Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ifade

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Ifade haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ifade haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de İlk Örneklerden: Tamamen Proje Odaklı Dijital Yerleşke Haber

Türkiye’de İlk Örneklerden: Tamamen Proje Odaklı Dijital Yerleşke

Üniversitenin dijital dönüşüm vizyonunun bir parçası olarak hayata geçirilen kampüs, tematik yapısıyla yalnızca bilişim alanındaki bölümlere ev sahipliği yapacak şekilde tasarlandı. İstanbul’un merkezi ulaşım aksları üzerinde konumlanan RUDIC’in, öğrencilerin kampüse erişimini kolaylaştıracak biçimde planlandığı belirtiliyor. Kampüste derslerin önemli bölümünün laboratuvar ortamında yürütülmesi ve uygulama ağırlıklı bir eğitim modelinin benimsenmesi öngörülüyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Bilgisayar Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Çevik, RUDIC’in kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bilişim alanındaki bölümlerin tek bir yerleşkede toplanmasının bilinçli bir tercih olduğunu belirten Çevik, şöyle konuştu: “Bilişim disiplinleri artık çok hızlı değişen ve sürekli güncellenen bir alan. Bu nedenle eğitim ortamının da bu dinamizme uyum sağlaması gerekiyor. Bölümlerimizi tematik bir kampüste bir araya getirerek hem akademik iş birliğini güçlendirmek hem de öğrencilerimize daha odaklı bir öğrenme atmosferi sunmak istedik. Merkezi konum sayesinde öğrencilerimizin kampüse erişimini de kolaylaştırmayı hedefledik.” “Dersleri Laboratuvarda, Üreterek İşliyoruz” RUDIC’te uygulanacak eğitim modelinin proje odaklı olarak tasarlandığını vurgulayan Çevik, klasik ders anlatımının ötesine geçmeyi amaçladıklarını ifade etti: “Alan derslerimizin tamamını laboratuvar ortamında yürütüyoruz. Öğrencilerimiz yalnızca dinleyen değil; kod yazan, sistem kuran, problem çözen ve proje geliştiren bir sürecin içinde yer alıyor. Dört yıllık lisans eğitimleri boyunca toplam 30 proje üreterek mezun olmalarını planlıyoruz. Böylece teorik bilgiyi aynı anda pratiğe dönüştürme imkânı buluyorlar.” Bu yaklaşımın öğrencilerin mesleki özgüvenini artırdığını belirten Çevik, “Mezunlarımızın iş hayatına başladıklarında ‘ilk kez proje yapıyorum’ demelerini istemiyoruz. Üniversite sürecinde farklı ölçeklerde projelerle deneyim kazanmış olmalarını önemsiyoruz” dedi. Yapay Zekâ ve Veri İşleme İçin Güçlü Altyapı Kampüste iki bilgisayar laboratuvarının aktif olarak kullanıldığını ifade eden Çevik, teknik altyapının kademeli olarak güçlendirileceğini söyledi: “Yaz dönemi itibarıyla özellikle yapay zekâ ve veri işleme çalışmalarına yönelik yüksek performanslı bir araştırma ve uygulama sistemini devreye alacağız. Bu sistem, çoklu terminal yapısıyla öğrencilerimizin aynı anda ileri seviye projeler geliştirmesine imkân tanıyacak. Büyük veri analizi, makine öğrenmesi ve yapay zekâ uygulamaları gibi alanlarda daha kapsamlı çalışmalar yapılabilecek.” “Sanayinin Gerçek Problemlerini Yapay Zekâ ile Çözmeyi Hedefliyoruz” RUDIC bünyesinde Yapay Zekâ ve Sektör Uygulamaları Ofisinin de faaliyet gösterdiğini belirten Çevik, bu yapının üniversite-sanayi iş birliğini daha somut bir zemine taşıdığını ifade etti: “Bugün sanayi dünyasında ürün çeşitliliği ve pazar dinamikleri giderek artıyor. Bu durum işletmeler için oldukça karmaşık operasyonel süreçler ortaya çıkarıyor. Hızlı değişen bu ortamda şirketlerin yalnızca hızlı değil, aynı zamanda tutarlı kararlar alabilmesi gerekiyor. Kurduğumuz Yapay Zekâ ve Sektör Uygulamaları Ofisi ile sanayicilerin karşılaştığı gerçek problemleri merkeze alan bir çalışma modeli oluşturduk. Akademik bilgi birikimini saha deneyimiyle birleştirerek karmaşık süreçlerin yönetimi ve optimizasyonuna yönelik çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz.” Ofisin aynı zamanda eğitim modeliyle de doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü: “2025–2026 akademik yılında açılan Bilgisayar Bilimleri ile Yapay Zekâ ve Makine Öğrenmesi bölümlerimiz bu çalışmaların akademik altyapısını oluşturuyor. Proje odaklı eğitim yaklaşımımız sayesinde öğrencilerimiz henüz eğitimleri devam ederken sektörün içinden gelen gerçek iş problemleriyle çalışıyor. Öğretim üyelerimizin rehberliğinde yürütülen bu çalışmalar, öğrencilerin teorik bilgilerini sahadaki dinamik koşullarda test etmelerine imkân tanıyor.” Bu modelin hem sektör hem de öğrenciler açısından önemli kazanımlar sağladığını belirten Çevik, “Şirketler üniversitenin araştırma kapasitesinden faydalanırken öğrencilerimiz de mezuniyet öncesinde iş dünyasının beklentilerini yakından tanıma fırsatı buluyor. Amacımız veri bilimini ve yapay zekâyı sanayinin hizmetine sunan sürdürülebilir bir iş birliği ekosistemi oluşturmak” dedi. “Uluslararası Modelleri İnceledik, Türkiye’ye Uyarladık” Proje temelli eğitim yaklaşımının teknoloji odaklı ülkelerde yaygın biçimde uygulandığını belirten Çevik, RUDIC modelinin bu örneklerden ilham aldığını ancak yerel ihtiyaçlara göre tasarlandığını vurguladı: “Dünyadaki iyi uygulama örneklerini inceledik. Teorik altyapıyı güçlü tutarken uygulamayı merkeze alan bir sistem kurduk. Ancak bunu doğrudan kopyalamak yerine Türkiye’nin eğitim dinamiklerine ve sektör beklentilerine uygun biçimde uyarladık. Amacımız sürdürülebilir, ölçülebilir ve geliştirilebilir bir model ortaya koymak.”

Cerrahpaşa’ya depreme dayanıklı yeni kampüs geliyor. Haber

Cerrahpaşa’ya depreme dayanıklı yeni kampüs geliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde: "Artık yavaş yavaş veda etmeye hazırlandığımız Ramazan-ı Şerif'inizi tebrik ediyorum. Rahmet ve bereket halkasının dalga dalga yayıldığı bu mübarek günlerin, ülkemize, milletimize ve İslam alemine hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Mimari zenginliğiyle, tarihi derinliğiyle, beşeri ve kültürel çeşitliliğiyle, iki kıtanın bir boğazda aşina olduğu bu eşsiz şehrin, şehirlerin sultanı aziz İstanbul’un havasını soluyoruz. Birazdan inşallah Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin birinci etabının temelini atacak, ayrıca yapımı tamamlanan 16 hizmet binamızın resmi açılışını gerçekleştireceğiz. Hem yeni tıp fakültemiz hem de çiçeği bununda hizmet binalarımız üniversitemize, İstanbul’umuza, öğrenci ve hocalarımıza, hasta ve yakınlarına hayırlı ve uğurlu olsun diyorum. Hekimlerimizle birlikte tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı şimdiden tebrik ediyor, sağlık ordumuzun her bir mensubuna emekleri, hizmetleri ve gayretleri için yürekten teşekkür ediyorum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin dönüşüm çalışmaları, büyük Marmara Depremi akabinde başlatılmış fakat ne yazık ki son derece yetersiz ve sınırsız kalmıştı. Güçlendirme ve yeniden inşa faaliyetlerini daha etkin bir hale getirmek üzere 2013 yılında yeni bir süreç yönetimi planladık. Hastanemizi hem başka bir yere taşımamız hem de depreme dayanıksız olan eski binayı yıkıp aynı yere yenisini inşa etmemiz gerekiyordu. 2018’den itibaren tüm bu çalışmalar yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa bünyesinde devam ettirildi. Proje üç etaplı tasarlandı ve eş zamanlı olarak hem inşaata başlanması hem de eğitim ve sağlık hizmetlerinin aksamadan devam ettirilmesi hedeflendi. Bu amaçla normalde son etap olarak inşası planlanan alana yaklaşık 40 bin metrekare büyüklüğünde 23 adet çelik konstrüksiyon bina inşa edildi. Bu sayede hem burada öğrenim gören gençlerimizin eğitimleri kesintisiz şekilde devam etti hem de vatandaşlarımıza sunulan sağlık hizmetlerinin devamı sağlandı. Bu süreçte tabii ki hızımızı kesen gelişmelerle de karşılaştık. Hastanemiz arkeolojik sit alanı içerisinde yer aldığı için burada kazı çalışmaları da yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın koordinasyonunda yürütülen kazı çalışmaları kapsamında binlerce eser gün yüzüne çıkartılıp, tasnif edilerek İstanbul’umuzun kültür varlığına yenileri eklenmiş oldu. Bin yılı aşkın bir tarihe sahip ve yaklaşık 200 metre büyüklüğündeki su sarnıcı da bunlardan biriydi. Çok özel ve yeni teknikler kullanmak suretiyle bu yapıları yine Cerrahpaşa’da bulunan başka bir alana taşıdık. Arkeoloji literatüründe örnek gösterilen bu işlem neticesinde ilk kez İstanbul’da, üç boyutlu bir tarihi yapı bir yerden başka bir yere başarıyla nakledildi. Öte yandan tüm bu süreçte karşımıza çıkan şu üzücü hadiseyi de sizlerin takdirine bırakıyorum. Burada Türkiye’nin ilk ve en büyük tıp müzesi olan Cerrahpaşa Tıp Tarihi Müzesi de yer alıyor. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin en önemli eserlerini barındıran bu müzenin restorasyonunu merhum Kadir Topbaş döneminde imzalanan protokolle 2019’da tamamlamıştık. Yani üç yıl içerisinde verilen sözler tutulmuştu. Ancak protokol restorasyonla birlikte, müze envanterinin bakım, tasnif ve sergilenmesiyle ilgili de süreçleri de kapsıyordu. 2019’dan sonra İstanbul’un başına gelenler protokolün de başına geldi. Temel atmama, iş yapmama, bahane üretme siyasetinin kurbanı oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi maalesef yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmedi. Bundan dolayı müzedeki 40 bini aşkın eserin teşhir ve tanzimi için gerekli çalışmalar uzun süre yapılamadı. Biz bunların hiçbirine aldırmadan çalışmalarımıza devam ettik. Asrın felaketini yaşadığımız 6 Şubat depremlerinden sonra ise Marmara Depreminin ardından güçlendirilmiş olanlar dahil buradaki betonarme binaları dahil devre dışı bıraktık. Covid-19 salgının da 45 gün gibi çok kısa sürede tamamlayıp hizmete açtığımız Yeşilköy Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesini, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin kullanımına verdik. Şu anda buradaki depreme dayanıklı yeni binalarımız asli fonksiyonlarını sürdürürken, Cerrahpaşa Tıp Fakültemiz de Atatürk Havalimanı'nın yanı başındaki acil durum hastanesinde sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Cerrahpaşa’daki eski binalar, birbirinden ayrı ve uzak noktalara inşa edilmişti. Hastalar, özellikle ileri yaştaki vatandaşlarımız, buradaki yokuşları tırmanmakta güçlük çekiyordu. Röntgen çektirecek hastalar ambulansları kullanmak zorunda kalıyordu. Otopark alanı yok denecek kadar azdı. Yaşanan ulaşım sıkıntılarının önüne geçebilmek için son dönemde önemli yatırımları hayata geçirdik. Bölgeyi tamamen revize ederek sahil yolundan Samatya’ya karayolu bağlantısını sağladık. Sirkeci-Kazlıçeşme raylı sistem hattını yenileyerek hizmete aldık. Bu hat üzerinden Cerrahpaşa’ya ulaşımı kolaylaştırmak üzere Yenikapı ile Samatya arasına Cerrahpaşa İstasyonu’nu ekledik. İnşallah buradaki projemizi tamamladığımızda toplam 650 bin metrekare kapalı alana sahip, 150’si yoğun bakım olmak üzere 900 hasta yatağı ve 40 ameliyathanesi bulunan; 3 bin araç kapasiteli kapalı otopark, helikopter pisti, eğitim ve yurt binalarının da yer aldığı modern, güçlü ve İstanbul’a yakışır bir kampüs kurmuş olacağız. Birazdan birinci etap temelini atacağımız yeni Cerrahpaşa Tıp Fakültesi binası, son teknolojiye sahip ve yüksek standartlı bir hastane olarak vatandaşlarımıza sağlık hizmeti sunacak. Proje kapsamındaki tüm hastane binalarımızı sismik izolatörle donatılmış ve depreme dayanıklı olacak şekilde tasarladık. Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun diyorum."

Migren, ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’na dönüşebilir! Haber

Migren, ‘aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı’na dönüşebilir!

Migrenin, şiddetli ve yaşam kalitesini düşüren özellikli bir baş ağrısı olduğunu belirten uzmanlar, atakların 3 saatten 3 güne kadar sürebildiğini söyledi. Üroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migrenin türlerinden tetikleyicilerine, tedavi seçeneklerinden ne zaman doktora başvurulması gerektiğine kadar önemli bilgiler paylaştı. Üroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, migrenin primer baş ağrıları arasında yer alan, kendine özgü özellikleri bulunan bir hastalık olduğunu belirterek, migrenin genellikle tek taraflı, zonklayıcı karakterde ve nabız atışı şeklinde hissedildiğini ifade etti. Uzman Dr. Şalçini, ataklara sıklıkla ışık ve ses hassasiyeti, bulantı ve kusmanın eşlik ettiğini dile getirdi. Fiziksel aktivitenin migren ağrısını artırdığını vurgulayan Dr. Şalçini, merdiven çıkmak, eğilmek, öksürmek ya da zorlanmanın ağrıyı şiddetlendirdiğini belirtti. Migren ağrısının çoğu zaman 10 üzerinden 7–8 şiddetinde olduğunu kaydetti. Migrenin auralı ve aurasız olmak üzere iki temel tipi bulunduğunu aktaran Dr. Şalçini, auralı migrende baş ağrısından önce görsel belirtilerin ortaya çıktığını söyledi. Görme alanında ışık çakmaları, zikzaklı çizgiler, bulanıklık ve parlamaların en sık görülen aura belirtileri olduğunu belirten Şalçini, bu belirtilerin genellikle baş ağrısından yaklaşık yarım saat önce başladığını ifade etti. Migren ataklarını tetikleyen faktörlerin kişiye göre değiştiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, parlak ışıklar, keskin kokular, çikolata, mayalı içecekler, lodos, deterjanlar, parfümler ve klima ortamlarının sık görülen tetikleyiciler arasında yer aldığını söyledi. Hastaların kendi tetikleyicilerini tanımasının tedavide büyük önem taşıdığını vurguladı. Aşırı ağrı kesici kullanımının da ayrı bir baş ağrısı türüne yol açabileceğini belirten Dr. Şalçini, ayda 10–15 günden fazla ağrı kesici kullanan kişilerde “aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrısı” gelişebileceğini ifade etti. Bu durumun tanı ve tedavi sürecini zorlaştırdığını dile getirdi. Migrenin bazı kişilerde ömür boyu sürebildiğini, bazı kişilerde ise zamanla kaybolabildiğini belirten Dr. Şalçini, tedavide atak tedavisi ve koruyucu tedavi olmak üzere iki temel yaklaşım bulunduğunu söyledi. Koruyucu tedavinin amacının atakların sıklığını ve şiddetini azaltmak olduğunu kaydetti. Ayda 3–4’ten fazla, şiddetli ve yaşam kalitesini bozan baş ağrıları olan kişilerin mutlaka doktora başvurması gerektiğini vurgulayan Dr. Şalçini, özellikle ilk kez ortaya çıkan, 50 yaş sonrası başlayan, ilaçlara yanıt vermeyen ya da nörolojik belirtilerle seyreden baş ağrılarının ciddiyetle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Şalçini, günümüzde klasik ilaçların yanı sıra yeni nesil enjeksiyon tedavileri, akıllı ilaçlar ve botulinum toksini gibi farklı seçeneklerin bulunduğunu belirterek, hasta-hekim iş birliğinin ve doğru bilgilendirmenin tedavi başarısını artırdığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Wang Tanzanyalı mevkidaşı Kombo ile görüştü Haber

Dışişleri Bakanı Wang Tanzanyalı mevkidaşı Kombo ile görüştü

Wang Yi, görüşmede Çin’in Tanzanya ile olan geleneksel dostluğuna büyük önem verdiğini belirterek, iki ülke liderleri arasında varılan önemli mutabakat doğrultusunda, Tanzanya’nın yeni hükümetiyle birlikte bu tarihsel dostluğu sürdürmeye ve geliştirmeye hazır olduklarını söyledi. Wang, yüksek düzeyli karşılıklı güvenin korunması, birbirlerine kararlı destek verilmesi ve iletişim ile işbirliğinin daha da derinleştirilmesi yönündeki kararlılıklarını vurguladı. Son ziyaretinin Çin dışişleri bakanlarının 36 yıldır yeni yılın ilk ziyaretini Afrika’ya yapma geleneğinin bir devamı olduğunu hatırlatan Wang, bunun dünyaya Çin ile Afrika’nın her zaman yan yana durduğu yönünde açık bir mesaj verdiğini ifade etti. Çin, Afrika ile kader birliğini güçlendiriyor Wang Yi, Çin’in Afrika ile işbirliğine her zaman karşılıklı destek ve dayanışmaya dayalı Güney-Güney işbirliği perspektifinden yaklaştığını belirterek, Afrika ile ortak kalkınmayı ilerletmeye ve yeni dönemde her koşulda Çin-Afrika kader birliğini birlikte inşa etmeye kararlı olduklarını söyledi. Tanzanya–Zambiya Demiryolu’nun Çin-Afrika dostluğunun ve ikili işbirliğinin simgesi olduğuna dikkat çeken Wang, Tanzanya’nın kapsamlı kalkınmasına katkı sağlamak ve yerel halka daha fazla somut fayda üretmek için iki tarafın demiryolunun yeniden canlandırılmasına yönelik projeyi etkin biçimde hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı. Wang Yi ayrıca, Küresel Güney ülkeleri olan Çin ve Tanzanya’nın el ele vererek Birleşmiş Milletler’in merkezi rolünü ve uluslararası hukukun otoritesini koruması, çok taraflılığa bağlı kalması, daha adil ve daha makul bir küresel yönetişim sisteminin inşasını ilerletmesi ve gelişmekte olan ülkelerin meşru hak ve çıkarlarını savunması gerektiğini ifade etti. Tanzanya’dan Çin’e güçlü siyasi destek Tanzanya Dışişleri ve Doğu Afrika İşbirliği Bakanı Mahmoud Thabit Kombo, görüşmede, Çin’in başta Tanzanya olmak üzere Afrika ülkelerine uzun süredir sağladığı karşılıksız destek ve cömert yardımlar nedeniyle teşekkür etti. Tanzanya–Zambiya Demiryolu’nun yeniden canlandırılmasına yönelik projenin bölgesel bağlantısallığı ve ekonomik kalkınmayı güçlü biçimde teşvik edeceğini belirten Kombo, Tek Çin ilkesine bağlılıklarını sürdüreceklerini ve Tanzanya–Çin kapsamlı stratejik işbirliği ortaklığını kararlılıkla geliştirmeye devam edeceklerini vurguladı. Kombo, Çin’in Afrika’ya yönelik sıfır gümrük vergisi politikasından daha fazla yararlanmayı beklediklerini ifade ederek, Cumhurbaşkanı Xi Jinping tarafından ortaya konulan Kuşak ve Yol Girişimi, Küresel Güvenlik Girişimi, Küresel Medeniyet Girişimi, Küresel Kalkınma Girişimi ve Küresel Yönetişim Girişimi’ne verdikleri desteği yineledi. Tanzanyalı Bakan ayrıca, Çin-Afrika İşbirliği Forumu çerçevesinde Çin ile işbirliğini derinleştirmeye, çok taraflı eşgüdümü artırmaya ve bölgede ile dünyada adalet, hakkaniyet, kalkınma ve refahı birlikte savunmaya hazır olduklarını kaydetti.

Güvenlik Kaynakları: PKK, sivilleri canlı kalkan olarak kullanıyor Haber

Güvenlik Kaynakları: PKK, sivilleri canlı kalkan olarak kullanıyor

Güvenlik kaynakları, Suriye hükümetinin 10 Mart Mutabakatı kapsamında PKK/YPG’nin Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini çatışmasız şekilde terk etmesi için yaklaşık 10 aydır çeşitli seviyelerde siyasi müzakereler yürüttüğünü bildirdi. Kaynaklara göre, bu süreçte örgütün “masada zaman kazanmaya çalıştığı, sahada ise Halep şehir merkezine yönelik saldırılarla bölgeyi istikrarsızlaştırmayı sürdürdüğü” ifade edildi. Açıklamada, Halep’teki fiili bölünmüşlüğün yalnızca güvenlik ve istikrarı değil, ekonomik kalkınmayı da tehdit ettiği belirtildi. PKK/YPG unsurlarının Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı yol kontrol noktalarına yönelik saldırılarının ardından, 5 Ocak 2026 itibarıyla bölgede tansiyonun yeniden yükseldiği aktarıldı. Yaşanan gelişmeler üzerine Suriye Savunma Bakanlığı tarafından, PKK/YPG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çıkarılması amacıyla “sınırlı bir operasyon” planlandığı bildirildi. Operasyonun planlama ve icra aşamalarında, “bölgedeki Kürtler dahil tüm Suriye vatandaşlarının zarar görmemesinin öncelik olarak ele alındığı, sivil kayıpların önlenmesi için azami hassasiyet gösterildiği” vurgulandı. Kaynaklar, bu kapsamda SDG tarafıyla da çeşitli kanallardan temas kurulduğunu, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in de aralarında bulunduğu bazı isimlerin uzlaşıya açık bir tutum sergilediğini aktardı. Harekatın ilk aşamalarında Şeyh Maksud’un dış mahallelerinin ciddi bir çatışma yaşanmadan YPG unsurlarından temizlendiği, ancak Eşrefiye’nin boşaltılması ve Şeyh Maksud’un kuşatılmasının ardından Kandil yönetiminden bölgedeki unsurlara “kalın ve savaşın” talimatı geldiğinin görüldüğü bildirildi. Açıklamada, “PKK’nın uzlaşı yerine çatışmayı tercih etmesi nedeniyle yaşanan tüm kayıpların sorumluluğunun Kandil’e ait olduğu” ifade edildi. Güvenlik kaynakları, PKK’nın Kürt mahallelerinde sivilleri canlı kalkan olarak kullandığını, hastane ve çevresindeki bazı binalara yerleşerek hasta ve yaralıların hayatını tehlikeye attığını belirtti. Suriye ordusunun sivil hassasiyet nedeniyle bu alanlara müdahalede dikkatli davrandığı, buna rağmen örgütün tünellerden yaptığı keskin nişancı saldırılarında çok sayıda Suriye güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği kaydedildi. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, olayların başladığı ilk andan itibaren çatışmaların sona erdirilmesi ve sivillerin güvenli şekilde bölgeden ayrılması için uzlaşı ve diyalog çabası yürüttüğü, ancak bu girişimlerin PKK tarafından engellendiği bildirildi. Açıklamada, PKK’nın yaşananları “Kürt halkına yönelik etnik saldırı” olarak göstermeye çalıştığına dikkat çekilerek, “bunun gerçeği yansıtmadığı, yaşananların bir Arap-Kürt çatışması olmadığı” vurgulandı. Kürt halkının Suriye’nin asli unsuru olduğu belirtilirken, “temel hedefin tüm etnik ve dini unsurların katılımıyla uzlaşı temelinde ortak bir gelecek inşa etmek olduğu” ifade edildi. Güvenlik kaynakları, tüm gelişmelere rağmen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen “Terörsüz Türkiye” sürecinin devam ettiğini ve söz konusu olayların bu süreci sekteye uğratamayacağını bildirdi.

Saadettin Saran ifade verdi. Yurt dışına çıkış yasağı kondu. Haber

Saadettin Saran ifade verdi. Yurt dışına çıkış yasağı kondu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu soruşturması çerçevesinde ifadesine başvurulan ve adli kontrol kararıyla salıverilen Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sadettin Saran’ın ifadesi gün yüzüne çıktı. Saran, evinde bulunan ve ön testte uyuşturucu olduğu yönünde sonuç alınan maddelere yönelik soru üzerine savunmasında, "Bu maddenin ilk test sonucu pozitif çıkmış olabilir. Ancak kesin sonuçları elde etmek adına kriminal laboratuvar analizinin beklenmesini talep ediyoruz. Assos‘taki villamızda çok sayıda misafir ağırlarız. Büyük davetler düzenleriz. Bu davetlere 100’den fazla kişi katılır. Son olarak 21 Ağustos’ta kızımın düğününde 400’ün üzerinde davetli vardı. Maddeler evin içinde değil, bahçede bulundu. Bu davetlerden birisinde ya da benim orada olmadığım bir zamanda bir başkası tarafından kullanılıp bırakılmışsa bundan haberim yok. Çıkan maddeler üzerinde parmak izi analizi yapılmasını istiyoruz. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum" dedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen uyuşturucu soruşturması kapsamında ‘uyuşturucu madde sağlama, uyuşturucu madde tüketme ve uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırma’ suçlamalarından dolayı ifade vermeye çağrılan Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, savcılıkta ifade işlemlerini tamamlamasının ardından adli kontrol koşuluyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Saran’a yurtdışına çıkış yasağı şekliyle adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldı. Ayrıca, soruşturma sürecinde Ela Rümeysa Cebeci’nin de ek ifadesine başvuruldu ve ardından tutuklu bulunduğu Ceza İnfaz Kurumu’na geri gönderildi. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Saran ifadesinde, "Ela Rümeysa ile yaklaşık 3 yıl önce bana mesaj attığı için tanıştık ve o vesileyle iletişim kurmaya başladık" dedi. Saran’a savcılıkta, spiker Ela Rümeysa Cebeci’ye, "Sende ondan var mı? Pazar sabahı teyit edelim olasılık yüzde 70. Assos’a gideceğim, geç dönmem sanırım, tamam? Konuşuruz hadi bay bay" şeklinde mesaj gönderdiği, Cebeci’nin ise "Ben Escobar mıyım, nereden bulayım, sen yetiştiriyordun ya başkanım, yoldan birkaç dal alalım, haberleşiriz" yanıtını verdiği konuşma soruldu. Saran bu konuşma hakkında "Mesaj içerikleri doğrudur, ancak tarihlerin doğruluğundan emin değilim. Bu görüşmeler yaklaşık 17-18 ay önceye ait. Mesajlar, izlediğim bir filmin etkisiyle aramızda yaptığımız bir espriydi. Benim uyuşturucu yetiştirme ile hiçbir ilgim olamaz. Bu mesajlaşmalar şakayla karışık yapılmıştır" dedi. "Acayip rahatlatıyor, müthiş bir şeymiş o" Saran’ın, Ela Rümeysa Cebeci’ye gönderdiği başka bir mesaj da savcılık ifadesi sırasında soruldu. Mesajda Saran’ın "Gel git Ela nasılsın?" dediği, ses dosyası çözümünde ise "Kızım, sana yavaş yavaş dedim, ama her şeyi abartıyorsun. Habertürk’te bir sürü insan işten çıkarılıyor mu? Ayrıca baskı yapıyorlar mı?" dediği, Ela Rümeysa Cebeci’nin ise ses dosyası çözümünde, "Ama var ya, ne HD rüyalar gördüm ve böyle düşüncesizce uyudum, çok rahatlatıyor. Bahçeden topla getir bir dahakine. Evet, çok kelle alıyorlar, insanları çıkarıyorlar" yanıtını verdiği konuşma soruldu. Saran, bu konuşmalara ilişkin ifadesinde, "O akşam içtiğimiz şaraptan bahsettim. O gece, biraz puro içtim. Ela da vozol sigara içti, ama şaraptan fazla içtiğini düşündüm. Kenan Tekdağ’ın yönetime geçiş yaşamış ve Show TV’ye transfer olduğunda Ela’ya dikkat etmesi gerektiğini söylemiştim. Kenan hakkında kötü kalpli ve tehlikeli olduğunu biliyordum. Ancak, bu mesajlardaki ifadeler izlediğimiz bir filmdeki repliklerden esinlenerek espri amaçlı yapıldı. Geçen haftalar içinde gözaltına alındığında Ela’ya geçmiş olsun mesajı gönderdim, ‘Böyle bir şey yapmadım’ diye yanıtladı. Ben ona inanmak istiyorum. Bu hayatta tek bağımlılığım spordur. Kanser olduğum dönem ve annemin ölüm sürecinde sakinleştirici kullandım, ama narkotik madde içerdiğini düşünmüyorum. İstanbul’daki evimde, misafir odasında kızımın ilaçları bulunuyordu, odadaki cam kavanozda toz bu ilaçların kalıntıları olabilir. Assos’taki evde kahve, lavanta ve adaçayı yaktığımdan dolayı bunlar kalıntı olabilir. Kriminal sonucun beklenmesini istiyoruz. Orada misafirlerim çok olur, davetlere binlerce insan katılır ve evin içinde bulunmayan bahçede tespit edilmiş. Üzerime atılan suçlamaları kabul etmiyorum" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.