Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Gıda haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İlham Veren Kadınlar “Daha Eşitlikçi Bir Dünya” İçin Buluştu Haber

İlham Veren Kadınlar “Daha Eşitlikçi Bir Dünya” İçin Buluştu

Türkiye İş Bankası tarafından düzenlenen “Daha Eşitlikçi Bir Dünya” paneli, farklı alanlarda önemli başarılar elde etmiş kadınların deneyimlerini aktarmalarına, bireysel gelişim ile toplumsal dönüşüm arasındaki ilişkinin farklı bir boyutta ele alınmasına vesile olmak amacıyla dört yıldır düzenleniyor. Bu yılki etkinliğin Beslenme uzmanı, FAO Gıda Şampiyonu, The Godwild Kurucu Ortağı Dilara Koçak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Dönüşüm: Topraktan Geleceğe” başlıklı ilk oturumunda sürdürülebilir yaşama yaptıkları katkılarla dikkat çeken konuşmacılar yer aldı. Antropolog ve Susuz Tarım Uzmanı Dr. Ece Aynur Onur ABD’deki akademik kariyerini bırakarak annesinin kuraklıkla mücadele eden köyünde başlattığı susuz tarım dönüşümünü anlatırken; Yazar ve İçerik Üreticisi Hale Acun Aydın sürdürülebilir yaşama geçiş için küçük adımların önemine değindi. Şef, Youtuber ve Yemek Yazarı Refika Birgül ise gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmaları hakkında bilgi verdi. Gazeteci Gülay Afşar moderatörlüğündeki “Kendi Hikâyesini Yazanlar” oturumunda Seraf Restoran Kurucu Ortağı ve Şefi Sinem Özler kadın şef olarak bazı zorluklar yaşamış olsa da emek ve istikrarın iyi bir yere gelmek için büyük önem taşıdığını anlattı. Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Eş Başkanı Zehra Öney kadınların teknolojide ve yaşamın her alanında daha etkin roller üstlenmesinin önemine dikkat çekti. Menstrüel ürün pazarında faaliyet gösteren Beije markasının kurucusu ve CEO’su Doruk Akpek de kadınlara yönelik bir alanda başladığı girişim yolculuğunda karşılaştığı önyargılara değindi. SosyalBen Vakfı Kurucusu ve Avrupa Konseyi Sivil Toplum Masası Daimi Komite Üyesi Ece Çiftçi Taurin moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sınırların Ötesinde” oturumunda Ödüllü Oyuncu Fadik Sevin Atasoy Türkiye’nin ilk kadın samurayı olma sürecinde yaşadığı değişim ve dönüşümleri anlatırken; Olimpiyat, Avrupa, Dünya Şampiyonu Milli Boksör Busenaz Sürmeneli başarılarındansa yenilgilerinin kendisi için daha öğretici olduğunu söyledi. Dijital Sanatçı Ecem Dilan Köse de dijital sanat alanında Japonya’ya uzanan başarılı kariyer yolculuğunu aktardı. Oggusto’nun kurucusu Özlem Güsar’ın moderatörlüğündeki kapanış oturumunda ise Future & Bright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula beyaz yakalı kadınlar arasında yaptıkları araştırmanın Türkiye’de kadınlar için bir potansiyel sorununa değil bir sistem sorununa işaret ettiğini belirtti. Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Başkanı Emine Erdem kız çocuklarının doğru rol modellerle yönlendirilmesinin önemine işaret etti. PANEL KONUŞMALARI Dönüşüm: Topraktan Geleceğe Panelin “Dönüşüm: Topraktan Geleceğe” oturumu Beslenme Uzmanı, FAO Gıda Şampiyonu ve The Good Wild Kurucu Ortağı Dilara Koçak moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Toprağın, suyun, havanın hasta olduğu bir ortamda insanların iyi olmasının mümkün olmadığını söyleyen Koçak, “Karnımızı doyuramadığımız, gıdaya erişemediğimiz bir ortamda barış, istihdam, eşitlik, eğitim de olmaz. Hem kendimizi hem geleceği iyi beslemek konusunda dönüşüm yaratmış kadınların hikayeleri bu açıdan çok ilham verici” diye konuştu. Antropolog ve Susuz Tarım Uzmanı Dr. Ece Aynur Onur, ABD’de akademik kariyerini sürdürürken dedesinin vefatının ardından annesinin doğduğu köye döndüğünde, köyün adeta savaşa maruz kalmış gibi bir yıkıntıya uğradığını gördüğünü belirterek, şöyle konuştu: “Burada birileri bir şeyler yapmalı, biz yapmazsak kim yapar diye düşündüm. Kullanılabilir suyun yüzde 80’inin tarımda kullanıldığını, bu suyun neredeyse yarısının da israf edildiğini öğrenince su kullanmadan üretim yapabilir miyiz diye yola çıktık. Önce kuraklık canavarıyla savaşmaya çalıştım ama fark ettim ki kuraklıkla savaşamam. Doğayla barışırsam savaşmama da gerek kalmayacak. Akademik araştırmalarımı Anadolu kadınlarının kadim bilgisiyle birleştirince dönüşüm başladı. Bugün köyde Toprağın Melekleri kolektifiyle 42 çeşit tıbbi aromatik bitki, 6-7 çeşit baharat ve çay üretimini zehirsiz ve sulama olmadan yapıyoruz. Bugün gençlerin susuz tarıma ilgi duyduğunu görmek; köyde tekrar istihdam yaratmak, gençlerin, çocukların cıvıltılarını duymak çok güzel.” Yazar ve İçerik Üreticisi Hale Acun Aydın, sadeleşme yolculuğunda öncelikle kişinin kendisinden ve evinden başlaması gerektiğini belirterek, “Sürdürülebilirlik sadece bireyle ilgili bir süreç değil ama devletler ve kurumların yanında bireylerin de yapabilecekleri var. Akıllara bir fikir düşürmek ve yüzde 5-10 değişim bile değerli. Eşyaları azaltınca evlerimizdeki alan artıyor. Evi derleyip toplamak, hayatla ilgili işleri yönetmek pratiklik gerektiriyor, eşyaları azaltmak bu pratikliği getiriyor ve zaman kazandırıyor. Gereksiz alışverişlerin daha fazla farkına vardığınızda eşya değil deneyimi önceliklendiriyorsunuz böylece para kazanıyorsunuz. O yüzden sadeleşmek aslında zenginleştiriyor” dedi. Şef, Youtuber ve Yemek Yazarı Refika Birgül ise, gıda kaybına dikkat çektiği konuşmasında “100 birim üretim yapıyorsak 25’ini yiyoruz, geri kalanı israf oluyor. Ancak burada değişim kesinlikle mümkün. Bunun için doğru satın alma ve saklama, bozulan ürünleri anlama, bozulduysa dönüştürme ve değerlendirme yollarını da içeren 9 adımdan oluşan bir rehber oluşturduk” dedi. Kurtuluşun topraktan olduğuna inandığını söyleyen Birgül, “Youtube kanalımızın adı Yemek Okuluydu; hedefim onu yavaş yavaş Tarım Okuluna çevirmek, toprağa dönmek ve bu yolculuğu daha iyi anlayarak matematikselleştirip, başkalarına da anlatabilmek” diye konuştu. Kendi Hikayesini Yazanlar Seraf Restoran Kurucu Ortağı ve Şefi Sinem Özler, yeme-içme sektörüne yönetici olarak başladığını ve hayatın evrilmesiyle restoranda şef olduğunu anlatarak, şunları söyledi: “Aslında yemek yapmakla ilgili bir eğitim almadım. Öğrendiklerim annemin evde öğrettiklerinden ibaretti. Bir nevi okyanusta çırpınarak yüzmeyi öğrendim. İlk zamanlar elbette kadın şefe pek alışkın olunmadığı için meraklı gözleri, ataerkil yaklaşımı hissettim. Halbuki mutfakta cinsiyetin değil emeğin ve istikrarın yarışması gerekiyor.” Kadınların görünür olmasının, tabuları yıkmalarının kendi ellerinde olduğunu ifade eden Özler, kadınların hayallerini gerçekleştirdiği süreçte emek ve istikrarın yanı sıra hiç vazgeçmemenin çok büyük önem taşıdığını, ancak bu yaklaşımla kadınların toplumda iyi bir yerlere gelebileceğini vurguladı. Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Eş Başkanı Zehra Öney de bir insanın en büyük gücünün anlık değişim, dönüşümle uyum sağlayabilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Ben 12 yıl kadar turizm alanında çalıştıktan sonra bir GSM şirketinde çalışmaya başladım. Sürekli öğrenip gelişmek, hiçbir riskten ve sorundan korkmamak sayesinde bambaşka bir sektöre geçiş yapabildim” dedi. Öney, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz artık bir teknoloji servisi ya da ürün çağının içinde değil yepyeni bir sistemin içindeyiz. Bunu öğrenmek yetmeyecek, içini dizayn etmemiz gerekecek. Kadınlar da sadece teknolojik değil toplumsal, psikolojik, felsefi bütün unsurların bir araya toplandığı etik dizaynın yaratıcıları olmalı. ‘Ben bunu öğreneyim’ yaklaşımı yerine tavır değiştirip, “yardım etmeyelim, biz kadınlar olarak kolları sıvayalım, bu konuyu gerçek bir konu olarak üstlenelim” demeliyiz. Binlerce yapay zekâ aracına verdiğimiz bilgiler yarın insanlar açısından etik sorunlar yaratabilir. O yüzden sadece öğrenmekle kalmayalım yapay zeka dünyasında etik kısmın dizaynında da çalışalım.” Menstrüel ürün pazarında faaliyet gösteren Beije markasının kurucusu ve CEO’su Doruk Akpek de özellikle bir erkek olarak kadınlara yönelik bir alanda girişim yolculuğuna başladığında etrafında birçok kişinin bu durumu anlamlandıramadığını, garipsediğini söyledi. İyi bir ekiple ürünü ortaya çıkarıp hangi noktalarda farklı oldukları bilinir hale geldikçe olumlu geri dönüşler aldıklarını belirten Akpek, “Şirketimizde çalışanların büyük çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Zaten cinsiyetten bağımsız bir iş ortamı söz konusu olduğunda, insana ‘kadın’ veya ‘erkek’ değil de ‘insan’ olarak yaklaştığınızda sorunlar da azalıyor” diye konuştu. Sınırların Ötesinde “Sınırların Ötesinde” oturumunun moderatörlüğünü üstlenen SosyalBen Vakfı Kurucusu ve Avrupa Konseyi Sivil Toplum Masası Daimi Komite Üyesi Ece Çiftçi Taurin, “Sınırları aşmak derken hem uluslararası düzeyde başarılara imza atmak hem de kadınların önüne konulan sınırların ötesine geçmekten bahsediyoruz. Sınır dediğimiz şey bazen kendi içimizde başlıyor ama bunları aşmak da kadınların süper güçlerinden biri. Bunu çoğu zaman normalleştiriyor olsak da günlük hayattan kariyere kadar bu süper güç hepimizin omuzlarında” dedi. Ödüllü Oyuncu ve Türkiye’nin ilk kadın samurayı Fadik Sevin Atasoy, kendisini bir arketip olarak tanımladığı konuşmasında, “Ben farklı coğrafya ve zaman dilimlerinde birbirlerinden habersiz olmasına rağmen aynı onurlu duruşu paylaşan kadınların bir arketipiyim. Tarihin bir döneminde feodal bir coğrafyada savaşa giden kadınlar varken, başka bir zamanda Anadolu’da sırtında bebeğiyle cephane taşıyan kadınlar vardı. Bu kadınlar ortak bir duruş sergilediler” dedi. İçindeki bu arketiple tanışmasının vücudunda yayılmaya hazır bir tümör bulunduğunu haber almasının ardından gerçekleştiğini söyleyen Atasoy, samuray eğitimi ve sonrasındaki dönüşümünü şöyle anlattı: “16 onurlu duruşu olan kadın ile eğitim alırken 4,5 yıllık kanser mücadelemi kimseyle paylaşmamıştım. Son gün zihnim ve bedenim arasında bir mücadele başladı. Sınırları aşmak uğruna kendi sınırlarımı ihlal mi edecektim? Gerçeğimi reddetmedim, daha fazla devam edemeyeceğimi söyleyip bir ağaç gölgesinin altına oturdum. Ne kadar kırılgan, zaafları olan, yardıma muhtaç biri olduğumu o ağacın altında anladım. Gerçek gücüm kırılganlığımda, onu reddetmekte değil kabullenmekte saklıydı.” Olimpiyat, Avrupa, Dünya Şampiyonu Milli Boksör Busenaz Sürmeneli ise, acının insanın hayatındaki yol gösterici rolüne işaret eden konuşmasında, “Doktora omuzum ağrıyor dediğimde, ‘Sınırını bilmemişsin, çok zorlamışsın’ demişti. Sonrasında yine çok zorladım. Üç ameliyat geçirdim. Şimdi sınırımı biliyorum. Bence hem psikolojik hem fiziksel anlamda acı hepimiz için bir yol arkadaşı. Nerede durmamız nerede harekete geçmemiz gerektiğini söylüyor” diye konuştu. Öte yandan acısız başarının da mümkün olmadığını; en büyük madalyalarını en kötü yenilgilerine borçlu olduğunu söyleyen Sürmeneli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ringe çıkıyorsun ve tek başınasın. Gününde olmayabilirsin, yenilebilirsin. Sonuçta hepimiz insanız, duygularımız var ama anda kalmak önemli. Kazandıklarımın değil kaybettiklerimin bana çok şey öğrettiğini düşünüyorum. Tokyo’da olimpiyat şampiyonu oldum. O zaman bu yolun güzelliğini anlayamamıştım. 2024 Paris Olimpiyatları’nda yenildim. Soyunma odasına gittim, ağladım, dışarıda ekibim bekliyordu. 17 senelik hocama sarıldım ve ‘Şu an ağlıyorum ama bu yenilgiden çok şey kazandığımı biliyorum’ dedim. 4 ay sonra da dünya şampiyonu oldum. Önemli olan düşmek değil tekrar tekrar kalkmayı bilebilmektir.” Dijital Sanatçı Ecem Dilan Köse, sanat dünyasını “sanatçı arkadaşlarıyla yarışmadığı, sadece herkesin farklı olduğu bir ortam” şeklinde gördüğünü belirterek, “Bizim kariyerimizde bir sergiyle kendinizden vazgeçersiniz, diğer serginizde yeniden inşa edersiniz. Yakın zamanda bir sergi yaptım. Orada bir Ecem’i bitirdim, bir Ecem’i gösterdim, bir sonrakinde yeniden bir Ecem kuracağım. Ben, daha iyi bir dünya olabileceğine inanıyorum. Teknolojinin yanında ve karşısında insanın nereye gideceğini düşündüğüm genel bir bakışla eserlerimi üretiyorum. Daha iyi bir insan topluluğu için daha iyi bir dünya kurulabilir gibi bir niyetle kendi sanatımı yapıyorum” diye konuştu. Son kişisel sergisini Japonya’da gerçekleştirdiğini ve burada teknoloji ile samimiyet arasındaki ilişkiyi sorguladığını aktaran Köse, Samimiyeti Japonya’da aradığım bir sergi yaptım. Kültürlerinde bunu saklamak var. O yüzden termal kameralarla çektiğim günlük hayat fotoğraflarını sergiledim. En sonunda bilgisayarımı da çekmeye başladım çünkü o da ısınıyordu. Böylece insan ve teknoloji arasında birbirine dönen, birbirini sorgulayan bir sergi oldu” dedi. Kız çocukları için doğru rol modellerin önemi Future & Bright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula da Oggusto’nun kurucusu Özlem Güsar’ın moderatörlüğündeki kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, beyaz yakalı kadınlar arasında bir araştırma yaptıklarını belirterek, araştırmaya ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Araştırmaya katılan beyaz yakalı kadınların %73’ü ‘cinsiyet eşitliği yok’, %75’i ‘şirketimin sistemi erkeklere göre kurulmuş’, %72’si ‘hayatımın en az bir mülakatında cinsiyetçi sorularla karşı karşıya kaldım’, %40’ı çocuk sahibi olmam kariyerimi ciddi şekilde etkiledi’ dedi. İstifa edenlerin %25’i ‘erkek sisteminden dolayı istifa ettiğim için ‘istifa ettim’ gibi değil ‘istifa ettirildim’ gibi hissettim’ düşüncesinde. Ayrıca yükselen kadınların önemli bir kısmında sistemin cam tavanlarını yıkmak için erkek mentöre destek duyulmuş.” Abdula, bu sonuçlara bile bakıldığında Türkiye’de çok net bir şekilde kız çocukları ve kadınlarla ilgili bir potansiyel sorunu değil sistem sorunu olduğunun görüldüğünü, bu konuda daha güçlü bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Türkiye’deki doğurganlık oranlarıyla ekonominin erkek işgücü üzerine oturtulamayacağını, sitemin sürdürülebilirliği için çok hızlı bir şekilde kadın istihdamının %50’lere çıkarılması gerektiğini ifade eden Abdula, şirketlerden önce evlerde özellikle iş yükü, çocuk bakımı gibi konularda sosyolojik bir dönüşümün şart olduğunu söyledi. Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Başkanı Emine Erdem de kız erkek fark etmeksizin her çocuğun hayal kurma potansiyeliyle doğduğunu, ancak bu potansiyelin sürdürülebilirliğinin büyük ölçüde çevre etkenlerine bağlı olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Süreç içerisinde kız çocukları okula başladığında bir yerde sistematik olarak başarı/başarısızlıklar, doğru/yanlışlar derken yavaş yavaş geriye çekilme oluyor. Doğal öğrenme sürecinde aslında ‘yapabilirim’ diye başlıyor, ‘ama’larla kitleniyor, öz yeterlilik dediğimiz duygu yavaş yavaş yok oluyor. Bu nedenle doğru rol modellerin mutlaka kız çocuklarını yönlendirmesi çok önemli. Sıkıştığında kendini güvenli alanlara kaydırıyor, kendi sınırlarını koyuyor. Böylelikle ‘ben ancak bu kadarını yapabilirim’ gibi yaklaşımla toplumsal algı kodlamaları oluyor. Sistem eşit bir güven zemini oluşturmuyorsa bireysel cesaret yavaş yavaş yorgunlaşıyor, kırılıyor.” Hiçbir zaman umutsuz olmadıklarını dile getiren Erdem, “Özellikle eşit koşullar, destek mekanizmaları sağlandığında kadınların yapamayacağı hiçbir şey olmadığına inanıyoruz. Yeter ki eşitlik politikalarını içselleştirelim. Sorunumuz kültürel kodlamalarda ve bunlar için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı Haber

Liseli ve Üniversiteli Girişimciler Yatırımcı Karşısına Çıktı

Etkinlikte sunum yapan isimlerden İSTEK Okulları 11. sınıf öğrencisi Defne Topaloğlu, hava kirliliğinden en çok etkilenen kişilerin günlük hayatta ne yapacaklarını bilmediklerini fark ettiklerini söyledi. Bu durumun özellikle astım hastaları ve solunum rahatsızlığı yaşayan bireyler için ciddi bir risk oluşturduğunu belirten Defne, bu sorundan yola çıkarak geliştirdikleri AirBuddy adlı telefon uygulamasını anlattı. Şehir içi otobüslere yerleştirilen sensörler aracılığıyla hava kirliliği verilerinin toplandığını belirten Defne, “Uygulama sayesinde kullanıcılar bulundukları bölgedeki hava kalitesini görebiliyor. Günlük hayatta hangi saatlerde dışarı çıkmaları gerektiği ya da hangi önlemleri almaları gerektiği konusunda bilgi sahibi oluyorlar” diye konuştu. Bu sürecin kendileri için önemli bir deneyim olduğunu vurgulayan Defne, “Bu çalışma bize yalnızca bir proje geliştirmeyi değil, kendimizi ifade etmeyi ve topluluk önünde konuşmayı da öğretti. Geçen yıla göre çok daha özgüvenliyim” ifadelerini kullandı. Etkinlik Arayan Öğrenci, Sponsor Arayan Kulüp Projesini sunan bir diğer isim olan Yeditepe Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri 2. sınıf öğrencisi Doruk Kadir Sezer, üniversite hayatında hemen herkesin yaşadığı ancak çoğu zaman fark edilmeyen bir eşleşme sorununa odaklandıklarını söyledi. Doruk, öğrencilerin ilgi alanlarına uygun etkinliklere ulaşmakta zorlandığını, öğrenci kulüplerinin ise etkinliklerini hayata geçirmek için sponsor bulmakta sıkıntı yaşadığını belirtti. Bu iki ihtiyacın aslında aynı noktada kesiştiğini vurgulayan Doruk, “Bir yanda etkinlik arayan öğrenciler, diğer yanda sponsor bulmakta zorlanan kulüpler var. Biz bu iki tarafı ve şirketleri aynı yapı içinde buluşturarak, herkes için daha verimli bir sistem geliştirdik. Bu soruna çözüm olarak, öğrencilerle kulüpleri ve sponsorları aynı çatı altında buluşturan bir yapı tasarladık” dedi. 61 Ekip Başvurdu, 11 Girişim Sahneye Çıktı Yeditepe Üniversitesi tarafından yürütülen Yeditepe Yeni Fikir programına bu yıl lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan 61 ekip başvurdu. Ön değerlendirme sürecinin ardından seçilen 25 ekip, eğitim ve mentörlük desteği alarak projelerini geliştirdi. Süreci başarıyla tamamlayan 6 üniversite ve 5 lise ekibi olmak üzere toplam 11 girişim, Demo Day kapsamında projelerini yatırımcıların karşısına çıkardı. Genç girişimciler; yapay zeka, dijital altyapı, savunma, derin teknoloji, akıllı şehirler, sürdürülebilirlik, tüketici elektroniği, sağlık ve gıda gibi alanlarda geliştirdikleri projeleri sundu. Sunumların ardından girişimcilere katılım sertifikaları verildi. “Bilgiyi Üretmek Yetmiyor, Çözüm Üretmek Gerekiyor” Yeditepe Yeni Fikir Demo Day etkinliğinde değerlendirmelerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat, önümüzdeki yıllarda teknoloji alanında çok hızlı bir dönüşüm yaşanacağına dikkat çekti. Bayat, bu dönüşüme erken uyum sağlayan kurumların ve ülkelerin önemli avantajlar elde edeceğini belirterek, değişime direnmenin hem maliyetleri artıracağını hem de üniversitelerle sektörler arasında ciddi farklar oluşturacağını söyledi. Bilgi üretim süreçlerinin yapay zeka destekli sistemlerle hızlandığını belirten Bayat, “Artık bilginin yalnızca üretilmiş olması yeterli değil. Önemli olan, bu bilginin gerçek bir probleme çözüm getirip getirmediği. Üniversiteler ve sektör, üretilen bilginin doğruluğunu ve uygulamaya dönüşüp dönüşmediğini daha fazla sorgulamak zorunda” ifadelerini kullandı. Üniversite olarak girişimcilik odaklı bir eğitim modeli benimsediklerini vurgulayan Bayat, Teknoloji Transfer Ofisi, araştırma merkezleri, ön kuluçka ve kuluçka yapılarının bütüncül bir anlayışla çalıştığını söyledi. Bayat, “Öğrenciler yalnızca akademik bilgiyle değil, girişimcilik kültürüyle de yetiştirilmeli” dedi. “Gençlerin Fikirlerinin Sahaya Çıkması Çok Önemli ve Değerli” Etkinlikte konuşan Teknopark İstanbul Genel Müdürü Prof. Dr. Abdurrahman Akyol ise genç yaşta geliştirilen fikirlerin gerçek ekosistemle buluşmasının önemine dikkat çekti. Akyol, “Teknoparklar yalnızca teknoloji üretilen alanlar değil, aynı zamanda fikirlerin olgunlaştığı, test edildiği ve yatırımcıyla buluştuğu yapılardır. Liseli ve üniversiteli öğrencilerin bu yaşta projelerini sahaya çıkarması son derece önemli ve değerli” dedi. Üniversite–sanayi iş birliklerinin girişimcilik ekosisteminin temel taşı olduğunu vurgulayan Akyol, “Bu tür programlar, gençlerin yalnızca fikir üretmesini değil, aynı zamanda iş dünyasının beklentilerini erken aşamada tanımasını sağlıyor. Teknopark İstanbul olarak bu temasın güçlenmesine büyük önem veriyoruz” ifadelerini kullandı.

Ramazan Ayında Kan Şekeri ve Tokluk Dengesi Nasıl Korunur? Haber

Ramazan Ayında Kan Şekeri ve Tokluk Dengesi Nasıl Korunur?

Sahur ve iftar arasındaki sürede kan şekeri dalgalanmaları, erken acıkma ve gün içinde enerji seviyesinde düşüş gibi durumlar daha sık gündeme gelebiliyor. Bu nedenle Ramazan’da dengeli beslenmenin yanı sıra, günlük gıdalarla yeterince alınamayan vitamin ve minerallerin desteklenmesi önem taşıyor. Bu çerçevede Cronos Pharma Yönetici Direktörü Ercan Delikanlı, Ramazan dönemine girilirken beslenme tercihleriyle ilgili beklentilerin değiştiğini belirterek, “Ramazan ayında kan şekeri dengesizliği ve tokluk süresinin kısalması gibi konular daha fazla gündeme geliyor. Bu dönemde Berberis vulgaris gibi bitkisel bileşenlerin yanı sıra krom, çinko ve yeşil çay gibi öğelerin tek bir formülasyon içinde birlikte sunulduğu ürünlerin daha fazla ilgi görmesi bekleniyor” dedi. Berberis vulgaris, takviye edici gıda formülasyonlarında kullanılan bitkisel bileşenler arasında yer alıyor. Özellikle Ramazan döneminde sıkça gündeme gelen kan şekeri dengesi ve tokluk hissi gibi beslenme başlıklarıyla birlikte anılan bu bitkisel bileşen, dengeli beslenme yaklaşımı kapsamında değerlendiriliyor. Berberis vulgaris içeren formülasyonlar, Ramazan’a özgü beslenme düzeniyle uyumlu yapıları nedeniyle öne çıkan seçenekler arasında bulunuyor. Ramazan’da sahur ve iftar öğünlerinin dengeli planlanması, yeterli sıvı alımı ve besin çeşitliliği temel beslenme önerileri arasında yer alıyor. Bu düzeni tamamlayıcı nitelikte olan ve birden fazla bileşeni bir arada sunan takviye edici gıdalar, beslenme alışkanlıklarıyla birlikte ele alınıyor. Ramazan’ın ayında beslenme rutinleri yeniden şekillenirken, gıda tavsiyeleriyle uyumlu ve pratik çözümler sunan bu tür ürünlerin önümüzdeki süreçte daha fazla gündeme gelmesi bekleniyor.

İstanbul Ramazan’a Hazır Haber

İstanbul Ramazan’a Hazır

Ramazan ayı boyunca iftar programları, sosyal destek uygulamaları, kültür-sanat etkinlikleri ve ek ulaşım hizmetleriyle İstanbulluların yanında olunacak. Sosyal Destek İstanbulkart kapsamında aylık 200 bin haneye 2.000 TL destek sağlanmaya devam edilecek. İETT gece hatları ile Metro İstanbul’un gece metrosu uygulaması Ramazan süresince hizmet vermeyi sürdürecek. Ayrıca vapur ve iskelelerde, metro istasyonlarında iftar saatinde yolculara ikram yapılacak. SOSYAL DESTEKLER VE GIDA YARDIMLARI İBB, Ramazan ayı boyunca iftar çadırları, kent lokantaları, sosyal tesisler ve mobil dağıtım noktaları aracılığıyla toplam 500 bin kişiye iftar hizmeti sunmayı hedefliyor. Sosyal Destek İstanbulkart kapsamında aylık 200 bin haneye 2.000 TL destek sağlanırken;100 bin haneye 2.000 TL tutarında Ramazan Kupon Desteği, 23 bin ihtiyaç sahibine günlük Ramazan pidesi desteği, Halk Ekmek desteği, bebek destek paketleri, öğrencilere beslenme desteği, emeklilere pazar yardımları uygulamaya alınacak. Ramazan Kupon Desteğinde; şiddet mağduru kadınlar, bakım veren kadınlar, kronik hastalığı bulunanlar, tek yaşayan kadınlar ve ağır engelli yakınına bakanlar öncelikli gruplar arasında yer alıyor. İFTAR ORGANİZASYONLARI İBB Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından Bağcılar, Eminönü, Üsküdar ve Sancaktepe meydanlarında günlük 1.500 kişilik kapasiteyle toplam 174 bin kişiye iftar verilmesi planlanıyor. Beykoz’da ise iki çadır ile günlük 2.000 adet kumanya dağıtımı gerçekleştirilecek. Kent genelinde 10 adet 3x3 iftar çadırı ve 15 mobil büfe aracılığıyla toplam 25 bin adet iftar kumanyası 25 farklı noktada vatandaşlara ulaştırılacak.Kent Lokantalarında Ramazan boyunca toplam 58 bin iftar yemeği sunulması planlanırken, her akşam 2 bin kumanya dağıtımı yapılacak. Hastane acil servislerinde görev yapan sağlık çalışanları ve hasta yakınlarına günlük 4 bin sahur paketi ulaştırılacak; ay boyunca toplam 116 bin sahur hizmeti sunulacak. Ayrıca Üsküdar ve Kadıköy’den hareket eden teknelerde günlük 250 kişiye iftar yemeği verilecek; ay boyunca 2.500 kişi bu hizmetten yararlanacak. ÖĞRENCİLERE VE GENÇLERE YÖNELİK HİZMETLER İBB yurtlarında kalan öğrenciler için sahur ve iftar yemek hizmeti sunulacak; iftar saatinde hurma, zeytin, peynir ve pide içeren iftariyelik tabak verilecek. Hayat Boyu Öğrenme Şubelerinde eğitim gören kursiyerlere de program saatlerine uygun şekilde iftarlık kumanya dağıtımı yapılacak. Gençlik Hizmetleri Şube Müdürlüğü tarafından gençlik merkezleri ile Sahnebüs ve Sinebüs araçları aracılığıyla çocuklara ve gençlere yönelik kültürel etkinlikler düzenlenecek. SOSYAL TESİSLERDE ONLINE REZERVASYON İBB, sosyal tesislerde iftar hizmetleri için online rezervasyon sistemini devreye aldı. Vatandaşlar, tesislerrezervasyon.ibb.istanbul adresi üzerinden rezervasyon oluşturabilecek. Rezervasyonlar haftalık ve kademeli olarak açılacak; her rezervasyon en fazla 10 kişi ile sınırlı olacak ve aynı hafta içinde tekrar rezervasyon yapılamayacak. Bu uygulamayla daha fazla vatandaşın eşit şekilde hizmetten yararlanması hedefleniyor. TARİHİ CAMİLER İBADETE HAZIR İBB Miras ekipleri, Ramazan ayı boyunca İstanbul’un tarihî camilerinde bakım ve temizlik çalışmalarını sürdürüyor. Aralarında Eyüpsultan Camii, Süleymaniye Camii, Fatih Camii ve Sultanahmet Camii’nin de bulunduğu 44 camide uzman ekipler tarafından hizmet veriliyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile imzalanan protokol kapsamında yürütülen çalışmalarla, ibadetlerin huzurlu bir ortamda gerçekleştirilmesi amaçlanıyor. RAMAZAN’A ÖZEL KÜLTÜR-SANAT PROGRAMLARI Ramazan etkinlikleri Bağcılar, Üsküdar ve Beykoz meydanlarında kurulacak çadırlarla gerçekleştirilecek. Kültür merkezlerinde konserler, söyleşiler, tiyatrolar ve çocuk etkinlikleri düzenlenecek. Artİstanbul Feshane, Sultanahmet Turşucuzade Konağı ve çeşitli kültür merkezlerinde tasavvuf dinletileri, geleneksel gösteriler ve atölyeler Ramazan boyunca İstanbullularla buluşacak. İBB Orkestraları, konser programlarıyla Ramazan atmosferine katkı sunacak. KÜLTÜR A.Ş. VE RADAR TÜRKİYE ETKİNLİKLERİ İBB iştiraki Kültür A.Ş. tarafından yürütülen program kapsamında, Yerebatan Sarnıcı ve Şerefiye Sarnıcı belirli günlerde ücretsiz olarak ziyarete açılacak. Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde çocuklara yönelik atölyeler ve gösteriler düzenlenecek. Şerefiye Sarnıcı’nda tasavvuf dinletileri gerçekleştirilecek; İstanbul Kitapçısı şubelerinde söyleşiler ve indirim kampanyaları yapılacak. İBB, Ramazan ayı boyunca sosyal destek, kültür-sanat etkinlikleri ve ibadet alanlarına yönelik hizmetleriyle İstanbul’un manevi iklimine katkı sunmayı sürdürecek. Dayanışma ve paylaşma ruhunun güçlenmesi amacıyla hazırlanan programlarla, Ramazan’ın huzur ve bereketinin tüm İstanbullulara ulaşması hedefleniyor.

Doğal ve köyden masalları bitti mi? Beslenmede radikal şeffaflık ve güven arayışı dönemi başlıyor. Haber

Doğal ve köyden masalları bitti mi? Beslenmede radikal şeffaflık ve güven arayışı dönemi başlıyor.

Son dönemde hepimizin market alışverişlerinde yaşadığı ortak bir sendrom var. Ürünün arkasını çevirip içindekiler kısmını okumaya çalışırken Latince terimler arasında kaybolmak. Doğal, %100 Naturel, köyden gibi ibarelerin içinin boşaltıldığı, herkesin ürünlerinin organik olduğunu iddia ettiği bu dönemde, şehirli insan artık sadece sağlıklı beslenmek değil, aynı zamanda kandırılmadan alışveriş yapmak istiyor. Dünya genelinde yükselen radikal şeffaflık akımı tam da burada devreye giriyor. Artık tabağımızdaki domatesin sadece organik olması yetmiyor. Toprağının nasıl beslendiğini, tohumunun atasını ve üreticisinin hikayesini bilmek istiyoruz. Bu güven krizini derinleştiren en büyük etken ise ambalajların diliyle içeriğin gerçeği arasındaki uçurum. Kraft kâğıda sarılı, üzerinde yeşil yaprak logoları olan her ürünü masum sanma eğilimindeyiz. Oysa ki glutensiz etiketiyle satılan bir kurabiyenin içinde, gluteni bağlamak için kullanılan yoğun kıvam artırıcılar ve şeker şurubu olabiliyor. Vegan olarak pazarlanan hazır bir köfte, hayvansal ürün içermese de, laboratuvar ortamında üretilmiş aroma vericilerle dolu ultra işlenmiş bir gıda sınıfına girebiliyor. Şeker ilavesiz ibaresi, o ürünün insülin dengesini bozacak yapay tatlandırıcılarla dolu olmadığı anlamına gelmiyor. Tüketici artık sadece ürünün içinde neyin olmadığını (Glutensiz, Şekersiz, Parabensiz) değil, yerine ne konulduğunu sorguluyor. Bu sorgulama ise dünyada "Clean Label" (Temiz Etiket)hareketinin ortaya çıkmasına sebep oluyor, yani sözlük kullanmadan da anlayabileceğiniz, anneannenizin mutfağında bulunan malzemelerden oluşan içerikler. İşte tam da bu bilgi kirliliğinin ve kavram karmaşasının ortasında, tüketiciye bir filtre sunmak amacıyla kurgulanan Organic & Pure Fuarı, 12-14 Haziran’da İstanbul Lütfi Kırdar Fuar Merkezi’nde kapılarını açıyor. Fuar, sadece ürünlerin sergilendiği ticari bir alan değil; ziyaretçilerin yukarıdaki sorulara dürüst yanıtlar bulabileceği bir farkındalık platformu olarak öne çıkıyor. "Bir Pazar Yeri Değil, Güven Ekosistemi İnşa Ediyoruz" Tüketicinin değişen beklentilerine ve fuarın misyonuna değinen Organic & Pure Fuar Direktörü Betül Binici, şu değerlendirmelerde bulundu: "Artık tüketici raftaki ürünün sadece fiyatına veya ambalajına değil, değerlerine bakıyor. İnsanlar etiket okumaktan yorgun, güvenmek istiyorlar. Biz Organic & Pure olarak sadece bir pazar yeri kurmuyoruz; üretici ile tüketici arasında bir güven ekosistemi inşa ediyoruz. Amacımız, gerçek gıdaya ve temiz ürüne ulaşmanın bir lüks değil, hak olduğunu hatırlatmak. Ziyaretçilerimiz bu yıl fuarda organik ürünlerin yanı sıra o ürünlerin arkasındaki adanmışlığı, şeffaf üretim süreçlerini ve neden sorusunun cevabını bulacaklar." Sürdürülebilirlik ve "Yeşil Aklama"ya (Greenwashing) Karşı Duruş Organic & Pure, sadece ticari bir hacim yaratmayı değil, aynı zamanda bir farkındalık okulu olmayı hedefliyor. Fuar kapsamında düzenlenecek paneller ve atölyelerde; gerçek organik ile endüstriyel doğal pazarlaması arasındaki farklar, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve karbon ayak izini azaltan üretim modelleri uzman isimlerce tartışılacak. Fuar, "Yeşil Aklama" (Greenwashing) tuzağına düşmeden, gerçekten doğaya ve insana saygılı markaları öne çıkararak sektörde bir filtreleme görevi de üstleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.