Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kaygı

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Kaygı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kaygı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bir araştırmada, insanların gece yarısı hayatı neden sürekli olarak daha kötü bulduklarını ortaya koyuyor. Haber

Bir araştırmada, insanların gece yarısı hayatı neden sürekli olarak daha kötü bulduklarını ortaya koyuyor.

University College London tarafından yürütülen UCL COVID-19 Sosyal Çalışma projesinden elde edilen verilere göre, bilim insanları 2020 ile 2022 yılları arasında 49.000'den fazla yetişkinden alınan yaklaşık bir milyon anket yanıtını analiz etti. Bu, gün boyunca ruh sağlığındaki dalgalanmalar üzerine yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. Basit "iyi veya kötü ruh hali" yaklaşımının aksine, bu çalışma ruh sağlığını altı spesifik göstergeye ayırıyor: depresyon belirtileri, kaygı, mutluluk düzeyi, yaşam memnuniyeti, yaşamda anlam duygusu ve yalnızlık hissi. Bu ayrım, psikolojik yaşamın karmaşıklığını daha doğru bir şekilde yansıtmaya yardımcı oluyor. Sonuçlar net bir eğilim gösterdi: Sabahları insanlar daha az depresyon ve kaygı belirtisi gösterdi ve kendilerini daha mutlu ve hayattan daha memnun hissettiler. Tersine, gün geceye doğru ilerledikçe bu göstergeler azaldı ve gece yarısı civarında en düşük seviyelerine ulaştı. Londra Üniversitesi Koleji'nin İngiltere'de 49.000'den fazla yetişkin üzerinde yaptığı geniş kapsamlı bir araştırma, ruh sağlığının genel olarak sabah saatlerinde en iyi, gece yarısında ise en kötü durumda olduğunu göstermiştir. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da, sonuçların tutarlılığı araştırmacıların özellikle dikkatini çekti. Sabah ve gece yarısı arasındaki fark, negatif belirtiler için %10'a kadar, pozitif göstergeler için ise yaklaşık %15'e kadar standart sapmaya ulaşabiliyordu. Dikkat çekici noktalardan biri, tüm faktörlerin eşit derecede dalgalanmamasıdır. Hayatın anlamlılığı duygusu gün boyunca en dramatik şekilde değişirken, yalnızlık duygusu neredeyse sabit kaldı; bu da yalnızlığın geçici bir duygu olmaktan ziyade daha uzun süreli bir durum olabileceğini düşündürmektedir. Çalışma ayrıca haftanın gününü de inceledi ve yaygın yanlış algıları çürüten sonuçlar buldu. "Pazartesi sendromu" yerine, mutluluk ve memnuniyet düzeyleri iş haftasının başında ve sonunda biraz daha yüksekti. Ancak, fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. En belirgin fark, hafta içi ve hafta sonu arasındaki günlük ritimde yatmaktadır. Hafta sonlarında duygular daha yoğun bir şekilde dalgalanır; sabah zirveye ulaşır, gün ortasında azalır, akşam tekrar yükselir ve gece yarısında dibe vurur. Öte yandan, hafta içi günler sabit bir programın etkisiyle daha istikrarlı olma eğilimindedir. Mevsimsel faktörler de önemli bir rol oynar. İlkbahar, yaz ve sonbaharda insanlar kışa göre daha az depresyon ve kaygı yaşarlar ve genellikle daha yüksek mutluluk seviyelerine sahiptirler. Bununla birlikte, "sabah daha iyi, gece daha kötü" kuralı mevsimler boyunca değişmeden kalır. Bilim insanları bunun nedeninin vücudun sirkadiyen ritminde yattığına inanıyor. Enerji ve stres tepkileriyle bağlantılı olan kortizol hormonu, uyandıktan kısa bir süre sonra zirveye ulaşır ve akşama doğru kademeli olarak azalır. Buna ek olarak, serotonin, dopamin, vücut sıcaklığı ve yorgunluk seviyeleri gibi faktörler de zihinsel durumu şekillendirmeye katkıda bulunur. Ancak biyolojik faktörler her şeyi açıklamıyor. Hafta içi ve hafta sonu arasındaki farklılıklar, iş, günlük rutinler ve etkileşimler gibi sosyal faktörlerin de ruh halini önemli ölçüde etkilediğini gösteriyor. Bu ruh hali dalgalanması tamamen rastgele değildir, aksine doğal biyolojik ritimlerin, özellikle kortizol hormonu üretim döngüsünün yanı sıra yaşam tarzı ve sosyal alışkanlıkların bir kombinasyonundan oluşur. Çalışmanın verileri, özellikle önemli psikolojik değişimlerin yaşandığı çalkantılı bir dönem olan COVID-19 pandemisi sırasında toplandı. Bu durum sonuçları etkilemiş olabilir, ancak aynı zamanda insanların krizlere nasıl uyum sağladığına dair de fikir vermektedir. Daha da önemlisi, çalışma ruh sağlığı sorunlarını "sadece uyuyarak atlat" tavsiyesine indirgemiyor. Yazarlar, depresyon, kaygı veya yalnızlığın sadece zamanla çözülemeyeceğini vurguluyor. Bununla birlikte, duyguların doğal bir ritmi olduğunu anlamak, insanların zorluklara daha hafif bir gözle bakmalarına yardımcı olabilir. Gece geç saatlerde olumsuz düşünceler bunaltıcı hale geldiğinde, bu sadece kişisel bir sorun değil, aynı zamanda biyolojik saatinizin bir parçası da olabilir. Ve bazen yapılacak en iyi şey, işlerin aslında daha hoş hale geldiği ertesi sabaha kadar beklemektir.

Türkiye İMSAD, Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı Haber

Türkiye İMSAD, Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı

Türkiye İMSAD'ın sonuçlarını açıkladığı “Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci” araştırması, Türkiye genelinde 7 bölgeden bin 67 kişiyle yürütüldü. Örneklem, TÜİK verileriyle uyumlu olacak şekilde cinsiyet, yaş, sosyoekonomik statü ve eğitim düzeylerine göre dengeli biçimde oluşturuldu. Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Küçükoğlu, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: “Ülkemiz topraklarının yüzde 66’sı, nüfusumuzun ise yüzde 71’i orta ve yüksek riskli deprem bölgelerinde yaşıyor. Risk alanı tanımı genişletildiğinde bu oran yüzde 90’a kadar çıkıyor. Her büyük depremin ardından toplum olarak tüm dünyaya örnek bir dayanışma sergiliyoruz. Arama kurtarmada, yardımlaşmada ve yaraları sarmada çok büyük bir güç ortaya koyuyoruz. Bu tablo, korkuya teslim olmayan bir toplum olduğumuzu gösteriyor." İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Küçükoğlu, zamanla gündemin değiştiğine dikkat çekerek, deprem sonrası gösterilen refleksin çok güçlü olduğunu belirtti. "Ancak zaman geçtikçe hayat normale dönüyor, korkuyu yeniyoruz ve deprem gündemden düşüyor. Oysa depremle mücadeleyi anlık reflekslerle sınırlamadan, kalıcı bir kolektif bilinç ve topyekûn mücadele anlayışıyla yürütmek zorundayız." ifadelerini kullanan Küçükoğlu, Türkiye’de her gün onlarca, her yıl on binlerce deprem olduğunu, depremin bu coğrafyada yaşamanın doğal bir parçası olduğunu aktardı. Araştırmanın ortaya koyduğu tabloyu da değerlendiren Küçükoğlu, “Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci araştırmamız toplumun depremi nasıl algıladığını ne kadar kaygı duyduğunu ne kadar hazırlandığını ve en önemlisi nerede tıkandığımızı gösteriyor. Veriler çok net: Türkiye depremi biliyor, depremden korkuyor ama yeterince depreme hazırlanmıyor." dedi. “Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci” araştırmasının sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 58,3’ü deprem konusunda kaygı taşıdığını belirtirken, her 10 kişiden yaklaşık 6’sı gündelik hayatında “ya olursa” duygusunu zihninin bir köşesinde taşıyor. Bu kaygı kadınlarda daha da belirginleşiyor; kadın katılımcılarda oran yüzde 67,7’ye yükseliyor. Toplumun yüzde 59,8’i hayatını ciddi biçimde etkileyen bir deprem deneyimi yaşamış durumda. Katılımcıların yüzde 40,6’sı önümüzdeki beş yıl içinde yıkıcı bir deprem yaşanma ihtimalini yüksek görürken, yüzde 45,5’i ise kendisini depreme hazır hissetmediğini ifade ediyor. Araştırma kapsamında katılımcılara yaşadıkları bölgeyi ne kadar riskli gördükleri sorulduğunda ortaya çıkan tabloya göre katılımcıların yüzde 54’ü yaşadığı bölgeyi deprem açısından “çok riskli” olarak tanımlıyor. Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) sahiplik oranı yüzde 41,6 seviyesinde kalırken, toplumun yarıdan fazlası olası bir deprem sonrasında ekonomik güvenceye sahip olmadan yaşamını sürdürüyor. Ayrıca katılımcıların yüzde 55,2’si acil durumlarda toplanma alanının yerini bilmediğini belirtiyor. Araştırmaya göre toplumun yüzde 73,1’inin evinde deprem çantası bulunmuyor. Katılımcıların yüzde 45,6’sı evinde hiçbir eşyayı sabitlemediğini belirtirken, yüzde 22,1’i yalnızca bazı eşyaları sabitlediğini ifade ediyor. Tüm eşyalarını sabitleyenlerin oranı ise yüzde 32,2’de kalıyor. Bununla birlikte katılımcıların yüzde 59,4’ü oturduğu binayı deprem açısından güvenli bulduğunu belirtirken, yüzde 74,5’i binası için bugüne kadar hiçbir risk tespiti yaptırmadığını söylüyor. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 42,5’i güçlendirme ve dönüşüm süreçleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını belirtirken, yüzde 57,7’si kentsel dönüşüm desteklerini tanımadığını ifade ediyor. Ayrıa katılımcıların yüzde 71,2’si doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmakta zorlandığını söylüyor. Katılımcıların yüzde 39,7’si kişisel çabaların sonucu etkilemeyeceğini düşünürken, yüzde 60,3’ü ise alınan önlemlerin depremde çok şeyi değiştireceğine inanıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.