Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enflasyon

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ümit Özdağ : Türkiye iki partiye mahkum değil. Haber

Ümit Özdağ : Türkiye iki partiye mahkum değil.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, partisinin tuzla ilçe başkanlığında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Zafer Partisi Basın ve İletişim Başkanı Nazif Okumuş 'un aktardığı basın bildirisidir. Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Basın Açıklaması : “Çok değerli Tuzla sakinleri, ben de fırtınalı bir gecenin sonrasında bana sabahın bu erken saatinde sizlerle bir araya gelme fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Tuzla'da yaşamak hem İstanbul'da yaşamak hem de bir ayağı Ankara'da olmak gibi. Ankara'ya en yakın ilçelerin başında geliyor. Biz de Zafer Partisi olarak 2026 senesine İstanbul'da başladık. Çünkü İstanbul, Yunanistan, Bulgaristan ve Arnavutluk’un toplamından daha fazla insanın yaşadığı bir şehir demek zor adeta bir ülke. Gündüzleri 21 milyon, geceleri 19 milyon kişi yaşıyor bu şehirde. Bu şehir, bu büyük nüfusla, ülkeleri aşan nüfusuyla aynı zamanda ağır sorunları da taşıyor. Ancak bu şehir derken, bu şehir adına bu sorunları taşıyan ilçeler ve İstanbul'da her ilçe Anadolu'daki orta büyüklükteki bir kentten daha büyük, adeta kendisi bir kent. Tuzla da öyle, 300 bini aşan nüfusuyla Anadolu'daki birçok kentten daha büyük. Onun için İstanbul'u anlamak her bir ilçeyi, ilçenin meselelerini bilerek ve ona çözüm üreterek mümkün. Biz de bundan dolayı her bir ilçede bir gün sahada çalışmalar yaparak, sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek, daha sonra esnaf ziyaretleri gerçekleştirerek, kentin, ilçenin değişik, önemli temas noktalarında vatandaşlarımızı dinleyerek meseleleri bir de onlardan öğrenmek ve kendi çözüm önerilerimizi anlatmak istiyoruz. Türkiye’nin ister Tuzla'da yaşayın ister Sinop’ta ister Muğla'da ister Hakkâri’de bir de ortak sorunları var. Bu ortak sorunlarının başında da küçük bir azınlık İsviçre'de yaşar gibi yaşar ve İsviçre'de tüketir gibi tüketirken, büyük bir bölümün de ne yazık ki Irak'ta yaşar gibi yaşamaya zorlanması. 9 seneden beri asgari ücretlinin, dar gelirlinin, sabit gelirlinin, milli gelirden aldığı pay azalıyor, yani fakirleşiyor. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetimin 9 seneden beri fakirleştiği bir Türkiye'de, şimdi 20 bin lira maaşla insanlar kiraların 15-20-25 bin bandında olduğu bir ülkede nasıl geçinecekler, nasıl hayatta kalacaklar. Açlık seviyesinin altında bir emekli maaşı veriliyor. Öte yandan milyonlarca insan asgari ücretle hayata tutunmaya çalışıyor ama tutunamıyor. Özetle Türkiye'nin en temel meselelerinin başında hiç şüphesiz bu ülkenin zengin ama bu ülkenin insanlarının çok büyük bir bölümünün fakir olması, yanlış politikalarla fakirleştirilmesi geliyor. Siyaset, kaynakları nasıl dağıtılacağına karar vermektir. İktidardaki siyasetçi, hastane nereye yapılacak, okul nereye yapılacak, barajlar nereye yapılacak, yollar nerelerden geçecek, hep bunların kararını vermek zorunda. Ama siyasetçi aynı zamanda hangi şirket hangi ihaleyi alacak, hangi kişi hangi iş yerinde işe yerleştirilecek ve kim ne kadar maaş alacak, onun da kararını veriyor. Ve görüyoruz ki yıllardan beri bu konuda büyük adaletsizlikler yapılıyor. 5 tane şirket var hepimiz duyuyoruz. Bütün ihaleleri bu şirketler alıyor. Ya Türkiye'de başka şirket yok mu? Toplam almış oldukları ihale tutarı 250 milyar doları geçti. Sonra siz çocuklarınızı bir işe sokmakta zorlanırken bazıları 3 çocuklarını 4 çocuklarını hem ayrı ayrı işe yerleştiriyorlar hem de o çocuklar birkaç yerden maaş alabilecek duruma geliyorlar. Bu adalet mi? Ya da sizin çocuğunuz küçük bir hata yapsa hemen hapis cezası ile çarptırılırken bu, ben onlara mavi kanlılar diyorum, mavi kanlıların çocukları trafik kazası yapıp adam öldürdüklerinde bile içeriye girmiyorlar. Doğru mu arkadaşlar? Bu adalet değil. Bugün 22 seneden beri Türkiye'de yaşanan Türkiye'de kalkınma da değil. Ne adalet var ne kalkınma var. Diyebilirsiniz ki ya bunca yol yapıldı, bunca tesis yapıldı, bunca hastane yapıldı. Ben meseleye öyle bakmıyorum değerli arkadaşlar. Nasıl bakıyorum biliyor musunuz? Ben iyi bir Fenerbahçeliyim. Bugünlerde iyi bir Fenerbahçeli olmak iyi bir şey mi ondan da çok emin değilim. Bir türlü şampiyon olamadık. Nerede Ali Başkan kaçtı galiba gördünüz mü? Biliyorum ki Fenerbahçe'yi 3. sırada lig başladıktan sonra şampiyon yapmak için alan bir antrenör lig boyunca Fenerbahçe'ye daha fazla gol attırsa daha az gol yedirse ama lig bittiğinde Fenerbahçe 3. sıradan 6. sıraya gerilerse o antrenör başarılı bir antrenör değildir değil mi? Demek ki diğer takımlar daha da fazla gol atmışlardır daha da az gol yemişlerdir. Şimdi arkadaşlar AK Parti iktidara geldiğimde Türk ekonomisi dünyanın 16. büyük ekonomisiydi. Bugün 23.'ye geriledi. Demek ki yapılan yoldu, şuydu, buydu, bunca toplanan paraydı. Ortadaki sonuç, kalkınmayan bir Türkiye, gerileyen bir Türkiye, diğerleriyle kıyaslandığında. Tabi, bu bir kötü yönetimin sonucunda oluyor. Nasıl bir kötü yönetim? Emekliye zam yaparsak enflasyon artar, diyorlar. Ama, bakın, Suriye'de Beşar Esad'ı devireceğiz, diyerek, bu ülkeye kayıtlı 5 milyon, kayıtsız 2 milyon, toplam 7 milyon Suriyelinin gelmesine yol açtılar. Sonra dediler ki, bu ensar, muhacir meselesidir. Konu kötü yönetimi, din kisvesi altına sığdırmaya çalıştılar. Oysa, Mekke'den Medine'ye göç eden muhacir sayısı 191 diye tahmin edilir. Orada bile ensarla muhacir arasında kavga çıkmıştır. Peygamberimiz araya girmiştir ve kavgayı yatıştırmaya çalışmıştır. Daha Peygamberimizin, Hz. Muhammed'in hükmünü dinlemedikleri için, çıkan kavgada ayet gelmiştir kardeşim. Siz buraya 5 milyon kayıtlı, 2 milyon kayıtsız adam aldınız. Afganistan'dan milyonlar geldi. Beraberlerinde uyuşturucu getirdiler, birazdan o konuya da geleceğim. Sınırlarımızı açtınız ve bu gelenlere yılda 11 milyar dolar para harcadınız. Avrupa Birliği'nden falan değil. Bakın, Erdoğan'ın kendi açıklaması var. Bu nasıl Birleşmiş Milletler diyor. Hepsi buraya geliyor diyor. Bizim alnımızda enayimi yazıyor diyor. Bindiririm uçaklara, bindiririm trenlere, otobüslere, yollarım bunları 3. ülkelere diyor. Ama yollamadı ve kaldılar. Bakın şimdi en fazla giden sayısı 600 bin, onlar da memnun değilmiş. Özetle, bugün eğer bu ekonomik sıkıntıları yaşıyorsak, bu kötü politikaların sonucudur. Bunca insan geldiğinde kira fiyatları artmaz mı? Artar. Bunca insana vatandaşlık satıp, ev fiyatlarını, gayrimenkul fiyatlarını, normal bir Türk vatandaşının alamayacağı derecede yükseltirseniz enflasyon artmaz mı? Bunca insan bu ülkede tüketirse, domatesin fiyatı, peynirin fiyatı artmaz mı? Artar. Ondan sonra gıda enflasyonunda dünya birinci oluyor. Sizin yaptığınız yanlış politikalardan dolayı bu noktaya geldik. Sonra övündüler, biz dünyada insani yardım yapmakta birinciyiz diye. Evet, dünyada insani yardım yapmakta Türkiye maalesef birinci. Gayrisafi milli hasılasına göre dünyada en fazla diğer ülkelere insani yardım yapan ülke Türkiye, 7 milyar dolar. Her yıl 7 milyar dolar Afrika’daki ülkelere insani yardım yapıyor. Yol yapıyoruz, köprü yapıyoruz geçsinler diye. Amerika'dan sonra 2.’yiz ama gayrisafi milli hastalığımızı ölçün diye 1. sıradayız. Biz Almanya'dan zengin miyiz? İsviçre'den zengin miyiz? Katar'dan zengin miyiz? Birleşik Arap Emirlikleri'nden, Suudi Arabistan'dan zengin miyiz ki bu halkın da insan olduğunu unutup burada emekli, dul, yetim, asgari ücretli hayata tutunmaya çalışırken siz bu milletin 7 milyar dolarını Afrika'da ve dünyanın değişik ülkelerinde har bulup harman savuruyorsunuz. Evet, bugün açlık sefalet varsa, millet fakirse bu bütün politikaların neticesidir. Ve şimdi enflasyonu düşüreceğiz, güzel de 3 seneden beri düşmeyen enflasyon olur mu? Tamam halk tüketmesin, halk tüketmesin ama önce siz tüketmeyin, önce siz bu israfa son verin. Bakın şimdi NATO toplantısı yapılacak diye Ankara'da özel havaalanı genişletmesi yapıyorlar, o havaalanından da saraya özel yol yapıyorlar arkadaşlar. Sadece yolun mimari tasarımına 9 milyon lira harcamışlar. Hangi NATO ülkesinde NATO toplantısı yapılacak diye özel havaalanı genişletmesi ve özel yol yapılır? Bu milletin, bu fakir milletin parasını nasıl harcıyorsunuz siz? Biz de buna isyan ediyoruz tabii. Yine, bu ülkenin en ağır sorunlarından bir tanesi sizin Tuzla'da da yaşadığınız, uyuşturucunun her geçen gün biraz daha yayılması, organize suç örgütlerinin, çetelerin esnafı haraca kesmesi, organize suç örgütlerinde Türkiye, Avrupa'da 1., dünyada 14. sırada arkadaşlar. Ve sanal kumar hepimizin cep telefonlarında ve aileleri parçalanmaya sürüklüyor. Bununla mücadele ediliyor mu? Hayır, gerçek bir mücadele yok. Ünlüleri tutukluyorlar, hiç itirazımız yok. Tutuklansınlar ünlüler, hiç itirazımız yok. Ama siz bu arada infaz yasasıyla oturup torbacıları dışarı çıkartıyorsanız, bunun hiçbir anlamı yok. Bakın Ümraniye'de bir genç kız, polis kardeşimiz, 172 tane dosyası olan bir sabıkalı tarafından şehit edildi gencecik çocuk. Doğru mu? Ya bu 172 tane dosyası olan adam niye sokakta dolaşıyor kardeşim? Niye sokakta dolaşıyor? Onun gibi binlercesi var. Onun için uyuşturucuyla mücadele, organize suçla mücadele, sanal kumarla mücadele için yasal değişiklikler yapacağız. Ve sadece uyuşturucuyla mücadele için bir yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Sanal kumarla mücadele için yasa çıkartacağız, bütün mevzuatı derleyeceğiz. Arkadaşlar tedavi gönüllü olmaktan çıkacak, tedaviyi zorunlu hale getireceğiz. Bir uyuşturucu bağımlısı tedavi olana kadar toplum için tehdittir, bir canlı bombaya benzetiyoruz biz onu. Annesinin, babasının veya bir başka akrabasının iki satırlık talebiyle, mahkeme kararıyla zorunlu tedavi altına alacak. İstanbul'da mı yaşıyor? İstanbul'dan alacağız, Anadolu'da kırsal bölgelerde açılmış rehabilitasyon merkezlerine götüreceğiz. Orada çalışarak, rehabilite olarak, sağlıklı bireyler olarak annelerine, babalarına geri gelecekler. Ve uyuşturucu patronların mal varlığına el koyacağız. Şimdi mevcut düzenlemede bu çok zor. Neymiş? O parayla şey arasında bağ kurmak lazımmış. Eroin arasındaki veya uyuşturucu arasındaki bağ kurmak lazımmış. E uyuşturucu sattıkları zaman KDV fişi kesmiyorlar ki kardeşim. Nasıl bağ kuracaksınız? Bu yasal düzenlemeyi de değiştireceğiz ve burada el koyduğumuz parayı uyuşturucuyla mücadeleye harcayacağız. Bakın, ülkenin değişik yerlerinde toplantılarda evlatları uyuşturucu kullanan annelerle konuşuyoruz. Onların çektiği acıyı nakletmek mümkün değil. Çocukları tarafından dövülüyorlar, küfrediliyorlar, ölümle tehdit ediliyorlar, yaralanıyorlar. Çocuklarını yaralayanlar var. Çocuklarına ölmesi için dua eden anneler, babalar var. Bir tanesi, hiç unutmuyorum, babamız vefat ettikten sonra oğlum evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı. Evdeki eşyaları satıp uyuşturucu aldı, beni dövdü. Sonra evde bir tek buzdolabı kalmıştı, onu da sattı. Sonra evi satacaksın diye beni tehdit etmeye başladı. Evi satmayınca evi ateşe verdi. Şimdi dedi, çok şükür hapiste, çok şükür. Bu, bütün uyuşturucu kullanan annelerin ortak dileği, çocukların hapse girmesini istiyorlar. Ama hapis bir çözüm değil bugünkü durumda. Sonra arada bir çay içerken, o kadıncağız yanıma geldi, dedi ki, ya Ümit Bey, oğlumun uyuşturucudan bütün dişleri döküldü, yemek yiyemiyor. Acaba ona bir takma diş yaptırmamız mümkün mü? Yani oğlundan o kadar çekmiş ama hala oğlunu düşünüyor. Özetle değerli arkadaşlar, bu toplumsal bir yara olmanın ötesinde ülkemize yönelik ağır bir tehdit. Ve bu ağır tehdidi aşacak politikaları Zafer Partisi temsil ediyor. Türkiye'nin en büyük başındaki diğer bela, sığınmacı ve kaçakların oluşturduğu ağır yükü, Türk halkının omuzlarından alacak tek partinin Zafer Partisi olduğu gibi. Bakın, hiçbir siyasi parti bizim konuştuğumuz konuları, hayati konuları, Türk milletinin gerçek derdi olan konuları konuşmuyor. Ne sığınmacıları konuşuyorlar ne uyuşturucuyu, sanal kumarı ne organize suç örgütlerini konuşuyorlar. Oysa Türk halkı bunlarla iç işe yaşıyor. Her gün karşımıza çıkıyor. Bazen görmemezlikten geliyoruz ama görmemezlikten gelmek de mümkün değil. Muhakkak bu ülkede, bu içine girmiş olduğumuz ekonomik kriz değil artık ekonomik buhrandan çıkmak için dünya yapay zekâ destekli bir sanayi devrimi yaşarken dünyanın olağanüstü şekilde gerisinde kalmamak için büyük bir atılım yapmamız gerekiyor ekonomide. Bu atılım arkadaşlar adalet sağlanmadan olmaz. Adaletin olmadığı yerde ekonomik gelişme olmuyor. TÜSİAD başkanı küçük bir eleştiri yapıyor, adamı içeri alıyorlar. Böyle bir çerçevede hangi yabancı sermaye Türkiye'ye gelir? Bırakın Türkiye'ye yabancı sermaye gelmesini, Türk sermayesi yurt dışına kaçıyor. İşte Mısır'a giden Türk tekstil sanayi 5 milyar dolar tutarımda. 342 bin tekstil işçisi Türkiye'de işsiz kalmış. Her bir işçiyi lütfen üçle çarpın ailesiyle birlikte. İşte bu kadar insan şimdi işsiz durumda. İtalya'ya giden tekstil firmalarımız var. Fasa giden tekstil firmalarımız var. Türk iş adamları yurt dışında ev satın alıyorlar. Yabancıların Türkiye'ye getirdiği paradan daha fazlası Türkiye'de adaletsizlik hâkim olduğu için yurt dışına gidiyor. Bakın adaletsizlik için çok örnek verebilirim. Benim hapse atılmam ve 5 ay içeride mahkûm tutulmam dahil. Ama bir tek örnek var. Anayasa Mahkemesi kararları bütün devlet kurumlarını vatandaşları bağlar. Bugün Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor kardeşim. Onun için kimse bize Türkiye'de hukuk devleti var demesin. Bu Bin Bir Gece Masallarından daha büyük bir masaldır. Türkiye'de hukuk da yok devleti de yok. Ne zamanki Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaya başlarsınız o zaman hukuk devleti için Türkiye'de ancak umut olur. Hukukun olmadığı yerde kalkınma olmaz. Eğitimin güçlü sağlam bilimsel temeller üzerine oturmadığı bir ülkede de kalkınma olmaz. Şimdi daha genç çiftler çocukları olmadan çocuğumuzu hangi kolejde okutacağız buna nasıl para ayıracağız diye düşünüyorlar. Niye kolejde okutmak istiyorsunuz çocuklarınızı? Çünkü devlet okullarına olan inanç ortadan kayboldu. Oysa eğitim bir yurttaş hakkıdır. Devlet okullarının kalitesinin yüksek olmasını beklemek bizim için doğal bir beklentidir. Çok değerli Tuzlalılar bakın, çocuklarımızı yanlış bir eğitim sistemi içerisinde yanlış bir meslek yönlendirmesine tabi tutuyoruz. ‘Benim çocuğum üniversite okusun’. Herkesin doktor olduğu, herkesin mühendis olduğu, herkesin yazılımcı olduğu bir ülke düşünebilir misiniz? Bu ülkede bizim arabalarımızı tamir edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim duvarlar inşa edecek ustalara ihtiyacımız var. Bu ülkede bizim su tesisatlarını kuracak ustalara ihtiyacımız var. Herkesin üniversite mezunu olması, ancak üniversite mezunu olduğunda bilgili olunacağına dair inanç ortadan kaldırılmalı. Onun için biz meslek liselerini tekrar güçlü bir şekilde açmanın şart olduğunu düşünüyoruz. Ve bunu da gerçekleştireceğiz inşallah. Nasıl gerçekleştireceğiz? Dışarıdaki karışıklıkları, kaosları her gün seyrediyorsunuz televizyonlarda. Şimdi İran karıştı, Suriye'de zaten karışıklık 2011'den bu yana devam ediyor. Ve bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan çıkartamaz. Bakın bu ülkeye başına bu sorunları getiren iktidar bu ülkeyi bu sorunlardan kurtaramaz, çıkaramaz. Ama biz Zafer Partisi olarak Türkiye'yi bu dış sorunlardan da bu içerideki ağır meselelerden de çıkartacak yol haritasına, kararlılığa ve kadroya sahip bir partisi. Türkiye iki partiye mahkûm değil. Bugünkü siyasal sistem muhakkak ama ittifakları da gerektirir. Ve önümüzdeki seçimde de muhakkak ittifaklar olacak. Biz de Zafer Partisi olarak, ben DAM İttifakı diyorum, yani DEM, AK Parti ve MHP'nin oluşturduğu ittifaka, onların damdan düşeceğini de görüyoruz. Yapacağımız ilk şey, her iktidarın bir ilk gün gündemi var ya, yapacağımız ilk şey inşallah birinci gün emekli, dul ve yetim maaşlarına güçlü bir zam yapmak olacak. Çünkü bu seçimlerden sonra Sayın Erdoğan’ı da Sayın Bahçeli’yi de emekliye ayıracağız.”

Bakan Bolat: Enflasyonda 49 ayın en düşük seviyesine geriledik Haber

Bakan Bolat: Enflasyonda 49 ayın en düşük seviyesine geriledik

Ticaret Bakanı Bolat, 2025 yılı Aralık ayı enflasyon verilerini değerlendirirken, “Enflasyonda devam eden düşüş süreci ümit verici” ifadelerini kullandı. Bakan, Aralık ayında aylık enflasyonun yüzde 0,89, yıllık enflasyonun ise yüzde 30,89’a gerilediğini belirterek, “Yıllık enflasyon son 49 ayın en düşük seviyesine gerilemiş durumdadır” dedi. Bolat, çekirdek enflasyon ve hizmetler grubundaki düşüşlere de dikkat çekti: “Enerji, gıda ve içecekler, tütün ve altın ürünleri hariç çekirdek enflasyon Aralık ayında yüzde 0,63 ile son 52 ayın en düşük seviyesine gerilemiştir. Hizmetler grubunda aylık enflasyon yüzde 0,89 ile son 56 ayın en düşük seviyesinde gerçekleşti.” Ekonomideki diğer olumlu gelişmelere de değinen Bakan Bolat, “İhracatımız 2025 yılında yüzde 4,5 artışla 273,4 milyar dolara ulaştı. Mal ve hizmet ihracatımız yıl sonunda 396,5 milyar dolarla hedefimizin oldukça üzerinde gerçekleşecek” ifadelerini kullandı. İşsizlik oranına da değinen Bolat, “Kasım ayında işsizlik yüzde 8,6 ile son 31 aydır tek haneli seviyesini koruyor” sözlerini aktardı. Bakan Bolat, dezenflasyon sürecinin sürdürülmesi için alınacak önlemleri de şöyle açıkladı: “Fahiş fiyat ve stokçulukla mücadele başta olmak üzere piyasa işleyişini bozucu uygulamalara karşı denetimleri sürdüreceğiz. Üreticiyi ve tüketiciyi gözeten tüm tedbirleri etkin şekilde uygulamaya devam edeceğiz.”

Tahran'da döviz krizine karşı protestolar devam ediyor Haber

Tahran'da döviz krizine karşı protestolar devam ediyor

30 Aralık - İran'da hızla kötüleşen ekonomik duruma karşı, para biriminin değer kaybetmesi ve enflasyonun yükselmesiyle birlikte, iki gündür birçok şehirde büyük protestolar devam ediyor. İran riali yeni düşük seviyelerine ulaştı. Resmi olmayan piyasada, bir dolar bu hafta sonu yaklaşık 1,42 milyon riyalden işlem görürken, bir yıl önce bu rakam yaklaşık 820.000 riyaldi. Medya haberlerine göre, keskin dalgalanmalar, hem alıcıların hem de satıcıların bekleyip görmesi nedeniyle ithal malların ticaretini zorlaştırdı. Devlet haber ajansı IRNA, ekonomik kayıpları sınırlamak için başkent Tahran ve Qeshmön dahil olmak üzere çok sayıda dükkanın geçici olarak kapatıldığını bildirdi. Yüzlerce tüccar, para biriminin çöküşünü ve artan yaşam maliyetlerini protesto etmek için Tahran'ın merkezinde, çoğunlukla çarşılarda ve büyük alışveriş caddelerinde aynı anda toplandı. Görüntüler ayrıca Hamadan'daki huzursuzluğu da gösteriyor. BBC Farsça'ya göre protestocular "Diktatöre ölüm" gibi sloganlar attı. Sosyal medyada yer alan videolarda, Tahran'daki bir öğrenci yurdunda da öğrencilerin protestolara katıldığı görülüyor. Videolardan birinde bir öğrenci, yurdun kapılarının kapatıldığını ve bölgenin motosikletli polisler tarafından kuşatıldığını belirtiyor. Muhafazakar Fars haber ajansına göre, güvenlik güçleri protestoculara müdahale ederek göz yaşartıcı gaz kullandı. İran Başyargıcı, para biriminin değer kaybına katkıda bulunduğu düşünülenlere karşı hızlı yasal işlem başlatılmasını talep etti ve hükümet, merkez bankası başkanının değiştirileceğini açıkladı. Aralık ayında enflasyon yüzde 50'nin biraz üzerinde gerçekleşirken, ücret artışları bu seviyenin oldukça altında kaldı.

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili İdris Şahin: CMK ücret tarifesi, günün ekonomik koşullarına uygun olarak düzenlenmelidir Haber

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili İdris Şahin: CMK ücret tarifesi, günün ekonomik koşullarına uygun olarak düzenlenmelidir

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili İdris Şahin, CMK görevi yapan avukatların yaşadıkları sıkıntıları ve bu konuya ilişkin önerler yaptı. DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili İdris Şahin, CMK görevi yapan avukatların yaşadıkları sıkıntıları ve bu konuya ilişkin önerlerde bulundu. Savunma hakkının etkin kullanımı ile insan haklarına dayalı sosyal hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir gereği olarak, CMK kapsamında kendisine müdafi seçebilecek durumda olmayan şüpheli ve sanıklar ile mağdur veya müştekilere; talepleri üzerine veya kanunun öngördüğü hallerde talep aranmaksızın görevlendirme yapıldığını hatırlatan Şahin, CMK görevi yapan avukatların uygulamada çeşitli zorluk ve engellemelerle karşılaştığını, ayrıca ücretlendirme ve vergilendirme sistemi nedeniyle CMK avukatlığı hizmetinin sürdürülebilirliğinin zor olduğunu belirtti. İdris Şahin, “Tarife ile belirlenen ücretler avukatın yargılama sürecinde üstlendiği sorumluluğun, emek ve mesaisinin karşılığını vermekten çok uzak. CMK müdafiliği görevi kapsamında avukatlar; ifade süreçlerinde hazır bulunmakta, nöbetçi mahkemelerde duruşmalara katılmakta, dosyaları sonuna kadar takip etmekte ve yol giderleri dahil birçok zorunlu masrafları karşılamaktadır. Türkiye Barolar Birliği ve Barolar tarafından CMK ücret tarifesinde talep edilen artış oranları, ekonomik koşullar bahane edilerek kabul görmemektedir. CMK ücret tarifesinin, avukatın görev ve sorumluluklarının niteliği ile fiili emek ve mesaiyi karşılayacak şekilde günün ekonomik koşullarına uygun olarak düzenlenmesi kaçınılmazdır” ifadelerine yer verdi. CMK avukatlarının ücret artış talebini dile getiren Şahin, “Buna karşın ücretlerin aylar sonra tahsil edilebilmesi, enflasyonist ortamda ödenen tutarların fiilen değer kaybetmesine ve hizmetin angarya niteliğine bürünmesine neden olmakta, düşük ücret, geciken ödemeler ve vergi yükü meslektaşlarımızın için ciddi bir geçim sorununa yol açmaktadır. CMK ödemelerinde yaşanan gecikmelerin gecikmenin enflasyon karşısında ücretleri fiilen erittiği gözetilerek ödemelerinin gecikmeksizin ve düzenli bir takvimle yapılmasının sağlanması zaruridir” dedi.

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı Haber

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Yoksulluk sınırı 98 bin lira. Asgari ücret 30 bin lira olması gerekiyor. bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler." dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İlke TV canlı yayınına konuk oldu. Kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren 2026 yılı bütçe teklifi hakkında, “Bir kez daha hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bu hafta aslında Meclis’te bütçe görüşmeleri Genel Kurul aşamasına geçti. Bundan önceki cumartesi günü de Bütçe Hakkı Mitingi vardı, Ankara Tandoğan’da. Çok anlamlı bir mitingti. 70’in üzerinde bileşen, bütçe hakkı için bir araya geldiler. Ben de o mitinge katıldım. Hem emeklinin, hem emekçinin bütçe hakkı savunuluyordu. Tabii o çerçeveden bakınca zaten bugün Meclis’te yapılanlara bütçe görüşmesi demek zor” dedi. Özel, şöyle devam etti: “MECLİS GENEL KURULU ONLARA GÖRE DEKOR OLDU” “‘Yani bir meclis kurulmuş da sonra bütçeyi yapsın diye komisyon kurulmuş, o da bütçe yapmış’ diye bir şey yok insanlık tarihinde. Magna Carta, tek adamın vergiyi tek başına belirleyemeyeceğini yazıya dökmesiyle, insanlık tarihinin en önemli kazanımının ilk somut adımıdır. O günden itibaren devletin vergi alan sağ eliyle dağıtan, şefkatli sol elinin dengesine meclisler karar verir. Önce 1215’te bir yazı olarak kazanım oldu. Devamında 17’nci yüzyılda damgasını vuran ‘temsil yoksa vergi de yok’... Yani bir mecliste temsil edilmiyorsam vergi de vermem. İngiliz parlamentosu, Fransız ihtilaliyle Fransız parlamentosu ve bizde biraz daha geç olmakla birlikte önce bütçe hakkı elde edildi, sonra onun konuşulacağı yere çatı yapıldı. Oraya meclis dendi. Meclisten önce kazanılmış bir hak bu. Ama şimdi Meclis’te görüşülüyor, 12 gün sonra bitecek. Diyelim ki 600 milletvekili reddetti bütçeyi. Bütçe, geçen senekinin üzerine yeniden değerleme oranı konup devam edecek Cumhurbaşkanı hükümet sistemi ve tek adam rejiminde. Neden? Çünkü OHAL’de değiştirdikleri anayasaya bunu koydular. ‘Eğer bütçe geçmezse bir önceki bütçeye yeniden değerleme oranı konulur. Ona göre hükümet devam eder.’ Düşünün ki milletin meclisinin tamamı bütçesini reddetmiş… Normalde bütçesi geçmeyen hükümetler dünyada düşer, yerine yenisi konulur. Türkiye siyasi tarihinde de örnekleri var. Ama maalesef bütçenin göstermelik bir şey olduğu, yani artık bizim Meclisimiz onlara göre, onların getirdiği rejime göre bir dekor orası, Genel Kurul salonda. Milletvekilleri oyuncu, halk seyirci, demokrasi de adeta orada atılan bir tirad. Yoksa bir karşılığı yok. Önce bu tespiti yapmak lazım.” “BU BÜTÇE ‘-MIŞ GİBİ’ YAPAN BİR BÜTÇE” “Devamında; bu bütçe nasıl bir bütçe? Bu bütçe ‘-mış gibi’ yapan bir bütçe. Bu bütçe aslan payını iktidarın, iktidarın önceliklerinin; işte büyük holdinglerin, şirketlerin, onların vereceği vergilerin affedildiği veya büyük teşviklerin, Kamu - Özel İşbirliği’ne büyük paraların, Yap - İşlet - Devret’lere büyük paraların aktarıldığı ama emeğin, emekçinin ve emeklinin hakkını alamadığı bir bütçe bu. Tabii bugün 16 bin lira en düşük emekli maaşından, 22 bin lira asgari ücretten bahsediyoruz. Geçen sene AK Parti, kendi pratiğini ki o pratik de gerçekleşen bir pratik değil ama hep şunu söylüyordu; ‘Biz asgari ücretliyi enflasyona ezdirmiyoruz.’ Nasıl ezdirmiyorsun? ‘TÜİK, bir enflasyon belirliyor ve biz enflasyon kadar zam veriyoruz.’ Bir kez TÜİK enflasyonu belirlemiyor, orada enflasyon üzerinden manipülasyon yapıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Zaten sen oradan, emekten bir şeyler çalıyorsun. Ama geçen sene TÜİK’in, ben ‘Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu’ diye kısaltıyorum onu, onun rakamlarıyla da enflasyonu vermediler. Neyi verdiler? Beklenti enflasyonunu verdiler. Yani karnede sınavda aldığı notu değil de sınava girmeden önce umduğu notu veriyor. Böyle bir eğitim sistemi, böyle bir puanlama sistemi var mı? ‘Ben enflasyonu yüzde 20’ye düşürecektim, beceremedim yüzde 40 oldu. Sana 40 vermiyorum, 20 veriyorum.’ Önce düşür, sonra onu ver. Öyle olunca zaten gitgide gerçek enflasyon karşısında eriyen asgari ücret geçen sene ağır bir yara almıştı ve 22 bin lirada kaldı. Aslında 30 bin lira olması gerekiyordu. Şimdi bu 22 bin lira üzerine, bugün işte artık nihayet Türk-İş’in de katılmayı reddettiği Asgari Ücret Komisyonu‘nda oturup bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler.” “BUGÜNE KADAR KATILMALARI YANLIŞTI” (Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na TÜRK-İŞ’in katılmaması hakkında) “Doğru buluyorum ama bugüne kadar katılmalarını da yanlış buluyorum. Bu kadar adaletsiz bir komisyona bugüne kadar katılmaları yanlıştı. Bu seferki doğru. Ümit ediyorum bundan sonra belirlenecek asgari ücrete ki bir küçük parantez açayım, Türkiye’de konfederasyonların şöyle bir yanılgıları var veya sorumluluğu üstlerinden atıyorlar. Konfederasyon derken DİSK öyle yapmıyor ama TÜRK-İŞ özellikle şöyle yapıyor; ‘Asgari ücret benim işim değil ki’ diyor. ‘Bende işçi zaten asgari ücret almıyor.’ Doğru. Ama asgari ücret, Türkiye’de temel ücret oldu. Neredeyse kayıt dışı çalışanları da katarsanız ortalama ücret oldu. En büyük toplu sözleşme. Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Almanya’da asgari ücret, bir yıl alınan kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücretken Avrupa’da öyle bir ücretken Türkiye’de temel ücret. Asgari ücrete gelen zam oranı bütün ücretlere neredeyse aynen yansıyor. Yani asgari ücretin iki katı maaş alan için bile asgari ücretin nasıl belirlendiği, onun alacağı zam açısından çok önemli. Böyle bir fiiliyat var Türkiye’de. Şimdi böyle olunca bu asgari ücret meselesinde bir kez TÜRK-İŞ’in oturmaması doğru. Bütün sendikaların birden bunu kendi meseleleri yapmaları lazım. Çünkü bütün ücretlere yansıyor. Asgari ücret eğer 27 bin, 28 bin lira olacaksa bu bir yıl önce hak edilen asgari ücretin bile altında. 30 bin lira olması gerekiyor 28 binde. Bu tarihin en büyük emek hırsızlığı. Bunun karşılığında bir de emekli maaşına yapacakları zammı da düşünürseniz, o da 16 bin liranın üzerine gelecek zamla 20 bin lira gibi bir şey olması bekleniyor. Bugün için ilk kez tarihte asgari ücret verildiği gün açlık sınırının altında olacak. En düşük emekli maaşı da verildiği gün açlık sınırının üçte ikisi seviyesinde olacak. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben meydanlarda soruyorum. İşte, yoksulluk sınırı 98 bin lira. O da TÜRK-İŞ’in rakamları. Kocam meydanda yedi, sekiz kişi çıkıyor evine 98 bin liradan fazla maaş girenler. Bir maaş, iki maaş, üç maaş. Herkes tek bir asgari ücretle geçiniyor ve açlık sınırının altında. O yüzden de ‘Bu büyük bir sosyal patlamaya, sosyal infiale sebebiyet verir’ dedim. Neye göre dedim? Sokakta gördüğüm tansiyona göre, meydanda gördüm tansiyona göre.” “TATBİKAT GÖRÜNTÜSÜYLE ACINACAK HALİMİZE GÜLDÜK” (Grev yasakları için) “Evet, bu örgütlü tepkiyi bastırmaya yönelik bir iş. Bütün Türkiye’de askeri darbe dönemlerini, sıkıyönetim dönemlerini aratmayacak bir şekilde. Yani hiçbir şey yokken ortada... Yani bazen hani anlamıyorum ama hani onları anlamak isteyeyim. Olağanüstü şartlar olur da çok büyük travmaların olduğu günlerde de ne bileyim 15 Temmuz darbesinden bir ay sonra da grev olur, ‘Dur kardeşim, şimdi zamanı değil’ dersin. Veya böyle büyük toplumsal olaylar vardır. Türkiye belli bir sanayi koluna çok ihtiyaç duyuyordur, o milli güvenlik meselesidir. Ne bileyim işte top dökeceksindir de demir - çeliki durduruyordur adam. ‘Dur kardeşim savaşın içindeyiz, top dökeceğim. Demir - çelik durmaz; milli güvenlik…’ Hiçbir şey yok ortada. Milli güvenliği tehdit diye bütün grevleri erteliyorlar. Bu anayasadaki yetkinin, zaten olmaması gereken bir yetkinin suistimali, kötüye kullanımı. Ercüment Bey biraz önce söyledi. Bugün acınacak halimize tebessüm ettik. Kahramanmaraş’ta tatbikat yapıyorlar, ‘Efendim işçiler ayaklanırsa, grev yaparsa çevik kuvvet bunu nasıl bastıracak?’ Bunun tatbikatını yapıyorlar. Ama bunların hepsi örgütlü bir eylemliliğe karşı yapılan iş. Benim bahsettiğim bir sosyal patlama. Yani insanların artık burasına gelmiş, hatta daha da burasına gelmiş ve boğulmak üzere. “SOKAKTAKİ ÖFKEYİ BEN DAHA ÖNCE GÖRMEDİM” “Mesela sosyal patlamanın ilk basamağı şudur: Bir asgari ücretli bir yerde çalışıyordur. Gün boyunca ter döküyordur lokantada, mesela servis yapıyordur. O 22 bin lira maaş alacaktır. Bir beyefendi gelir, öğlen yemeğinde 22 bin lira hesap öder, gider. Bu o asgari ücretlinin içine dokunur. ‘Ya ben bir ay sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar burada ter döküyorum. Benim aldığım maaş burada…’ Bu başka bir şey. Bundan ciddi bir rahatsızlık duyar. Ama bir de o kişi evdeki çocuğunun karnını doyuramıyorsa, okula gönderdiği çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamıyorsa veya bir baba evladının bu durumundan dolayı sürüklendiği bunalımı veya aklından geçenleri düşünüyorsa o vakitten sonra o toplumda ne olacağını öngöremezsiniz. Ben bunu çok samimi bir şekilde söylüyorum. Ben yıllardır sokakta siyaset yapan birisiyim. Bir Genel Başkan olarak da herhalde benim kadar sokakta olan yoktur. Ben sokaktaki öfkeyi daha önce görmedim. Açık açık da söylüyorum bu vakitten sonra bu insanlara böyle asgari ücrette, en düşük emekli maaşında alay edecek ve artık sürdüremeyecekleri yani laf olsun diye değil gerçekten bıçak kemikte. Bu insanlar, sohbet ettiğin herkes diyor ki… ‘Nasıl geçiniyorsun?’ ‘Borçla.’ ‘Nasıl döndürüyorsun?’ ‘O karttan bu karta.’ Artık kart da vermiyorlar. Hepsi patladı. Tefecilerin bu kadar çok olması, İstanbul’da çetelerin bu kadar çok olması, insanların sanal bahise yönelmesi… Hiçbirisini mazur görmüyorum ama hiçbirisi de kendiliğinden olan şeyler değil. Bunların ekonomik ve sosyal altyapısı var. Bu ülkeyi yönetenler şunun farkında değiller: Bu vakitten sonra artık bu insanlar ‘Eskiden ayda üç kere dışarıda yemek yerdik, şimdi bir kere yiyebiliyorum’, ‘Efendim ayakkabılarımı eskiden pençe yaptırmazdım, şimdi pençe yaptırıp giyiyorum’, ‘Bu sene bir palto alamadım’ değil. Bu değil adamın derdi, karnını doyuramıyor.” “YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR” (Erdoğan’ın işverenlere ‘Elinizi taşın altına koyun’ şeklindeki sözleri hakkında) “Erdoğan’ınki bir kere şöyle: Yavuz hırsız ev sahibini bastırır, deyim yerindeyse. Bir kere şöyle bir şey var. Asgari ücreti belirleme meselesinde son sözü kim söylüyor? Kim söylüyor, kamu otoritesi söylüyor. Her şeyin sorumlusu sensin de bunun sorumlusu mu işveren? Bu diyor ki ‘Ben asgari ücreti bu kadar belirliyorum ama’ dilinin altındaki, bu asgari, sen üstünü ver. Ya nerede? Bir kere bu ülkede bir gerçeklik de var, bunun da altını çizeyim. Bazı sektörlerde asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bu olacak iş değil. Ama neden? Açmaz. Satranç da nasıl olur? Son hamleden dolayı artık açmaz olmaz. Oyun baştan beri yanlış kurulduysa açmaz olur. Şimdi tekstilde Mısır’daki asgari ücretle rekabet edecek adam ama verdiği asgari ücretle Türkiye’de geçinecek birisi. Öyle bir durum var ki alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bunun için burada hükümetin devreye girip ki biz kanuni teklifimizi de sunduk. Sektöre ve çalışan sayısına göre örneğin tekstilde çalışan işçiler için 10 bin 140 lira, ya da 1-10 arasındaki küçük esnaf için 10 bin 140 lira. Bir gruba 8 bin 101, bir gruba 5 bin 400 lira sosyal güvenlik primi desteği vaat ediyoruz. O da şu, eğer tekstilde belli bir sayının altında işçi çalıştırıyorsa 10 bin 140 lira eksik sigorta ödüyor. Asgari ücret veren için 28 bin lira, alan için 39 lira oluyor. Devlet yapacaksa bunu yapacak. Erdoğan çıkmış, ‘Kefenin cebi yok…’ Yani, ‘Ben asgari ücreti 28 bin lira belirledim ama varsın onlar 35 lira versin.’ Hangi sermaye, hangi işveren? Bir de bu piyasa ve rekabet şartlarında böyle babasının hayrına asgari ücrete zam yapar. Yok öyle bir şey. Sorumluluktan kaçmak için meseleyi karşıya yansıtıyor. Siyasi bir akrobasi yapıyor. Buna milletin karnı tok.”

Fed yılın son faiz kararını açıkladı Haber

Fed yılın son faiz kararını açıkladı

ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini beklentiler dahilinde 25 baz puan düşürerek yüzde 3,5-3,75 aralığına indirdi. Fed iskonto faizini 25 baz puan düşürerek yüzde 3,75'e çekti. Fed'den yapılan açıklamada, bu yılın son toplantısındaki söz konusu kararın 3'e karşı 9 oyla alındığı belirtildi. Açıklamada, Fed Yönetim Kurulu Üyesi Stephen Miran'ın 50 baz puanlık faiz indiriminden, Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee ve Kansas City Fed Başkanı Jeffrey Schmid'in ise politika faizinin sabit tutulmasından yana olduğu için karşı oy kullandıkları aktarıldı. Mevcut göstergelerin ekonomik faaliyetin ılımlı bir hızda genişlediğini gösterdiği belirtilen açıklamada, bu yıl istihdam artışının yavaşladığı ve işsizlik oranının eylül ayına kadar hafifçe yükseldiği kaydedildi. Açıklamada, daha yeni göstergelerin de bu gelişmelerle tutarlı olduğu aktarılarak, enflasyonun yılın başından bu yana yükseldiği ve bir miktar yüksek seviyede kalmaya devam ettiği ifade edildi. Bankanın hedeflerini desteklemek ve risk dengesindeki değişim göz önünde bulundurularak federal fon oranı hedef aralığının 25 baz puan düşürülerek yüzde 3,5-3,75 aralığına indirilmesinin kararlaştırıldığı belirtilen açıklamada, faiz oranında yapılacak ek düzenlemelerin kapsamını ve zamanlamasını değerlendirirken gelen verilerin, gelişen görünümün ve risk dengesinin dikkatle inceleneceği aktarıldı. FED'İN BU YILKİ ÜÇÜNCÜ FAİZ İNDİRİMİ Fed, enflasyonda kaydedilen ilerlemeyle geçen yıl eylül ayında 4 yıl aradan sonra ilk kez faiz indirimine gitmiş ve politika faizini 50 baz puan düşürmüştü. Geçen yılın kasım ve aralık aylarında da politika faizini 25'er baz puan indiren Fed, ocak ayında, geçen yıl art arda 3 toplantıda gittiği faiz indirimlerine ara vermişti. Fed, mart, mayıs, haziran ve temmuz aylarındaki toplantılarında da politika faizinde değişikliğe gitmemişti. Eylül ayında yılın ilk faiz indirimine giden Fed, politika faizini 25 baz puan düşürmüştü. Banka, ekim ayında da 25 baz puanlık faiz indirimine gitmişti. Böylece Fed, son kararıyla bu yıl üçüncü kez faiz indirmiş oldu. GELECEK YIL FAİZ İNDİRİMİ ÖNGÖRÜLÜYOR Fed'in ekonomiye ilişkin tahminleri, gelecek yıl bir faiz indirimi öngörüldüğünü ortaya koydu. İki gün süren Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının ardından politika faizini 25 baz puan indiren Fed, gerektiğinde hazine tahvili alacağını bildirdi. Açıklamada, "FOMC, rezerv bakiyelerinin yeterli seviyelere gerilediğini değerlendirerek, rezervlerin yeterli düzeyde tutulması için gerektiğinde kısa vadeli hazine tahvillerinin alımına başlayacaktır." ifadesi kullanıldı. Ekonomiye yönelik tahminlerini de açıklayan Fed, federal fon oranına ilişkin tahminini bu yıl sonu için eylül ayında öngördüğü yüzde 3,6'da sabit bıraktı. Banka, federal fon oranına ilişkin 2026 tahminini yüzde 3,4'te, 2027 ve 2028 yılı tahminini yüzde 3,1'de tuttu. Uzun dönem ortalama faiz beklentisi de yüzde 3'te kaldı. Söz konusu tahminler, Fed'in 2026'da 1 faiz indirimi öngördüğünün sinyalini verdi. Bankanın enflasyon tahminleri ise bu yıl için yüzde 3'ten yüzde 2,9'a, 2026 için yüzde 2,6'dan yüzde 2,4'e düşürülürken, 2027 için yüzde 2,1 ve 2028 için yüzde 2'de sabit bırakıldı. Değişken enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek enflasyona ilişkin tahminler de bu yıl için yüzde 3,1'den yüzde 3'e, 2026 için yüzde 2,6'dan yüzde 2,5'e çekilirken, 2027 için yüzde 2,1 ve 2028 için yüzde 2 olarak korundu. BÜYÜME TAHMİNLERİNDE YUKARI YÖNLÜ REVİZYON ABD ekonomisinin büyüme tahmini, bu yıl için yüzde 1,6'dan yüzde 1,7'ye, gelecek yıl için yüzde 1,8'den yüzde 2,3'e, 2027 için yüzde 1,9'dan yüzde 2'ye ve 2028 için yüzde 1,8'den yüzde 1,9'ya yükseltildi. İşsizlik oranına ilişkin tahminler ise bu yıl için yüzde 4,5, gelecek yıl için yüzde 4,4 ve 2028 için yüzde 4,2'de sabit tutulurken, 2027 için yüzde 4,3'ten yüzde 4,2'ye düşürüldü. Fed Başkanı Jerome Powell karar sonrası basın toplantısında konuştu. “YERİME GEÇECEK KİŞİYE İYİ BİR EKONOMİ TESLİM ETMEK İSTİYORUM” Enflasyon riski oldukça net görülüyor. Çoğumuz enflasyonun tek seferlik bir fiyat artışı olmasını bekliyoruz, ancak öyle olmama riski var. Daha az olası ihtimal ise işgücü piyasasının sıkılaşması ve enflasyonu artırması; özellikle muhtemel değil. Enflasyonun kontrol altında olmasını ve işgücü piyasasının güçlü olmasını istiyorum. Tüm çabam o noktaya ulaşmak için. Yerime gelecek kişiye ekonomiyi iyi bir durumda teslim etmek istiyorum. Karar sonrası ABD Başkanı Donald Trump, ABD Merkez Bankasının (Fed) politika faizini 25 baz puan düşürme kararını düşük bularak "en az iki katı" indirilebileceğini ifade etti. Trump, Beyaz Saray'da iş insanlarıyla bir araya geldiği yuvarlak masa toplantısında Fed Başkanı Jerome Powell'a yönelik eleştirilerini sürdürdü. Powell'ı "katı" olarak nitelendiren Trump, faiz oranlarının düştüğünü ancak Powell'ın fazla bir şey yapmadığını öne sürdü. Trump, faiz indirimi kararını kastederek, "Oldukça düşük yaptığını söyleyebilirim, en az iki katı olabilirdi." dedi. "FAİZ ORANIMIZ ÇOK DAHA DÜŞÜK OLMALI" Görev süresi gelecek yıl mayıs ayında dolacak Fed Başkanı Jerome Powell'ın yerine seçilecek ismi belirlemek için adaylarla görüşmeler yapıp yapmadığı sorulan Trump, Fed'in eski yönetim kurulu üyelerinden Kevin Warsh ile bugün görüşeceğini söyledi. Trump, "Ne aradığım konusunda oldukça iyi bir fikrim var. Faiz oranları konusunda dürüst olacak birini arıyorum. Sadece dürüstlük istiyorum, faiz oranımız çok daha düşük olmalı. Faiz oranımız dünyanın en düşük oranları olmalı." diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.