Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Insani Yardım

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Insani Yardım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insani Yardım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Duran: Türkiye, diyalog kanallarını açık tutmaya devam etmektedir Haber

Duran: Türkiye, diyalog kanallarını açık tutmaya devam etmektedir

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İstanbul’da uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle buluştu. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde gazetecilerin üstlendiği sorumluluğa dikkat çeken Duran, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin zayıfladığını ve çok kutuplu bir yapının şekillendiğini belirtti. Türkiye'nin uluslararası sistemin çözüm kapasitesine yönelik eleştirilerini hatırlatan Duran, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın defalarca ifade ettiği gibi uluslararası sistemin küresel ölçekte sorunları çözme kapasitesi gittikçe zayıflamaktadır." dedi. Teknolojik dönüşüme ilişkin konuşan Duran, “Bugün iklim konuları, gıda güvenliği meselesi, teknolojik dönüşümün hayatımıza kattığı fırsatlar kadar riskler de geleneksel küresel sorunların yanına eklenmiş bulunuyor. Küresel olarak bu fotoğrafı çekebilmek için gazetecilerin çalışmaları, haberleri, katkıları en büyük delil olarak önümüzde duruyor” diye konuştu. Duran, Türkiye'nin dış politika ilkelerine ve sahadaki etkinliğine dair şunları kaydetti: “Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz Tahıl Girişimi’ne sağladığımız katkıdan İsrail’in soykırımına uğrayan Gazze’de ateşkes ve insani yardım çabalarına, Suriye’de istikrarın tesisi için verilen destekten Afrika’daki ara buluculuk girişimlerine ve Kafkasya’daki Karabağ işgalinin sonlandırılmasına kadar pek çok alanda barış ve istikrarı önceleyen ilkesel bir dış politika yürütüyoruz. Türkiye, diplomatik kapasitesini sahadaki tecrübesiyle birleştiren bütüncül bir devlet aklı ortaya koymaktadır” Dezenformasyonla mücadelenin önemine de değinen Duran, Türkiye Yüzyılı’nın bir parçası olan "İletişimin Yüzyılı" ideali çerçevesinde, uluslararası medya ile sağlıklı bir etkileşim sürdürmeye kararlı olduklarını belirtti.

MSB: Suriye’deki güvenlik ve istikrarı yakından takip ediyoruz Haber

MSB: Suriye’deki güvenlik ve istikrarı yakından takip ediyoruz

MSB, Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması açısından kritik önemde olan 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatlarına uymayan SDG’nin, 15 gün süreyle uzatılan ateşkesi tacizleriyle ihlal etmeyi sürdürdüğünü bildirdi. Bakanlık, bu durumun entegrasyon sürecini olumsuz etkilediğini vurguladı. Açıklamada, Suriye Hükümetinin bölgede insani yardım koridoru açmasının memnuniyet verici bir gelişme olduğu belirtildi. MSB, “Tek Devlet, Tek Ordu” ilkesi doğrultusunda, Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde, terör örgütleriyle mücadelesine ve savunma kapasitesinin artırılmasına destek vermeye kararlılıkla devam edecektir” ifadelerine yer verdi. MSB: Terörle mücadele ve hudut güvenliği faaliyetlerimiz kararlılıkla sürüyor Türk Silahlı Kuvvetleri, 1826’da İstanbul’da kurulan “Muzika-i Hümayun”un 200. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Armoni Mızıkası Komutanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, hudut güvenliği, terörle mücadele, savunma sanayi projeleri ve uluslararası iş birliği faaliyetlerini detaylı olarak açıkladı. Toplantıda TSK’nın son bir haftadaki faaliyetleri aktarıldı. Açıklamaya göre, 4 PKK’lı terörist teslim olurken, Suriye harekat alanlarında toplam 753 kilometre tünel imha edildi. Tel Rıfat bölgesinde 302 kilometre, Menbic bölgesinde ise 451 kilometre tünelin yok edildiği bildirildi. Hudut güvenliği kapsamında ise 7 gün 24 saat esasına göre yürütülen denetimlerde, yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 3’ü terör örgütü mensubu olmak üzere 173 kişi yakalandı, 876 kişi ise hududu geçemeden engellendi. Yıl genelinde yakalanan kişi sayısı 519, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı 4 bin 404 olarak kaydedildiği ifade edildi. Bakanlık, TSK’nın bölgesel ve küresel iş birliği faaliyetlerini de aktardı. Açıklamaya göre, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu bünyesindeki “Sınır Güvenliği Müşterek Teknik Koordinasyon Ekibi”, 26-31 Ocak tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret ederek sınır güvenliği, yasa dışı göç ve kaçakçılıkla mücadele konularında tecrübe aktardı. Ayrıca sınır güvenliği fiziki emniyet sistemleri hakkında yetkin savunma sanayi firmaları ziyaret edildiği bildirildi. Diplomatik temaslar kapsamında, Cumhurbaşkanı’nın Nijerya ve Özbekistan cumhurbaşkanlarıyla yaptığı görüşmelere refakat edildiği, 27 Ocak’ta Portekiz Savunma Bakanı ve Savunma Sanayii Başkanının katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirilen “Portekiz Deniz Kuvvetleri Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemisi Kızağa Koyma Töreni”ne iştirak edildiği ifade edildi. 27-28 Ocak’ta ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM), Fransa Genelkurmay Başkanı ve Suriye Arap Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ile ikili görüşmeler gerçekleştirildiği, Birleşik Arap Emirlikleri Kara Kuvvetleri Komutanının TSK tarafından Ankara’da ağırlanarak iş birliği konularının ele alındığı aktarıldı. Bakanlık tarafından Savunma sanayisinde ise ASFAT ana yükleniciliğinde İstanbul Tersanesi’nde inşa edilen Pakistan MİLGEM projesinin ikinci gemisi Khaibar’ın operasyonel hazırlık eğitimlerinin devam ettiği açıklandı.

Gazze’de Ateşkesten Sonra Derinleşen Sessizlik Haber

Gazze’de Ateşkesten Sonra Derinleşen Sessizlik

“Gazze’de Her Şey En Ağır Haliyle Devam Ediyor” Küresel kriz alanlarının derinleştiği bir dönemde, insani yardım diplomasisi artık yalnızca yardım ulaştırmakla sınırlı olmayan; sahada varlık gösteren, kamuoyu oluşturan ve uluslararası vicdanı diri tutan stratejik bir güç alanına dönüşmüş durumda. Türkiye, bu alanda devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte en etkin ülkelerden biri olarak öne çıkarken, Deniz Feneri Derneği Gazze’de yürüttüğü kesintisiz faaliyetlerle bu kapasitenin sahadaki en güçlü temsilcilerinden biri konumunda… Dernek, Gazze’de Kuzey, Orta ve Güney bölgelerinde konuşlanmış 550 kişilik gönüllü ve uzman saha ekibiyle insani yardım çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Buna ek olarak, olası enkaz, bombardıman ve afet senaryolarına karşı 100 kişilik profesyonel arama–kurtarma ekibi bölgede aktif görev yapıyor. Gazze’de Ateşkesten Sonra Derinleşen Sessizlik Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Mehmet Cengiz, ateşkes söylemlerinin sahadaki gerçekliği değiştirmediğine dikkat çekiyor. Uluslararası kamuoyunun ilgisinin azalmasıyla birlikte yardımların da ciddi biçimde düştüğünü vurgulayan Cengiz, Gazze’de yaşam mücadelesinin tüm ağırlığıyla sürdüğünü belirtiyor: “Gazze’nin büyük bir bölümü günde tek öğünle hayatta kalmaya çalışıyor. Kapılar açılsa, Türkiye sivil toplum kapasitesiyle Gazze’nin gıda ihtiyacını çok kısa sürede karşılayabilir. Sorun imkân değil, erişimdir.” Cengiz’e göre Gazze bugün yalnızca bir kriz alanı değil; küresel vicdanın sınandığı bir merkez hâline gelmiş durumda. Deniz Feneri’nin Gazze Operasyon Modeli Gazze’de insani yardım yürütmek, klasik yardım yöntemlerinin ötesinde bir kriz yönetimi, diplomasi ve saha koordinasyonu gerektiriyor. Deniz Feneri bu süreci iki temel yöntemle sürdürüyor: 1. İçeriden Satın Alma Modeli İsrail’in uyguladığı keyfi kısıtlamalar nedeniyle dışarıdan gönderilen yardım tırlarının bölgeye girişi büyük ölçüde engelleniyor. Bu nedenle Deniz Feneri, Gazze içindeki tedarik zincirlerini kullanarak yerel satın alma yoluyla gıda ve temel ihtiyaç maddelerini doğrudan halka ulaştırıyor. Bu yöntem hem yardım sürekliliğini sağlıyor hem de yerel ekonomiye sınırlı da olsa nefes aldırıyor. 2. Uluslararası Baskıya Rağmen Sevkiyat Türkiye’den hazırlanan yardımların Gazze’ye ulaştırılması için diplomatik girişimler, uluslararası STK iş birlikleri ve çok katmanlı lojistik planlamalar eş zamanlı yürütülüyor. Sahadan Gelen Güncel Rakamlar: Gazze’de Dev Bir İnsani Operasyon Deniz Feneri Derneği’nin 07 Aralık 2023 – 25 Ocak 2026 tarihleri arasında Gazze’de yürüttüğü çalışmaların güncel verileri, sahadaki varlığın boyutunu net şekilde ortaya koyuyor: 16 aşevi aracılığıyla 6 milyon 350 bin kişiye sıcak yemekGünlük ortalama 45 bin 500 öğün yemek dağıtımı7 aktif su kuyusuTankerlerle 2 milyon 485 bin kişiye içme suyuToplam 1.040 çadır tedariki550 çadırın doğrudan ailelere ulaştırılmasıKuzey ve Güney Gazze’de iki kamp alanı kurulumu40 çadır okul201 öğretmen, 6000 öğrenciÖğrencilere günlük sıcak yemek, kırtasiye, kıyafet ve psikososyal destekEl Vefa Hastanesi iş birliğiyle aylık 7.000’den fazla hastaya sağlık hizmetiMobil sağlık ekipleriyle aylık 1.500 kişiye sahada tedaviToplam 110 tır insani yardım15 tır gıda kolisi, 7 tır un, 2 tır hijyen paketi2.000 çocuğa giyim desteği4.000 kişiye zekât, fitre ve fidye1.500 aileye bayram yardımı, 500 çocukla bayramlaşma100 kişilik aktif arama–kurtarma ekibi Bu rakamlar, Gazze’de bir sivil toplum kuruluşu tarafından yürütülen en kapsamlı ve sürekli insani yardım operasyonlarından biri olarak kayda geçiyor. “Gazze’de Her Şey En Ağır Haliyle Devam Ediyor” Mehmet Cengiz’in sahadaki gözlemleri, rakamların ötesinde insani tabloyu gözler önüne seriyor: Çadır kuracak alanlar tükenmiş durumda.Elektrik, yakıt ve temiz su yok denecek kadar sınırlı.Çocuklar temel gıdaya erişmekte zorlanıyor.Aileler yıkılmış binaların gölgesinde hayatta kalmaya çalışıyor. Deniz Feneri, tüm bu şartlara rağmen saha kapasitesini artırarak çalışmalarını sürdürüyor. Uluslararası İmaj Çöküşü ve Türkiye’nin Rolü Cengiz’e göre, 7 Ekim sonrası süreç İsrail’in uluslararası meşruiyet algısını derinden sarstı: “İnsani yardımı dahi engelleyen bir yapı, kendi yüz yıllık imajını kendi elleriyle yıktı.” Bu süreçte Türkiye, devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte Gazze’de en etkin ve güvenilir aktör olarak öne çıkıyor. Sonuç: İnsani Yardım Bir Strateji Değil, Vicdan Meselesidir Mehmet Cengiz’in sözleriyle: “Gazze bir coğrafya değil, vicdanların sınandığı bir yerdir. O çocukların gözlerinde hâlâ umut var. Bu umut, bizim dayanışmamız sürdükçe yaşayacak.”

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç Haber

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının gerçekleştirildiğini belirterek, kamu diplomasisinin dezenformasyonla mücadelenin ve stratejik iletişimin merkezinde yer aldığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının yapıldığını açıkladı. Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Duran, toplantının hayırlara vesile olmasını dileyerek emeği geçenlere teşekkür etti. Kamu diplomasisinin, iletişimin bir silah gibi kullanıldığı günümüzde kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Duran, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde güvenli ve etkili iletişim ekosistemleri kurduğunu, dezenformasyonla kararlı bir şekilde mücadele ettiğini ifade etti. Temiz bir iletişim ekosistemi oluşturmanın zorunluluk olduğunu belirten İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu kapsamda sporculardan sanatçılara, diplomatlara ve sivil aktörlere kadar toplumun tüm kesimleriyle iş birliği yapıldığını ifade ederek, Türkiye’nin coğrafi ve tarihî konumunun hem fırsatlar hem de sınamalar barındırdığını dile getirdi. Duran, Gazze’deki saldırılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bölgesel krizlerde Türkiye’nin barış ve istikrar için aktif rol üstlendiğini söyledi. Savunma sanayisinden kültür, medya ve sanat alanlarına kadar birçok unsurun kamu diplomasisine katkı sunduğunu belirten Duran, Türkiye’nin hikâyesinin kendi değerlerinden hareketle evrensel bir dille anlatılması gerektiğini ifade etti. Duran ayrıca, 2024-2029 Türkiye Kamu Diplomasi Stratejisi Belgesi ile stratejik iletişim, dijitalleşme ve dezenformasyonla mücadelede yol haritasının belirlendiğini aktardı. Bu kapsamda hayata geçirilen Kamu Diplomasisi İzleme Sistemi (KADİZ) ile kamu kurumlarının faaliyetlerinin dijital ortamda izlendiğini belirten Duran, sistem sayesinde 139 ülkede yürütülen çalışmaların analiz edilebildiğini vurguladı. “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” mottosuyla barış, istikrar ve adaleti önceleyen söylemlerin uluslararası alanda güçlendirildiğini ifade eden Duran, insani yardım faaliyetleri, dizi ve sinema sektörü ile kültürel unsurların da kamu diplomasisinin önemli araçları arasında yer aldığını kaydetti.

Ümit Özdağ : Türkiye iki partiye mahkum değil. Haber

Ümit Özdağ : Türkiye iki partiye mahkum değil.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, partisinin tuzla ilçe başkanlığında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı Nazif Okumuş 'un aktardığı basın bildirisidir. Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Basın Açıklaması : “Çok değerli Tuzla sakinleri, ben de fırtınalı bir gecenin sonrasında bana sabahın bu erken saatinde sizlerle bir araya gelme fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Tuzla'da yaşamak hem İstanbul'da yaşamak hem de bir ayağı Ankara'da olmak gibi. Ankara'ya en yakın ilçelerin başında geliyor. Biz de Zafer Partisi olarak 2026 senesine İstanbul'da başladık. Çünkü İstanbul, Yunanistan, Bulgaristan ve Arnavutluk’un toplamından daha fazla insanın yaşadığı bir şehir demek zor adeta bir ülke. Gündüzleri 21 milyon, geceleri 19 milyon kişi yaşıyor bu şehirde. Bu şehir, bu büyük nüfusla, ülkeleri aşan nüfusuyla aynı zamanda ağır sorunları da taşıyor. Ancak bu şehir derken, bu şehir adına bu sorunları taşıyan ilçeler ve İstanbul'da her ilçe Anadolu'daki orta büyüklükteki bir kentten daha büyük, adeta kendisi bir kent. Tuzla da öyle, 300 bini aşan nüfusuyla Anadolu'daki birçok kentten daha büyük. Onun için İstanbul'u anlamak her bir ilçeyi, ilçenin meselelerini bilerek ve ona çözüm üreterek mümkün. Biz de bundan dolayı her bir ilçede bir gün sahada çalışmalar yaparak, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek, daha sonra esnaf ziyaretleri gerçekleştirerek, kentin, ilçenin değişik, önemli temas noktalarında vatandaşlarımızı dinleyerek meseleleri bir de onlardan öğrenmek ve kendi çözüm önerilerimizi anlatmak istiyoruz. Türkiye’nin ister Tuzla'da yaşayın ister Sinop’ta ister Muğla'da ister Hakkâri’de bir de ortak sorunları var. Bu ortak sorunlarının başında da küçük bir azınlık İsviçre'de yaşar gibi yaşar ve İsviçre'de tüketir gibi tüketirken, büyük bir bölümün de ne yazık ki Irak'ta yaşar gibi yaşamaya zorlanması. 9 seneden beri asgari ücretlinin, dar gelirlinin, sabit gelirlinin, milli gelirden aldığı pay azalıyor, yani fakirleşiyor. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetimin 9 seneden beri fakirleştiği bir Türkiye'de, şimdi 20 bin lira maaşla insanlar kiraların 15-20-25 bin bandında olduğu bir ülkede nasıl geçinecekler, nasıl hayatta kalacaklar. Açlık seviyesinin altında bir emekli maaşı veriliyor. Öte yandan milyonlarca insan asgari ücretle hayata tutunmaya çalışıyor ama tutunamıyor. Özetle Türkiye'nin en temel meselelerinin başında hiç şüphesiz bu ülkenin zengin ama bu ülkenin insanlarının çok büyük bir bölümünün fakir olması, yanlış politikalarla fakirleştirilmesi geliyor. Siyaset, kaynakları nasıl dağıtılacağına karar vermektir. İktidardaki siyasetçi, hastane nereye yapılacak, okul nereye yapılacak, barajlar nereye yapılacak, yollar nerelerden geçecek, hep bunların kararını vermek zorunda. Ama siyasetçi aynı zamanda hangi şirket hangi ihaleyi alacak, hangi kişi hangi iş yerinde işe yerleştirilecek ve kim ne kadar maaş alacak, onun da kararını veriyor. Ve görüyoruz ki yıllardan beri bu konuda büyük adaletsizlikler yapılıyor. 5 tane şirket var hepimiz duyuyoruz. Bütün ihaleleri bu şirketler alıyor. Ya Türkiye'de başka şirket yok mu? Toplam almış oldukları ihale tutarı 250 milyar doları geçti. Sonra siz çocuklarınızı bir işe sokmakta zorlanırken bazıları 3 çocuklarını 4 çocuklarını hem ayrı ayrı işe yerleştiriyorlar hem de o çocuklar birkaç yerden maaş alabilecek duruma geliyorlar. Bu adalet mi? Ya da sizin çocuğunuz küçük bir hata yapsa hemen hapis cezası ile çarptırılırken bu, ben onlara mavi kanlılar diyorum, mavi kanlıların çocukları trafik kazası yapıp adam öldürdüklerinde bile içeriye girmiyorlar. Doğru mu arkadaşlar? Bu adalet değil. Bugün 22 seneden beri Türkiye'de yaşanan Türkiye'de kalkınma da değil. Ne adalet var ne kalkınma var. Diyebilirsiniz ki ya bunca yol yapıldı, bunca tesis yapıldı, bunca hastane yapıldı. Ben meseleye öyle bakmıyorum değerli arkadaşlar. Nasıl bakıyorum biliyor musunuz? Ben iyi bir Fenerbahçeliyim. Bugünlerde iyi bir Fenerbahçeli olmak iyi bir şey mi ondan da çok emin değilim. Bir türlü şampiyon olamadık. Nerede Ali Başkan kaçtı galiba gördünüz mü? Biliyorum ki Fenerbahçe'yi 3. sırada lig başladıktan sonra şampiyon yapmak için alan bir antrenör lig boyunca Fenerbahçe'ye daha fazla gol attırsa daha az gol yedirse ama lig bittiğinde Fenerbahçe 3. sıradan 6. sıraya gerilerse o antrenör başarılı bir antrenör değildir değil mi? Demek ki diğer takımlar daha da fazla gol atmışlardır daha da az gol yemişlerdir. Şimdi arkadaşlar AK Parti iktidara geldiğimde Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisiydi. Bugün 23.'ye geriledi. Demek ki yapılan yoldu, şuydu, buydu, bunca toplanan paraydı. Ortadaki sonuç, kalkınmayan bir Türkiye, gerileyen bir Türkiye, diğerleriyle kıyaslandığında. Tabi, bu bir kötü yönetimin sonucunda oluyor. Nasıl bir kötü yönetim? Emekliye zam yaparsak enflasyon artar, diyorlar. Ama, bakın, Suriye'de Beşar Esad'ı devireceğiz, diyerek, bu ülkeye kayıtlı 5 milyon, kayıtsız 2 milyon, toplam 7 milyon Suriyelinin gelmesine yol açtılar. Sonra dediler ki, bu ensar, muhacir meselesidir. Konu kötü yönetimi, din kisvesi altına sığdırmaya çalıştılar. Oysa, Mekke'den Medine'ye göç eden muhacir sayısı 191 diye tahmin edilir. Orada bile ensarla muhacir arasında kavga çıkmıştır. Peygamberimiz araya girmiştir ve kavgayı yatıştırmaya çalışmıştır. Daha Peygamberimizin, Hz. Muhammed'in hükmünü dinlemedikleri için, çıkan kavgada ayet gelmiştir kardeşim. Siz buraya 5 milyon kayıtlı, 2 milyon kayıtsız adam aldınız. Afganistan'dan milyonlar geldi. Beraberlerinde uyuşturucu getirdiler, birazdan o konuya da geleceğim. Sınırlarımızı açtınız ve bu gelenlere yılda 11 milyar dolar para harcadınız. Avrupa Birliği'nden falan değil. Bakın, Erdoğan'ın kendi açıklaması var. Bu nasıl Birleşmiş Milletler diyor. Hepsi buraya geliyor diyor. Bizim alnımızda enayimi yazıyor diyor. Bindiririm uçaklara, bindiririm trenlere, otobüslere, yollarım bunları 3. ülkelere diyor. Ama yollamadı ve kaldılar. Bakın şimdi en fazla giden sayısı 600 bin, onlar da memnun değilmiş. Özetle, bugün eğer bu ekonomik sıkıntıları yaşıyorsak, bu kötü politikaların sonucudur. Bunca insan geldiğinde kira fiyatları artmaz mı? Artar. Bunca insana vatandaşlık satıp, ev fiyatlarını, gayrimenkul fiyatlarını, normal bir Türk vatandaşının alamayacağı derecede yükseltirseniz enflasyon artmaz mı? Bunca insan bu ülkede tüketirse, domatesin fiyatı, peynirin fiyatı artmaz mı? Artar. Ondan sonra gıda enflasyonunda dünya birinci oluyor. Sizin yaptığınız yanlış politikalardan dolayı bu noktaya geldik. Sonra övündüler, biz dünyada insani yardım yapmakta birinciyiz diye. Evet, dünyada insani yardım yapmakta Türkiye maalesef birinci. Gayrisafi milli hasılasına göre dünyada en fazla diğer ülkelere insani yardım yapan ülke Türkiye, 7 milyar dolar. Her yıl 7 milyar dolar Afrika’daki ülkelere insani yardım yapıyor. Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz geçsinler diye. Amerika'dan sonra 2.’yiz ama gayrisafi milli hastalığımızı ölçün diye 1. sıradayız. Biz Almanya'dan zengin miyiz? İsviçre'den zengin miyiz? Katar'dan zengin miyiz? Birleşik Arap Emirlikleri'nden, Suudi Arabistan'dan zengin miyiz ki bu halkın da insan olduğunu unutup burada emekli, dul, yetim, asgari ücretli hayata tutunmaya çalışırken siz bu milletin 7 milyar dolarını Afrika'da ve dünyanın değişik ülkelerinde har bulup harman savuruyorsunuz. Evet, bugün açlık sefalet varsa, millet fakirse bu bütün politikaların neticesidir. Ve şimdi enflasyonu düşüreceğiz, güzel de 3 seneden beri düşmeyen enflasyon olur mu? Tamam halk tüketmesin, halk tüketmesin ama önce siz tüketmeyin, önce siz bu israfa son verin. Bakın şimdi NATO toplantısı yapılacak diye Ankara'da özel havaalanı genişletmesi yapıyorlar, o havaalanından da saraya özel yol yapıyorlar arkadaşlar. Sadece yolun mimari tasarımına 9 milyon lira harcamışlar. Hangi NATO ülkesinde NATO toplantısı yapılacak diye özel havaalanı genişletmesi ve özel yol yapılır? Bu milletin, bu fakir milletin parasını nasıl harcıyorsunuz siz? Biz de buna isyan ediyoruz tabii. Yine, bu ülkenin en ağır sorunlarından bir tanesi sizin Tuzla'da da yaşadığınız, uyuşturucunun her geçen gün biraz daha yayılması, organize suç örgütlerinin, çetelerin esnafı haraca kesmesi, organize suç örgütlerinde Türkiye, Avrupa'da 1., dünyada 14. sırada arkadaşlar. Ve sanal kumar hepimizin cep telefonlarında ve aileleri parçalanmaya sürüklüyor. Bununla mücadele ediliyor mu? Hayır, gerçek bir mücadele yok. Ünlüleri tutukluyorlar, hiç itirazımız yok. Tutuklansınlar ünlüler, hiç itirazımız yok. Ama siz bu arada infaz yasasıyla oturup torbacıları dışarı çıkartıyorsanız, bunun hiçbir anlamı yok. Bakın Ümraniye'de bir genç kız, polis kardeşimiz, 172 tane dosyası olan bir sabıkalı tarafından şehit edildi gencecik çocuk. Doğru mu? Ya bu 172 tane dosyası olan adam niye sokakta dolaşıyor kardeşim? Niye sokakta dolaşıyor? Onun gibi binlercesi var. Onun için uyuşturucuyla mücadele, organize suçla mücadele, sanal kumarla mücadele için yasal değişiklikler yapacağız. Ve sadece uyuşturucuyla mücadele için bir yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Sanal kumarla mücadele için yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Arkadaşlar tedavi gönüllü olmaktan çıkacak, tedaviyi zorunlu hale getireceğiz. Bir uyuşturucu bağımlısı tedavi olana kadar toplum için tehdittir, bir canlı bombaya benzetiyoruz biz onu. Annesinin, babasının veya bir başka akrabasının iki satırlık talebiyle, mahkeme kararıyla zorunlu tedavi altına alacak. İstanbul'da mı yaşıyor? İstanbul'dan alacağız, Anadolu'da kırsal bölgelerde açılmış rehabilitasyon merkezlerine götüreceğiz. Orada çalışarak, rehabilite olarak, sağlıklı bireyler olarak annelerine, babalarına geri gelecekler. Ve uyuşturucu patronların mal varlığına el koyacağız. Şimdi mevcut düzenlemede bu çok zor. Neymiş? O parayla şey arasında bağ kurmak lazımmış. Eroin arasındaki veya uyuşturucu arasındaki bağ kurmak lazımmış. E uyuşturucu sattıkları zaman KDV fişi kesmiyorlar ki kardeşim. Nasıl bağ kuracaksınız? Bu yasal düzenlemeyi de değiştireceğiz ve burada el koyduğumuz parayı uyuşturucuyla mücadeleye harcayacağız. Bakın, ülkenin değişik yerlerinde toplantılarda evlatları uyuşturucu kullanan annelerle konuşuyoruz. Onların çektiği acıyı nakletmek mümkün değil. Çocukları tarafından dövülüyorlar, küfrediliyorlar, ölümle tehdit ediliyorlar, yaralanıyorlar. Çocuklarını yaralayanlar var. Çocuklarına ölmesi için dua eden anneler, babalar var. Bir tanesi, hiç unutmuyorum, babamız vefat ettikten sonra oğlum evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı. Evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı, beni dövdü. Sonra evde bir tek buzdolabı kalmıştı, onu da sattı. Sonra evi satacaksın diye beni tehdit etmeye başladı. Evi satmayınca evi ateşe verdi. Şimdi dedi, çok şükür hapiste, çok şükür. Bu, bütün uyuşturucu kullanan annelerin ortak dileği, çocukların hapse girmesini istiyorlar. Ama hapis bir çözüm değil bugünkü durumda. Sonra arada bir çay içerken, o kadıncağız yanıma geldi, dedi ki, ya Ümit Bey, oğlumun uyuşturucudan bütün dişleri döküldü, yemek yiyemiyor. Acaba ona bir takma diş yaptırmamız mümkün mü? Yani oğlundan o kadar çekmiş ama hala oğlunu düşünüyor. Özetle değerli arkadaşlar, bu toplumsal bir yara olmanın ötesinde ülkemize yönelik ağır bir tehdit. Ve bu ağır tehdidi aşacak politikaları Zafer Partisi temsil ediyor. Türkiye'nin en büyük başındaki diğer bela, sığınmacı ve kaçakların oluşturduğu ağır yükü, Türk halkının omuzlarından alacak tek partinin Zafer Partisi olduğu gibi. Bakın, hiçbir siyasi parti bizim konuştuğumuz konuları, hayati konuları, Türk milletinin gerçek derdi olan konuları konuşmuyor. Ne sığınmacıları konuşuyorlar ne uyuşturucuyu, sanal kumarı ne organize suç örgütlerini konuşuyorlar. Oysa Türk halkı bunlarla iç işe yaşıyor. Her gün karşımıza çıkıyor. Bazen görmemezlikten geliyoruz ama görmemezlikten gelmek de mümkün değil. Muhakkak bu ülkede, bu içine girmiş olduğumuz ekonomik kriz değil artık ekonomik buhrandan çıkmak için dünya yapay zekâ destekli bir sanayi devrimi yaşarken dünyanın olağanüstü şekilde gerisinde kalmamak için büyük bir atılım yapmamız gerekiyor ekonomide. Bu atılım arkadaşlar adalet sağlanmadan olmaz. Adaletin olmadığı yerde ekonomik gelişme olmuyor. TÜSİAD başkanı küçük bir eleştiri yapıyor, adamı içeri alıyorlar. Böyle bir çerçevede hangi yabancı sermaye Türkiye'ye gelir? Bırakın Türkiye'ye yabancı sermaye gelmesini, Türk sermayesi yurt dışına kaçıyor. İşte Mısır'a giden Türk tekstil sanayi 5 milyar dolar tutarımda. 342 bin tekstil işçisi Türkiye'de işsiz kalmış. Her bir işçiyi lütfen üçle çarpın ailesiyle birlikte. İşte bu kadar insan şimdi işsiz durumda. İtalya'ya giden tekstil firmalarımız var. Fasa giden tekstil firmalarımız var. Türk iş adamları yurt dışında ev satın alıyorlar. Yabancıların Türkiye'ye getirdiği paradan daha fazlası Türkiye'de adaletsizlik hâkim olduğu için yurt dışına gidiyor. Bakın adaletsizlik için çok örnek verebilirim. Benim hapse atılmam ve 5 ay içeride mahkûm tutulmam dahil. Ama bir tek örnek var. Anayasa Mahkemesi kararları bütün devlet kurumlarını vatandaşları bağlar. Bugün Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor kardeşim. Onun için kimse bize Türkiye'de hukuk devleti var demesin. Bu Bin Bir Gece Masallarından daha büyük bir masaldır. Türkiye'de hukuk da yok devleti de yok. Ne zamanki Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaya başlarsınız o zaman hukuk devleti için Türkiye'de ancak umut olur. Hukukun olmadığı yerde kalkınma olmaz. Eğitimin güçlü sağlam bilimsel temeller üzerine oturmadığı bir ülkede de kalkınma olmaz. Şimdi daha genç çiftler çocukları olmadan çocuğumuzu hangi kolejde okutacağız buna nasıl para ayıracağız diye düşünüyorlar. Niye kolejde okutmak istiyorsunuz çocuklarınızı? Çünkü devlet okullarına olan inanç ortadan kayboldu. Oysa eğitim bir yurttaş hakkıdır. Devlet okullarının kalitesinin yüksek olmasını beklemek bizim için doğal bir beklentidir. Çok değerli Tuzlalılar bakın, çocuklarımızı yanlış bir eğitim sistemi içerisinde yanlış bir meslek yönlendirmesine tabi tutuyoruz. ‘Benim çocuğum üniversite okusun’. Herkesin doktor olduğu, herkesin mühendis olduğu, herkesin yazılımcı olduğu bir ülke düşünebilir misiniz? Bu ülkede bizim arabalarımızı tamir edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim duvarlar inşa edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim su tesisatlarını kuracak ustalara ihtiyacımız var. Herkesin üniversite mezunu olması, ancak üniversite mezunu olduğunda bilgili olunacağına dair inanç ortadan kaldırılmalı. Onun için biz meslek liselerini tekrar güçlü bir şekilde açmanın şart olduğunu düşünüyoruz. Ve bunu da gerçekleştireceğiz inşallah. Nasıl gerçekleştireceğiz? Dışarıdaki karışıklıkları, kaosları her gün seyrediyorsunuz televizyonlarda. Şimdi İran karıştı, Suriye'de zaten karışıklık 2011'den bu yana devam ediyor. Ve bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan çıkartamaz. Bakın bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan kurtaramaz, çıkaramaz. Ama biz Zafer Partisi olarak Türkiye'yi bu dış sorunlardan da bu içerideki ağır meselelerden de çıkartacak yol haritasına, kararlılığa ve kadroya sahip bir partisi. Türkiye iki partiye mahkûm değil. Bugünkü siyasal sistem muhakkak ama ittifakları da gerektirir. Ve önümüzdeki seçimde de muhakkak ittifaklar olacak. Biz de Zafer Partisi olarak, ben DAM İttifakı diyorum, yani DEM, AK Parti ve MHP'nin oluşturduğu ittifaka, onların damdan düşeceğini de görüyoruz. Yapacağımız ilk şey, her iktidarın bir ilk gün gündemi var ya, yapacağımız ilk şey inşallah birinci gün emekli, dul ve yetim maaşlarına güçlü bir zam yapmak olacak. Çünkü bu seçimlerden sonra Sayın Erdoğan’ı da Sayın Bahçeli’yi de emekliye ayıracağız.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.