Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Küresel Rekabet

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Küresel Rekabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Rekabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

22. Junioshow Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim ve Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 8-10 Eylül'de gerçekleştirilecek Haber

22. Junioshow Bursa Uluslararası Bebe, Çocuk Hazır Giyim ve Çocuk İhtiyaçları Fuarı, 8-10 Eylül'de gerçekleştirilecek

Bebe ve çocuk konfeksiyonu alanında Türkiye’nin önde gelen üretim merkezlerinden biri olan Bursa’da düzenlenecek Junioshow, firmaların yeni sezon koleksiyonlarını uluslararası pazarlara tanıtmasına önemli katkı sağlayacak. Fuar kapsamında gerçekleştirilecek ticari görüşmelerle yeni iş bağlantılarının kurulması, mevcut iş birliklerinin geliştirilmesi ve sektörün ihracat kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Sektöre Güç Katacak KFA Fuarcılık’ın organizasyon tecrübesi ile BEKSİAD’ın sektörel birikimini aynı platformda buluşturan Junioshow, Bursa bebe ve çocuk konfeksiyonu sektörünü uluslararası vitrine taşırken, yeni ticari bağlantılarına devam ediyor. Fuar, Bursa’nın sektördeki marka değerinin yükselmesine ve firmaların küresel rekabet gücünün geliştirilmesine de destek sağlıyor. Dünyanın Farklı Coğrafyalarından Alım Heyetleri Katılımcı firmaların özel dekor stantlarda bebe ve çocuk konfeksiyonuna yönelik yeni kreasyonlarını tanıtacağı fuar, katılımcılara ve ziyaretçilere tasarım ve yenilik odaklı uluslararası bir platform sunacak. “Bebe ve Çocuk Konfeksiyonu Sektörünün Bursa’dan Dünyaya Açılımı” UR-GE Projesi kapsamında, Ticaret Bakanlığı’nın destekleriyle BTSO tarafından yürütülen çalışmalar da fuarın uluslararası niteliğini güçlendiriyor. KFA Fuarcılık’ın yurt dışı ofislerinin etkin çalışmaları sonucunda farklı coğrafyalardan Bursa’ya davet edilen iş insanları ile katılımcı firmalar arasında gerçekleştirilen iş görüşmeleri, yeni ihracat bağlantılarının kurulmasına ve sektörün dış ticaret hacminin gelişmesine önemli katkı sağlıyor.

Volkswagen'de Kâr Kaybı ve Büyük Yeniden Yapılanma Planı: 100 Bin Kişilik İşten Çıkarma Gündemde Haber

Volkswagen'de Kâr Kaybı ve Büyük Yeniden Yapılanma Planı: 100 Bin Kişilik İşten Çıkarma Gündemde

Almanya'nın en büyük otomotiv üreticisi Volkswagen Group, ikinci çeyrek finansal sonuçlarında kârlılığında önemli bir düşüş yaşandığını açıkladı. Şirketin operasyonel kârı geçen yılın aynı dönemine göre gerilerken, yönetim 2025 yılına ilişkin ciro beklentisini de aşağı yönlü revize etti. Otomotiv sektöründeki küresel rekabet, Çinli elektrikli araç üreticilerinin yükselişi, artan maliyetler ve uluslararası ticaret gerilimleri Volkswagen üzerindeki baskıyı artırıyor. Şirket, maliyetleri düşürmek amacıyla kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecine hazırlanırken, dünya genelinde 100 bine kadar istihdam kaybı ihtimali gündeme geldi. Volkswagen'in Kârı Geriledi CNN International'ın aktardığı bilgilere göre Volkswagen'in operasyonel kârı, haziran ayı sonunda tamamlanan üç aylık dönemde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 10 azaldı. Şirketin operasyonel kârı 3,5 milyar euro seviyesine gerilerken, finansal sonuçlar yatırımcılar tarafından olumsuz karşılandı. Açıklamaların ardından Volkswagen hisseleri cuma günü yaklaşık yüzde 2 değer kaybetti. Şirket hisselerindeki düşüş son 12 aylık dönemde yüzde 30'u aşarken, yatırımcıların Volkswagen'in gelecekteki büyüme kapasitesine ilişkin endişelerinin arttığı belirtildi. Ciro Beklentisi Aşağı Yönlü Revize Edildi Volkswagen yönetimi, yıl sonu gelir beklentisinde de değişikliğe gitti. Daha önce yaklaşık yüzde 3 büyüme öngören şirket, yeni tahmininde cironun yaklaşık yüzde 3 küçülebileceğini açıkladı. Yönetim, küresel otomotiv pazarındaki zorlu koşullar, elektrikli araç dönüşümünün maliyetleri ve rekabet baskısının beklentiler üzerinde etkili olduğunu ifade etti. 100 Bin Kişilik İşten Çıkarma Gündemde Dünya genelinde yaklaşık 650 bin kişiye istihdam sağlayan Volkswagen, daha önce Almanya'daki operasyonlarında küçülmeye gideceğini açıklamıştı. Şirket, 2030 yılına kadar Almanya'da yaklaşık 50 bin kişinin işten çıkarılabileceğini duyurmuştu. Ancak CEO Oliver Blume tarafından çalışanlara gönderilen bilgilendirme notu, yeniden yapılanmanın daha geniş kapsamlı olabileceğini ortaya koydu. Blume, dünya genelinde ilave 50 bin çalışanın daha etkilenebileceğini ve Almanya'da dört fabrikanın kapatılmasının değerlendirildiğini açıkladı. Planların uygulanması halinde Volkswagen Grubu'ndaki toplam istihdam kaybının 100 bin kişiye ulaşabileceği belirtiliyor. "Mevcut Ölçek Sürdürülebilir Değil" Volkswagen CEO'su Oliver Blume, şirketin mevcut çalışan sayısının uzun yıllar içinde sürdürülebilir olmayan bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Blume, otomotiv sektöründeki dönüşümün şirketleri daha verimli üretim modellerine yönelmeye zorladığını belirterek, maliyet yapısının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Volkswagen yönetimi, özellikle elektrikli araç pazarındaki rekabet nedeniyle üretim süreçlerinde daha esnek ve düşük maliyetli bir yapıya geçmeyi hedefliyor. Çinli Üreticiler Baskıyı Artırıyor Volkswagen'in karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri Çin merkezli elektrikli araç üreticilerinin hızlı yükselişi olarak gösteriliyor. Daha düşük üretim maliyetleriyle faaliyet gösteren Çinli şirketler, Avrupa pazarında daha uygun fiyatlı elektrikli araç modelleriyle Volkswagen gibi geleneksel üreticilere karşı güçlü bir rekabet oluşturuyor. Sektör analistleri, Volkswagen'in rekabet gücünü koruyabilmek için maliyet azaltıcı adımlar atmasının kaçınılmaz olduğunu değerlendiriyor. GlobalData Kıdemli Analisti Mark Hogan, Çinli yeni üreticilerin pazara daha hızlı şekilde yeni modeller sunduğunu belirterek otomotiv sektöründeki dengelerin değiştiğine dikkat çekti. Hogan, "Çok çalkantılı bir dönemdeyiz. Artık otomotivde 'yıkılamayacak kadar büyük' diye bir şey kalmadı" değerlendirmesinde bulundu. ABD Vergileri Milyarlarca Euro Maliyet Getirdi Volkswagen CEO'su Blume, şirketin karşı karşıya kaldığı dış baskılara da dikkat çekti. Özellikle ABD'nin ihracata uyguladığı ek gümrük vergilerinin şirket üzerinde önemli bir mali yük oluşturduğunu söyledi. Blume, söz konusu vergilerin Volkswagen'e yıllık yaklaşık 5 milyar euro maliyet oluşturduğunu ifade etti. Ticaret savaşları, jeopolitik belirsizlikler ve küresel tedarik zincirindeki sorunlar, otomotiv üreticilerinin maliyetlerini artıran başlıca faktörler arasında gösteriliyor. Volkswagen İçin Kritik Dönem Başlıyor Volkswagen'in aldığı küçülme ve yeniden yapılanma kararları, yalnızca şirket çalışanları açısından değil, Almanya otomotiv sanayisi açısından da büyük önem taşıyor. Yüzyılı aşkın süredir ülkenin sanayi gücünün simgelerinden biri olan Volkswagen'in dönüşüm süreci, Avrupa otomotiv sektörünün geleceği açısından da yakından takip ediliyor. Şirketin önümüzdeki dönemde maliyetleri azaltma, elektrikli araç yatırımlarını sürdürme ve Çinli rakiplerle rekabet edebilme konusunda atacağı adımlar, Volkswagen'in küresel pazardaki konumunu belirleyecek.

Alman Pil Devi Varta İflas Başvurusunda Bulundu: Apple Kaybı Krizi Derinleştirdi Haber

Alman Pil Devi Varta İflas Başvurusunda Bulundu: Apple Kaybı Krizi Derinleştirdi

Almanya'nın en köklü pil üreticilerinden biri olan Varta, artan mali sorunlar nedeniyle dört ayrı iflas başvurusunda bulundu. 139 yıllık şirketin yaşadığı finansal krizlerde, önemli müşterilerinden Apple'ı kaybetmesi, yeni finansman kaynaklarına ulaşamaması ve küresel rekabet baskısının etkili olduğu belirtildi. Stuttgart Bölge Mahkemesi Sözcüsü, Varta tarafından yapılan iflas başvurularını doğrularken, gelişmenin şirketin geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olduğu ifade edildi. Şirketin son dönemde yaşadığı finansal sıkıntılar, özellikle yüksek borç yükü ve nakit akışı sorunları nedeniyle derinleşti. Varta'nın yeniden yapılanma süreci kapsamında faaliyetlerinin bölünmesi ve bazı bölümlerinin farklı yatırımcılara devredilmesi gündeme geldi. Finansman Desteği Gelmeyince İflas Süreci Başladı Reuters'ın daha önce aktardığı bilgilere göre Varta, en büyük hissedarları arasında bulunan Porsche AG ile Avusturyalı yatırımcı Michael Tojner'den ek finansman desteği bekliyordu. Ancak söz konusu yatırımcıların ilave kaynak sağlamayı reddetmesi üzerine şirketin iflas başvurusu hazırlıklarına başladığı bildirildi. Finansal darboğazdan çıkmak için çeşitli seçenekleri değerlendiren Varta, borç yapılandırma ve yeni yatırım arayışlarından beklediği sonucu alamayınca hukuki süreci başlatmak zorunda kaldı. Şirketin Bölünmesi Gündemde İflas süreci kapsamında Varta'nın bazı faaliyet alanlarının ayrılması değerlendiriliyor. Şirketin kârlı bölümlerinin farklı yatırımcılar tarafından satın alınabileceği belirtiliyor. Alman finans kuruluşlarından Deutsche Bank'ın, Varta'nın ev tipi pil bölümünü devralmayı planladığı iddia edilirken, şirketin büyük hissedarlarından Michael Tojner'in ise mikro pil bölümüne ilgi gösterdiği öne sürüldü. Uzmanlar, olası bir yeniden yapılanma sürecinin Varta'nın bazı bölümlerinin korunmasını sağlayabileceğini ancak şirketin mevcut yapısının önemli ölçüde değişebileceğini belirtiyor. Apple'ın Tedarik Kararı Gelirleri Sarstı Varta'nın mali krizinde en önemli gelişmelerden biri, teknoloji devi Apple'ın tedarik zincirinde yaptığı değişiklik oldu. Uzun yıllar boyunca Varta'nın önemli müşterileri arasında yer alan Apple'ın, AirPods kablosuz kulaklıklarda kullanılan CoinPower isimli şarj edilebilir düğme tipi pilleri Çinli üreticilerden almaya yöneldiği belirtildi. Apple gibi yüksek hacimli bir müşterinin kaybedilmesi, Varta'nın özellikle yüksek katma değerli mikro pil segmentindeki gelirlerini ciddi şekilde etkiledi. Şirketin küçük boyutlu, yüksek performanslı bataryalar konusunda önemli üreticilerden biri olduğu ancak Asyalı rakiplerin artan üretim kapasitesi nedeniyle rekabet baskısının giderek yükseldiği ifade edildi. 1887'den Bu Yana Faaliyet Gösteriyor 1887 yılında Almanya'da kurulan Varta, Avrupa'nın en eski pil üreticileri arasında yer alıyor. Şirket, kuruluşundan bu yana enerji depolama teknolojileri alanında faaliyet göstererek küresel ölçekte tanınan markalardan biri haline geldi. Varta'nın ürün portföyünde ev tipi alkalin piller, şarj edilebilir bataryalar, işitme cihazı pilleri, endüstriyel enerji çözümleri ve mikro bataryalar bulunuyor. Şirket ayrıca elektrikli araçlar, tüketici elektroniği ürünleri ve giyilebilir teknolojiler için lityum-iyon hücreler geliştiren firmalar arasında yer alıyor. Rekabet ve Maliyet Baskısı Krizi Büyüttü Varta'nın finansal sorunlarının yalnızca tek bir nedene bağlı olmadığı belirtiliyor. Son yıllarda Asyalı üreticilerin küresel pazardaki etkisinin artması, enerji maliyetlerindeki yükseliş, tüketici talebindeki zayıflama ve önemli müşterilerden gelen sipariş kayıpları şirket üzerindeki baskıyı artırdı. Özellikle Çin merkezli üreticilerin daha düşük maliyetlerle üretim yapabilmesi, Avrupa merkezli batarya şirketlerinin rekabet gücünü zorlayan faktörler arasında gösteriliyor. Varta, yaşadığı mali sıkıntılar nedeniyle 2024 yılında da borçlarını yeniden yapılandırma sürecine gitmişti. Ancak alınan önlemler şirketin finansal sorunlarını tamamen çözmeye yetmedi. Varta'nın Geleceği Belirsizliğini Koruyor İflas başvurularının ardından gözler şirketin yeniden yapılanma planına çevrildi. Varta'nın hangi bölümlerinin faaliyetlerine devam edeceği, hangi birimlerin yatırımcılara devredileceği ve şirketin gelecekteki yapısının nasıl şekilleneceği önümüzdeki süreçte netlik kazanacak. Almanya'nın teknoloji ve sanayi tarihinde önemli bir yere sahip olan Varta'nın yaşadığı kriz, Avrupa batarya sektörünün karşı karşıya olduğu rekabet ve maliyet sorunlarını da yeniden gündeme getirdi.

Siber Güvenlik Toplantısı 'nda 'te 'kritik altyapılar ve veri egemenliği' vurgulandı Haber

Siber Güvenlik Toplantısı 'nda 'te 'kritik altyapılar ve veri egemenliği' vurgulandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Siber Güvenlik Kurulu, Türkiye’nin siber güvenliğine ilişkin mevcut riskler ve geleceğe dönük tehdit eğilimlerini kapsamlı şekilde ele aldı. Kurulda, siber güvenliğin millî güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken, artan küresel rekabet, bölgesel gerilimler ve çatışmaların siber tehditleri daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekilirken, bu kapsamda siber güvenliğin yalnızca teknik değil; ekonomik, teknolojik ve toplumsal boyutlarıyla stratejik bir alan olduğu ifade edildi. Toplantıda, kritik altyapıların korunması, dijital sistemlerin güvenliği ve yerli-millî teknolojilerde kapasite artırımı öncelikli başlıklar arasında yer aldı. Veri egemenliği konusu da ayrı bir başlıkta ele alınarak, verinin stratejik bir değer olduğu ve dijital egemenliğin güçlendirilmesi yönünde kararlılığın sürdüğü belirtildi. Kurul ayrıca, siber dayanıklılık ve caydırıcılık kapasitesinin artırılmasını öncelikli hedefler arasına aldı. Önümüzdeki dönemde kurumlar arası eş güdümün güçlendirilmesi, yerli ve sürdürülebilir kapasitenin artırılması ile siber risklere karşı hızlı uyum kabiliyetinin geliştirilmesi konusunda mutabakata varıldı. Toplantıda; dijital altyapılar, enerji, finans, sağlık, savunma sanayii ve ulaştırma başta olmak üzere birçok alan “kritik altyapı sektörleri” olarak belirlenirken, bu alanların korunmasına yönelik somut adımların atılacağı bildirildi.

YÖK Başkanı Erol Özvar: Lisans eğitiminin üç yıla indirilmesiyle alakalı daha somut adımlar atabileceğimize inanmaktayım Haber

YÖK Başkanı Erol Özvar: Lisans eğitiminin üç yıla indirilmesiyle alakalı daha somut adımlar atabileceğimize inanmaktayım

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretim sisteminde son dönemde stratejik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşadıklarını ifade ederek, "Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor. Bununla birlikte üniversitelerin oynayacakları roller, üstlenecekleri sorumluluklar da yeniden tanımlandı. Yükseköğretim sistemleri artık yalnızca eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yapılar olmaktan çıkmaya başladı. Üniversiteler bilgi üretiminin, ekonomik gelişmenin, toplumsal dönüşümün ve küresel rekabetin merkezinde yer alan stratejik kurumlar haline gelmeye başladı. Bu değişim üniversitelerimizi hem kendi iç yapılarını hem de toplumla ve dünyayla kurdukları ilişkiyi yeniden düşünmeye zorlamaktadır" dedi. "Lisans eğitiminin süresiyle alakalı çalışma başlattık" Yükseköğretim Kurulu olarak, yükseköğretim sistemini tüm paydaşlarıyla birlikte nicelik merkezli büyüme anlayışından çıkardıklarını vurgulayan Özvar, "Kalite, istihdam uyumu ve toplumsal katkıyı esas alan bir yaklaşımı kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Bu dönüşüm sürecinde önemli gündem maddelerimizden birisi bildiğiniz üzere lisans eğitiminin süresiyle alakalı yapılan çalışmaları başlatmak olmuştur. Geçtiğimiz yılın Ekim ayında düzenlenen Üniversitelerarası genel kurul toplantısında bu konudaki düşüncelerimi ayrıntılı bir biçimde paylaşmış, üniversitelerimizden bu konuda çalışma yapmalarını rica etmiştim. İlerleyen süreçte istişarelerimize ve değerlendirmelerimize devam etmekteyiz. ÜAK bünyesinde oluşturulan komisyon da bu konu üzerinde bir süredir çalışmalarına devam ediyor. Bu çalışmaların belirli bir olgunluğa ulaştığını ve artık bunların üzerinde tartışabileceğimizi düşünüyorum" şeklinde konuştu. "Kontenjan konusunu yalnızca sayısal bir mesele olarak değil" Lisans eğitiminin üç yıla indirilmesinin çok boyutlu bir mesele olduğunu vurgulayan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, şöyle" Müfredatların sadeleştirilmesi, program kredilerinin yeniden değerlendirilmesi ve mevzuat düzenlemeleri gibi pek çok hususun dikkatle ele alınması gereken bir alana işaret etmektedir. Kamuoyu tarafından büyük merakla beklenen bu konuyla ilgili çalışmalardan istifade ederek artık daha somut adımlar atabileceğimize inanmaktayım. Yürüttüğünüz stratejik dönüşümün önemli bir boyutu da yükseköğretim programlarına ilişkin son yıllarda hayata geçirdiğimiz kontenjan politikalarıdır. Bu konuyla ilgili kapsamlı değerlendirmelerimi kısa bir süre önce hem kamuoyuyla paylaştım. Çok kısa şekilde bir kez daha ifade etmek isterim; kontenjan konusunu yalnızca sayısal bir mesele olarak değil, ülkemizin insan kaynağı planlamasının stratejik bir unsuru olarak ele almaktayız. Üniversitelerimizin akademik ve fiziki kapasitesi, iş gücü piyasasının ihtiyaçları ve geleceğin meslek alanları birlikte değerlendirilerek çok dengeli ve rasyonel bir planlama yapmaktayız. Bu süreci ilgili tüm kamu kurumlarıyla, sektör temsilcileriyle ve sivil toplum örgütleriyle yakın iş birliği içerisinde yürüttüğümüzü ve yürüteceğimizi de bilmemizi isterim. Amacımız mezunlarımızın istihdam imkanlarını güçlendiren, ülkemizin kalkınma hedefleriyle uyumlu ve sürdürülebilir bir yükseköğretim yapısı oluşturmaktır. Bu bakımdan başkanlığımıza ulaşan her türlü kontenjan ve yeni program açma taleplerini bu hususları göz önüne almak suretiyle değerlendirdiğimizi bilmenizi isterim" şeklinde konuştu. "Lisans programlarının içerik yapısının yeniden ele alınması" Kontenjanlar konusunda yaptıkları yeni düzenlemelerin, yükseköğretim sistemimizin karakteristik bir kısım özelliklerine de zarar vermeden ilerlemesi gerektiğini vurgulayan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, sözlerini şöyle sürdürdü, "Türk Yükseköğretim sistemimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın, Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetleri esnasında yükseköğretime yönelik yapmış olduğu yatırımlar sayesinde kazanmış olduğu erişilebilirlik vasfının zedelenmesini istemiyoruz. Yani üniversitelerimize hak eden, kazanan bütün gençlerimizin girebilmesini, okuyabilmesini fevkalade önemli bir öncelik olarak değerlendirdiğimizi de bilhassa ifade etmek isterim. Bizim kontenjanlar konusunda yapmış olduğumuz çalışma hiç şüphesiz birazdan da değineceğim gibi program ve bölüm açma ve kapatmayla yakından alakalıdır. Yükseköğretimdeki stratejik dönüşümün en önemli aşamalarından biri de biraz önce ifade ettiğim üzere lisans programlarının içerik yapısının yeniden ele alınmasıdır. Artık yalnızca teorik bilgiye dayalı bir eğitim anlayışının yeterli olmadığı açıkça görülmektedir. Öğrencilerimizi daha erken dönemde uygulama ile buluşturan, onları proje üretmeye teşvik eden ve gerçek hayat problemleriyle temas ettiren bir eğitim modeline geçişi gerekli görmekteyiz. Öğrencilerimizin çok sayıda ancak derinlik ve beceri kazandırmayan derslerle meşgul etmek yerine onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri, proje geliştirebilecekleri ve üretkenliklerini artırabilecekleri bir yapı kurmamız fevkalade önemlidir." "Öğrencilerin doğrudan üretim süreçlerine katıldığı bir model" Günümüz dünyasında ve ülkemizde yükseköğretimin en önemli meselelerinden biri olan uygulamalı eğitime de özel bir önem verdiklerini söyleyen Özvar, " Daha önce detaylarını paylaştığım üzere kısa süreli ve çoğu zaman sembolik kalan staj uygulamaları yerine öğrencilerin doğrudan üretim süreçlerine katıldığı, gerçek iş ortamlarında deneyim kazandığı bir modeli yaygınlaştırdığımızı, hep birlikte yaygınlaştırdığımızı burada kamuoyuyla paylaşabiliriz. Bu dönüşümün merkezinde iş yeri temelli uygulamada mesleki eğitim anlayışı yatmaktadır. Daha önceki buluşmamızda ön lisans ve lisans programlarında bir ya da iki dönemi kapsayan uygulamalı eğitim modellerini devreye alacağımızı ifade etmiştim. Bu konudaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam etmekteyiz. Gördüğümüz tablo şudur, sadece ön lisansta değil, lisansta da uzun süreli iş yerine, mesleki eğitime ağırlık verilen program veya bölümlerden mezun olan öğrencilerimizin istihdam oranları yükselmektedir. Bu gerçek apaçık bir şekilde ortaya çıktığına göre bütün üniversitelerimizin artık ortaya koyduğumuz bu vizyon ve perspektifle 3 + 1 hatta 2 + 2, 7 + 1 hatta 6 + 2 modelini hayata geçirmek için gerekli çalışmaları başlatmaları gerektiğini kendilerinden beklediğimizi bu toplantı vesilesiyle sizlere sunmak isterim. Eğitim öğretimleri esnasında uygulamayla, meslekle tanışan henüz istihdam piyasasına iş aramaya çıkmadan önce işverenle, işletmeyle, firmalar, iş ortamıyla tanışan öğrencilerimizin iş yeri sahiplerince de, işletme sahiplerince de benimsendiği bütün bize intikal eden bilgilerden, verilerden, geri dönüşlerden anlaşılmaktadır. Bu artık üniversitelerimizin bilgi aktarma, bilgi sunma faaliyetlerinin yanı sıra beceri kazandıracak etkinliklere daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini de kıymetli arkadaşlarım göstermektedir. Bu konuda Üniversitelerarası Kurul olarak inşallah gerekli çalışmaları yapacağınıza canı gönülden inanmak lazım. Mesleki eğitimden bahsettiğimizde organize sanayi bölgeleri içinde kurduğumuz OSB-MYO’lar öne çıkan bir diğer başlıktır. OSB yani organize sanayi bölgelerindeki meslek yüksekokulu modelimiz eğitim ile üretim arasındaki bağı güçlendiren en başarılı örneklerden biri olarak yükseköğretim sistemimizde önemli bir seviyeye ulaşmış bulunmaktadır. Bu modeli daha da yaygınlaştırmak önceliklerimiz arasında bulunmaktadır. Bu yönde atılacak adımları görüşmek üzere şubat ayında OSBÜK yönetimi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri ile üniversite temsilcilerimizin katılımlarıyla başkanlığımızda fevkalade verimli bir toplantı gerçekleştirdik. OSB-MYO modelini daha fazla yaygınlaştırmak ve güçlendirmek için çalışmalarımıza devam edeceğimizi ifade etmek isterim" dedi. "2026 alan bazlı dünya üniversite sıralamasında Türkiye’den 11 üniversitemiz var" Uluslararası sıralamaları tek başına bir hedef olarak, amaç alarak görmediklerini ve her vesileyle her platformda ifade etmeye çalıştıklarını söyleyen Özvar, "Ancak üniversitelerimizin bilimsel üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü göstermesi bakımından önemli de bulduğumuzu ifade etmek isterim. Bu alanda kaydettiğimiz yükselişin sürdürülebilir olması fevkalade önemli bir konudur. Bunun için tüm üniversitelerimizin gayret göstermesi hepimiz açısından beklenen bir faaliyettir. Bu konuda son dönemde memnuniyet verici neticeler aldığımızı gözlemlemekteyiz. Uluslararası bir sıralama kuruluşu tarafından bu hafta açıklanan 2026 alan bazlı dünya üniversite sıralamasında Türkiye’den 11 üniversitemiz bizim, farklı alanlarda ilk 500 içinde yer alması çok kıymetli bir gelişme veya haberdir. 100’ün üzerinde ülkeden yaklaşık 1.900 üniversitenin değerlendirmeye alındığı bu kapsamlı çalışmada elde edilen başarı üniversitelerimizin küresel akademik rekabette giderek daha güçlü bir konuma yükseldiğini ortaya koymaktadır. Üniversitelerimiz, bunu da ifade etmek isterim, küresel ölçekte sadece rekabetle öne çıkmamaktadır. Üniversitelerimiz belki ondan daha fazla oranda uluslararası iş birliği, ortak çalışmalarla temayüz etmektedir. Biz rekabetin iş birliğine bir alternatif olduğunu düşünmüyoruz. Tam aksine uluslararası iş birlikleri ve belki uluslararası rekabetten üniversiteler bakımından çok daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve bütün gayretlerimizi bu çerçevede yoğunlaştırıyoruz. Mühendislik ve teknoloji alanında İstanbul Teknik Üniversitesi 91. sıraya yükselerek dünyada ilk 100’e girme başarısı göstermiş; Ortadoğu Teknik Üniversitesi 103. , Boğaziçi Üniversitesi 236. , Koç Üniversitesi 243. , Sabancı Üniversitesi 266. , Yıldız Teknik Üniversitesi 273. , Bilkent Üniversitesi 290. ve Hacettepe Üniversitesi 364. sırada yer almıştır. Bu alanda toplam 8 üniversitemiz ilk 500 içerisindedir. Sanat ve beşeri bilimler alanında ise Ortadoğu Teknik Üniversitesi 242. , İstanbul Üniversitesi 279. , İTÜ İstanbul Teknik Üniversitesi 284. sırada yer almıştır. Hacettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi 305. sırayı paylaşmış, Koç Üniversitesi 383. , Ankara Üniversitesi 391. sıradan listeye girmiştir. Bilkent Üniversitesi 401 - 450 , Gazi Üniversitesi ise 451 - 500 bandında yer almıştır. Bu alanda toplam 9 üniversitemiz ise ilk 500 içerisinde yer almayı başlamıştır. Sosyal bilimler ve işletme alanına gelince; Ortadoğu Teknik Üniversitesi 173. , Boğaziçi Üniversitesi 217. , Koç Üniversitesi 252. , Bilkent Üniversitesi 278. , İstanbul Üniversitesi 346. sırada yer almış; İstanbul Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi 353. sırayı paylaşmıştır. Hacettepe Üniversitesinin 401 - 450 ve Ankara Üniversitesinin 451 - 500 bandında yer almasıyla bu kategoride, bu alanda 9 üniversite ile geniş bir temsil sağlanmıştır. Fen bilimleri ve tıp alanında da benzer bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek isterim. Hacettepe Üniversitesi 308. , Ankara Üniversitesi 390. sırada yer alırken; İstanbul Üniversitesi de 451 - 500 bandında listeye girmiştir. Bu alanda ilk 500’de yer alan toplam üniversite sayımız 3’tür. Son olarak doğa bilimleri alanında ise İstanbul Teknik Üniversitesi 251. , Ortadoğu Teknik Üniversitesi 300. sırada yerleşmiş; Ankara ve Hacettepe üniversiteleri de 451 - 500 bandında kendilerine yer bularak bu alanda ilk 500’e giren 4 üniversite arasında yer almıştır" dedi. "Yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve dijital teknolojiler önemli" Tüm bu verilerin üniversitelerin farklı disiplinlerde uluslararası ölçekte görünürlük kazandığını ve alan bazlı değerlendirmelerde iyi bir seviyeye ulaştığını net bir şekilde ortaya koyduğunu söyleyen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, rektörlere seslenerek "Ancak daha iyi neticeler elde etmek için hep birlikte gayret göstermeye devam etmeliyiz. Yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve dijital teknolojiler gibi alanlarda çalışmalarımız yoğun bir biçimde devam etmektedir. Bu alanlarda açılan yeni programların sürdürülebilirliği için nitelikli akademik insan kaynağının yetiştirilmesi kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir. Buna dair kadro izinleri Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı strateji ve bütçe başkanlığından alınmış bulunmaktadır. Öğretim elemanı yetiştirmek için farklı disiplinlerden mezunların bu alanlara yönlendirilmesini sağlayacak lisansüstü eğitim imkanlarını genişleteceğimizi bu vesileyle kamuoyuyla paylaşmak isterim. Yakın zamanda yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte doktora eğitimine ilişkin önemli bir yapısal değişikliği de hayata geçirdiğimizi bu vesileyle dile getirmek isterim. Öncelikli alanlarda doktora öğrencisi seçimi için merkezi bir sınav sistemi getiriyoruz. Bu yıl inşallah bunu başlatmış olacağız. Bu düzenleme ile doktora eğitimine giriş sürecinin daha şeffaf, ölçülebilir ve nitelik odaklı bir yapıya kavuşturmayı hedeflemekteyiz. Aynı zamanda bu sistem araştırma görevlisi kadrolarının stratejik alanlara yönlendirilmesini sağlayarak ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan kaynağının daha planlı bir şekilde yetişmesine katkı sunacaktır. Bununla birlikte lisansüstü eğitim mevzuatında gerçekleştirdiğimiz değişikliklerle doktora programlarına kabul süreçleriyle akademik kadro planlaması arasında daha bütüncül ve eşgüdümlü bir yapı oluşturuyoruz. Bu yaklaşım yükseköğretim sistemimizin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından fevkalade önemli bir başlık olarak önümüzde durmaktadır. Eğitim programlarının yeniden yapılandırılması, uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi, kontenjan planlaması, akademik insan kaynağının geliştirilmesi ve kalite odaklı yönetim anlayışı gibi konular stratejik dönüşüm sürecinin tamamlayıcı unsurları arasında yer almaktadır. Bu süreçte Üniversitelerarası Kurulun ve siz kıymetli rektörlerimizin rolünün fevkalade önemli olduğu açıktır. Başkanlığımız tarafından ortaya konulan politikaların sahada karşılık bulması, üniversitelerimizin bu süreci sahiplenmesiyle ancak mümkün hale gelecektir. Bu nedenle sizlerden istirhamım bu dönüşüm gündemine güçlü bir şekilde sahip çıkmanızdır, belirlediğimiz hedeflere hep birlikte ortak akılla ulaşacağız" diye konuştu

Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) : Kanatlı Eti İhracat Kısıtlamasının Ticari Sürdürülebilirliğe Etkileri Haber

Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) : Kanatlı Eti İhracat Kısıtlamasının Ticari Sürdürülebilirliğe Etkileri

Sürdürülebilir Ticaret Derneği Başkanı Gökhan Erol, Ticaret Bakanlığı tarafından dün duyurulan kanatlı eti ihracatının durdurulması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erol, gıda arz güvenliği ve fiyat istikrarı hedeflerini anlamakla birlikte, bu tür ani kararların ihracat odaklı ilişkilere vereceği zararlara dikkat çekti.Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) tarafından hazırlanan değerlendirmede, kararın muhtemel etkileri şu başlıklar altında sıralandı: Kazanılmış Pazarlar ve Müşteri Kaybı Uluslararası ticarette pazar kazanmanın ve müşteri güveni tesis etmenin yıllar süren emekler gerektirdiğini belirten Gökhan Erol, "İhracatçılarımızın tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği küresel pazar payı, bir sabah alınan ihracatı durdurma kararı ile ihracat pazarlarımızı rakiplerimize kaptırılma riskiyle karşı karşıyadır" dedi. Erol, tedarik zincirlerindeki bu kesintilerin Türk firmalarının "güvenilir tedarikçi" imajına ciddi zarar verdiğini vurguladı. Hukuki ve Ticari Taahhütler Kararın hukuki boyutuna değinilen açıklamada, ihracatçıların imzalanmış sözleşmelere ve teslim taahhütlerine uymak zorunda olduğu hatırlatıldı. Sevkiyatların aniden durmasının firmaları yüksek tazminat yükümlülükleri ve ticari davalarla karşı karşıya bırakabileceği ifade edildi. Ayrıca bu durumun lojistik ve ambalaj gibi yan sektörleri de sarsacağı öngörülüyor. Sürdürülebilir Ticaret Derneği’nden 3 Çözüm Önerisi İç piyasadaki fiyat dengesini korumak için ihracatı tamamen durdurmak yerine daha dengeli mekanizmaların devreye alınması gerektiğini savunan dernek, şu çözüm önerilerini sundu: Kota Uygulaması: İhracatın tamamen yasaklanması yerine belirli kotalar dahilinde devam etmesi ve mevcut sözleşmelerin korunması. Sektörel Destekler: Üretim maliyetlerini düşürecek hammadde destekleri ile iç piyasa fiyatlarının dengelenmesi. İstişare Mekanizması: Stratejik kararlar alınmadan önce sektör temsilcileriyle bir araya gelinerek geçiş süreçlerinin planlanması. Başkan Gökhan Erol, dış pazarlardaki varlığın korunması için kararın yeniden gözden geçirilmesi ve ihracatçılara gerekli esnekliklerin tanınması hususunda karar alıcıları adım atmaya davet etti. Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) Hakkında Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD), sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanlarında Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla kurulan öncü bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek; Yeşil Dönüşüm, Toplumsal Etki ve Küresel Rekabet olmak üzere üç ana sütun üzerine inşa edilen projeleriyle, Birleşmiş Milletler’in Sosyal ve Ekonomik Sürdürülebilirlik Amaçlarını gözetmektedir. Enerji verimliliğinden dijital kalkınmaya, toplumsal cinsiyet eşitliğinden eğitimde fırsat eşitliğine kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren STD, yerel üreticilerin küresel standartlara uyum sağlaması için stratejik yol haritaları geliştirmektedir. Bu kapsamda dernek, 2. Endüstriyel Sürdürülebilirlik ve Yeşil Dönüşüm Çalıştayı (ESYED) gibi ulusal çapta referans kabul edilen organizasyonların yönetiminde ve bilimsel süreçlerinde yer almaktadır. STD; kamu kurumları, akademi ve iş dünyası arasında sürdürülebilir bir gelecek için köprü görevi üstlenmeye devam etmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.