Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Halk Sağlığı

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tokat'ta 2 bin 914 kişi hastaneye başvurdu: Şebeke suyu uyarısı Haber

Tokat'ta 2 bin 914 kişi hastaneye başvurdu: Şebeke suyu uyarısı

Tokat'ta bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı 2 bin 914'e yükseldi. Hastanelerde 18 çocuğun tedavisi sürerken, Valilik şebeke suyunun içme ve yemek hazırlama amacıyla kullanılmaması çağrısı yaptı. Su numunelerinin laboratuvar sonuçları bekleniyor. Tokat kent merkezinde çok sayıda kişinin benzer sağlık şikâyetleriyle hastanelere başvurmasının ardından başlatılan inceleme sürüyor. Tokat Valiliğinin açıklamasına göre, 9 Ekim Cuma akşamından itibaren sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı, 11 Ekim Pazar günü saat 08.00 itibarıyla 2 bin 914'e ulaştı. Hastanelerde takip ve tedavileri devam eden 18 çocuğun genel sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi. Şikâyetlerin kaynağını belirlemek amacıyla ilgili kurumların koordinasyonunda çalışma yürütülüyor. Valilikten şebeke suyu uyarısı Valilik, kent genelindeki farklı noktalardan alınan içme suyu numunelerinin ayrıntılı inceleme yapılması için Ankara Halk Sağlığı Referans Laboratuvarına gönderildiğini açıkladı. Sonuçların üç gün içinde alınmasının beklendiği belirtildi. Laboratuvar sonuçları açıklanana kadar tedbir amacıyla şebeke suyunun içme ve yemek hazırlama amacıyla kullanılmaması istendi. Bu ihtiyaçların güvenilir ambalajlı içme sularından karşılanması tavsiye edildi. Açıklamada, şebeke suyunun içme dışındaki günlük ihtiyaçlarda kullanılabileceği, ancak ağız yoluyla alınmaması gerektiği vurgulandı. Belediyeden kanalizasyon iddialarına yanıt Tokat Belediyesi, içme suyu şebekesine kanalizasyon suyu karıştığı yönündeki iddialara ilişkin daha önce açıklama yaptı. Belediye, Su ve Kanalizasyon Müdürlüğünün teknik değerlendirmesine göre içme suyu şebekesine kanalizasyon suyu karışmasının söz konusu olmadığını bildirdi. Sağlık şikâyetlerinin nedeni henüz kesin olarak açıklanmadı. Su numunelerinin analiz sonuçlarının, olayın kaynağının belirlenmesi açısından önem taşıdığı belirtiliyor. İnceleme sonuçları bekleniyor Yetkililer, vatandaşların resmi kurumlardan yapılacak açıklamaları takip etmesini istedi. Valilik, inceleme sürecindeki gelişmelerin ve laboratuvar sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılacağını duyurdu. Tokat'ta binlerce kişinin başvurmasına neden olan sağlık şikâyetlerinin içme suyuyla bağlantılı olup olmadığı, analiz ve incelemelerin ardından netlik kazanacak.

Tüketici Sağlığı Ürünleri Derneği (TÜKSA),  Türkiye’de Öz Bakım ve Toplum Sağlığı toplantısını tamamladı Haber

Tüketici Sağlığı Ürünleri Derneği (TÜKSA), Türkiye’de Öz Bakım ve Toplum Sağlığı toplantısını tamamladı

Tüketici Sağlığı Ürünleri Derneği (TÜKSA), “Türkiye’de Öz Bakım ve Toplum Sağlığı” başlıklı tanıtım toplantısında; halk sağlığının güçlendirilmesi, sağlık okuryazarlığının artırılması ve öz bakım yaklaşımının yaygınlaştırılması başlıklarını çok paydaşlı bir perspektifle ele aldı. Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi.

İstanbul'da 3 plajda denize girmek yasaklandı: Numune sonuçları uygun çıkmadı Haber

İstanbul'da 3 plajda denize girmek yasaklandı: Numune sonuçları uygun çıkmadı

İstanbul Valiliği, kent genelindeki yüzme alanlarında deniz suyunun durumunu kontrol etmek amacıyla 4 Eylül'de çalışma gerçekleştirildiğini açıkladı. Halk sağlığının korunması amacıyla 15 plajdan alınan numuneler laboratuvar ortamında incelendi. Bakırköy ve Sarıyer'deki 3 nokta uygun çıkmadı Analiz sonuçlarına göre Bakırköy'de bulunan Yeşilköy International Hospital önü ile Yeşilköy Polis Merkezi önü ve Sarıyer'deki Gümüşdere Plajı bölgesinden alınan numunelerin halk sağlığı standartlarını karşılamadığı belirlendi. Valilik, sonuçların ardından ilgili kurumlara resmi bildirimde bulunulduğunu duyurdu. Plajların geçici olarak kapatılması istendi İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada, muhtemel kirlilik kaynaklarının tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili kurumların çalışma yapmasının istendiği belirtildi. Ayrıca üç bölgede bulunan yüzme alanlarının geçici olarak kapatılması için ilgili ilçe belediye başkanlıklarına talimat gönderildi. Belediyelerden, vatandaşların bilgilendirilmesi amacıyla plajlara tabela ve afişler yerleştirilmesi, gerekli durumlarda anons yapılması ve halk sağlığını korumaya yönelik tüm tedbirlerin alınması istendi. Deniz suyunun yeniden değerlendirilmesi ve yüzme alanlarının kullanım durumuna ilişkin süreç, yapılacak çalışmaların ardından netleşecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri kapsamında sigarayı bırakmak isteyenlere destek sağlıyot Haber

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri kapsamında sigarayı bırakmak isteyenlere destek sağlıyot

Toplum sağlığını korumak, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 3-9 Eylül tarihleri arasında kutlanan Halk Sağlığı Haftası, bu yıl “Her Gün Halk Sağlığı” temasıyla düzenleniyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı da tütün kullanımının zararlarına dikkat çekmek ve tütünsüz, sağlıklı bir yaşama adım atmak isteyen personeli desteklemek amacıyla farkındalık çalışması başlattı. Bu kapsamda Kültürpark hollerinde Karbonmonoksit Ölçümü ve Sigara Bırakma Farkındalık Standı kuruldu. Hafta boyunca açık olacak stantta sağlık personeli tarafından nefeste karbonmonoksit ölçümü yapılacak. Ölçüm sonuçları kişilere açıklanarak tütün kullanımının sağlık üzerindeki riskleri anlatılacak ve sigarayı bırakma sürecine ilişkin bilgi verilecek. Sigarayı bırakma kararı alan personel, profesyonel destek almaları amacıyla doğrudan Eşrefpaşa Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği’ne yönlendirilecek. İzmir Enternasyonal Fuarı’nda yer alacak Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı standında da İzmirli yurttaşların karbonmonoksit ölçümleri yapılarak gerekli yönlendirmeler yapılacak. FUAR BOYUNCA STANT AÇIK OLACAK Sağlık Eğitimleri Şube Müdürlüğü bünyesinde şef olarak görev yapan Ekrem Ersin Cesur, çalışmanın hem personelin hem de yurttaşların tütünün zararları konusunda farkındalığını artırmayı amaçladığını belirtti. Cesur, “Tütünsüz ve sağlıklı bir yaşama geçmek isteyenlere destek olmak amacıyla farkındalık standımızı kurduk. Standımızda karbonmonoksit ölçümü yapılıyor ve tütünün zararları konusunda bilgilendirme yapılıyor. Fuar boyunca aynı hizmeti vatandaşlarımıza da sunacağız. Sigara içen ve bırakmak isteyen tüm vatandaşlarımızı standımıza bekliyoruz” dedi.

TTB’nin Yeni Merkez Konseyi göreve başladı Haber

TTB’nin Yeni Merkez Konseyi göreve başladı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Seçimli Olağan Büyük Kongresi'nin tamamlanmasının ardından yeni Merkez Konseyi görevine başladı. TTB Merkez Konseyi adına yayımlanan açıklamada, yeni dönemde izlenecek çalışma başlıkları ve öncelikler paylaşıldı. TTB Başkanı Dr. Pınar Saip imzasıyla yayımlanan açıklamada, önceki dönemlerde görev alan TTB yöneticilerine, tabip odalarına, delegelere ve Birlik çalışmalarına katkı sunan hekimlere teşekkür edildi. Yeni Merkez Konseyi'nin TTB'nin 70 yılı aşan birikimini daha ileriye taşımayı hedeflediği belirtilen açıklamada, örgütün gücünün tabip odaları, çalışma grupları, kurullar ve hekimlerin ortak mücadelesinden aldığı vurgulandı. "İYİ HEKİMLİK DEĞERLERİNİ GÜÇLENDİRECEĞİZ" Açıklamada, yeni dönemin öncelikli çalışma alanlarından birinin "iyi hekimlik" değerlerini korumak ve hekimliğin toplumsal saygınlığını artırmak olacağı ifade edildi. TTB, sağlık sistemine yönelik eleştirilerini de yineleyerek; artan iş yükü, performans baskısı, güvencesiz çalışma koşulları, mesleki özerkliğin zayıflaması ve sağlıkta şiddetin hekimlerin çalışma ortamını zorlaştırdığını savundu. Sağlık hizmetlerinin giderek piyasa koşullarına tabi hale geldiği belirtilen açıklamada, sağlık çalışanlarının ve toplumun bu sistemden olumsuz etkilendiği görüşü dile getirildi. "TTB HEKİMLERİN ORTAK SESİ OLACAK" Yeni dönemde Türk Tabipleri Birliği'nin hekimlerin ortak sesi ve mücadele örgütü olarak güçlendirilmesinin hedeflendiği kaydedildi. Merkez Konseyi'nin tüm tabip odaları, çalışma grupları ve kurullarla koordineli çalışacağı belirtilen açıklamada, hekimlerin öneri ve eleştirilerinin çalışmaların önemli bir parçası olacağı ifade edildi. SAĞLIK HAKKI VE TOPLUMSAL KONULARA VURGU TTB açıklamasında, sağlık hakkının ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullardan bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtilerek; savaşlar, çatışmalar, eşitsizlikler, yoksulluk ve ayrımcılığın halk sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekildi. TTB'nin yeni dönemde yaşamı, barışı, demokrasiyi, insan haklarını ve halkların kardeşliğini savunmaya devam edeceği ifade edildi. Açıklamanın sonunda, hekimlerin haklarını korumak, sağlık sisteminin toplum yararına yeniden yapılandırılması için mücadele etmek ve ortak hedefler doğrultusunda dayanışmayı büyütmek amacıyla çalışılacağı belirtildi.

Türkiye süt üretiminde güçlü, ama tüketimde bilinç şart Haber

Türkiye süt üretiminde güçlü, ama tüketimde bilinç şart

Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, süt ve süt ürünlerinin hem çocuklar hem yetişkinler için dengeli beslenmenin temel bileşenlerinden biri olduğunu söyledi. < p class="MsoNormal">Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük süt üreticileri arasında yer aldığını belirten Çallı, sektörün üretim gücünün yanı sıra gıda güvencesi, kalite ve ihracat açısından da stratejik önem taşıdığını ifade etti. 2025 yılında Türkiye’nin süt ve süt ürünleri ihracatının 523,3 milyon dolara ulaştığını hatırlatan Çallı, ihracattaki en büyük payın 236 milyon dolar ile (%45,1) peynire ait olduğunu, dondurma ihracatının ise 72,7 milyon dolarla toplam ihracatın %13,9’unu oluşturduğunu söyledi. Çallı, süt ve süt ürünlerinin ekonomik erişilebilirlik açısından da önemli bir hayvansal gıda ürünü olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Süt ve süt ü rünleri, özellikle çocuklar ve gençler için en ulaşılabilir protein kaynakları arasında yer alıyor. Protein ihtiyacını et ürünlerinden karşılamak için daha yüksek maliyet gerekiyor. Bu nedenle halen en ucuz hayvansal protein kaynağı olan süt ürünleri, toplum beslenmesinde ve kalkınmada kritik öneme sahip.” ASÜD öncülüğünde başlatılan ve geçmiş yıllarda yürütülen Okul Sütü Programı’nın önemine dikkat çeken Çallı, çocukların süt tüketim alışkanlığı kazanmasının uzun vadeli halk sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi, “Okul Sütü gibi uygulamalar yalnızca bir gıda desteği değildir. Aynı zamanda çocukların süt içme alışkanlığı kazanmasını sağlayan sosyal bir yatırımdır. Sağlık Bakanlığı verilerinde de görülen protein eksikliği ve bodurluk riskine karşı mücadelede de önemli katkı sağlar ” dedi. Süt ve süt ürünlerinin ileri yaşlardaki yetişkinler için de kemik sağlığı, kas kütlesinin korunması ve dengeli beslenme bağlamında önemli bir role sahip olduğunu dile getiren Çallı, “Akademik unvanlı bazı kişilerin bilimsel bilgiyle çelişen açıklamalarına inanan yetişkin bireylerin beslenmelerinde süt ürünlerine yer vermemeleri, bitkisel içeceklere yöneltilmeleri önemli sağlık sorunları doğuracaktır. Geçmişten beri tüketilen, süt gibi sağlıklı bir gıdanın bugün kalkıp sağlıksız olduğunu söylemek ve ‘çiftçinin emeği ak süte kara çalmak’ akıl alır gibi değil. Ebeveynler olarak kendi sağlığımız ve gelecek nesillerin sağlığı için gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, yoğurt, peynir ürünlere soframızda daha fazla yer açmalı, çocuklarımıza da örnek olmalıyız” dedi. “Sokak sütü romantizmi halk sağlığı riski oluşturuyor” Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz süt satışlarına ilişkin de bir değerlendirme yapan Harun Çallı, tüketicilerin güvenilir süt ürünlerini tercih etmesi gerektiğini söyledi, “Sağlığın en kıymetli hazine olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz bir dönemde halen nerede, hangi koşullarda, hangi hayvandan sağıldığı belli olmayan çiğ sütlerin tüketiciye sunulduğunu görüyoruz. Uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, sıcak havalarda mahallenize kadar soğutulmadan açıkta taşınan çiğ sütlerde, zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyon riskleri bulunduğu gerçeği unutulmamalı” diye konuştu. Çallı, “Gelişmiş ülkelerde örneğine rastlanmayan sok ak sütü satışlarının, ‘doğal’, ‘organik’ yada ‘köy sütü’ algısıyla masum gösterilmeye çalışılması tüketiciyi yanıltıyor. Oysa bu ürünlerin önemli bir bölümü, kalite ve gıda güvenliği kriterlerini karşılamayan, içeriği ve üretim koşulları tam olarak bilinmeyen sütlerden oluşabiliyor. Tüketicinin güvenilir, denetlenen ve izlenebilir ürünleri tercih etmesi büyük önem taşıyor. Gıda güvenliği ihmale gelmez. Ambalajlı ve kayıtlı ürünler; izlenebilirlik, denetim ve soğuk zincir güvencesiyle tüketiciye ulaşıyor. Tüketicinin güvenilir gıdaya erişimi açısından bu sistem büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki süt ve süt ürünleri üretim tesislerimiz, satış noktalarımız yılın 365 günü 24 saat Tarım ve Orman Bakanlığımızın denetimindedir” dedi. “Süt sektörü ortak akılla yönetilmeli” Süt sektörünün yalnızca üretim değil, tarım, hayvancılık, halk sağlığı ve ekonomi açısından stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Çallı, sektörün günlük değil uzun vadeli politikalarla yönetilmesi gerektiğini söyledi. Yem maliyetlerinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Çallı, sürdürülebilir üretim için çiftçinin Avrupalı rakipleri gibi desteklenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti ve şunları ekledi: “Hayvan yeminin erişilebilir maliyetlere düşürülmesi için üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Süt sektörünün günlük kararlarla değil, ortak akıl ve uzun vadeli politikalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; süt tüketimindeki ar tış yalnızca halk sağlığına değil, üreticiye, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine de katkı sağlıyor.” “Türkiye’nin güçlü süt sanayisi korunmalı” Türkiye süt sektörünün bugün 100’ü aşkın ülkeye süt ve süt ürünleri ihraç eden önemli bir üretici konumunda bulunduğunu belirten Çallı, 42 tesisin AB’ye ihracat onayına sahip olduğunu, bunun yanında farklı ülkelerden ihracat yetkisi alan çok sayıda modern tesisin de uluslararası standartlarda üretim gerçekleştirdiğini söyledi. “Türkiye’nin güçlü bir süt sanayisi var. Gıda güvenliği standartları yüksek, denetlenen ve kayıtlı üretim yapan işletmelerimiz hem iç pazarda hem ihracatta önemli başarılar elde ediyor” diyen Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü’nün toplumda sağlıklı beslenme bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlamasını temenni etti.

Ebola salgını: Kanada geçici sınır kontrolleri uyguluyor. Haber

Ebola salgını: Kanada geçici sınır kontrolleri uyguluyor.

Kanada hükümeti 26 Mayıs'ta Ebola virüsünün giriş ve yayılma riskini azaltmayı amaçlayan bir dizi geçici önlem açıkladı. Bu adım, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin (Africa CDC), Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda'daki Ebola salgınının kötüleşmeye devam ettiği ve bölgedeki diğer ülkelere yayılma potansiyeli taşıdığı uyarısının ardından geldi. Kanada Halk Sağlığı Kurumu'nun yaptığı açıklamaya göre, ülke Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda ve Güney Sudan vatandaşlarının bazı göçmenlik belgelerinin işlenmesini 27 Mayıs Doğu Saatiyle 23:59'dan (Vietnam saatiyle yaklaşık 28 Mayıs 10:59) itibaren 90 gün süreyle geçici olarak askıya alacak. Yukarıda adı geçen üç ülkenin vatandaşları, daha önce geçici vize, e- seyahat izni veya kalıcı oturum vizesi sahibi olsalar bile, bu önlemler yürürlükte olduğu sürece Kanada'ya giriş yapamayacaklardır. Ayrıca, açıklamada Kanada'nın bu ülkelerin vatandaşlarından gelen yeni göçmenlik başvurularının işlenmesini de geçici olarak askıya aldığı belirtilmiştir. Bir diğer önlem ise zorunlu karantinadır. Buna göre, Kanada hükümeti, etkilenen bölgeyi girişten önceki 21 gün içinde ziyaret etmiş ancak semptom göstermeyen Kanada vatandaşları, daimi ikamet sahipleri, kayıtlı yerli Kanadalılar ve yabancı uyruklular için 21 günlük karantina zorunluluğu getirmiştir. Bu arada, semptom gösterenler Kanada Karantina Yasası uyarınca sürekli izleme ve değerlendirme için bir hastanede izole edileceklerdir. Kanada hükümeti, vatandaşları için riskin düşük olduğunu ve Kuzey Amerika'da hiçbir Ebola vakasının bildirilmediğini vurguluyor. Bununla birlikte, hükümet, salgının ciddiyeti ve yaklaşan 2026 Dünya Kupası ile ilgili faktörler de dahil olmak üzere uluslararası gelişmeler nedeniyle önleyici bir yaklaşımın gerekli olduğuna inanıyor. Bununla bağlantılı olarak, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusundaki Goma şehrinde Ebola virüsüne yakalandığı doğrulanan bir hastanın "çok iyi" bir şekilde iyileşmekte olduğunu açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü'nün Demokratik Kongo Cumhuriyeti temsilcisi Anne Ancia, şehre yaptığı ziyaret sırasında hastanın yerel bir sağlık kuruluşunda tedavi edildiğini ve yakın temaslıların düzenli olarak izlendiğini doğruladı. Bayan Ancia, müdahalenin epidemiyolojik gözetimi güçlendirmeye, temas takibine, vaka yönetimine ve toplumsal katılımı harekete geçirmeye odaklandığını doğruladı. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin 15 Mayıs'ta 17. Ebola salgınını ilan etmesinden bu yana, sağlık yetkilileri 900'den fazla şüpheli vaka ve 220'den fazla ölüm kaydetti.

Trump, Kaliforniya'da olağanüstü hal ilan etti. Haber

Trump, Kaliforniya'da olağanüstü hal ilan etti.

Bu karar, olası bir felaket patlamasına karşı önlem olarak yaklaşık 50.000 sakinin tahliyesi sırasında Federal Acil Durum Yönetim Ajansı'ndan (FEMA) destek alınmasına yardımcı oldu. Beyaz Saray'ın onayı, Kaliforniya Valisi Gavin Newsom'un 22 Mayıs'ta eyalet çapında olağanüstü hal ilan etmesinin ve federal hükümetten resmen yardım talep etmesinin ardından geldi. Olay, bir sanayi tesisindeki hasar görmüş bir metil metakrilat depolama tankından kaynaklandı ve çevredeki yoğun nüfuslu bölgede kamu güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturdu. Vali Newsom, talebin federal hükümet tarafından hızlı bir şekilde onaylanmasından dolayı minnettarlığını dile getirdi; bu onay, sahadaki mevcut kaynakların güçlendirilmesine yardımcı oldu. Genellikle yaygın hasar meydana geldikten sonra ilan edilen büyük bir afet durumunun aksine, bu olağanüstü hal ilanı, kriz devam ederken acil mali ve lojistik destek sağlamayı amaçlamaktadır. Son gelişmelerde, Orange County İtfaiye Teşkilatı (OCFA), kurtarma ekiplerinin günler süren acil durum operasyonlarının ardından büyük bir patlama riskini başarıyla azaltarak önemli bir atılım gerçekleştirdiğini duyurdu. Bu sonucu elde etmek için, itfaiyeciler, tehlikeli madde uzmanları, çevre bilimciler ve kolluk kuvvetleri de dahil olmak üzere 785'ten fazla eyalet ve yerel acil durum personeli, gece gündüz çalışmak üzere seferber edildi. Doğrudan patlama riski geçici olarak kontrol altına alınmış olsa da, yetkililer yaklaşık 50.000 sakini kapsayan tahliye emrinin yürürlükte kaldığını vurguladı. Acil durum personeli şu anda çevresel ve halk sağlığı risklerini yakından izliyor ve hasar gören kimyasal altyapıyı tamamen stabilize etmek için çalışıyor. Yerel yetkililer, bölge sakinlerini güvenlik yönergelerine kesinlikle uymaya, olay yerine geri dönmekten veya olay yerini gözlemlemek için ziyaret etmekten kaçınmaya çağırmaya devam ediyor. Yetkililer şu açıklamayı yaptı: "Tahliye emri, halkın güvenliği için verilmiştir. Tahliye etmeniz istenirse lütfen tereddüt etmeyin."

Çin, ABD'ye Tayvan ve İran'la ilgili mesajlar verdi Haber

Çin, ABD'ye Tayvan ve İran'la ilgili mesajlar verdi

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, 13-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen ziyarette tartışılan konulara dair basına yazılı değerlendirmede bulundu. ABD Başkanı Trump'ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile 9 saate yakın birlikte vakit geçirdiğini ifade eden Vang, liderlerin iki ülke ilişkilerinin yanında dünya barışı ve kalkınmasını ilgilendiren konularda da uzun tartışmalar yaptıklarını belirtti. Vang, Çin'in egemenlik ihtilafı içinde olduğu Tayvan ile yeniden birleşmesinin Çin ulusunun ortak özlemi, Çin Komünist Partisinin (ÇKP) tarihi misyonu ve İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin önemli bir parçası olduğuna işaret ederek şunları kaydetti: "(Tayvan sorunu) Eğer uygun şekilde ele alınırsa ABD-Çin ilişkileri istikrarlı olacak ve taraflar karşılıklı işbirliğini ilerletmeye daha fazla enerji ayırabilecektir. Aksi halde, iki ülke arasında gerginlikler ve hatta çatışmalar yaşanabilir, ilişkilerin geneli tehlikeye girebilir." Çinli Bakan, ABD'nin "tek Çin" ilkesine ve iki ülke arasında siyasi ilişkilerin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri'deki Tayvan konusundaki taahhütlerine uyacağını umduklarını vurguladı. İran ile kalıcı ve kapsamlı ateşkes çağrısı Ziyarette Devlet Başkanı Şi'nin, Ortadoğu'daki savaş konusunda Çin'in pozisyonunu dile getirdiğini, burada güç kullanımın sorunları çözmeyeceğini ve diyaloğun tek doğru tercih olduğunu vurguladığını aktaran Vang, müzakerelerden hemen sonuç alınamasa da diyalog yolu hazır açılmışken yeniden kapanmaması gerektiğini söylediğini belirtti. Vang, Çin'in ABD'yi İran ile nükleer sorunu dahil farklılıklarını ve anlaşmazlıklarını müzakerelerle çözmeyi sürdürmeyi teşvik ettiğini, ateşkesin sürdürülerek Hürmüz Boğazı'nın en kısa zamanda yeniden açılması çağrısı yaptığını, burada yaşanan açmazın temel çözümünün kalıcı ve kapsamlı ateşkesin sağlanması olduğunu dile getirdiğini kaydetti. Çin ve ABD liderlerinin, temaslarının ardından iki ülke arasında "yapıcı stratejik istikrar ilişkisi" olarak tanımladıkları bir vizyon oluşturma konusunda siyasi mutabakata vardıklarını aktaran Vang, tarafların, dış politika, askeri ilişkiler, ekonomi, ticaret, halk sağlığı, tarım, turizm, halklar arası bağlar, kanun koruma dahil tüm alanlarda ve her seviyede temasların artırılmasında anlaştıklarını belirtti. İki ülke ilişkilerinde stratejik istikrarın tesisine odaklanan bu yeni vizyonun, büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma ihtiyacına yanıt verdiğine işaret eden Vang, Çin'in, bundan, işbirliğinin temel dayanak olduğu, rekabetin uygun sınırlar içinde sürdürüldüğü ve savaş ve çatışma yerine barış odaklanan bir istikrar ilişkisini anladığını kaydetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.