Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ifade

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Ifade haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ifade haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Diyarbakır’da şüpheli kadın ölümü: Hamile Nurcan Akpirinç’in ailesi adalet istiyor Haber

Diyarbakır’da şüpheli kadın ölümü: Hamile Nurcan Akpirinç’in ailesi adalet istiyor

Tartışmanın ardından annesini aradı Olay, 20 Haziran akşamı Bağlar ilçesine bağlı Çiçekliyurt Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, dini nikahla birlikte yaşadığı M.A. ile tartışan Nurcan Akpirinç, annesini telefonla arayarak ailesinin yanına gitmek istediğini söyledi. Ailenin aktardığına göre Akpirinç’in annesi, kızının daha önce de benzer şekilde evden ayrılmak istediğini belirterek başka bir yakınının evine gitmesini istedi. Bir süre sonra Akpirinç’ten haber alamayan ailesi, genç kadının yaşadığı eve gitti. Ancak aileye Nurcan’ın evde olmadığı söylendi. Ailesi evden ayrıldıktan yaklaşık 2 saat sonra ise genç kadının aynı evin misafir odasında asılı halde bulunduğu haberini aldı. İhbar üzerine adrese sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde Nurcan Akpirinç’in hayatını kaybettiği belirlendi. Cenaze, olay yerindeki incelemenin ardından otopsi için morga kaldırıldı. Kesin ölüm nedeni henüz belirlenmedi Otopsi tutanağında Nurcan Akpirinç’in kesin ölüm nedeninin henüz tespit edilemediği belirtildi. Ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla genç kadından toksikolojik ve histopatolojik incelemelerde kullanılmak üzere kan ve doku örnekleri alındı. Ayrıca cesedin boyun bölgesinden elde edilen çift hatlı halat da delil olarak muhafaza altına alınarak incelemeye gönderildi. Kesin ölüm nedeninin yapılacak laboratuvar ve patolojik incelemelerin ardından netleşmesi bekleniyor. Ablası: "Kardeşim evin içinde asılı bulundu" Nurcan Akpirinç’in ablası Pınar Akpirinç, olay günü yaşananlara ilişkin ailesinin anlatımlarını paylaştı. Pınar Akpirinç, kardeşinin ölümünden önce annesini arayarak eşiyle tartıştığını ve ailesinin yanına gelmek istediğini söylediğini aktardı. Ailenin daha sonra eve gittiğini belirten Akpirinç, kendilerine Nurcan’ın evde olmadığının söylendiğini ifade etti. Ablası, aile eve döndükten yaklaşık 2 saat sonra kardeşinin hayatını kaybettiğini öğrendiklerini belirterek, Nurcan’ın evin içinde asılı halde bulunduğunu söyledi. Pınar Akpirinç ayrıca kardeşinin hamile olduğunu ve iki çocuğunun bulunduğunu belirterek, olayın tüm yönleriyle araştırılmasını istedi. "Kayınvalidem beni öldürecek" mesajı gönderdiğini öne sürdü Pınar Akpirinç, kardeşinin ölümünden önce kendisine kayınvalidesiyle ilgili endişelerini aktardığını da ileri sürdü. Ailesinin anlatımına göre Nurcan, hamile olduğunu öğrendikten sonra ablasına mesaj gönderdi. Pınar Akpirinç, kardeşinin kendisine kayınvalidesi tarafından öldürülebileceğine ilişkin bir mesaj attığını söyledi. Bu iddianın ardından aile, Nurcan’ın ölümünün intihar olarak değerlendirilmeden tüm yönleriyle araştırılması gerektiğini savundu. Akpirinç ailesi ayrıca genç kadının eşi ve ailesinin olay sonrasındaki davranışlarının da soruşturulmasını talep etti. Aile, M.A. ve yakınlarından şikayetçi oldu Nurcan Akpirinç’in ailesi, olayın ardından M.A. ile ailesinden şikayetçi oldu. Pınar Akpirinç, kız kardeşinin ölümünden sonra M.A. ve ailesinin ifadeye çağrılma sürecine ilişkin de eleştirilerde bulundu. Ablası, M.A. ile babasının olaydan iki gün sonra, annesinin ise altı gün sonra ifade verdiğini iddia ederek, soruşturmanın daha kapsamlı yürütülmesi gerektiğini savundu. Nurcan’ın babası Hasan Akpirinç de kızının ölümünün şüpheli olduğunu belirterek eşi ve ailesinden şikayetçi olduğunu söyledi. Soruşturma devam ediyor Nurcan Akpirinç’in ölümüyle ilgili adli soruşturma sürerken, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için yapılan incelemelerin sonucu bekleniyor. Ailenin dile getirdiği şiddet, tehdit ve olayın oluş şekline ilişkin iddiaların da soruşturma kapsamında değerlendirilmesi bekleniyor. Son dönemde dosyayla ilgili kamuoyuna yansıyan bilgilerde, ailenin ölümün aydınlatılması yönündeki çağrısını sürdürdüğü ve soruşturmanın tüm yönleriyle yürütülmesini istediği belirtildi. Nurcan Akpirinç’in ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu yönünde şu aşamada kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Kesin ölüm nedeni, devam eden incelemelerin ardından netlik kazanacak.

CHP'li Veli Ağbaba'dan '1 milyon euro' iddiasına yanıt Haber

CHP'li Veli Ağbaba'dan '1 milyon euro' iddiasına yanıt

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “rüşvet” ve “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in oğlu Gökhan Böcek, 2 Mayıs’ta etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ifade verdi. Böcek ifadesinde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talimatıyla Veli Ağbaba’nın kendisini aradığını ve CHP Genel Merkezi için 1 milyon euro talep edildiğini öne sürdü. “1 milyon euroyu Ankara’ya götürdüm” Gökhan Böcek ifadesinde, seçim sürecinde babası Muhittin Böcek’in kendisine “Genel merkezin maddi ve manevi destek talepleri olabilir” dediğini aktararak şu iddialarda bulundu: “Veli Ağbaba ile görüştüm. CHP genel merkezine benden destek istediklerini, tarafımdan 1 milyon euro verilmesi istendi.” Böcek, yaklaşık 10-15 gün içinde parayı hazırladığını ve sırt çantasıyla Ankara’ya götürdüğünü savundu. CHP Genel Merkezi’nde kendisini bekleyen bir kişiye parayı teslim ettiğini öne süren Böcek, Ağbaba’nın bu paranın Muhittin Böcek’in adaylığı için istendiğini söylediğini iddia etti. Gökhan Böcek ayrıca, seçim sürecinde CHP Genel Merkezi tarafından otobüs alımı konusunda da kendilerinden destek istendiğini ileri sürdü. “Etkin pişmanlıktan vazgeçmem istendi” Böcek, etkin pişmanlık kapsamında ifade vereceğinin basına yansımasının ardından bazı partililerin ve milletvekillerinin kendisiyle görüşmek istediğini öne sürdü. Antalya CHP Milletvekili Cavit Arı’nın cezaevinde kendisiyle görüştüğünü söyleyen Böcek, Arı’nın kendisine “8 aydır cezaevindesin, bu yaptığın yakışık almaz” dediğini iddia etti. Ağbaba, sosyal medya hesabında açıklamalarda bulundu Ağbaba: Hayatım boyunca tanımadım CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ise iddiaları sert sözlerle reddetti. Gökhan Böcek’le hiçbir dönemde görüşmediğini belirten Ağbaba, “Telefonumda numarası kayıtlı değil. Hayatım boyunca kendisini tanımadım” dedi. Ağbaba, HTS kayıtları ve baz verilerinin incelenmesini isteyerek şunları söyledi: “Benim Gökhan Böcek’le bir kez bile görüşmüşlüğüm varsa her şeye razıyım. Aramışsa bile razıyım.” Savcıları HSK’ye şikayet edeceğini belirten Ağbaba, “Bir insanın haysiyetiyle bu kadar oynanır mı?” ifadelerini kullandı. “Tamamen hayal ürünü” Veli Ağbaba sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada da iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Ağbaba açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün Gökhan Böcek’in etkin pişmanlık ifadesi olarak kamuoyuna yansıyan beyanlar, gerçekle bağdaşmayan iftiralardan ibarettir.” İddia edilen tarihlerde CHP Genel Merkezi’ne giriş-çıkış kaydı bulunmadığını savunan Ağbaba, tüm banka hareketleri, HTS ve baz kayıtlarının incelenmesi çağrısında bulundu. Ağbaba ayrıca iftira ve tazminat davası açacağını açıkladı.

Tutuklanan başhekim Özdemir: Gülistan’ın kayıtlarının tahminen silindiği yönünde görüşüm var Haber

Tutuklanan başhekim Özdemir: Gülistan’ın kayıtlarının tahminen silindiği yönünde görüşüm var

Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada tutuklanan dönemin Dersim İl Sağlık Müdürü ve Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir’in ifadesi ortaya çıktı. Özdemir, Doku’ya ait hastane kayıtlarının silinmiş olabileceğini belirterek, “Kayıtlara ulaşılamıyorsa silinmiştir, tahminen silindiği yönünde görüşüm vardır” dedi. “Görevi ben istemedim” İl Jandarma Komutanlığı’nda verdiği ifadede Özdemir, 2019 yılında vekaleten Dersim İl Sağlık Müdürlüğü görevine getirildiğini ve 2022 yılına kadar bu görevi sürdürdüğünü söyledi. Aynı dönemde Devlet Hastanesi Başhekimi olarak da görev yaptığını belirten Özdemir, iki görevi birlikte yürütmekte zorlandığını dönemin valisi Tuncay Sonel’e ilettiğini ancak bir değişiklik yapılmadığını ifade etti. “Kayıt silme yetkisi bizde yoktu” Hastane kayıtlarının silinmesi ve düzenlenmesine ilişkin yetkinin kendisinde olmadığını savunan Özdemir, bu işlemlerin yazılım şirketi ve bilgi işlem personeli tarafından yürütüldüğünü söyledi: “Bu tür işlemler şirket çalışanlarının yetkisindeydi. Benim ya da başka bir hastane çalışanının böyle bir yetkisi yoktu. Daha önce yapılmışsa da bilgim yoktur.” “Kayıtlara ulaşılamıyorsa silinmiştir” Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Özdemir’e, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019’da hastaneye giriş yaptığına dair POLNET kaydı bulunmasına rağmen, sonrasında bu verilere ulaşılamaması soruldu. Özdemir şu yanıtı verdi: “Eğer 7 Ocak’ta böyle bir sorgu yapıldıysa kayıt vardır. Sonrasında bu kayıtlara ulaşılamıyorsa silinmiştir. Bu konunun teknik olarak bilişim uzmanları tarafından açıklanması gerekir.” Epikriz raporundaki eksiklik Savcılığa gönderilen belgelerde, Gülistan Doku’ya ait bazı epikriz raporlarının eksik olduğu da Özdemir’e soruldu. Özdemir, söz konusu evrakta yer alan imzanın yardımcılarına ait olabileceğini belirterek, raporların içeriği hakkında bilgisi olmadığını söyledi. “Profesyonel şekilde silinmiş” iddiası Soruşturma kapsamında yazılım firmasıyla yapılan yazışmalarda, Doku’ya ait 31 Aralık 2019 tarihli hastane kayıtlarının “profesyonel ve kasıtlı şekilde silinmiş olabileceği” değerlendirmesi yer aldı. Bu iddialar Özdemir’e sorulduğunda, herhangi bir talimat vermediğini savundu: “Bu konuda kimseyle görüşmem olmadı. Böyle bir işlem yapıldıysa sorumluluk bilgi işlem birimi ve yazılım şirketine aittir. Benim bu yönde bir yetkim yoktu. Kimse bana böyle bir talimat vermedi.” “Sisteme bakmadım” Gülistan Doku’nun kaybolduğunu basından öğrendiğini söyleyen Özdemir, polislerin hastane kayıtlarını sorması üzerine durumdan haberdar olduğunu ancak sistem üzerinden herhangi bir sorgu yapmadığını da ifadesine ekledi. Soruşturmaya ilişkin gelişmeler sürüyor.

Türkiye’de İlk Örneklerden: Tamamen Proje Odaklı Dijital Yerleşke Haber

Türkiye’de İlk Örneklerden: Tamamen Proje Odaklı Dijital Yerleşke

Üniversitenin dijital dönüşüm vizyonunun bir parçası olarak hayata geçirilen kampüs, tematik yapısıyla yalnızca bilişim alanındaki bölümlere ev sahipliği yapacak şekilde tasarlandı. İstanbul’un merkezi ulaşım aksları üzerinde konumlanan RUDIC’in, öğrencilerin kampüse erişimini kolaylaştıracak biçimde planlandığı belirtiliyor. Kampüste derslerin önemli bölümünün laboratuvar ortamında yürütülmesi ve uygulama ağırlıklı bir eğitim modelinin benimsenmesi öngörülüyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Bilgisayar Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Çevik, RUDIC’in kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bilişim alanındaki bölümlerin tek bir yerleşkede toplanmasının bilinçli bir tercih olduğunu belirten Çevik, şöyle konuştu: “Bilişim disiplinleri artık çok hızlı değişen ve sürekli güncellenen bir alan. Bu nedenle eğitim ortamının da bu dinamizme uyum sağlaması gerekiyor. Bölümlerimizi tematik bir kampüste bir araya getirerek hem akademik iş birliğini güçlendirmek hem de öğrencilerimize daha odaklı bir öğrenme atmosferi sunmak istedik. Merkezi konum sayesinde öğrencilerimizin kampüse erişimini de kolaylaştırmayı hedefledik.” “Dersleri Laboratuvarda, Üreterek İşliyoruz” RUDIC’te uygulanacak eğitim modelinin proje odaklı olarak tasarlandığını vurgulayan Çevik, klasik ders anlatımının ötesine geçmeyi amaçladıklarını ifade etti: “Alan derslerimizin tamamını laboratuvar ortamında yürütüyoruz. Öğrencilerimiz yalnızca dinleyen değil; kod yazan, sistem kuran, problem çözen ve proje geliştiren bir sürecin içinde yer alıyor. Dört yıllık lisans eğitimleri boyunca toplam 30 proje üreterek mezun olmalarını planlıyoruz. Böylece teorik bilgiyi aynı anda pratiğe dönüştürme imkânı buluyorlar.” Bu yaklaşımın öğrencilerin mesleki özgüvenini artırdığını belirten Çevik, “Mezunlarımızın iş hayatına başladıklarında ‘ilk kez proje yapıyorum’ demelerini istemiyoruz. Üniversite sürecinde farklı ölçeklerde projelerle deneyim kazanmış olmalarını önemsiyoruz” dedi. Yapay Zekâ ve Veri İşleme İçin Güçlü Altyapı Kampüste iki bilgisayar laboratuvarının aktif olarak kullanıldığını ifade eden Çevik, teknik altyapının kademeli olarak güçlendirileceğini söyledi: “Yaz dönemi itibarıyla özellikle yapay zekâ ve veri işleme çalışmalarına yönelik yüksek performanslı bir araştırma ve uygulama sistemini devreye alacağız. Bu sistem, çoklu terminal yapısıyla öğrencilerimizin aynı anda ileri seviye projeler geliştirmesine imkân tanıyacak. Büyük veri analizi, makine öğrenmesi ve yapay zekâ uygulamaları gibi alanlarda daha kapsamlı çalışmalar yapılabilecek.” “Sanayinin Gerçek Problemlerini Yapay Zekâ ile Çözmeyi Hedefliyoruz” RUDIC bünyesinde Yapay Zekâ ve Sektör Uygulamaları Ofisinin de faaliyet gösterdiğini belirten Çevik, bu yapının üniversite-sanayi iş birliğini daha somut bir zemine taşıdığını ifade etti: “Bugün sanayi dünyasında ürün çeşitliliği ve pazar dinamikleri giderek artıyor. Bu durum işletmeler için oldukça karmaşık operasyonel süreçler ortaya çıkarıyor. Hızlı değişen bu ortamda şirketlerin yalnızca hızlı değil, aynı zamanda tutarlı kararlar alabilmesi gerekiyor. Kurduğumuz Yapay Zekâ ve Sektör Uygulamaları Ofisi ile sanayicilerin karşılaştığı gerçek problemleri merkeze alan bir çalışma modeli oluşturduk. Akademik bilgi birikimini saha deneyimiyle birleştirerek karmaşık süreçlerin yönetimi ve optimizasyonuna yönelik çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz.” Ofisin aynı zamanda eğitim modeliyle de doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü: “2025–2026 akademik yılında açılan Bilgisayar Bilimleri ile Yapay Zekâ ve Makine Öğrenmesi bölümlerimiz bu çalışmaların akademik altyapısını oluşturuyor. Proje odaklı eğitim yaklaşımımız sayesinde öğrencilerimiz henüz eğitimleri devam ederken sektörün içinden gelen gerçek iş problemleriyle çalışıyor. Öğretim üyelerimizin rehberliğinde yürütülen bu çalışmalar, öğrencilerin teorik bilgilerini sahadaki dinamik koşullarda test etmelerine imkân tanıyor.” Bu modelin hem sektör hem de öğrenciler açısından önemli kazanımlar sağladığını belirten Çevik, “Şirketler üniversitenin araştırma kapasitesinden faydalanırken öğrencilerimiz de mezuniyet öncesinde iş dünyasının beklentilerini yakından tanıma fırsatı buluyor. Amacımız veri bilimini ve yapay zekâyı sanayinin hizmetine sunan sürdürülebilir bir iş birliği ekosistemi oluşturmak” dedi. “Uluslararası Modelleri İnceledik, Türkiye’ye Uyarladık” Proje temelli eğitim yaklaşımının teknoloji odaklı ülkelerde yaygın biçimde uygulandığını belirten Çevik, RUDIC modelinin bu örneklerden ilham aldığını ancak yerel ihtiyaçlara göre tasarlandığını vurguladı: “Dünyadaki iyi uygulama örneklerini inceledik. Teorik altyapıyı güçlü tutarken uygulamayı merkeze alan bir sistem kurduk. Ancak bunu doğrudan kopyalamak yerine Türkiye’nin eğitim dinamiklerine ve sektör beklentilerine uygun biçimde uyarladık. Amacımız sürdürülebilir, ölçülebilir ve geliştirilebilir bir model ortaya koymak.”

Cerrahpaşa’ya depreme dayanıklı yeni kampüs geliyor. Haber

Cerrahpaşa’ya depreme dayanıklı yeni kampüs geliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde: "Artık yavaş yavaş veda etmeye hazırlandığımız Ramazan-ı Şerif'inizi tebrik ediyorum. Rahmet ve bereket halkasının dalga dalga yayıldığı bu mübarek günlerin, ülkemize, milletimize ve İslam alemine hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Mimari zenginliğiyle, tarihi derinliğiyle, beşeri ve kültürel çeşitliliğiyle, iki kıtanın bir boğazda aşina olduğu bu eşsiz şehrin, şehirlerin sultanı aziz İstanbul’un havasını soluyoruz. Birazdan inşallah Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin birinci etabının temelini atacak, ayrıca yapımı tamamlanan 16 hizmet binamızın resmi açılışını gerçekleştireceğiz. Hem yeni tıp fakültemiz hem de çiçeği bununda hizmet binalarımız üniversitemize, İstanbul’umuza, öğrenci ve hocalarımıza, hasta ve yakınlarına hayırlı ve uğurlu olsun diyorum. Hekimlerimizle birlikte tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı şimdiden tebrik ediyor, sağlık ordumuzun her bir mensubuna emekleri, hizmetleri ve gayretleri için yürekten teşekkür ediyorum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin dönüşüm çalışmaları, büyük Marmara Depremi akabinde başlatılmış fakat ne yazık ki son derece yetersiz ve sınırsız kalmıştı. Güçlendirme ve yeniden inşa faaliyetlerini daha etkin bir hale getirmek üzere 2013 yılında yeni bir süreç yönetimi planladık. Hastanemizi hem başka bir yere taşımamız hem de depreme dayanıksız olan eski binayı yıkıp aynı yere yenisini inşa etmemiz gerekiyordu. 2018’den itibaren tüm bu çalışmalar yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa bünyesinde devam ettirildi. Proje üç etaplı tasarlandı ve eş zamanlı olarak hem inşaata başlanması hem de eğitim ve sağlık hizmetlerinin aksamadan devam ettirilmesi hedeflendi. Bu amaçla normalde son etap olarak inşası planlanan alana yaklaşık 40 bin metrekare büyüklüğünde 23 adet çelik konstrüksiyon bina inşa edildi. Bu sayede hem burada öğrenim gören gençlerimizin eğitimleri kesintisiz şekilde devam etti hem de vatandaşlarımıza sunulan sağlık hizmetlerinin devamı sağlandı. Bu süreçte tabii ki hızımızı kesen gelişmelerle de karşılaştık. Hastanemiz arkeolojik sit alanı içerisinde yer aldığı için burada kazı çalışmaları da yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın koordinasyonunda yürütülen kazı çalışmaları kapsamında binlerce eser gün yüzüne çıkartılıp, tasnif edilerek İstanbul’umuzun kültür varlığına yenileri eklenmiş oldu. Bin yılı aşkın bir tarihe sahip ve yaklaşık 200 metre büyüklüğündeki su sarnıcı da bunlardan biriydi. Çok özel ve yeni teknikler kullanmak suretiyle bu yapıları yine Cerrahpaşa’da bulunan başka bir alana taşıdık. Arkeoloji literatüründe örnek gösterilen bu işlem neticesinde ilk kez İstanbul’da, üç boyutlu bir tarihi yapı bir yerden başka bir yere başarıyla nakledildi. Öte yandan tüm bu süreçte karşımıza çıkan şu üzücü hadiseyi de sizlerin takdirine bırakıyorum. Burada Türkiye’nin ilk ve en büyük tıp müzesi olan Cerrahpaşa Tıp Tarihi Müzesi de yer alıyor. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin en önemli eserlerini barındıran bu müzenin restorasyonunu merhum Kadir Topbaş döneminde imzalanan protokolle 2019’da tamamlamıştık. Yani üç yıl içerisinde verilen sözler tutulmuştu. Ancak protokol restorasyonla birlikte, müze envanterinin bakım, tasnif ve sergilenmesiyle ilgili de süreçleri de kapsıyordu. 2019’dan sonra İstanbul’un başına gelenler protokolün de başına geldi. Temel atmama, iş yapmama, bahane üretme siyasetinin kurbanı oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi maalesef yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmedi. Bundan dolayı müzedeki 40 bini aşkın eserin teşhir ve tanzimi için gerekli çalışmalar uzun süre yapılamadı. Biz bunların hiçbirine aldırmadan çalışmalarımıza devam ettik. Asrın felaketini yaşadığımız 6 Şubat depremlerinden sonra ise Marmara Depreminin ardından güçlendirilmiş olanlar dahil buradaki betonarme binaları dahil devre dışı bıraktık. Covid-19 salgının da 45 gün gibi çok kısa sürede tamamlayıp hizmete açtığımız Yeşilköy Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesini, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin kullanımına verdik. Şu anda buradaki depreme dayanıklı yeni binalarımız asli fonksiyonlarını sürdürürken, Cerrahpaşa Tıp Fakültemiz de Atatürk Havalimanı'nın yanı başındaki acil durum hastanesinde sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Cerrahpaşa’daki eski binalar, birbirinden ayrı ve uzak noktalara inşa edilmişti. Hastalar, özellikle ileri yaştaki vatandaşlarımız, buradaki yokuşları tırmanmakta güçlük çekiyordu. Röntgen çektirecek hastalar ambulansları kullanmak zorunda kalıyordu. Otopark alanı yok denecek kadar azdı. Yaşanan ulaşım sıkıntılarının önüne geçebilmek için son dönemde önemli yatırımları hayata geçirdik. Bölgeyi tamamen revize ederek sahil yolundan Samatya’ya karayolu bağlantısını sağladık. Sirkeci-Kazlıçeşme raylı sistem hattını yenileyerek hizmete aldık. Bu hat üzerinden Cerrahpaşa’ya ulaşımı kolaylaştırmak üzere Yenikapı ile Samatya arasına Cerrahpaşa İstasyonu’nu ekledik. İnşallah buradaki projemizi tamamladığımızda toplam 650 bin metrekare kapalı alana sahip, 150’si yoğun bakım olmak üzere 900 hasta yatağı ve 40 ameliyathanesi bulunan; 3 bin araç kapasiteli kapalı otopark, helikopter pisti, eğitim ve yurt binalarının da yer aldığı modern, güçlü ve İstanbul’a yakışır bir kampüs kurmuş olacağız. Birazdan birinci etap temelini atacağımız yeni Cerrahpaşa Tıp Fakültesi binası, son teknolojiye sahip ve yüksek standartlı bir hastane olarak vatandaşlarımıza sağlık hizmeti sunacak. Proje kapsamındaki tüm hastane binalarımızı sismik izolatörle donatılmış ve depreme dayanıklı olacak şekilde tasarladık. Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun diyorum."

Migren, ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’na dönüşebilir! Haber

Migren, ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’na dönüşebilir!

Migrenin, şiddetli ve yaşam kalitesini düşüren özellikli bir baş ağrısı olduğunu belirten uzmanlar, atakların 3 saatten 3 güne kadar sürebildiğini söyledi. Üroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migrenin türlerinden tetikleyicilerine, tedavi seçeneklerinden ne zaman doktora başvurulması gerektiğine kadar önemli bilgiler paylaştı. Üroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migrenin primer baş ağrıları arasında yer alan, kendine özgü özellikleri bulunan bir hastalık olduğunu belirterek, migrenin genellikle tek taraflı, zonklayıcı karakterde ve nabız atışı şeklinde hissedildiğini ifade etti. Uzman Dr. Şalçini, ataklara sıklıkla ışık ve ses hassasiyeti, bulantı ve kusmanın eşlik ettiğini dile getirdi. Fiziksel aktivitenin migren ağrısını artırdığını vurgulayan Dr. Şalçini, merdiven çıkmak, eğilmek, öksürmek ya da zorlanmanın ağrıyı şiddetlendirdiğini belirtti. Migren ağrısının çoğu zaman 10 üzerinden 7–8 şiddetinde olduğunu kaydetti. Migrenin auralı ve aurasız olmak üzere iki temel tipi bulunduğunu aktaran Dr. Şalçini, auralı migrende baş ağrısından önce görsel belirtilerin ortaya çıktığını söyledi. Görme alanında ışık çakmaları, zikzaklı çizgiler, bulanıklık ve parlamaların en sık görülen aura belirtileri olduğunu belirten Şalçini, bu belirtilerin genellikle baş ağrısından yaklaşık yarım saat önce başladığını ifade etti. Migren ataklarını tetikleyen faktörlerin kişiye göre değiştiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, parlak ışıklar, keskin kokular, çikolata, mayalı içecekler, lodos, deterjanlar, parfümler ve klima ortamlarının sık görülen tetikleyiciler arasında yer aldığını söyledi. Hastaların kendi tetikleyicilerini tanımasının tedavide büyük önem taşıdığını vurguladı. Aşırı ağrı kesici kullanımının da ayrı bir baş ağrısı türüne yol açabileceğini belirten Dr. Şalçini, ayda 10–15 günden fazla ağrı kesici kullanan kişilerde “aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı” gelişebileceğini ifade etti. Bu durumun tanı ve tedavi sürecini zorlaştırdığını dile getirdi. Migrenin bazı kişilerde ömür boyu sürebildiğini, bazı kişilerde ise zamanla kaybolabildiğini belirten Dr. Şalçini, tedavide atak tedavisi ve koruyucu tedavi olmak üzere iki temel yaklaşım bulunduğunu söyledi. Koruyucu tedavinin amacının atakların sıklığını ve şiddetini azaltmak olduğunu kaydetti. Ayda 3–4’ten fazla, şiddetli ve yaşam kalitesini bozan baş ağrıları olan kişilerin mutlaka doktora başvurması gerektiğini vurgulayan Dr. Şalçini, özellikle ilk kez ortaya çıkan, 50 yaş sonrası başlayan, ilaçlara yanıt vermeyen ya da nörolojik belirtilerle seyreden baş ağrılarının ciddiyetle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Şalçini, günümüzde klasik ilaçların yanı sıra yeni nesil enjeksiyon tedavileri, akıllı ilaçlar ve botulinum toksini gibi farklı seçeneklerin bulunduğunu belirterek, hasta-hekim iş birliğinin ve doğru bilgilendirmenin tedavi başarısını artırdığını söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.