mansur Yavaş hakkında verilen soruşturma izni hakkında Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ şu açıklamayı yaptı: İçişleri Bakanlığı Mahsur Yavaş'la ilgili bir soruşturma izni vermiş. Ben, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın saklayacak, gizleyecek bir şeylerin olmadığını düşünüyorum, inanıyorum. Ancak neden hiç AK Partili belediye başkanları için soruşturma izni verilmiyor? Neden Melih Gökçek için hazırlanmış olan 100 tane dosya inatla hakkında soruşturma başlatılmıyor. İşte bu siyasetin muhalefete yönelik düşman ceza hukuku uygulamalarının bir sonucudur.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.