Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hukuk

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’nin 18 kişilik MYK listesinde kimler yer alıyor? Haber

CHP’nin 18 kişilik MYK listesinde kimler yer alıyor?

Müslim Sarı gazetecilerin karşısına geçtiği ilk basın toplantısında yeni Merkez Yürütme Kurulu(MYK) üyelerini açıkladı. "Mutlak butlan kararına istinaden CHP'nin hukuk tarafından belirlenmiş yetkili kurumları veorganları çalışmaya başladı." diye konuşan Sarı, "Kurulumuz Sayın Genel Başkanımızla beraber19 arkadaşımızdan oluşuyor. 3 branş kurul olarak çalışacak. Sorumlu bir genel başkanyardımcısı olmayacak. Bunlar Ekonomi Politikaları, Dış Politika ile Hukuk ve Seçim İşleribirimleri. Bu üç birim doğrudan genel başkana bağlı olarak yürütülecek. Onun dışında genelbaşkanımızın haricinde 18 kişilik bir genel başkan yardımcıları yani Merkez Yürütme Kurulumuzvar" bilgisini verdi. “Kurultay toplayabilmek mümkün değil” Sarı, kurultayla ilgili soruya da yanıt verdi. Sarı, şunları söyledi: "CHP'nin mevcut hukuki durumda hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın kurultay yapma şansıyok. İlgili bölge idare mahkemesinin verdiği bir karar var ve kesinleşmemiş bir karar. Yargıtayaşaması var. İhtiyati tedbir kararının olduğu bir hukuk zemininde ister imzalar toplansın, isterPM karar alsın, isterse genel başkan 'kurultaya gidiyoruz' desin, kurultay toplayabilmekmümkün değil. Mevcut hukuka göre bu olanaksız. Aslında imza toplama sürecindekiarkadaşlarımız da bunu çok iyi biliyorlar. Biz kurultaya karşı değiliz, kurultay yapalım istiyoruz.Bu arkadaşlarımızla da konuşalım istiyoruz. CHP'nin içine düştüğü cendereden çıkartabilecekbir yol haritasını hep beraber oluşturalım istiyoruz. En nihayetinde CHP'deki bu tartışmalar birkurultayla çözülecek tabii ki. Kurultayın bir an önce toplanmasını isteyen arkadaşlarımızla daoturup konuşacağız. Kimse dışarıda değil, kimse başka partinin üyesi değil. İş birliği içerisinde,diyalog kapılarımızı sonuna kadar açık tutuyoruz." Sarı, MYK’nin bugün saat 18:00’de toplanacağını açıkladı. MYK'da kimler yer alıyor? Yeni MYK üyeleri şöyle: · Genel Sekreter: Rifat Turuntay Nalbantoğlu (İzmir Milletvekili) · Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Orhan Sarıbal (BursaMilletvekili) · İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı / Sayman: Bülent Kuşoğlu(Ankara Milletvekili) · Parti Sözcüsü ve Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Müslim Sarı(İstanbul Milletvekili) · Yurtdışı Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Semra Dinçer (AnkaraMilletvekili) · Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Deniz Demir (AnkaraMilletvekili) · Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Prof. Dr. Ali Rıza Erbay (AnkaraMilletvekili Adayı / Parti Meclisi Üyesi) · İşveren Sendikaları ve İş Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: CemalCanpolat (İstanbul Eski İl Başkanı / Milletvekili Adayı) · Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Necdet Saraç (İstanbulMilletvekili Adayı) · Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Yıldırım Kaya (AnkaraMilletvekili) · Gençlik Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Hasan Efe Uyar (Parti Meclisi /MYK Üyesi) · Kültür ve Sanat Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Berhan Şimşek(İstanbul Milletvekili) · Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Devrim Barış Çelik(İzmir Milletvekili Adayı / Parti Meclisi Üyesi) · Ar-ge ve Üretim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Ahmet Hakan Uyanık(Parti Meclisi Üyesi) · Bölgesel Kalkınma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Nevaf Bilek (SiirtMilletvekili Adayı / Parti Meclisi Üyesi) · İşçi Sendikaları ve STK’lardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Adnan Demirci (PartiMeclisi / Sendika Sorumlusu) · Sanayi ve Ticaret Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Tahsin Tarhan (EskiKocaeli Milletvekili) · İnsan Hakları ve Aileden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı: Gamze Akkuş İlgezdi(İstanbul Milletvekili)

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kamu malını kişisel cüzdanı gibi kullananlara izin veremeyiz Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kamu malını kişisel cüzdanı gibi kullananlara izin veremeyiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayıştay’ın 164. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen programda yaptığı konuşmada, kurumun köklü geçmişine vurgu yaparak kamu maliyesinde şeffaflık ve hesap verebilirliğin önemini anlattı. Sayıştay’ın temellerinin Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular dönemindeki mali denetim anlayışına kadar uzandığını belirten Erdoğan, kurumun devlet geleneğinin devamlılığını temsil eden önemli yapılardan biri olduğunu ifade etti. Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasının devletlerin gücü açısından hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin geçmişte savurganlık, kötü yönetim ve vesayet girişimlerinin ekonomik maliyetlerini ağır şekilde ödediğini söyledi. Erdoğan, 27 Mayıs darbesinden 15 Temmuz darbe girişimine kadar yaşanan antidemokratik müdahalelerin ülkeye milyarlarca dolarlık zarar verdiğini belirtti. Kamu malının korunmasının herkes için ortak sorumluluk olduğunu ifade eden Erdoğan, “Milli iradenin savunulmasını nasıl namus borcu olarak görüyorsak, kamu malının israf edilmesine ve yasa dışı yollarla istismar edilmesine de göz yummuyoruz” dedi. Kamu kaynaklarının milletin emaneti olduğunun altını çizen Erdoğan, “Makamı, unvanı ve mevkisi ne olursa olsun hiçbir kamu görevlisi kendisine tahsis edilen imkânları şahsi cüzdanı gibi kullanamaz. Buna izin veremeyiz” ifadelerini kullandı. Son dönemde bazı yerel yönetimlerde gündeme gelen usulsüzlük iddialarına da değinen Erdoğan, milletin emanetini kişisel çıkarları için kullananlarla hukuk çerçevesinde mücadele edilmesinin bir görev olduğunu belirtti. Sayıştay’dan beklentilerinin yalnızca denetim yapmak değil, aynı zamanda kamu yönetimine rehberlik ederek Türkiye Yüzyılı hedeflerine katkı sunmak olduğunu dile getiren Erdoğan, modern kamu yönetiminin şeffaflık ve hesap verebilirlik esasına dayanması gerektiğini söyledi. Konuşmasında Sayıştay’ın son yıllarda dijital denetim, veri analitiği ve yeni teknolojilerin kullanımı alanlarında önemli dönüşümler gerçekleştirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurumun yüksek denetim organı olarak çalışmalarını daha etkin şekilde sürdürdüğünü ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayıştay’ın 164. kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, kurum çalışanlarına ve emekli mensuplarına teşekkür ederek, görevlerinde başarılar diledi.

Bülent Arınç : Karar yetki, görev ve usul bakımından yanlış Haber

Bülent Arınç : Karar yetki, görev ve usul bakımından yanlış

Cumhuriyet Halk Partisi için çıkan mutlak butlan kararı üzerine görüşlerimi açıklamak isterim. Bu konu CHP’nin iç meselesidir. Taraflar, şikayetçiler, mağdurlar ve şüpheliler CHP’lidir. Bu meselede prensip olarak bir tarafı ilzam etmek gibi bir düşüncem yoktur. Merhum Erbakan… — Bülent Arınç (@bulent_arinc) May 26, 2026 "Kararı yetki, görev ve usul hukuku bakımından yanlış buluyorum" Bülent Arınç, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararını incelediğini belirterek kararın hukukiyönüne ilişkin eleştirilerde bulundu. Arınç, "Ben, BAM Dairesi'nin 20 sayfalık kararını okudum. Bir hukukçu olarak bu kararı yetki,görev ve usul hukuku bakımından yanlış buluyorum" dedi. Bugüne kadar Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu ve ilgili konularda YSK dışında hiçbirhukuk mahkemesinin karar vermediğini belirten Arınç, söz konusu kararı "konjonktürel birkarar" olarak nitelendirdi. "Asıl vahim olan kararın ihtiyati tedbirli verilmesidir" Arınç, kararın içeriği kadar ihtiyati tedbirli verilmesini de eleştirdi. "Kararı konjonktürel bir karar niteliğinde görüyorum. Asıl vahim olan bu kararın ihtiyati tedbirliolarak verilmesidir" diyen Arınç, kararın tedbir konulmadan da verilebileceğini ve Yargıtaydenetiminden geçip kesinleşmesi hâlinde gerekli işlemlerin sorunsuz biçimdeyürütülebileceğini söyledi. Arınç, yaşanan kaos ortamının da ihtiyati tedbir kararındankaynaklandığını savundu. "Yargıtay bir an önce karar vermeli" Bülent Arınç, bu süreçte Yargıtay'a önemli bir görev düştüğünü vurguladı. Arınç, "Bütün bu durum karşısında Yargıtay'a düşen görev, bir an önce hukuka ve hakkaniyeteuygun bir karar vermesi ve tedbirin kaldırılmasıdır" ifadelerini kullandı. "Bu karar bir partiyi işlevsiz hale getirebilir" Arınç, kararın bir parti kapatma kararı olmadığını ancak sonuçları itibarıyla ciddi siyasi etkilerdoğurabileceğini belirtti. Kendi siyasi geçmişine atıfta bulunan Arınç, üç partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından, birpartisinin ise 12 Eylül darbesiyle kapatıldığını; başka bir partinin de kapatılmaktan tek oy farklakurtulduğunu hatırlattı. Arınç, "BAM kararı elbette bir parti kapatma kararı değildir; ancak sonuçları itibarıyla bir partiyiişlevsiz hâle getirmek, içini karıştırmak ve gücünü yok etmek sonucunu doğurabilecek birkarardır" dedi. Erbakan örneği verdi Arınç, açıklamasında merhum Necmettin Erbakan'ın parti kapatma süreçlerindeki tavrına dadeğindi. Erbakan'ın hiçbir zaman sokağı, taşkınlığı ya da şiddeti teşvik etmediğini vurgulayan Arınç,"Alınan kararı üzüntüyle karşılar ve 'büyük davamız yanında bunun nokta kadar değeri yoktur'diyerek yoluna devam ederdi" dedi. "Hukuk ve sabırla yola devam ettik" AK Parti'nin kuruluş sürecine ve siyasi mücadele geçmişine de değinen Arınç, partinindarbeler, muhtıralar, tehditler ve kumpaslara karşın hukuk ve sabırla yoluna devam ettiğinisöyledi. Arınç, "AK Parti'yi kuran kadro, nice darbeler, muhtıralar, yol kesmeler, tehditler ve kumpaslararağmen yıllardır milletin güvenini taşıyor" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında dile getirilen geçmişteki "muhtar bile olamaz"söylemlerini hatırlatan Arınç, bugün gelinen noktayı hukuka ve millete duyulan güvenin birsonucu olarak değerlendirdi. "Müdahaleler demokrasinin yolunu keser" Arınç, açıklamasının sonunda bu tür yargısal ve siyasi müdahalelerin yalnızca siyasi partileredeğil, genel olarak siyaset kurumuna zarar verdiğini ifade etti. Kendi deneyimlerine dayanarak konuştuğunu belirten Arınç, "Bu tür müdahaleler, siyasipartilerden daha çok başta siyaset kurumu olmak üzere kurumların işlevsiz kalmasına vedemokrasinin yolunun kesilmesine yol açar" dedi.

AK Parti’den Özgür Özel’e tepki Haber

AK Parti’den Özgür Özel’e tepki

AK Parti Genel Sekreteri, İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi; “Bizler Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde gece gündüz demeden memleketimiz için eser üretmenin çabasındayken; ana muhalefetin ve Sayın Özgür Özel’in vizyon üretmek yerine AK Partimizin kurumsal tüm değerlerine saldırarak sahte sitelerden medet ummasını ibretle izliyoruz. Bizler, parti ismimizi veya materyallerimizi kullanarak kendine haksız imtiyaz yaratmaya çalışanlara, milletten ayrışanlara nasıl tavizsiz bir şekilde karşı duruyorsak; ana muhalefetin kurumsal kimliğimizi gasp ederek yaptığı bu siyasi hırsızlığa ve değerlerimize yönelik saldırılarına da aynı dik duruşla karşıyız. Şunu net bir şekilde ifade edelim: Her türlü eleştiri başımızın tacıdır. Ancak Milletin Partisi AK Parti’nin kurumsal kimliğini haksızca kullanarak, bizim arkamıza saklanıp halkı yanıltmaya çalışmak ifade özgürlüğü değil; düpedüz bir algı operasyonu ve partimizin tüzel kişiliğine yapılmış topyekûn bir saldırıdır. Şimdi de kendi sahteciliklerini gizlemek için bazı medya organları üzerinden “sansür” kılıfıyla mağdur edebiyatı yapıyorlar. Bizim kimsenin sesini kısmak, yasakçılık yapmak gibi bir derdimiz asla olamaz. Yargının dur dediği şey sizin fikirleriniz değil; kurumsal kimliğimizi hedef alan bu kimlik hırsızlığıdır. Nitekim yargı mercileri de bu manipülasyona haklı olarak geçit vermemiş, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaya çalışan bu girişime karşı hukukun gereğini yapmıştır. Siyasi rekabet sahtecilikle, kumpasla değil; akılla, projeyle ve millete hizmetle olur. Onlar bu ucuz oyunlarla vakit kaybededursun; biz kalbimizde millet sevgisiyle işimize bakacak, memleketimiz için durmadan üretecek ve partimizin haklarını hukuk zemininde kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.”

Avustralya'da 5 yaşında bir yerli çocuğun öldürülmesinin ardından protestolar patlak verdi. Haber

Avustralya'da 5 yaşında bir yerli çocuğun öldürülmesinin ardından protestolar patlak verdi.

Avustralya polisinin 1 Mayıs'ta yaptığı açıklamaya göre, olay bir önceki akşam Alice Springs adlı ücra kasabada meydana geldi. Şüpheli, yerel halk tarafından bayılana kadar dövüldükten sonra götürüldüğü hastanenin önünde yaklaşık 400 yerli halk toplandı. Kalabalık intikam sloganları attı, cisimler fırlattı, yangın çıkardı, birkaç polis memurunu ve sağlık personelini yaraladı ve çok sayıda acil durum aracına zarar verdi. Polis, kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. 30 Nisan'da, 5 yaşındaki bir kız çocuğunun cinayetinde şüpheli olarak gözaltına alınan kişinin getirildiği Alice Springs Hastanesi önünde çıkan isyanlar sırasında bir adam göz yaşartıcı gaz dumanının içinden geçiyor. Fotoğraf: Avustralya Yayın Kurumu (ABC). Şüpheli, polisin kız çocuğunu kaçırıp öldürdüğüne inandığı 47 yaşındaki Jefferson Lewis olarak teşhis edildi. Lewis, Alice Springs'teki bir konaklama tesisinde teslim oldu. Polise göre, şüphelinin teslim olması, bazı topluluk üyelerinin kendiliğinden faile saldırmasına yol açtı. Kumanjayi Little Baby olarak identifiedilen kurban, 25 Nisan akşamı kasabanın dış mahallelerinde kaybolmuştu. Cesedi, yüzlerce kişinin katıldığı bir arama operasyonunun ardından 30 Nisan'da yakındaki bir ormanda bulundu. Şüphelinin daha önce saldırı suçundan hüküm giydiği ve yakın zamanda cezaevinden tahliye edildiği düşünülüyor. Kuzey Bölgesi Polis Komiseri Martin Dole, şüphelinin güvenlik gerekçesiyle 1 Mayıs sabahı erken saatlerde Darwin'e götürüldüğünü ve muhtemelen yakında suçlamalarla karşı karşıya kalacağını belirterek, halkı sakin olmaya çağırdı. 5 yaşındaki yerli bir kız çocuğunun cinayetinde şüpheli olan Jefferson Lewis. Fotoğraf: Kuzey Bölgesi Polisi. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, halkın öfkesini anladığını ancak birlik çağrısında bulunarak meselenin hukuk yoluyla çözülmesi gerektiğini söyledi. Kurbanın ailesini temsil eden yerli ileri gelen Robin Granites de topluluğu sakin kalmaya ve küçük kızın anısını yaşatmaya odaklanmaya çağırdı. Kuzey Bölgesi hükümeti, 1 Mayıs'ta alkollü içeceklerin paket servis satışını yasakladı ve şiddetin tırmanmasını önlemek için Darwin'den takviye kuvvetler gönderdi. Olay, Avustralya'nın yerli topluluklarla ilişkilerinde hâlâ sayısız zorlukla karşı karşıya olduğu bir dönemde meydana geldi. Nüfusun yalnızca yaklaşık %3,8'ini oluşturmalarına rağmen, yerli halk genellikle sosyo -ekonomik göstergelerde dezavantajlarla karşı karşıya kalmakta, intihar ve hapis oranları yüksek seviyelerde seyretmektedir. Kurbanın ailesinin yaşadığı Alice Springs'in banliyö bölgelerinde konut ve temel hizmetler hâlâ sınırlıdır.

"Yanlış hedef" gerekçesi ABD 'nin savaş suçunun üzerini örtemez Haber

"Yanlış hedef" gerekçesi ABD 'nin savaş suçunun üzerini örtemez

Cao Beidan-Trajedi, savaş eylemlerinin sınırları, uluslararası insancıl hukuk ve askeri teknolojinin etik boyutu üzerine tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşıdı. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, okullar gibi sivil tesisler en sıkı koruma altındaki hedefler arasında yer alıyor. Bu tür tesislerin hedef alınması ve başta çocuklar olmak üzere çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesi, hangi açıdan değerlendirilirse değerlendirilsin, insani sınırların ağır biçimde ihlal edilmesi anlamına geliyor ve savaş suçu kapsamında ele alınabilecek bir durum olarak görülüyor. Olayın ardından ABD yönetimi sorumluluğu Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın (DIA) sağladığı “güncel olmayan veriler”e bağlayarak okulun yanlışlıkla askeri hedef olarak işaretlendiğini öne sürdü. Ancak bu açıklama birçok çevre için ikna edici bulunmadı. Dünyanın en gelişmiş istihbarat ve hedef tespit kapasitesine sahip askeri gücünün böyle temel bir hataya düşmesi, istihbarat değerlendirme ve hedef doğrulama mekanizmalarında ciddi ve yapısal sorunların bulunduğuna işaret ediyor. Uluslararası kamuoyunun sert tepkisine ve hayatını kaybedenlerin ailelerinin yaşadığı derin acıya rağmen ABD’li üst düzey yetkililerin açıklamaları sorumluluğun net biçimde üstlenilmediği yönünde eleştirildi. ABD Başkanı Donald Trump başlangıçta tartışmanın odağını başka yöne çekmeye çalışarak İran’ın da Tomahawk füzelerine sahip olabileceğine dair bir iddiayı gündeme getirdi. Ancak bu iddia kısa süre içinde ABD basınında yayımlanan bilgilerle çürütüldü. Daha sonra askeri yetkililer artan baskılar karşısında sorumluluğu kabul etmek zorunda kaldı. Buna karşın Kongre’deki duruşmalarda “eksiksiz prosedürler” ve “çok sayıda güvenlik önlemi” vurgusu yapılarak olayın bir dizi hatanın sonucu olduğu ifade edildi ve soruşturmanın tamamlanmasının beklenmesi gerektiği dile getirildi. Ancak bu bürokratik açıklamalar, sevdiklerini kaybeden ailelerin acısını hafifletmekten çok yeni bir yara açtı. Bu arada, ABD genelinde de olaya yönelik tepkiler artıyor. Ünlü sunucu Tucker Carlson, başka ülkelerdeki çocuklara füze fırlatan bir ülkenin “uğruna savaşmaya değmeyeceği”ne işaret etti. Silahlı çatışmalarda çocuklar en savunmasız kesimi oluşturuyor ve uluslararası hukuk tarafından özel olarak korunmaları gerekiyor. Bu ilke yalnızca uluslararası insancıl hukukun temel taşlarından biri değil, aynı zamanda insanlık medeniyetinin ortak ahlaki değerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Minab’daki trajedi acı bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Askeri teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun ve askeri eylemler hangi gerekçelerle savunulursa savunulsun, insan hayatı ve insan onuru her zaman öncelikli olmalıdır. Savaş hukuksuzluk alanı değildir. “Askeri zorunluluk” hiçbir koşulda temel insani değerlerin ihlal edilmesine gerekçe oluşturamaz. Sınıflar füzelerle yıkıldığında ve çocukların hayatları söndürüldüğünde zarar gören yalnızca aileler değildir. Bu tür olaylar, insanlığın barışa, güvenliğe ve uluslararası kurallara duyduğu ortak inancı da zedeliyor. Bu nedenle uluslararası toplumun sorumluluğu açıktır; olayın eksiksiz, şeffaf ve bağımsız bir soruşturmayla aydınlatılması; sorumluların hesap vermesi ve silahlı çatışmalarda sivillerin, özellikle de çocukların korunmasına yönelik uluslararası normların yeniden teyit edilmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde benzer trajedilerin tekrar yaşanmasının önüne geçilebilir ve insanlık medeniyetinin en temel savunma hattı korunabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.