Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İnsan Hakları

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - İnsan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İnsan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler, siber alanda çocukların korunması çağrısında bulunuyor. Haber

Birleşmiş Milletler, siber alanda çocukların korunması çağrısında bulunuyor.

Sosyal medyanın ve çevrimiçi platformların hızla büyümesi, çocukların bilgiye erişmesi için birçok fırsat yaratırken, aynı zamanda güvenlik, gizlilik ve ruh sağlığıyla ilgili giderek daha karmaşık riskleri de beraberinde getiriyor. Bu gerçek ışığında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, hükümetleri dijital ortamda çocukları korumak için daha güçlü önlemler almaya çağırdı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, 29 Mayıs'ta Almanya'nın Frankfurt kentinde yaptığı açıklamada, siber alanda çocukların korunmasının tüm ülkeler için acil bir öncelik haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Türk, meselenin sadece koruyucu önlemlerin uygulanmasında değil, aynı zamanda bu önlemlerin gerçekten etkili ve çocukların hak ve çıkarlarıyla tutarlı olmasının sağlanmasında da yattığını savundu. Volker Türk, “Çocukların çevrimiçi ortamda korunmasının güçlendirilmesi, sadece uygulanması değil, doğru bir şekilde uygulanmasını da sağlamamız gereken acil bir önceliktir” dedi. Ona göre, dijital ortam çocukların ve gençlerin hayatında giderek daha önemli bir rol oynuyor, bu nedenle koruyucu önlemlerin buna göre güncellenmesi gerekiyor. BM İnsan Hakları Ofisi, sorumluluğun yalnızca düzenleyici kurumlarda değil, teknoloji şirketlerinin kendilerinde de olduğunu savunuyor. Ofis, çevrimiçi platformları, olaylar meydana geldikten sonra riskleri ele almak yerine, çocuk güvenliği özelliklerini ürünlerinin tasarım ve işletim aşamalarından itibaren entegre etmeye çağırıyor. Bu çağrı, birçok ülkenin sosyal medyaya yönelik daha sıkı kontrolleri değerlendirdiği bir dönemde geliyor. Zararlı içerik, siber zorbalık, dolandırıcılık ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerle ilgili endişeler, hükümetleri teknoloji platformları için hesap verebilirliği artıracak yeni yasal çerçeveler geliştirmeye yöneltiyor. Uzmanlar, dijital ortamda çocukların korunmasının önümüzdeki yıllarda küresel teknoloji yönetişiminin ana konularından biri olacağına inanıyor. Çocukların internette geçirdikleri süre arttıkça, asıl sorun artık çevrimiçi platformların düzenlenip düzenlenmemesi değil, bilgiye erişim, gizlilik ve genç neslin güvenliği arasında nasıl bir denge kurulacağıdır.

Cemal Kaşıkçı cinayeti dosyası yeniden açılıyor Haber

Cemal Kaşıkçı cinayeti dosyası yeniden açılıyor

Fransa'da terörle mücadele savcılığı (PNAT) tarafından 16 Mayıs'ta yapılan duyuruya göre, Cemal Kaşıkçı cinayetini soruşturmak üzere bir yargıç görevlendirildi. Soruşturmanın merkezinde “işkence” ve “zorla kaybetme” gibi suçlamalar yer alıyor. Fransa’nın terörle mücadele savcılığı, Kaşıkçı cinayetini soruşturmak üzere bir yargıç görevlendirildiğini açıkladı. İşkence ve zorla kaybetme suçlamalarını içeren soruşturma, aralarında Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) de bulunduğu insan hakları örgütlerinin başvurusu üzerine başlatıldı. Başvurular ilk aşamada reddedilmiş ancak Paris İstinaf Mahkemesi 11 Mayıs’ta dosyanın kabul edilebilir olduğuna hükmetmişti. Ardından Fransa’nın terörle mücadele savcılığı bugün soruşturmayı yürütmek üzere bir hakim atandığını duyurdu. Cemal Kaşıkçı cinayeti Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de evlilik işlemleri için gittiği İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülmüştü. Cinayetin ardından ABD istihbaratı, operasyon emrinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından verildiği sonucuna varmıştı. Bin Selman ise cinayet emri verdiği iddiasını reddetmişti. Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Türkiye’de açılan dava, 2022’de Suudi Arabistan’a devredilmişti. Bu karar, insan hakları örgütleri tarafından sert biçimde eleştirilmişti. Fransa’daki yeni soruşturma, davanın uluslararası alanda yeniden yargı gündemine taşınması açısından dikkati çekti. Neden Fransa? Fransa; Birleşmiş Milletler’in “İşkenceye Karşı Sözleşme” ile “Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme”ye taraf bir ülke. Bu sözleşmeler uyarınca Fransa, dünyada nerede işlenirse işlensin, işkence ve zorla kaybetme şüphelisi bir kişi kendi topraklarına ayak bastığı an o kişiyi soruşturmak ve yargılamakla yükümlü. İnsan hakları örgütleri TRIAL International ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın 2022 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmek üzere Paris’e geldiği gün, Fransız yargısına jet hızıyla suç duyurusunda bulunmuştu. Muhammed bin Selman'ın Fransa topraklarında bulunması, mahkemenin bu dosyayı açmasına imkan sağladı.

Lübnan, üç kurtarma görevlisinin öldürülmesinin ardından İsrail'i 'savaş suçları' nedeniyle kınadı. Haber

Lübnan, üç kurtarma görevlisinin öldürülmesinin ardından İsrail'i 'savaş suçları' nedeniyle kınadı.

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, 29 Nisan'da Majdal Zoun kasabasındaki bir binayı hedef alan iki ardışık İsrail hava saldırısında toplam beş kişi hayatını kaybetti. Ölenlerden üçü, ilk saldırıda mağdurlara yardım etmek için orada bulunan kurtarma görevlisiydi. Salam, sosyal medyada yaptığı açıklamada, insani yardım görevlerini yerine getiren sivil savunma güçlerini hedef almanın "yeni bir savaş suçu" olduğunu belirtti. Bu eylemin uluslararası insani hukuk ilkelerini ve düzenlemelerini ciddi şekilde ihlal ettiğini savundu. Lübnan sivil savunma güçlerinin sözcüsü, ikinci hava saldırısının ardından enkaz altında kalan üç kurtarma görevlisinin daha sonra öldüğünün doğrulandığını söyledi. Lübnan ordusu ayrıca, olay yerindeki ordu personeli, kurtarma ekipleri ve iki sivil buldozerin hedef alındığı ikinci saldırıda iki askerin de yaralandığını bildirdi. Lübnan Başbakanı Nawaf Salam. Fotoğraf: CC/Wiki Medya raporlarına göre, İsrail güçleri, hava saldırısının ilk vurduğu bölgede kurtarma ekiplerine eşlik eden Lübnan askeri devriyesine saldırdı. ABD'nin arabuluculuğuyla İsrail ve Lübnan arasında sağlanan ateşkese rağmen, hava saldırıları özellikle Lübnan'ın güney ve doğu bölgelerinde neredeyse her gün devam ediyor. Hizbullah güçleri, İsrail'e ve Lübnan'ın güneyindeki İsrail kontrolündeki bölgelere füze ve insansız hava araçlarıyla misilleme yaptı. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun da olaya ilişkin açıklama yaparak, bunun “yardım ve ilk yardım çalışanlarını hedef alan bir dizi saldırının” parçası olduğunu söyledi. Bu eylemlerin, İsrail'in sivilleri, sağlık personelini ve kurtarma çalışanlarını koruyan uluslararası hukuk ve sözleşmeleri ihlal etmeye devam ettiğini gösterdiğini belirtti. Bu ayın başlarında, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) Lübnan araştırmacısı Ramzi Kaiss, uluslararası toplumun Lübnan ve Gazze'deki savaş suçları iddialarına ilişkin sessizliğinin "İsrail ordusunu daha da cesaretlendirdiğini" belirtti. İsrail'in müttefikleri olan ABD, İngiltere, Almanya ve Avrupa Birliği ülkelerine, silah satışlarını ve sevkiyatlarını askıya almaları ve askeri yardımı durdurmaları, ayrıca olaya karıştığı iddia edilen yetkililere yönelik hedefli yaptırımlar uygulamaları çağrısında bulundu. Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre, 29 Nisan'da ülke genelinde düzenlenen saldırılar sonucunda en az sekiz kişi hayatını kaybetti. 2 Mart'tan bu yana Lübnan'da İsrail hava saldırılarında ölenlerin sayısı 2.534'e, yaralananların sayısı ise 7.863'e ulaştı.

Ankara Valisi Vasip Şahin’e Kritik Görev! TİHEK Başkanlığına Seçildi Haber

Ankara Valisi Vasip Şahin’e Kritik Görev! TİHEK Başkanlığına Seçildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan karar kapsamında Ankara Valisi Vasip Şahin, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Başkanlığı görevine getirildi. Resmî Gazete’de Yayımlandı: Atama Kararı Yürürlüğe Girdi 30 Nisan 2026 tarihli ve 33239 sayılı Resmî Gazete’de yer alan atama kararı, 29 Nisan tarihini taşıyor. Karar, yayımlanmasıyla birlikte resmen yürürlüğe girdi. Atama, 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu ile Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildi. Vasip Şahin Göreve Kalan Süreyi Tamamlayacak Karar metninde dikkat çeken detaylardan biri de görevin süresi oldu. Buna göre Vasip Şahin, mevcut kurul üyesinin kalan görev süresini tamamlamak üzere bu göreve getirildi. Bu durum, atamanın belirli bir süreyle sınırlı olduğunu ortaya koyarken, kurum içi görev sürekliliğinin korunması amaçlanıyor. TİHEK Nedir, Ne İş Yapar? Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), insan haklarının korunması, geliştirilmesi ve ayrımcılıkla mücadele konularında faaliyet gösteren önemli kamu kurumlarından biridir. Kurumun görev alanları arasında: İnsan hakları ihlallerine ilişkin başvuruları incelemek Ayrımcılık iddialarını değerlendirmek Eşitlik ilkesinin uygulanmasını sağlamak bulunuyor. Ankara Valisi Vasip Şahin’in Yeni Rolü Ne Anlama Geliyor? Uzmanlara göre bu atama, Türkiye’de insan hakları politikaları ve eşitlik uygulamaları açısından önemli bir döneme işaret ediyor. Vasip Şahin’in idari tecrübesinin, kurumun işleyişine doğrudan katkı sağlaması bekleniyor. Gözler Yeni Dönemde Atılacak Adımlarda Atamanın ardından kamuoyunda en çok merak edilen konu, TİHEK’in yeni dönemde hangi konulara öncelik vereceği oldu. Özellikle ayrımcılıkla mücadele ve insan hakları başvurularının değerlendirilmesi süreçlerinde yeni adımların atılması bekleniyor. Sıkça Sorulan Sorular Vasip Şahin hangi göreve getirildi? Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Başkanlığına seçildi. Atama ne zaman yapıldı? 30 Nisan 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. TİHEK ne iş yapar? İnsan hakları, ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik alanında faaliyet gösterir. Görev süresi ne kadar? Yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlayacak. Kararı kim imzaladı? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Atama yürürlüğe girdi mi? Evet, Resmî Gazete’de yayımlandığı anda yürürlüğe girdi.

Üç AB ülkesi, İsrail ile yapılan anlaşmanın askıya alınmasının yeniden gözden geçirilmesini talep ediyor. Haber

Üç AB ülkesi, İsrail ile yapılan anlaşmanın askıya alınmasının yeniden gözden geçirilmesini talep ediyor.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, 21 Nisan'da Lüksemburg'da düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı konuşmada, üç ülkenin de bu konunun gündeme alınması için resmi olarak talepte bulunduğunu söyledi. Uluslararası Adalet Divanı ve Birleşmiş Milletler'in tavsiyeleri doğrultusunda AB'nin insan hakları ve uluslararası hukuk ilkelerine bağlı kalması gerektiğinin altını çizdi. Üç ülke, geçen hafta AB Dış Politika Yüksek Komiseri Kaja Kallas'a gönderdikleri ortak mektupta, İsrail'in insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerinde bulunduğunu ve ikili ilişkileri bu değerlere saygıya bağlayan 1995 AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nı ihlal etmiş olabileceğini belirtti. Dışişleri bakanları ayrıca, İsrail'de askeri mahkemelerde hüküm giyen Filistinliler için ölüm cezası öngören yasa tasarısını ağır bir insan hakları ihlali olarak değerlendirerek endişelerini dile getirdiler. Ayrıca, "dayanılmaz" olarak nitelendirilen Gazze'deki insani durum, sınırlı yardım ve sürekli ihlal edilen ateşkes anlaşmaları nedeniyle daha da kötüleşiyor. İşgal altındaki Batı Şeria'da da şiddetin tırmandığına inanılıyor; yerleşimci faaliyetleri ve askeri operasyonlar sivil kayıplara yol açıyor. Üç ülke, AB'nin "sessiz kalmaya devam edemeyeceğini" ve İsrail ile ilişkilerini kısmen askıya almak da dahil olmak üzere tüm seçenekleri değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Bu ülkelere göre, İsrail anlaşmanın insan haklarına saygı ile ilgili temel bir maddesi olan 2. Maddeyi ihlal etmiş olabilir. Daha önceki bir AB değerlendirmesi de İsrail'in yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğinin "muhtemelen" doğru olduğu sonucuna varmıştı ve durum şimdi daha da kötüleşti. Bu arada Kallas, Brüksel'deki bir bağışçı konferansında Gazze'nin yeniden inşasının tahmini maliyetinin 71 milyar dolara yükseldiğini söyledi. İrlanda ve İspanya, 2024'ten beri anlaşmanın gözden geçirilmesi için baskı yapıyordu ancak bir uzlaşmaya varamamıştı. Hollanda'nın öncülüğünde başlatılan bir girişim ise AB'nin resmi gözden geçirme sürecini tetikledi. Bu arada İrlanda, işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimleriyle ticareti yasaklayan mevzuatı yeniden yürürlüğe koymaya çalışıyor. Slovenya ve İspanya da benzer ticaret kısıtlamaları getirdi; Slovenya Ağustos 2025'ten itibaren yerleşim yerlerinden ithalatı yasaklarken, İspanya da 2026 yılının başından itibaren benzer önlemleri uygulamaya koyacak. Üç ülke de Mayıs 2024'te, bölgeye kalıcı barış getirmek amacıyla iki devletli çözümü teşvik etmeyi hedefleyen koordineli bir diplomatik hamleyle Filistin Devleti'ni tanıdı.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Hürmüz Boğazı’nın normale dönmesi saldırıların durmasına bağlı Haber

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Hürmüz Boğazı’nın normale dönmesi saldırıların durmasına bağlı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, bölgedeki son gelişmeler ve savaşın muhtemel sonuçları ele alındı. Pezeşkiyan, AB ve bazı Avrupa ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşı "olumsuz ve taraflı" bir tutum sergilediğini belirterek, "ABD ve siyonist rejimin İran’a yönelik askeri saldırısı yalnızca İran halkına karşı benzeri görülmemiş bir suç değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün açık ihlali ve Avrupa Birliği’nin koruma iddiasında bulunduğu tüm ilke ve kurallara yönelik bir saldırıdır" ifadelerini kullandı. İran’ın ABD ile müzakerelere "samimi ve yapıcı" bir yaklaşımla girdiğini ancak müzakereler sürerken ikinci kez saldırıya uğradığını belirten Pezeşkiyan, bunun Washington yönetiminin diplomasiye inanmadığını ve yalnızca kendi çıkarlarını dayatmayı amaçladığını gösterdiğini söyledi. "Komşu ülkeler sorumluluklarını yerine getirmedi" İran’ın meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, "Komşu ülkelerin egemenliğine saygı duyuyoruz, onlara yönelik herhangi bir saldırı niyetimiz yok. Ancak bu ülkelerde bulunan ABD üslerinden İran’a yönelik saldırılar gerçekleştiriliyor. Söz konusu ülkeler ise topraklarının İran’a karşı kullanılmasını engelleme yönündeki uluslararası sorumluluklarını yerine getirmedi" dedi. "Hürmüz Boğazı’nın normale dönmesi saldırıların durmasına bağlı" Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durumun ABD ve İsrail’in "saldırgan politikalarının sonucu" olduğunu belirten Pezeşkiyan, "Hürmüz Boğazı, saldırgan taraflara ve onları destekleyenlere kapalıdır. Bu savaşta herhangi bir bahaneyle yapılacak her türlü dış müdahale tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. Durumun normale dönmesi, ABD ve İsrail’in saldırılarını durdurmasına bağlı. Biz hiçbir zaman gerilim ya da savaş arayışında olmadık. Gerekli şartların oluşması ve özellikle saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvence verilmesi halinde, bu savaşın sona ermesi için gerekli iradeye sahibiz" dedi. Avrupa Birliği’ne eleştiri ve çağrı AB’nin ABD ve İsrail’in saldırıları karşısındaki sessizliğini eleştiren Pezeşkiyan, Avrupa ülkelerine çağrıda bulunarak, "Avrupa Birliği’nin ABD ve Siyonistlerin işlediği suçlar karşısındaki sessizliği üzücü ve insan hakları iddialarıyla çelişmektedir. Avrupa ülkeleri İran’a karşı yıkıcı yaklaşımlar yerine politikalarını uluslararası hukuk temelinde düzenlemelidir" ifadelerini kullandı. "Avrupa saldırıyı desteklemiyor" Costa ise görüşmede, bölgede savaş ve gerilimin sona ermesi gerektiğini vurgulayarak, bu çatışmanın küresel siyasi ve ekonomik etkilerine ilişkin endişelerini dile getirdi. Avrupa ülkelerinin İran’a yönelik saldırıyı desteklemediğini ve bu durumun uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğunu ifade eden Costa, sorunların müzakere ve barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi : İsrail’in işlediği suçların bedelini ağır şekilde ödeteceğiz Haber

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi : İsrail’in işlediği suçların bedelini ağır şekilde ödeteceğiz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ve İsrail’in İran’daki sanayi tesislerine yönelik saldırılarının ardından açıklamada bulundu. Arakçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "İsrail, İran’ın en büyük iki çelik fabrikası, bir elektrik santrali ve sivil nükleer tesisler de dahil olmak üzere çeşitli altyapı hedeflerini vurdu. İsrail, bu saldırıyı ABD ile koordinasyon içinde gerçekleştirdiğini iddia ediyor. Söz konusu saldırı, ABD Başkanı’nın diplomasi için tanıdığı uzatılmış süreyle çelişiyor. İran, İsrail’in işlediği suçların bedelini ağır bir şekilde ödetecek" ifadelerini kullandı. Trump dün saldırıların 10 gün ertelendiğini söylemişti ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada İran’ın enerji tesislerine yönelik saldırılara ara verilen süreyi uzattığını belirtmişti. Trump, "İran hükümetinin talebi üzerine enerji tesislerine yönelik saldırıları 10 gün daha erteledim" ifadelerini kullanarak, saldırıların 6 Nisan’da yeniden başlayacağını açıklamıştı. İran ile görüşmelere değinen Trump, "Görüşmeler devam ediyor ve yalan haber medyası ile diğer kaynakların bunun aksini iddia eden yanlış açıklamalarına rağmen görüşmeler oldukça iyi bir şekilde ilerliyor" demişti. Trump, İran’ın enerji tesislerine yönelik saldırıları daha önce 22 Mart’ta 2 gün, 23 Mart’ta ise 5 gün süreyle ertelemişti. İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Minab'daki okul saldırısı savaş suçudur" Arakçi, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi'nin acil oturumunda yaptığı konuşmada, ABD'nin 28 Şubat'ta Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na düzenlenen saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Arakçi, "İran, ABD ve İsrail tarafından kendisine dayatılan yasa dışı bir savaşın ortasındadır. Bu saldırgan savaşın hiçbir meşruiyeti yoktur ve son derece acımasızdır. Bu saldırıyı İran ile ABD'nin nükleer programa ilişkin iddia edilen endişeleri çözmek amacıyla yürüttüğü diplomatik süreç devam ederken başlattılar ve 9 ay içinde 2'nci kez müzakere masasını bozarak diplomasiye ihanet ettiler" dedi. "175'ten fazla öğrenci ve öğretmen acımasız bir şekilde katledildi" Arakçi, söz konusu saldırının kasıtlı ve planlı olduğunu belirterek, "Bu saldırının en çarpıcı ve en ağır örneklerinden biri, Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na yönelik gerçekleştirilen planlı ve aşamalı saldırıdır. Bu saldırıda 175'ten fazla öğrenci ve öğretmen tamamen kasıtlı ve acımasız bir şekilde katledildi. Bu vahşi saldırı aslında çok daha büyük bir buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Zira yüzeyin altında, insan hakları ve insancıl hukukun en ağır ihlallerinin normalleştirildiği ve tam bir cezasızlık ortamında çok daha vahim suçların işlendiği bir tablo gizlidir" ifadelerini kullandı. "İlkokul saldırısı ne gerekçelendirilebilir ne de gizlenebilir" Arakçi, "ABD'li ve İsrailli saldırganların kendi iddialarına göre en gelişmiş teknolojiye ve en hassas askeri ile veri sistemlerine sahip olduğu bir dönemde bu okulun hedef alınması bir savaş suçu ile insanlığa karşı suçtur. Bu, herkes tarafından açık ve şartsız biçimde kınanması ve faillerinin net ve açık şekilde hesap vermesi gereken bir suçtur. Bu felaket ne gerekçelendirilebilir ne de gizlenebilir. Sessizlik ve kayıtsızlıkla da karşılanamaz. Bu okula yönelik saldırı sıradan bir olay ve hesap hatası değildir. ABD'nin bu suçu meşrulaştırmaya yönelik çelişkili açıklamaları ise sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Doğası gereği sivil olan masum insanların eğitim gördüğü bir yere yönelik bu tür acımasız bir saldırıyı kınamak yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, aynı zamanda ahlaki ve insani bir zorunluluktur. Vicdanımız, her türlü mahkemeden daha derin bir şekilde bizi yargılayacaktır" şeklinde konuştu. "Saldırganların niyeti soykırımdır" Arakçi, son 27 günde İran genelinde 600'den fazla okulun yıkıldığını veya hasar gördüğünü, binden fazla öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybettiğini ya da yaralandığını belirterek, "Uluslararası insan hakları saldırganlar tarafından geniş çapta, sistematik ve benzeri görülmemiş bir şekilde ihlal edilmiştir. Hiçbir merhamet ve mühlet yoktur şeklinde kibirli söylemler kullanan ve İran'ı hayati altyapıları hedef almakla tehdit eden saldırganlar, savaş hukukuna ve insanlığın temel ilkelerine hiçbir şekilde riayet etmeksizin sivilleri ve sivil altyapıları hedef almaktadır. Savaş suçu ve insanlığa karşı suç gibi tanımlar, işlenen felaketlerin büyüklüğünü anlatmakta yetersiz kalmaktadır. Saldırganların hedef alma biçimi ve kullandıkları söylemler ise niyetlerinin soykırım olduğuna dair neredeyse hiçbir şüphe bırakmamaktadır" dedi. Uluslararası topluma "Sessizlik hiçbir zaman barış ve güvenlik getirmez" çağrısı Uluslararası topluma çağrıda bulunan Arakçi, "ABD ve İsrail'in İran halkına karşı yürüttüğü bu haksız ve keyfi savaş, işgal altındaki Filistin, Lübnan ve diğer bölgelerdeki hukuk ihlalleri ve suçlara karşı gösterilen sessizliğin doğrudan sonucudur. Adaletsizlik karşısındaki kayıtsızlık ve sessizlik, hiçbir zaman barış ve güvenlik getirmez, aksine daha fazla güvensizlik ve daha geniş ihlallere yol açar. Birleşmiş Milletler ve temsil ettiği temel değerler ile insan hakları sistemi ciddi bir tehdit altındadır. Hepiniz saldırganları açıkça kınamalı ve devletler topluluğunun ile insanlığın ortak vicdanının, İran halkına karşı işlenen korkunç suçlar nedeniyle onları sorumlu tuttuğunu göstermelisiniz. İran hiçbir zaman savaş arayışında olmamıştır. Ancak buna rağmen hiçbir sınır tanımayan saldırganlara karşı kendini savunma konusunda tam ve sarsılmaz bir irade göstermektedir ve bu savunma gerektiği sürece devam edecektir" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu'ndan Minab saldırısı için uluslararası soruşturma çağrısı Haber

Davutoğlu'ndan Minab saldırısı için uluslararası soruşturma çağrısı

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile uluslararası hukuk profesörü ve Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörlüğü görevinde bulunmuş Richard Falk, Küresel Vicdan Girişimi kapsamında uluslararası bir çağrı başlattı. Davutoğlu, girişimi milletvekilleri ve genel başkan yardımcılarıyla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Hazırlanan dilekçede, ABD ve İsrail’in saldırıları sonucunda İran’ın Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bir okulun hedef alındığı ve 165 kız öğrencinin hayatını kaybettiği olayın uluslararası hukuk açısından doğurduğu ihlallere dikkat çekildi. Metinde, 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail tarafından İran topraklarına yönelik gerçekleştirilen askeri saldırının Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan güç kullanma yasağını ihlal ettiği vurgulandı. Ayrıca Minab’daki “Şecere-i Tayyibe” ilkokulunun füze saldırısıyla hedef alındığı, saldırı sırasında sınıflarda öğrencilerin bulunduğu ve okul binasının tamamen yıkıldığı ifade edildi. Küresel Vicdan Girişimi tarafından hazırlanan dilekçede, Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri başta olmak üzere yetkili uluslararası kurumlar saldırıyla ilgili bağımsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya davet edildi. Ayrıca evrensel yargı yetkisini tanıyan ülkelerin savcılık ve mahkemelerine de sorumlular hakkında hukuki süreç başlatma çağrısı yapıldı. Davutoğlu ve Falk’un öncülüğünde hazırlanan dilekçe, farklı ülkelerden siyaset, uluslararası ilişkiler ve hukuk alanında çok sayıda isim tarafından imzalandı. Girişimde, bir ilkokula yönelik ölümcül saldırının uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinin açık ihlali olduğu vurgulanarak gerçeğin ortaya çıkarılması, sorumluların yargılanması ve mağdurların adalete erişiminin sağlanması için uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi çağrısında bulunuldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.