Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İstikrar

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - İstikrar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstikrar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kültürel miraslarımızdan  Melek Heykeli 22 yıl sonra yuvasın döndü Haber

Kültürel miraslarımızdan Melek Heykeli 22 yıl sonra yuvasın döndü

Kültürel mirasın korunması ve iadesine yönelik çalışmalar, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde düzenlenen törenle gündeme taşındı. 22 yıl önce çalınan “Melek Heykeli”, yapılan incelemeler ve hukuki süreçlerin ardından Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı Ortodoks cemaatine teslim edildi. Törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin kültür varlıklarının korunması ve yurda iadesi konusunda kararlı bir politika izlediğini vurguladı. Ersoy, bu teslimin yalnızca bir eserin iadesi değil, aynı zamanda kültürel hafızanın yeniden tamamlanması anlamına geldiğini ifade etti. Konuşmasında küresel gelişmelere de değinen Ersoy, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin uluslararası alanda barış ve uzlaşmanın adresi haline geldiğini belirtti. “Daha adil bir dünya mümkün” vizyonuna vurgu yapan Ersoy, Türkiye’nin çatışmaların ortasında istikrar ve umut sunan bir ülke olduğunu söyledi. https://twitter.com/TCKulturTurizm/status/2037424930069823738 KÜLTÜREL MİRAS İÇİN 60 MİLYAR LİRALIK YATIRIM Bakanlık tarafından yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi veren Ersoy, 2018’den bu yana restorasyon, müze inşası ve çevre düzenlemeleri için 60 milyar lirayı aşan yatırım yapıldığını açıkladı. Kız Kulesi, Galata Kulesi ve Rami Kütüphanesi gibi önemli yapıların bilimsel yöntemlerle restore edildiğini belirtti. Türkiye’nin köklü müzecilik geleneğine dikkat çeken Ersoy, 2025 yılı itibarıyla 219 müze ve 147 ören yerinde 33 milyonu aşkın ziyaretçiye ulaşıldığını kaydetti. Bu artışın kültürel mirasa olan ilginin giderek güçlendiğini gösterdiğini ifade etti. 13 BİNDEN FAZLA ESER GERİ GETİRİLDİ Kaçakçılıkla mücadelede önemli başarılar elde edildiğini belirten Ersoy, 2002’den bu yana 13 bin 451 eserin Türkiye’ye kazandırıldığını söyledi. Marcus Aurelius Heykeli’nin ABD’den iadesini örnek gösteren Ersoy, son yıllarda yüz binlerce eserin de ele geçirilerek müzelere kazandırıldığını aktardı. 2023’te başlatılan “Geleceğe Miras” projesine de değinen Ersoy, Türkiye genelinde yüzlerce kazı çalışmasının yürütüldüğünü belirtti. 2026’da arkeolojik faaliyet sayısının 800’e ulaşmasının hedeflendiğini ifade eden Ersoy, projeye sağlanan desteğin 7,5 milyar lirayı bulduğunu açıkladı. Ayrıca Şanlıurfa merkezli “Taş Tepeler” projesinin, insanlık tarihine ilişkin bilgileri yeniden şekillendirdiğini vurgulayan Ersoy, bu çalışmaların uluslararası bilim dünyasında da büyük yankı uyandırdığını söyledi. Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki varlık sayısının 22’ye yükseldiğini belirten Ersoy, geçici listede ise 79 varlığın bulunduğunu ifade etti. Kültür varlıklarının korunmasında teknolojinin de aktif kullanıldığını belirten Ersoy, yapay zekâ destekli sistemler ve kimliklendirme projeleriyle yüz binlerce eserin güvence altına alındığını söyledi. Konuşmasının sonunda kültürel mirasın insanlığın ortak değeri olduğuna dikkat çeken Ersoy, bu mirasın korunmasının sadece geçmişi değil, geleceği de aydınlattığını vurguladı.

Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026 tamamlandı. Haber

Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026 tamamlandı.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi (STRATCOM) 2026’nın iki gün süren programının ardından değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin yoğun katılım ve verimli panellerle başarıyla tamamlandığını belirten Duran, uluslararası güvenlikten diplomasiye kadar birçok kritik başlığın ele alındığını söyledi. Duran, küresel ölçekte yaşanan hızlı değişimlerin devletler arası iş birliği ve stratejik iletişimin önemini artırdığını vurgulayarak, STRATCOM’un ulusal ve uluslararası aktörler arasında önemli bir diyalog platformu sunduğunu ifade etti. Zirveye üst düzey katılımın dikkat çektiğini belirten Duran, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın küresel sistemdeki dönüşüm ve liderliğin rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türkiye’nin diplomatik vizyonuna dair önemli mesajlar verdiğini aktardı. Ayrıca MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün güvenlik ve savunma alanında katkılar sunduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkündür” mesajlarını hatırlatan İletişim Başknı Burhanettin Duran, son yıllarda yaşanan gelişmelerin bu söylemleri doğruladığını ifade etti. Türkiye’nin stratejik iletişim alanında önemli bir direnç geliştirdiğini belirten Duran, STRATCOM’un temel amaçlarından birinin Türkiye’nin tezlerini dünyaya anlatmak olduğunu söyledi. “Kendi hikâyemizi kendimiz yazalım” diyen Duran, zirveyle farklı ülkelerden katılımcıların ortak bir perspektifte buluşmasının hedeflendiğini vurguladı. Uluslararası sistemde yaşanan kırılmanın çok kutuplu bir yapıyı beraberinde getirdiğini belirten Duran, bu sürecin henüz netleşmediğine dikkat çekti. Küresel krizlerin savaş ve çatışmalarla derinleştiğini ifade eden Duran, Türkiye’nin bu noktada diplomasi, uzlaşı ve iş birliğini önceleyen bir yaklaşım benimsediğini söyledi. “Savaş ve çatışma değil, diyalog ve çözüm odaklı bir dünya arıyoruz” diyen Duran, mevcut sistemin adaletsizlik ürettiğini ve yeni bir düzen arayışının kaçınılmaz olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin bölgesel ve küresel politikalarında istikrar ve güvenliği öncelediğini belirten Duran, savunma sanayii alanındaki gelişmelerin de bu hedefle bağlantılı olduğunu ifade etti. Bölgesel barışın sağlanması için diplomasi kanallarının aktif şekilde kullanıldığını vurguladı. Duran, STRATCOM’un önümüzdeki dönemde de farklı ülkelerde yapılacak etkinliklerle devam edeceğini ve her yıl İstanbul’da düzenlenerek küresel ölçekte ortak bir mesaj üretmeyi sürdüreceğini sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Savaşın olumsuz etkilerini tüm dünya hissediyor Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Savaşın olumsuz etkilerini tüm dünya hissediyor

Dünya Ekonomik Forumu ((WEF) Türkiye Ülke Stratejisi Toplantısı, İstanbul’da gerçekleşti. Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde düzenlenen toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye’de yatırımı bulunan çok uluslu şirketlerin küresel CEO’ları, uluslararası finans kuruluşlarının üst düzey temsilcileri ve dev fon yöneticileri katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantı, dünyanın önde gelen şirketlerinin üst düzey yöneticilerini Türkiye’nin ekonomi yönetimi ve ekonomi bürokrasisiyle bir araya getirdi. "Şu bir gerçek ki, çatışmalar sona ermezse, ödenecek fatura da kabaracaktır" Toplantıda katılımcılara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün burada hem sizlerin Türkiye ekonomisine yönelik değerlendirmelerinizi dinlemek, hem de şirketlerinizin gelecek vizyonunda ülkemizi nasıl konumlandıracağınızı anlamak üzere, bir araya gelmiş bulunuyoruz. Malumunuz son yıllarda küresel ekonomi, salgın sonrası toparlanma süreci, yeşil ve dijital dönüşüm, artan ticaret gerilimleriyle jeopolitik gelişmelerle şekillenen bir gündemin içinde sürükleniyor. Enerji piyasalarında üretim, bilişim, ulaşım ve ticaret ağlarının işleyişine kadar, geniş bir alanda savaşın olumsuz etkilerini tüm dünya hissediyor. Daha önce farklı vesilelerle ifade ettiğim gibi, bir aydır bölgemizi sarsan bu anlamsız, hukuksuz ve gereksiz savaşın faturasını çatışmaların tarafı kadar tüm insanlık da ödüyor. Diplomasi ve diyalog yoluyla ortak bir paydada buluşma imkanı varken, bu yolların sabote edilmesinin yükünü insanlık ailesi olarak hepimiz birlikte çekiyoruz. Şu bir gerçek ki, çatışmalar sona ermezse, ödenecek fatura da kabaracaktır. Coğrafi mesafenin bu süreçte bir anlamı olmayacak. Hatta farklı kıtalarda yer alan ülkeler, anlaşıldığı kadarıyla enerji boyutuyla daha çok etkilenecektir. Küresel risk analizleri, uluslararası sistemde daha rekabetçi ve daha kırılgan bir döneme girildiğini ortaya koymaktadır. Bu yeni dönemde global ekonomik düzen birçok cepheden tehdide maruz kalmaktadır. Enerji güvenliği ve tedarik zincirlerinin aşınması uluslararası ticaret rejiminin erozyona uğraması ve korumacı politikalar kırılganlıkları arttırmakta, tüm bu gelişmeler istikrarlı ekonomilerin sayısını azaltmaktadır" ifadelerini kullandı. "Küresel Bir Merkezde Büyüme, Rekabet Gücünü ve Dayanıklılığı Güçlendirmek" temasıyla gerçekleştirilen toplantıda, küresel ekonomide Türkiye’nin konumu ve iş birliği imkanları ele alındı. Toplantı kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık ettiği ve 16 ülkeden imalat, teknoloji, enerji, finans, altyapı, varlık yönetimi, sağlık, gıda ve havacılık gibi farklı sektörlerden toplam değeri 1,2 trilyon doları bulan 23 uluslararası yatırımcının katıldığı stratejik diyalog oturumu, Türkiye’nin küresel ekonomik sistemdeki rolü, yatırım potansiyeli ve uzun vadeli büyüme perspektifi üzerine kapsamlı değerlendirmelere sahne oldu. Stratejik diyalog oturumuna Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, AK Parti Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci’nin yanı sıra BlackRock Başkan ve Yönetim Kurulu Başkanı ve Dünya Ekonomik Forumu Eş Başkanı Laurence Fink ile Dünya Ekonomik Forumu Başkan ve İcra Kurulu Başkanı Alois Zwinggi, katıldı. Toplantı çerçevesinde gerçekleştirilen oturumlarda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ekonomik istikrar ve makroekonomik politika alanında kapsamlı bir sunum gerçekleştirerek, Türkiye’nin reform gündemi, mali disiplin yaklaşımı ve yatırım ortamının güçlendirilmesine yönelik politikaları değerlendirdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise enerji güvenliği ve kaynak yönetimi başlıklı oturumda, Türkiye’nin enerji arz güvenliği, çeşitlendirme stratejileri ve enerji merkezi olma hedeflerini ele aldı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin bölgesel istikrar ve güvenlikteki rolü, jeoekonomik dönüşüm sürecinde üstlendiği konum ve uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesine yönelik perspektifleri içeren oturumu yönetti. Küresel ekonomide artan belirsizlikler, jeopolitik gelişmeler ve değer zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde gerçekleştirilen toplantı, kamu ve özel sektör arasında diyalog ve iş birliğini güçlendirmeyi, yatırım odaklı büyümeyi desteklemeyi ve Türkiye’nin küresel ekonomide bir "bağlantı noktası" olarak konumunu daha da pekiştirmeyi hedefliyor. Toplantıda ayrıca Türkiye’nin rekabet gücünün artırılması, ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesi, sürdürülebilir büyümenin desteklenmesi ve uluslararası doğrudan yatırımların hızlandırılmasına yönelik somut iş birliği alanları ele alındı. Dünya Ekonomik Forumu Türkiye Ülke Stratejisi Toplantısı, Türkiye’nin küresel ekonomideki stratejik rolünü pekiştiren, çok taraflı iş birliğini teşvik eden ve geleceğe yönelik ortak vizyonun güçlendirilmesine katkı sağlayan önemli bir platform olarak öne çıkıyor.

ABD ve Çin, Paris'te ticaret görüşmeleri yapıyor. Haber

ABD ve Çin, Paris'te ticaret görüşmeleri yapıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Mart ayı sonunda Pekin'e yapacağı ziyaret ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşmesinin önünü açacak önemli bir adım olarak görülüyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng başkanlığındaki görüşmeler, ABD gümrük vergilerinin ayarlanması, nadir toprak mineralleri ve mıknatısların ABD'ye akışı, yüksek teknoloji ihracatına yönelik kontroller ve Çin'in ABD tarım ürünleri alımları gibi temel konulara odaklandı. ABD'nin dikkatini İran'la olan çatışmaya yoğunlaştırmasıyla birlikte, analistler büyük bir atılım olasılığının oldukça sınırlı olduğuna inanıyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde (CSIS) Çin ekonomistiolan Scott Kennedy şu yorumda bulundu: "Bence her iki tarafın da en azından bir toplantı yapma hedefi var; bu da istikrarı korumaya ve bir çöküşü ve gerilimlerin yeniden tırmanmasını önlemeye bir nebze yardımcı olacaktır." Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump. Fotoğraf: Xinhua Haber Ajansı Ona göre, Başkan Trump Pekin'den yeni Boeing uçakları siparişi veya sıvılaştırılmış doğal gaz ve soya fasulyesi alımlarının artırılması gibi önemli taahhütler bekleyebilir, ancak karşılığında ABD'nin ihracat kontrollerinde tavizler vermesi gerekebilir. İran'daki devam eden çatışma da, özellikle yükselen petrol fiyatları ve Çin'in petrolünün %45'ini sağlayan Hürmüz Boğazı'nın kapanma tehdidiyle birlikte, göz ardı edilemeyecek bir konudur. Çin'in China Daily gazetesi, bir başyazısında, Ortadoğu'daki istikrarsız kriz ortamında diyaloğun "istikrar sağlayıcı bir unsur" olarak önemini vurguladı. İki tarafın, Güney Kore'nin Busan kentinde açıklanan Ekim 2025 ticaret ateşkesi anlaşması kapsamındaki taahhütlerin yerine getirilmesindeki ilerlemeyi gözden geçirmesi bekleniyor. Bu anlaşmaya göre Çin, 2025 iş yılında 12 milyon ton ve 2026 hasat yılında 25 milyon ton ABD soya fasulyesi satın almayı kabul etmişti. ABD yetkilileri Çin'in tarım ürünleri için ilk hedeflere ulaştığını doğrulasa da, ABD havacılık ve yarı iletken şirketleri, Çin'in ihracat kontrolleri nedeniyle jet motorları için ısıya dayanıklı kaplamalarda kullanılan itriyum gibi temel malzemelerde ciddi kıtlıklarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Dışişleri Bakanı  Hakan Fidan: Milli güvenliğimizden zerre taviz vermeyeceğiz Haber

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: Milli güvenliğimizden zerre taviz vermeyeceğiz

Bakan Fidan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde: "Değerli kardeşim, Şubat ayında göreve başlamasının ardından ilk ikili ziyaretini Türkiye’ye yapıyor. Türkiye olarak Bangladeş’teki istikrarlı süreci sonuna kadar destekledik. Bangladeş’in gerek İslam dünyasında gerek bölgesinde hak ettiği yeri alması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için de çalışmaya devam edeceğiz. Bangladeş ile bizim çok köklü ilişkilerimiz var. Bengal halkının, Balkan Harbi sırasındaki yardımları ve Kurtuluş Savaşına verdiği destek bu kardeşliğin en önemli örnekleri arasında yer alıyor. Bugün de bu sağlam temeller üzerine, çok daha güçlü ve vizyoner temeller inşa etmeyi hedefliyoruz. Ticaret, yatırım ve savunma sanayii gibi alanlarda atabileceğimiz çok adım var. Şu anda ikili ticaret hacmimiz var olan potansiyeli çok yansıtmıyor. 1.3 milyar dolarlık bir ticaret hacmi var, bunu da yükseltmemiz gerekiyor. Uluslararası teşkilatlarda ortak duruşumuzu ve iş birliğimizi daha da güçlendirme konusunda mutabık kaldık. Güçlenen ortaklığımız, Güney Asya’nın ve bölgede, istikrar ve refaha da doğrudan katkı sağlayacaktır. Krizin üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen Rohingya Müslümanlarının maruz kaldığı trajedi ne yazık ki devam etmektedir. Bangladeş, 1 milyondan fazla Rohingya’ya ev sahipliği yaparak, tüm insanlık adına tarihi bir fedakarlık sergilemektedir. Ülkemiz tarafından, Rohingyalılar için sağlanan yardımların toplam değeri 80 milyon dolara ulaşmış durumdadır. TİKA, AFAD, Türk Kızılay’ı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından; sağlık, barınma, eğitim ve altyapı gibi alanlarda desteklerimizi aksatmadan sürdürmekteyiz. Bölgemizin istikrarı, güvenliği, huzuru ve refahı, dış politikamızın temel öncelikleri arasında yer alıyor. Ne yazık ki savaşın tüm bölgeye yayıldığını endişeyle müşahede ediyoruz. Bu yıkıcı tablo yalnızca, bölgesel güvenlik ve insani boyutta kalmadığı, küresel ekonomik istikrara etki ettiği de aşikardır. Bu gelişmelerin bölgemizde telafisi imkansız, kalıcı düşmanlıklara yol açmasından da endişe etmekteyiz. Bu savaşa bir an önce son verilmesi gerekmektedir. Gelinen aşamada, tüm tarafların diplomasi masasına dönmesi gerektiği, kalıcı çözüme ancak diyalog yoluyla ulaşılabileceği açıktır. Türkiye olarak, gayretlerimizi tamamen bu yöne yoğunlaştırmış bulunmaktayız. Barış ve istikrar yönündeki samimi gayretlerimiz, sergilediğimiz anlayış ve yapıcı yaklaşım, milli güvenliğimizden zerre taviz vereceğimiz anlamına kesinlikle gelmemektedir. Dün ülkemize yönelen bir füze daha etkisiz hale getirilmiştir. Bu vahim hadiseyle ilgili olarak, İranlı muhataplarımızla doğrudan temas halindeyiz. İranlı mevkidaşımla, dünkü olaydan sonra da görüşüp haberleştik, yine kendileri bu olayı sahiplenmiyorlar. Böyle bir konunun talimatını verdiklerini ve böyle bir saldırıyla ilişkilerinin olmadığını söylüyorlar. Tabii ki elimizde teknik veriler başka şeyler var. Biz, bu veriler ve yapılan beyanlar arasında zıtlığı kendileriyle düzeylerde konuşuyoruz. Bizim bir numaralı önceliğimiz, savaşın daha geniş coğrafyaya yayılmasını engellemek, savaşın ömrünü kısaltmak ve Türkiye’nin hiçbir şekilde bu savaşın içine çekilmesine müsaade etmemek. Bölgemizi saran bu çatışma halinin temelinde yatan asıl sorunları görmezden gelemeyiz. Çok uzun süredir, Netanyahu hükümetinin yayılmacı politikalarını ve fundamentalist ideolojisinin bölgemizde neden olduğu kaosa ısrarla dikkat çekmekteyiz. İsrail’in bölgede, kendi jeopolitik hesaplarını dış müdahaleler yoluyla dayatmasına göz yummamız mümkün değildir. Netanyahu hükümetinin, Gazze’de ateşkes ihlallerini sürdürmekte ve sahadaki insani durum her geçen gün ağırlaşmaktadır. İnsani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve Gazzellilerin, başta barınma olmak üzere temel ihtiyaçlarının karşılanması acil bir önceliktir. İsrail, iki devletli çözümü sekteye uğratmak için Batı Şeria’da yeni bir oldubittiye yönelik adımlar atmaktadır. Batı Şeria’da yerleşimciler her gün Filistinli kardeşlerimizi şehit etmektedir. Öte yandan, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı faaliyete kapatması, bölgemizde yeni bir infiali tetikleyebilecek son derece tehlikeli bir adımdır. Bu tehlikeli provokasyondan bir an önce vazgeçilmeli, insanlığın ortak sorumluluğu olan kutsal mekanlara gereken saygı gösterilmelidir. İsrail, Lübnan’ı da yeniden insani bir felakete ve kalıcı bir istikrarsızlığa sürüklemek istemektedir. Netanyahu’nun, Hizbullah ile mücadele bahanesiyle yeni bir soykırıma yönelmesinden endişe duyuyoruz. Uluslararası toplumun, İsrail’in işlemeye devam ettiği suçlar karşısında bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir. Küresel ve bölgesel krizlerin çözümünü, ancak yetkin bir diplomasi ve güçlü kurumlarla mümkün olduğunun bilincindeyiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sulhun tarafındayız, ateşkes ve diyalog şart Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sulhun tarafındayız, ateşkes ve diyalog şart

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MKYK üyeleri, parti kurulları, Ankara İl Teşkilatı ve ilçe başkanlarıyla iftar programında bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında bölgesel gelişmelere ve Türkiye’nin dış politika yaklaşımına ilişkin önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin tarih boyunca komşularının yaşadığı krizlere kayıtsız kalmadığını vurgulayan Erdoğan, “Millet olarak kendimiz için istediğimizi komşumuz için de isteriz. İlkeli, onurlu, insan hayatını merkeze alan, barışçıl bir politika izledik” dedi. 23 yıldır bölgesel barış ve istikrar için samimi bir çaba yürüttüklerini belirten Erdoğan, “Biz sulhun tarafındayız; kan akmasın, gözyaşları dinsin, bölgemiz kalıcı huzura kavuşsun istiyoruz” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: "Millet olarak, kendimiz için istediğimizi komşumuz için de isteriz. Tarihimizin hiçbir döneminde komşularımızın evindeki yangınlara bigâne kalmadık. İlkeli, onurlu, insan hayatını merkeze alan, barışçıl bir politika izledik. Bizim… pic.twitter.com/g55GElLHOY — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) March 2, 2026 İran’a yönelik saldırılara da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu saldırıları “gayri hukuki” olarak nitelendirerek Türkiye’nin tutumunun barıştan yana olduğunu söyledi. İran ile 1639’dan bu yana süregelen barış ortamına dikkat çeken Erdoğan, iki ülke halklarının asırlardır yan yana yaşadığını ve bu birlikteliğin süreceğini dile getirdi. Önceliklerinin ateşkesin sağlanması ve diyalog kapısının açılması olduğunu belirten Erdoğan, aksi halde çatışmaların bölgesel ve küresel güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Ekonomik ve jeopolitik belirsizliklerin kimse tarafından taşınamayacağını ifade eden Erdoğan, “Yangının daha fazla büyümeden söndürülmesi gerekiyor” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hassas süreçte Türkiye’nin ve vatandaşların güvenliği için gerekli tüm tedbirlerin alındığını da sözlerine ekledi.

Gazze 'Barış Kurulu' ilk kez toplanırken Trump ne başarabilir? Haber

Gazze 'Barış Kurulu' ilk kez toplanırken Trump ne başarabilir?

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, ABD liderinin yakın zamanda başlatılan panelin Gazze'deki aylarca süren İsrail ateşkes ihlalleri karşısında - destek için imzalayanlardan bile - şüpheciliğin üstesinden gelebileceğini kanıtlamayı umduğu bir etkinlik olan Washington, DC'de ilk "Barış Kurulu" zirvesinidüzenlemeye hazırlanıyor. Perşembe günkü zirve, BM Güvenlik Konseyi'nin İsrail'in Gazze'deki soykırımınınortasında ABD destekli bir "ateşkes" planını onaylamasından bu yana, Barış Kurulu'nun harap olmuş Filistin yerleşiminin yeniden inşasını ve sözde Uluslararası İstikrar Gücü'nün başlatılmasını denetlemesi için iki yıllık bir görev süresini içeren bir "ateşkes" planını onaylamasından bu yana yaklaşık üç ay kaldı. 3 öğenin listesi, 1/3 yeniden yapılanma İsrail'in Gazze'de yeni 'sessiz transfer' silahı haline nasıl geldi 3'ün 2. listesiMarcoRubio 'yeni bir Batı yüzyılı' inşa etmek istiyor. Avrupa katılacak mı? 3 Hamas'ın 3 listesi: Trump'ın 'Barış Kurulu' İsrail'in Gazze'deki öldürülmesini durdurmalılistenin sonu Kasım güvenlik konseyi oylamasından bu yana yönetim kurulunu sardı ve birçok geleneksel Batılı müttefik, bazılarının Trump'ın egemen olduğu bir formatta Birleşmiş Milletler'e rakip olma girişimi olarak gördüğü ABD yönetiminin bariz daha geniş hırslarından temkinli. Zaten üye olarak imza atmış olan ülkeler de dahil olmak üzere diğerleri, yönetim kurulunun Gazze'de anlamlı bir değişiklik yapma uygunluğuyla ilgili endişelerini dile getirdi. Birkaç bölgesel Orta Doğu gücü yönetim kuruluna katıldı, İsrail geç kaldı ve bazılarına Şubat ayı başlarında rahatsız edici bir ek oldu. Perşembe günkü toplantı itibariyle, yönetim kurulunun hala bir Filistin temsili yok ve bunu birçok gözlemci ileriye dönük kalıcı bir yol bulmanın önünde büyük bir engel olarak görüyor. "Trump bu toplantıdan tam olarak ne almak istiyor?" Washington DC Arap Merkezi'ndeki İsrail-Filistin programının başkanı Yousef Munayyer sorguladı. Al Jazeera'ya verdiği demeçte, "Bence insanların katıldığını, insanların projesine, vizyonuna ve işleri ilerletme yeteneğine inandığını söyleyebilmek istiyor." dedi. "Ancak, şimdiye kadar bekleyen kilit siyasi sorulara daha net çözümler gelene kadar herhangi bir büyük taahhüt göreceğinizi sanmıyorum." 'Şehirdeki tek oyun' Emin olmak için, Munayyer, Barış Kurulu'nun şu anda Gazze'deki Filistinlilerin yaşamlarını iyileştirmekle ilgilenen taraflar için "şehirdeki tek oyun" olmaya devam ederken, aynı zamanda "Donald Trump'ın kişiliğine aşırı ve yakından bağlı" kaldığını açıkladı. t Bu, yönetim kurulunun krize onlarca yıllık bir yanıt olması muhtemel olan uzun ömürlülüğü konusunda ciddi şüpheler uyandırıyor. Munayyer, "Bölgenin geleceği ve soykırım konusunda ciddi bir endişesi olan bölgesel oyuncuların, bu Barış Kuruluna katılımlarının önümüzdeki birkaç yıl içinde Gazze'nin geleceği üzerinde bir miktar kaldıraç ve bir yöne sahip olmalarına izin verdiğini gerçekten ummaktan başka seçeneği yok" dedi. "Müddetlerin "zorlukları anlayan ve bağlamı anlayan" üye devletler için en büyük fırsatın "zaman diliminde gerçekçi olarak elde edilebileceklere ... acil ihtiyaçlara odaklanmak ve bunları agresif bir şekilde ele almak" olacağını değerlendirdi. Buna sağlık altyapısı, hareket özgürlüğü, insanların barınaklarının sağlanması, ateşkes ihlallerine son verilmesi için baskı yapmak, birkaçını saymak gerekirse, dedi. 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de en az 72.063 Filistinli öldürüldü ve 11 Ekim 2025'ten bu yana 603 kişi öldürüldü, "ateşkes" yürürlüğe girdi. 2,1 milyonluk nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve binaların yüzde 80'inden fazlası yıkıldı. Daha önce Gazze'yi bir "Orta Doğu Rivierası"na dönüştürmeyi öngören Trump, toplantıdan önce olumlu bir ton attı. Trump, Pazar günü Truth Social hesabındaki bir gönderide, "Tarihin en önemli Uluslararası Organı" olduğunu kanıtlayacağını söylediği yönetim kurulunun "sınırsız potansiyelini" lanse etti. Trump ayrıca, "Gazze İnsani Yardım ve Yeniden Yapılanma çabalarına yönelik" 5 milyar dolarlık finansman taahhüdünün açıklanacağını ve üye devletlerin "Gazzeliler için Güvenlik ve Barışı korumak için Uluslararası İstikrar Gücü ve Yerel Polise binlerce personel taahhüt ettiğini" söyledi. Daha fazla ayrıntı vermedi. Bu arada, panelin sözde "Gazze yönetim kurulu"nun bir üyesi olan Trump'ın damadı Jared Kushner, Ocak ayında Washington'un Gazze için "ana planının" şimdiye kadarki en net vizyonunu açıkladı. Gazze'deki Filistinlilerden herhangi bir girdi olmadan toplanan plan, yerleşimin kentsel dokusunun silinmesine dayanan ışıltılı konut kulelerini, veri merkezlerini, sahil beldelerini, parkları ve spor tesislerini özetledi. O sırada Kushner, yeniden yapılanma planının nasıl finanse edileceğini söylemedi. Hamas'ın tam silahsızlanmasının ve İsrail ordusunun geri çekilmesinin ardından başlayacağını söyledi, her ikisi de çözülmemiş sorunlar. İsrail üzerinde baskı mı? Quincy Sorumlu Devletçilik Enstitüsü'nde Orta Doğu programında araştırma görevlisi olan Annelle Sheline'e göre, ABD yönetimi kapsamlı inşaat planları üzerinde yıldızla bakarken, üye olarak imzalayan 25 ülkenin bir koleksiyonunun yanı sıra toplantıya gözlemci gönderen diğer birkaç ülkeyle bir araya geldiğinde daha sert bir gerçekle karşı karşıya kalması muhtemeldir. Yönetim kurulunun "kavram kanıtını" göstermek için herhangi bir ilerleme, kesinlikle İsrail üzerinde tek taraflı baskının iddiasını gerektireceğini belirtti. Sheline, Al Jazeera'ya verdiği demeçte, "Trump, kağıt üzerinde gerçek taahhütler elde etmek için ülkelerin 5 milyar dolar hakkındaki iddiasını desteklemesini umuyor." dedi. "Bu muhtemelen zor olacak, çünkü - özellikle Körfez ülkeleri - birkaç yıl içinde tekrar yok edilecek başka bir yeniden yapılanmayı finanse etmekle ilgilenmedikleri konusunda çok açıktılar." İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun başlangıçta karşı çıktığı İsrail'in yönetim kuruluna katılma kararı, ABD politikası üzerinde daha fazla etki yaratma konusundaki endişeleri artırdı. Sheline, ABD'nin daha kalıcı bir barışı ilerletmek için iyi niyetli bir eylemin, bir Filistinli yetkilinin yönetim kuruluna dahil edilmesi olabileceğini de sözlerine ekledi. İsrail'de art arda müebbet hapis cezasına çarptırılmaya devam eden yaygın olarak popüler Filistinli siyasi mahkum Marwan Barghouti'yi olası bir aday olarak önerdi. Serbest bırakılmasının, Washington'un kaldıraçını hemen etki etmek için kullanabileceği bir alana örnek olabileceğini söyledi. Kısa vadede, "[ilgilenen üye devletler] büyük ölçüde güvenlik durumunun çözülmesini bekliyor. İsrail her gün ateşkesi ihlal ediyor ve sarı çizgiyi hareket ettiriyor" dedi Sheline, İsrail ordusunun "ateşkes" anlaşmasının ilk aşamasının bir parçası olarak geri çekilmesi gereken Gazze'deki sınıra atıfta bulunarak. Endonezya hükümeti, sonunda 8.000'e kadar büyüyebilecek bir istikrar gücüne 1.000 asker göndermeye hazırlandığını söyledi. Ancak herhangi bir konuşlandırmanın muhtemelen daha iyi ateşkes garantileri olmadan gecikeceğini söyledi. Sheline, "Hala aktif bir savaş bölgesi," diye ekledi. "Bu nedenle, varsayımsal olarak istikrar gücüne asker katkıda bulunacağını söyleyen Endonezya'nın bile, durum istikrarlı olana kadar bunu gerçekten yapmayacağımızı söylemesi çok anlaşılabilir." Bir fırsat mı? Notre Dame Üniversitesi Kroc Uluslararası Barış Çalışmaları Enstitüsü'nde arabuluculuk programı direktörü Laurie Nathan'a göre, ihlaller için hesap verebilirlik mekanizmaları oluşturmak da dahil olmak üzere gerçek bir ateşkesin uygulanmasını sağlamak, yönetim kurulunun açılış toplantısı için "açık ara en kritik" görev olmaya devam etti. El Cezire'ye verdiği demeçte, Trump'ın Barış Kurulu'nun "Gazze'de istikrarın yokluğunda anlamlı bir yeniden yapılanma rolü oynayamayacağını ve istikrarın ateşkese bağlı kalmayı gerektirdiğini" söyledi. Bir sonraki önemli adım - ve Perşembe günkü toplantıdan kaynaklanabilecek büyük bir gelişme - birlik taahhüdü olacaktır, ancak Nathan, gönüllü bir Hamas silahsızlanma anlaşmasına varılana kadar herhangi bir konuşlandırmanın muhtemelen çıkmaza gireceğini belirtti. Durum karşısında Trump, Gazze'de başkanın kendi benlik imajıyla yakından uyumlu bir istikrarı teşvik etmek için Washington'un İsrail üzerindeki önemli etkisini kullanmaya giderek daha fazla teşvik edilmiş gibi görünüyor. Ne de olsa Trump ve müttefikleri, sahadaki gerçekler iddiaları baltalasa bile, çatışma çözümündeki başarısını defalarca lanse ederek ABD başkanını düzenli olarak "baş barışçı" olarak tasvir ettiler. Trump, Nobel Barış Ödülü'nü alması gerektiğine olan inancında ses çıkardı. Yine de, "Trump'ın motivasyonu çok yönlü," diye açıkladı Nathan. "Barışı önemsiyor mu? Bence öyle. Barış komisyoncusu olmak istiyor mu? Evet. Nobel Barış Ödülü'nü gerçekten istiyor mu? Evet.” "Öte yandan, o performatif ... onun için ne kadar ciddi olduğu hiçbir zaman tam olarak belli değil," diye ekledi. "Diğer sorun, Trump bunları yaparken kişisel çıkarların her zaman dahil olmasıdır." Daha geniş hırslar mı? Hem Washington'un Batılı müttefikleri hem de çatışma çözümü uzmanları, geçen yıl BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan Gazze yetkisinin çok ötesinde, Barış Kurulu'nun esneme kapsamı gibi görünen şeyi incelediler. Davetli ülkelere gönderilen yaygın olarak bildirilen bir kuruluş "tüzüğü", "sürekli bağımlılığı teşvik eden ve insanları ötesine götürmek yerine krizi kurumsallaştıran" barış inşasına yönelik önceden var olan yaklaşımlara yönelik kazılar yaptığı için doğrudan Gazze'ye atıfta bulunmadı. Bunun yerine, "daha çevik ve etkili bir uluslararası barış inşa organı" öngördü. Eleştirmenler, Trump'ın BM gibi kuruluşlarda yer alması amaçlanan çok taraflılık ilkelerini büyük ölçüde baltalayan "başkan" ve tek veto sahibi olarak tekil ve belirsiz rolünü daha da sorguladılar. Yapının hem ABD hükümeti hem de bir birey olarak Trump ile ilişkilerde işlemsel bir yaklaşımı teşvik ettiğini savundular. Uluslararası Kriz Grubu'nda küresel sorunlar ve kurumlar program direktörü Richard Gowan, bu endişelerin yakın zamanda azalmasının muhtemel olmadığını söyledi. Yine de, Avrupa ülkelerinin anlamlı bir ilerleme kaydedebilmesi durumunda yönetim kurulunun çabalarını desteklemesini engellediğini görmedi. "Bence, pratik anlamda, diğer ülkelerin yönetim kurulunun Gazze davasında yaptıklarını desteklemeye çalışırken, diğer konularda onu kol boyu tutmaya devam ettiğini göreceksiniz" dedi. Perşembe günkü toplantı, Barış Kurulu'nun ileriye dönük dinamiklerini ve tonunu gösterebilir. Gowan, "Trump, etrafındaki herkese emir vermek için tüzük kapsamındaki yetkisini kullanırsa, sevmediği teklifleri engeller ve bunu tamamen kişisel bir şekilde yürütürse, "Bence Trump'la iyi davranmak isteyen ülkeler bile neye bulaştıklarını merak edeceklerdir." "Trump daha yumuşak tarafını gösterirse. Özellikle Arap grubunu ve Gazze'nin neye ihtiyacı olduğu hakkında söylediklerini gerçekten dinlemeye istekliyse, gerçek bir temas grubunda gerçek bir konuşma gibi görünüyorsa," diye ekledi, "bu yönetim kurulunun geleceğiyle ilgili tüm soruları silmeyecek, ancak en azından bunun ciddi bir diplomatik çerçeve olabileceğini öne sürecektir." kaynak : Aljazeera

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.