Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İnsan Hakları

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - İnsan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnsan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ömer Çelik’ten İsrailli Bakan Katz’a tepki: Türkiye hiçbir tehdide boyun eğmeyecek Haber

Ömer Çelik’ten İsrailli Bakan Katz’a tepki: Türkiye hiçbir tehdide boyun eğmeyecek

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’yi hedef alan açıklamalarına tepki gösterdi. Çelik, Türkiye’nin tehdit, provokasyon ve şantaja boyun eğmeyeceğini belirterek Filistin halkının haklarını ve bölgede kalıcı barışı savunmayı sürdüreceklerini söyledi. Ömer Çelik’ten İsrail yönetimine tepki Ömer Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’ye yönelik ifadelerini eleştirdi. Çelik, söz konusu açıklamaların İsrail yönetiminin siyasi çaresizliğini ve tükenmişliğini gösterdiğini savundu. İsrail hükümetinin iç siyasette yaşadığı sorunları Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alarak örtbas etmeye çalıştığını öne süren Çelik, Türkiye’ye yönelik ithamların İsrail’in Gazze’deki politikalarını ve bölgedeki saldırgan tutumunu gizleyemeyeceğini ifade etti. “Barış ve ateşkes müzakerelerinde yer alanları tehdit ediyor” Çelik, Katz’ın barış ve ateşkes müzakerelerinde sorumluluk alan aktörlere yönelik ölüm tehditleri içeren açıklamalarına da tepki gösterdi. Bu ifadelerin uluslararası hukuk, insan hakları ve küresel vicdanın hiçe sayıldığını ortaya koyduğunu savundu. “Türkiye, Filistin halkının haklarını savunmayı sürdürecek” Türkiye’nin dış politika tutumuna da değinen Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin hiçbir tehdide, provokasyona ve şantaja boyun eğmeyeceğini belirtti. Çelik, Türkiye’nin Filistin halkının meşru haklarını savunmaya ve bölgede kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermeye devam edeceğini kaydetti. Ne Olmuştu ? İsrail'in Savunma Bakanı Yisrael Katz, X sosyal medya hesabından alçakça Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef aldı. Ankara'nın Hamas'a verdiği desteği hazmedemeyen siyonist bakan Katz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas'a kırmızı halı serdiğini öne sürdü. İsrailli bakan ayrıca Hamas'ın Siyasi Büro Başkanlığına seçilen Halil el-Hayya'yı skandal ifadelerle tehdit ederek, "Gazze'de Hamas liderlerini ortadan kaldırdık. El-Hayya'nın da sırası gelecek ve o da (Şehit edilen eski Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail) Haniye ile arkadaşlarının yanına, cehennemin derinliklerine gönderilecek."ifadelerini kullandı. Katz, ifadelerini Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hamas liderlerini hedef alan provokatif bir görselle de destekledi. Görselde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İsmail Haniye'nin 2024 yılında çekilmiş fotoğrafının yanı sıra, 2026 yılında Halil el-Hayya ile gerçekleştirilen görüşmeye ait kareye de yer verildi. İsrail basınına göre siyonist Katz paylaşımında, Hamas liderlerinin "cehennemde buluşacağı" mesajını verdi.

Erdoğan’dan Uluslararası Adalet Zirvesi’nde mesaj: “Adalet, haklıya hakkının teslim edilmesidir” Haber

Erdoğan’dan Uluslararası Adalet Zirvesi’nde mesaj: “Adalet, haklıya hakkının teslim edilmesidir”

Dört kıtadan temsilcilerin katıldığı Uluslararası Adalet Zirvesi 2026, İstanbul’da gerçekleştiriliyor. 8-9 Ekim tarihlerinde düzenlenen zirvede küresel adalet mekanizmaları ve insan hakları, 8 farklı panel ve oturumda ele alınıyor. Zirvenin ikinci gününde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, adaletin yalnızca ülkelerin hukuk sistemleriyle sınırlı olmadığını, insanlığın ortak ideali olduğunu vurguladı. “Adalet, güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir” Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, zirvenin ülkeler ve insanlık için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni etti. Farklı ülkelerin farklı anayasalara, hukuk sistemlerine ve yargılama usullerine sahip olduğunu belirten Erdoğan, adalet anlayışının ortak bir temelde buluştuğunu ifade etti. Erdoğan, adalet kavramını şu sözlerle tanımladı: “Adalet, haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet, güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet, mazlumu zalimden koruma kudretidir. Adalet, devletin üzerine bina edildiği temeldir.” Adaletin insanlığın ortak hedefi ve ideali olduğunu dile getiren Erdoğan, farklı hukuk geleneklerine rağmen bu kavramın evrensel bir anlam taşıdığını söyledi. “Hak ve özgürlüklerin aşındığı yerde adalet olmaz” Cumhurbaşkanı Erdoğan, adaletin sağlanabilmesi için vicdan, hakkaniyet ve kanun önünde eşitliğin korunması gerektiğini belirtti. Hak ve özgürlüklerin giderek zayıfladığı bir ortamda adaletin tesis edilemeyeceğini ifade eden Erdoğan, bu ilkelerin uluslararası sistem açısından da geçerli olduğunu kaydetti. Erdoğan, devletin temel sorumluluklarından birinin adaleti sağlamak olduğunu vurgulayarak, uluslararası sistemin de küresel barış ve güvenliği tesis etme misyonunu yerine getirmesi gerektiğini söyledi. BM Şartı’na vurgu yaptı Uluslararası sistemin temel ilkelerine değinen Erdoğan, 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan Birleşmiş Milletler Şartı’nı hatırlattı. BM Şartı’nın birinci maddesinin uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkin olduğunu belirten Erdoğan, kural ve ilkelere dayandığı ifade edilen uluslararası sistemin bu hedef doğrultusunda hareket etmesi gerektiğine dikkat çekti. İstanbul’da iki gün süren Uluslararası Adalet Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen panel ve oturumlarda, küresel adalet mekanizmaları ile insan haklarına ilişkin konuların ele alınması hedefleniyor.

AİHM’den Osman Kavala kararı: Türkiye’nin 6 ayrı AİHS maddesini ihlal ettiğine hükmedildi Haber

AİHM’den Osman Kavala kararı: Türkiye’nin 6 ayrı AİHS maddesini ihlal ettiğine hükmedildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna ilişkin kararını açıkladı. Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3, 5, 6, 7, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğine karar verdi. AİHM, ihlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Osman Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini belirtirken, manevi zarar nedeniyle tazminat ödenmesine de hükmetti. Büyük Daire’nin kararı Türkiye açısından hukuken bağlayıcı nitelik taşıyor. AİHM 6 maddede ihlal tespit etti 17 yargıçtan oluşan AİHM Büyük Dairesi, Kavala’nın ikinci başvurusunda birden fazla temel hak bakımından ihlal bulunduğu sonucuna ulaştı. Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının etkili bir tahliye veya yeniden değerlendirme imkanı sunmamasını AİHS’nin 3. maddesi kapsamında değerlendirdi. 5. madde bakımından ise Kavala’nın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yeterli hukuki ve olgusal temele dayanmadığı belirtildi. Adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. madde yönünden AİHM, Kavala’ya yöneltilen suçlamalar ile eylemleri arasında yeterli nedensellik bağlantısı kurulmadığını, bazı tanıkların dinlenmesine yönelik taleplerin yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini ve yargılamanın bütünüyle açık bir adaletsizlik seviyesine ulaştığını değerlendirdi. Mahkeme ayrıca mahkumiyette kullanılan hukuki yorumun öngörülebilirlik şartını karşılamadığı gerekçesiyle AİHS’nin 7. maddesinin de ihlal edildiğine hükmetti. Kavala’nın sivil toplum faaliyetleri ile Gezi Parkı olayları kapsamındaki faaliyetlerinin ceza yargılamasında suç unsuru olarak değerlendirilmesinin ise ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüklerini ihlal ettiği sonucuna varıldı. “En kısa sürede serbest bırakılmalı” AİHM, kararın uygulanması kapsamında Türkiye’nin ihlallerin sonuçlarını ortadan kaldıracak bireysel tedbirleri alması gerektiğini belirtti. Mahkemeye göre bu yükümlülüğü yerine getirmenin en uygun yolu, Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması. Kararın uygulanıp uygulanmadığını ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetleyecek. AİHM ayrıca insan hakları savunucuları, gazeteciler ve muhaliflerin geniş ve öngörülemeyen suç tanımları üzerinden cezalandırılmasının önlenmesi, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve ağırlaştırılmış müebbet cezaları açısından etkili bir yeniden değerlendirme mekanizması oluşturulması gerektiğine dikkat çekti. Kavala 2017’den bu yana cezaevinde Osman Kavala, Gezi Parkı olaylarıyla ilgili soruşturma kapsamında 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve 1 Kasım 2017’de tutuklandı. AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli ilk kararında Kavala’nın tutukluluğunun AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesini ihlal ettiğine hükmetmişti. Mahkeme ayrıca tutukluluğun, Kavala’yı ve diğer insan hakları savunucularını susturmak ve caydırmak amacı taşıdığı sonucuna varmıştı. Karar Mayıs 2020’de kesinleşmesine rağmen Kavala tahliye edilmedi. Bunun üzerine dosya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündemine taşındı. Komite, 2 Şubat 2022’de Türkiye hakkında AİHS’nin 46/4. maddesi kapsamındaki ihlal prosedürünü başlattı. AİHM Büyük Dairesi de 11 Temmuz 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli Kavala kararına uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar verdi. Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet Türkiye’deki yargılama sürecinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2022’de Kavala’yı casusluk suçlamasından beraat ettirdi ancak Gezi Parkı olaylarıyla bağlantılı olarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etti. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023’te bu kararı onadı. Kavala’nın avukatları bunun ardından 18 Ocak 2024’te AİHM’ye ikinci kez başvurdu. Dosya 16 Aralık 2025’te Büyük Daire’ye gönderildi ve 17 yargıçtan oluşan kurul önündeki duruşma 25 Mart 2026’da gerçekleştirildi. Karar Türkiye’deki mahkumiyeti otomatik olarak kaldırmıyor AİHM’nin ihlal kararı, Türkiye’deki ceza mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararını otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. AİHM, ulusal mahkemeler gibi ceza yargılamasını yeniden gerçekleştiren bir merci değil. Bununla birlikte AİHS’nin 46. maddesi uyarınca AİHM kararları taraf devletler açısından bağlayıcı. Kararın uygulanmasına ilişkin süreç Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından takip edilecek. Bu nedenle kararın ardından temel gündem, Türkiye’nin AİHM’nin belirlediği ihlalleri gidermek için hangi adımları atacağı ve Bakanlar Komitesi’nin uygulama sürecinde nasıl hareket edeceği olacak.

İzmir için ortak akıl buluşmaları devam ediyor Haber

İzmir için ortak akıl buluşmaları devam ediyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından katılımcı demokrasi kültürünü güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen Yurttaş Meclisleri çalışmaları kapsamında şu ana kadar 12 ilçede buluşmalar sağlandı. Menderes, Seferihisar, Torbalı, Selçuk, Tire, Bayındır, Beydağ, Kiraz ve Ödemiş'in ardından yürütülen süreç; Narlıdere, Balçova ve Güzelbahçe ile devam etti. Yerel sorunların değerlendirildiği, çözüm alternatiflerinin üretildiği ve ortak aklın ön plana çıkarıldığı meclis toplantıları, İzmir'in toplam 30 ilçesinde tamamlanmış olacak. Kent genelini kapsayacak şekilde genişletilecek Gerçekleştirilen toplantılarda katılımcılara Yurttaş Meclisi'nin işleyiş prensipleri anlatıldı. Program dahilinde “İzmirli Olmak, İzmir’de Yaşamak”, “Demokrasi ve İnsan Hakları Eğitimi” ile “Anayasa, Yurttaşlık ve Müzakereci Demokrasi” başlıklarında oturumlar düzenlendi. Tematik masalarda bir araya gelen İzmirliler, ilçelerinin öncelikli ihtiyaçları üzerine görüş alışverişinde bulundu. Sağlık konusu ortak çalışma alanı olarak öne çıkarken; eğitim, kültür sanat, atık yönetimi ve su gibi başlıklar da detaylandırıldı. Toplanan görüşler politika metinlerine dönüştürülerek oylama yoluyla karara bağlandı. İlçe bazında hazırlanan bu öneriler, İzmir İl Yurttaş Meclisi çatısı altında kent genelini kapsayacak şekilde genişletilecek. Son tamamlanan üç ilçenin verilerine göre; Narlıdere’de 28, Balçova’da 30 ve Güzelbahçe’de 31 politika önerisi oylamaya sunuldu. Böylelikle bu üç ilçeden kamu politikalarına yön verecek toplam 89 öneri kabul görmüş oldu. Takvim işliyor Meclis takvimine göre süreç; 3, 4 ve 6 Ağustos tarihlerinde Konak, Karabağlar ve Gaziemir; 17, 18 ve 20 Ağustos'ta Çiğli, Karşıyaka ve Bayraklı; 31 Ağustos, 1 ve 3 Eylül'de Buca ve Kemalpaşa; 31 Ağustos, 2 ve 3 Eylül'de Bornova; 14, 15 ve 17 Eylül'de Çeşme, Karaburun ve Urla; 28, 29 Eylül ve 1 Ekim tarihlerinde Aliağa, Foça ve Menemen; 12, 13 ve 15 Ekim'de ise Bergama, Kınık ve Dikili ilçelerinde gerçekleştirilecek.

Marco Rubio'dan İran Açıklaması: "Hedefimiz Rejim Değişikliği Değil" Haber

Marco Rubio'dan İran Açıklaması: "Hedefimiz Rejim Değişikliği Değil"

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Filipinler'de katıldığı uluslararası zirvede İran'a yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonların amaçlarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Washington yönetiminin önceliğinin İran'da rejim değişikliği olmadığını vurgulayan Rubio, operasyonların temel hedefinin ülkenin askeri kapasitesini zayıflatmak ve nükleer programını sınırlandırmak olduğunu söyledi. Doğu Asya ülkelerinin katılımıyla Filipinler'de düzenlenen toplantıda konuşan Rubio, ABD'nin İran politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Açıklamalarında, askeri operasyonların başlangıcından bu yana izlenen stratejinin değişmediğini belirten Rubio, yönetimin hedefinin Tahran'daki siyasi iktidarı devirmek olmadığını ifade etti. "Rejim Değişikliği Hedeflenmedi" ABD Başkanı'nın başından beri aynı çizgiyi koruduğunu dile getiren Rubio, operasyonların amacına ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Başkan hiçbir zaman amacımızın rejim değişikliği olduğunu söylemedi. Operasyonun ilk gününden itibaren hedefimiz; füze rampalarını, insansız hava araçlarını, üretim tesislerini ve deniz kuvvetlerini etkisiz hale getirmekti." Rubio'nun açıklamaları, son dönemde İran ile yaşanan gerilimlerin ardından ABD'nin askeri stratejisine ilişkin uluslararası kamuoyunda yürütülen tartışmalar açısından önem taşıyor. "İran'ın Askeri Kapasitesi Büyük Ölçüde Zayıflatıldı" İran'ın askeri gücüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan ABD Dışişleri Bakanı, gerçekleştirilen operasyonların ardından ülkenin deniz ve hava unsurlarının ciddi ölçüde zarar gördüğünü öne sürdü. Rubio, "Şu an itibarıyla İran Deniz Kuvvetleri diye bir yapı kalmadı. Ellerinde yalnızca birkaç küçük sürat teknesi bulunuyor. Hava kuvvetleri ve hava savunma sistemleri de tamamen imha edilmiş durumda." ifadelerini kullandı. Söz konusu açıklamalar, ABD yönetiminin değerlendirmelerini yansıtırken, İran makamlarından bu iddialara ilişkin resmi bir açıklama gelmedi. Nükleer Program Vurgusu Rubio, Washington yönetiminin İran politikasındaki temel önceliğin ülkenin nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu yineledi. ABD'nin ulusal güvenlik politikası açısından en önemli konunun İran'ın nükleer kapasitesi olduğunu belirten Rubio, bu hedef doğrultusunda diplomatik ve askeri seçeneklerin değerlendirilmeye devam edildiğini ifade etti. "İran Halkı Daha İyi Bir Yönetimi Hak Ediyor" Konuşmasında İran'ın iç politikasına da değinen Rubio, Tahran yönetimini insan hakları konusunda eleştirdi. İran hükümetinin kendi vatandaşlarına yönelik uygulamalarını eleştiren Rubio, "Başkanın da belirttiği gibi İran halkı daha iyi bir liderliği hak ediyor. Kendi vatandaşlarını sokak ortasında katleden bir anlayışa elbette karşıyız. Ancak bizim İran'daki temel ulusal çıkarımız ve nihai hedefimiz, bu ülkenin asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlamaktır." dedi. Bölgedeki Gerilim Yakından İzleniyor Rubio'nun açıklamaları, Orta Doğu'da son dönemde artan güvenlik geriliminin sürdüğü bir dönemde geldi. ABD ile İran arasındaki ilişkiler, nükleer program, bölgesel güvenlik ve askeri faaliyetler nedeniyle uzun süredir uluslararası gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Uzmanlar, taraflardan gelecek yeni açıklamalar ile diplomatik temasların bölgedeki gelişmeler açısından belirleyici olacağını değerlendirirken, uluslararası toplum da gerilimin daha fazla tırmanmaması yönündeki çağrılarını sürdürüyor.

Birleşmiş Milletler, siber alanda çocukların korunması çağrısında bulunuyor. Haber

Birleşmiş Milletler, siber alanda çocukların korunması çağrısında bulunuyor.

Sosyal medyanın ve çevrimiçi platformların hızla büyümesi, çocukların bilgiye erişmesi için birçok fırsat yaratırken, aynı zamanda güvenlik, gizlilik ve ruh sağlığıyla ilgili giderek daha karmaşık riskleri de beraberinde getiriyor. Bu gerçek ışığında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, hükümetleri dijital ortamda çocukları korumak için daha güçlü önlemler almaya çağırdı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, 29 Mayıs'ta Almanya'nın Frankfurt kentinde yaptığı açıklamada, siber alanda çocukların korunmasının tüm ülkeler için acil bir öncelik haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Türk, meselenin sadece koruyucu önlemlerin uygulanmasında değil, aynı zamanda bu önlemlerin gerçekten etkili ve çocukların hak ve çıkarlarıyla tutarlı olmasının sağlanmasında da yattığını savundu. Volker Türk, “Çocukların çevrimiçi ortamda korunmasının güçlendirilmesi, sadece uygulanması değil, doğru bir şekilde uygulanmasını da sağlamamız gereken acil bir önceliktir” dedi. Ona göre, dijital ortam çocukların ve gençlerin hayatında giderek daha önemli bir rol oynuyor, bu nedenle koruyucu önlemlerin buna göre güncellenmesi gerekiyor. BM İnsan Hakları Ofisi, sorumluluğun yalnızca düzenleyici kurumlarda değil, teknoloji şirketlerinin kendilerinde de olduğunu savunuyor. Ofis, çevrimiçi platformları, olaylar meydana geldikten sonra riskleri ele almak yerine, çocuk güvenliği özelliklerini ürünlerinin tasarım ve işletim aşamalarından itibaren entegre etmeye çağırıyor. Bu çağrı, birçok ülkenin sosyal medyaya yönelik daha sıkı kontrolleri değerlendirdiği bir dönemde geliyor. Zararlı içerik, siber zorbalık, dolandırıcılık ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerle ilgili endişeler, hükümetleri teknoloji platformları için hesap verebilirliği artıracak yeni yasal çerçeveler geliştirmeye yöneltiyor. Uzmanlar, dijital ortamda çocukların korunmasının önümüzdeki yıllarda küresel teknoloji yönetişiminin ana konularından biri olacağına inanıyor. Çocukların internette geçirdikleri süre arttıkça, asıl sorun artık çevrimiçi platformların düzenlenip düzenlenmemesi değil, bilgiye erişim, gizlilik ve genç neslin güvenliği arasında nasıl bir denge kurulacağıdır.

Cemal Kaşıkçı cinayeti dosyası yeniden açılıyor Haber

Cemal Kaşıkçı cinayeti dosyası yeniden açılıyor

Fransa'da terörle mücadele savcılığı (PNAT) tarafından 16 Mayıs'ta yapılan duyuruya göre, Cemal Kaşıkçı cinayetini soruşturmak üzere bir yargıç görevlendirildi. Soruşturmanın merkezinde “işkence” ve “zorla kaybetme” gibi suçlamalar yer alıyor. Fransa’nın terörle mücadele savcılığı, Kaşıkçı cinayetini soruşturmak üzere bir yargıç görevlendirildiğini açıkladı. İşkence ve zorla kaybetme suçlamalarını içeren soruşturma, aralarında Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) de bulunduğu insan hakları örgütlerinin başvurusu üzerine başlatıldı. Başvurular ilk aşamada reddedilmiş ancak Paris İstinaf Mahkemesi 11 Mayıs’ta dosyanın kabul edilebilir olduğuna hükmetmişti. Ardından Fransa’nın terörle mücadele savcılığı bugün soruşturmayı yürütmek üzere bir hakim atandığını duyurdu. Cemal Kaşıkçı cinayeti Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de evlilik işlemleri için gittiği İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülmüştü. Cinayetin ardından ABD istihbaratı, operasyon emrinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından verildiği sonucuna varmıştı. Bin Selman ise cinayet emri verdiği iddiasını reddetmişti. Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Türkiye’de açılan dava, 2022’de Suudi Arabistan’a devredilmişti. Bu karar, insan hakları örgütleri tarafından sert biçimde eleştirilmişti. Fransa’daki yeni soruşturma, davanın uluslararası alanda yeniden yargı gündemine taşınması açısından dikkati çekti. Neden Fransa? Fransa; Birleşmiş Milletler’in “İşkenceye Karşı Sözleşme” ile “Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme”ye taraf bir ülke. Bu sözleşmeler uyarınca Fransa, dünyada nerede işlenirse işlensin, işkence ve zorla kaybetme şüphelisi bir kişi kendi topraklarına ayak bastığı an o kişiyi soruşturmak ve yargılamakla yükümlü. İnsan hakları örgütleri TRIAL International ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın 2022 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmek üzere Paris’e geldiği gün, Fransız yargısına jet hızıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Muhammed bin Selman'ın Fransa topraklarında bulunması, mahkemenin bu dosyayı açmasına imkan sağladı.

Lübnan, üç kurtarma görevlisinin öldürülmesinin ardından İsrail'i 'savaş suçları' nedeniyle kınadı. Haber

Lübnan, üç kurtarma görevlisinin öldürülmesinin ardından İsrail'i 'savaş suçları' nedeniyle kınadı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, 29 Nisan'da Majdal Zoun kasabasındaki bir binayı hedef alan iki ardışık İsrail hava saldırısında toplam beş kişi hayatını kaybetti. Ölenlerden üçü, ilk saldırıda mağdurlara yardım etmek için orada bulunan kurtarma görevlisiydi. Salam, sosyal medyada yaptığı açıklamada, insani yardım görevlerini yerine getiren sivil savunma güçlerini hedef almanın "yeni bir savaş suçu" olduğunu belirtti. Bu eylemin uluslararası insani hukuk ilkelerini ve düzenlemelerini ciddi şekilde ihlal ettiğini savundu. Lübnan sivil savunma güçlerinin sözcüsü, ikinci hava saldırısının ardından enkaz altında kalan üç kurtarma görevlisinin daha sonra öldüğünün doğrulandığını söyledi. Lübnan ordusu ayrıca, olay yerindeki ordu personeli, kurtarma ekipleri ve iki sivil buldozerin hedef alındığı ikinci saldırıda iki askerin de yaralandığını bildirdi. Lübnan Başbakanı Nawaf Salam. Fotoğraf: CC/Wiki Medya raporlarına göre, İsrail güçleri, hava saldırısının ilk vurduğu bölgede kurtarma ekiplerine eşlik eden Lübnan askeri devriyesine saldırdı. ABD'nin arabuluculuğuyla İsrail ve Lübnan arasında sağlanan ateşkese rağmen, hava saldırıları özellikle Lübnan'ın güney ve doğu bölgelerinde neredeyse her gün devam ediyor. Hizbullah güçleri, İsrail'e ve Lübnan'ın güneyindeki İsrail kontrolündeki bölgelere füze ve insansız hava araçlarıyla misilleme yaptı. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun da olaya ilişkin açıklama yaparak, bunun “yardım ve ilk yardım çalışanlarını hedef alan bir dizi saldırının” parçası olduğunu söyledi. Bu eylemlerin, İsrail'in sivilleri, sağlık personelini ve kurtarma çalışanlarını koruyan uluslararası hukuk ve sözleşmeleri ihlal etmeye devam ettiğini gösterdiğini belirtti. Bu ayın başlarında, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) Lübnan araştırmacısı Ramzi Kaiss, uluslararası toplumun Lübnan ve Gazze'deki savaş suçları iddialarına ilişkin sessizliğinin "İsrail ordusunu daha da cesaretlendirdiğini" belirtti. İsrail'in müttefikleri olan ABD, İngiltere, Almanya ve Avrupa Birliği ülkelerine, silah satışlarını ve sevkiyatlarını askıya almaları ve askeri yardımı durdurmaları, ayrıca olaya karıştığı iddia edilen yetkililere yönelik hedefli yaptırımlar uygulamaları çağrısında bulundu. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, 29 Nisan'da ülke genelinde düzenlenen saldırılar sonucunda en az sekiz kişi hayatını kaybetti. 2 Mart'tan bu yana Lübnan'da İsrail hava saldırılarında ölenlerin sayısı 2.534'e, yaralananların sayısı ise 7.863'e ulaştı.

Ankara Valisi Vasip Şahin’e Kritik Görev! TİHEK Başkanlığına Seçildi Haber

Ankara Valisi Vasip Şahin’e Kritik Görev! TİHEK Başkanlığına Seçildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan karar kapsamında Ankara Valisi Vasip Şahin, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Başkanlığı görevine getirildi. Resmî Gazete’de Yayımlandı: Atama Kararı Yürürlüğe Girdi 30 Nisan 2026 tarihli ve 33239 sayılı Resmî Gazete’de yer alan atama kararı, 29 Nisan tarihini taşıyor. Karar, yayımlanmasıyla birlikte resmen yürürlüğe girdi. Atama, 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu ile Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildi. Vasip Şahin Göreve Kalan Süreyi Tamamlayacak Karar metninde dikkat çeken detaylardan biri de görevin süresi oldu. Buna göre Vasip Şahin, mevcut kurul üyesinin kalan görev süresini tamamlamak üzere bu göreve getirildi. Bu durum, atamanın belirli bir süreyle sınırlı olduğunu ortaya koyarken, kurum içi görev sürekliliğinin korunması amaçlanıyor. TİHEK Nedir, Ne İş Yapar? Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve ayrımcılıkla mücadele konularında faaliyet gösteren önemli kamu kurumlarından biridir. Kurumun görev alanları arasında: İnsan hakları ihlallerine ilişkin başvuruları incelemek Ayrımcılık iddialarını değerlendirmek Eşitlik ilkesinin uygulanmasını sağlamak bulunuyor. Ankara Valisi Vasip Şahin’in Yeni Rolü Ne Anlama Geliyor? Uzmanlara göre bu atama, Türkiye’de insan hakları politikaları ve eşitlik uygulamaları açısından önemli bir döneme işaret ediyor. Vasip Şahin’in idari tecrübesinin, kurumun işleyişine doğrudan katkı sağlaması bekleniyor. Gözler Yeni Dönemde Atılacak Adımlarda Atamanın ardından kamuoyunda en çok merak edilen konu, TİHEK’in yeni dönemde hangi konulara öncelik vereceği oldu. Özellikle ayrımcılıkla mücadele ve insan hakları başvurularının değerlendirilmesi süreçlerinde yeni adımların atılması bekleniyor. Sıkça Sorulan Sorular Vasip Şahin hangi göreve getirildi? Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Başkanlığına seçildi. Atama ne zaman yapıldı? 30 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. TİHEK ne iş yapar? İnsan hakları, ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik alanında faaliyet gösterir. Görev süresi ne kadar? Yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlayacak. Kararı kim imzaladı? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Atama yürürlüğe girdi mi? Evet, Resmî Gazete’de yayımlandığı anda yürürlüğe girdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.