Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enflasyon

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TÜRK-İŞ Şubat 2026 Raporu: Açlık Sınırı 32.365 TL, Yoksulluk Sınırı 105.425 TL Oldu Haber

TÜRK-İŞ Şubat 2026 Raporu: Açlık Sınırı 32.365 TL, Yoksulluk Sınırı 105.425 TL Oldu

Gıda harcamasına barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer temel ihtiyaçlar eklendiğinde ise yoksulluk sınırı 105.425 TL’ye yükseldi. Açlık Sınırı Şubat 2026’da 32.365 TL’ye Yükseldi TÜRK-İŞ’in verilerine göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda için yapması gereken asgari aylık harcama tutarı (açlık sınırı) 32.365,44 TL olarak hesaplandı. Bu rakam, bir önceki aya göre yüzde 3,65 oranında artış gösterdi. Yoksulluk Sınırı 105.424 TL’yi Aştı Gıda harcamasının yanı sıra; Kira, elektrik, su ve yakıt giderleri Ulaşım Eğitim Sağlık Giyim ve diğer zorunlu ihtiyaçlar dahil edildiğinde dört kişilik bir ailenin hanesine girmesi gereken toplam gelir tutarı (yoksulluk sınırı) 105.424,90 TL oldu. Bu rakam, temel yaşam maliyetlerindeki artışın aile bütçesi üzerindeki baskısını ortaya koyuyor. Bekâr Çalışanın Yaşama Maliyeti 41.900 TL Raporda ayrıca bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de hesaplandı. Buna göre, tek başına yaşayan bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 41.899,77 TL’ye yükseldi. Bu veri, asgari ücret ile geçim arasındaki farkın yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Mutfak Enflasyonu Verileri Açıklandı TÜRK-İŞ’in “mutfak enflasyonu” olarak tanımladığı gıda fiyatlarındaki değişim Şubat 2026 itibarıyla şu şekilde gerçekleşti: Aylık artış: %3,65 İki aylık artış: %7,37 On iki aylık artış: %38,76 Yıllık ortalama artış: %39,43 Gıda fiyatlarındaki bu artış, özellikle dar ve sabit gelirli kesimler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Açlık ve Yoksulluk Sınırı Neden Önemli? TÜRK-İŞ tarafından her ay açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı verileri; Çalışanların geçim koşullarını Temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimini Aile bütçesindeki reel kaybı ortaya koyması açısından önemli bir ekonomik gösterge olarak kabul ediliyor. Şubat 2026 verileri, özellikle enflasyon ve gelir politikaları tartışmalarında referans alınacak kritik rakamlar arasında yer aldı.

Trump, Kongre'deki "Birliğin Durumu" konuşmasında başarılarını övdü: ABD “altın çağını” yaşıyor Haber

Trump, Kongre'deki "Birliğin Durumu" konuşmasında başarılarını övdü: ABD “altın çağını” yaşıyor

ABD Başkanı Donald Trump, yıllık “Birliğin Durumu” konuşmasında ekonomik başarılarıyla övünürken, başkanlığının kritik bir döneminde başarı havası yaratmak amacıyla ABD’nin ‘altın çağını’ yaşadığını söyledi. Önümüzdeki kasım ayında zorlu ara seçimlerle karşı karşıya olan Cumhuriyetçilerin çağrılarına yanıt veren Trump, televizyon ekranlarında yayınlanan konuşmasının ilk saatinde ekonomiye odaklandı ve enflasyonu dizginlediğini, borsayı rekor seviyelere çıkardığını, kapsamlı vergi indirimlerini onayladığını ve ilaç fiyatlarını düşürdüğünü söyledi. Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin “Amerika, Amerika” sloganları eşliğinde kürsüye çıkan Trump, Demokratların tamamen sessiz kaldığı bu ortamda, “Ülkemiz geri döndü... Artık her zamankinden daha büyük, daha iyi, daha zengin ve daha güçlü” dedi. Televizyon ekranlarından yayınlanan konuşma, Trump'a seçmenleri Cumhuriyetçilerin iktidarda kalması için ikna etme fırsatı verse de bu konuşma, Trump'ın yurt içinde ve yurt dışında zorlu siyasi koşullarla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşti. Öte yandan bu Trump’ın, Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana 13 ay içinde yaptığı ikinci ‘Birliğin Durumu’ konuşmasıydı. Trump konuşmasına ekonomi hakkında konuşarak başladı ve gıda, konut, sigorta ve kamu hizmetleri fiyatlarının birkaç yıl öncesine göre çok daha yüksek olmasına rağmen enflasyonun ‘hızla düştüğünü’ açıkladı. Beyaz Saray danışmanları, Trump'a Amerikalıların ekonomik endişelerine odaklanması için baskı yapmıştı. Trump'ın 2024 seçimlerindeki zaferi, büyük ölçüde yaşam maliyetini düşürme vaatlerine dayanıyordu, ancak seçmenler şimdiye kadar yaptıklarına pek ikna olmuş görünmüyor. Reuters ve Ipsos'un ortak anketine göre Amerikalıların sadece yüzde 36'sı Trump'ın ekonomiyi yönetme şeklinden memnun. Trump, abartmayı sevdiği bilinen eski bir reality televizyon yıldızına yakışır şekilde, pazar günü Kış Olimpiyatları'nda altın madalya kazanan ABD erkek hokey takımı önünde ülkenin elde ettiği tüm ‘zaferlerle’ övündü. Konuşmasında selefi Joe Biden'ı sert bir şekilde eleştiren Trump, “On iki ay önce, kriz içindeki bir ülkeyi devraldım. Bir yıl sonra, daha önce hiç kimsenin görmediği değişiklikler başardık. Biden bize tarihin en kötü enflasyonunu miras bıraktı, ben ise bunu düşürdüm” ifadelerini kullandı. Trump, “Reçeteli ilaç fiyatlarındaki büyük enflasyonu sona erdireceğim. Bu, önceki başkanların girişimlerine rağmen daha önce hiç başarılmamış bir şey” diye açıkladı. Washington’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu görevden almasından bu yana ABD'nin Venezuela'dan 80 milyon varilden fazla petrol aldığını açıklayan Trump, “Yeni dostumuz ve ortağımız Venezuela'dan 80 milyon varilden fazla petrol aldık. ABD'nin petrol üretimi günde 600 bin varilden fazla arttı” dedi. ABD’nin ‘kısa bir süre önce ölü bir ülke’ olduğunu, şimdi ise ‘dünyanın en çekici ülkesi’ haline geldiğini söyleyen Trump, “Gümrük vergileri konusunda Yüksek Mahkeme'nin hayal kırıcı kararına rağmen, daha karmaşık alternatif prosedürler aracılığıyla para akışını hala güvence altına alıyoruz” diye devam etti. Sınırdan geçen ölümcül fentanil akışıyla ilgili olarak Trump, “bir yıl içinde rekor bir düşüşle yüzde 56 azaldı” dedi. İran'ı ‘ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalışmakla’ suçlayan Trump, konuşmasında, “İran, Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeler geliştirdi bile ve yakında ABD'ye ulaşabilecek füzeler üretmek için çalışıyor” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte ‘tercih ettiği seçeneğin’ İran'ın nükleer sorununu diplomasi yoluyla çözmek olduğunu açıkladı. Kongre’deki 20'den fazla Demokrat Partili temsilci oturumu boykot edeceklerini açıklarken, sivil toplum örgütleri Washington'da yönetimin politikalarına karşı protesto gösterileri düzenlemeye hazırlandı. Trump, konuşması sırasında yaklaşık bir saat boyunca alışılmadık bir şekilde ölçülü davrandı, çoğunlukla yazılı metne sadık kaldı ve her zamanki doğaçlama tarzından kaçındı. Trump, her zamanki gibi Demokrat Partili selefi Joe Biden ve Demokrat Parti temsilcilerine bazı eleştirilerde bulunsa da cuma günü onun imzalı gümrük vergisi politikasını iptal eden ABD Yüksek Mahkemesini eleştirmedi. Kararın ardından yargıçlara kişisel hakaretler yağdırdığı saatlerin aksine, salona girerken duruşmaya katılan dört yargıçla tokalaştı ve kararı sadece ‘talihsizlik’ olarak nitelendirdi. Demokratlarla çatışmalar Konuşmasına devam ederken gerginlik artmaya başladı. Trump en sevdiği konu olan göçmenlik konusuna geçtiğinde, 2024 seçim kampanyasının merkezinde yer alan aynı söylemi tekrarladı ve birçok araştırma bunun aksini kanıtlamasına rağmen, yasadışı göçmenlerin şiddet suçları dalgasından sorumlu olduğunu söyledi. Demokratlara dönerek, “Kendinizden utanmalısınız!” diyen Trump, Trump yönetimi altında Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) yetkililerinin uyguladığı sert taktikleri engelleyecek önlemler alınmadıkça İç Güvenlik Bakanlığı'na fon sağlamayı reddeden Demokratları eleştirdi. Anketler, Minneapolis'te maskeli federal ajanlar tarafından Amerikan vatandaşlarının öldürülmesinin ardından, Amerikalıların çoğunluğunun Trump'ın göçmenlere yönelik sert önlemlerinin çok ileri gittiğine inandığını gösteriyor. Trump göçmenlik yasalarını uygulamakla övünürken, ABD Temsilciler Meclisi'nde Minneapolis'i temsil eden Demokrat Partili temsilci İlhan Ömer ona “Sen Amerikalıları öldürdün!” diye bağırdı.

Özdağ: Biz sanayi devrimi yaşanırken var olan sanayisi küçülen bir ülkeyiz Haber

Özdağ: Biz sanayi devrimi yaşanırken var olan sanayisi küçülen bir ülkeyiz

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Türk Milleti Basın Toplantısı” kapsamında ekonomi, güvenlik ve terörle mücadele başlıklarında değerlendirmeler yaptı. Ramazan ayının yüksek enflasyon ve özellikle gıda fiyatlarının arttığı bir dönemde karşılandığını belirten Özdağ, gelir dağılımındaki bozulmaya dikkat çekti. Tüm milletin ramazan ayını kutlayarak, hayırlara vesile olmasını dileyen Özdağ, "Ramazan ayını yüksek enflasyon, özellikle yüksek gıda enflasyonunun yaşandığı bir ortamda idrak ediyoruz. 16 milyon 800 bin emekli, dul ve yetimin, milyonlarca asgari ücretlinin aldıkları sosyal yardım niteliğindeki maaş ile zaten zorunlu olarak oruç tutmak zorunda kaldıkları bir ekonomik buhranda Ramazan'ı idrak ediyoruz. Buna karşılık küçük bir azınlık servetine servet katıyor. En zengin yüzde 1 servetin yüzde 20'sini kontrol ediyor. En zengin yüzde 10 servetin yüzde 68'ini kontrol ediyor. 44 milyon yurttaşımız ise toplam servetin ancak 2,7'sini kontrol ediyor. İşte bu Türkiye'deki bütün zenginliğin yüzde 68'ini kontrol eden yüzde 10 haksız bir zenginlik ve lüks içinde yaşarken, lüks araçları peynir ekmek gibi alırken, servetin ancak yüzde 2,7'sine ulaşabilen 44 milyon vatandaşımız pazardan 2 kilo domates, 2 kilo soğan almakta zorlanıyor. OECD ülkeleri arasında et, balık, tavuk eti tüketiminde son sıradayız. Birileri lüks içinde yaşarken milyonlarca insan pazardan iki kilo sebze almakta zorlanıyor.” dedi. Özdağ, 2002'den bu yana polis olmanın zorluklarına dikkat çekerek "Önce emniyet teşkilatını denetimi bir terör ve casusluk örgütünün eline geçti. Ve vatansever polisler, Anayasaya, devlete bağlı polisler kendi teşkilatlarının içerisinde bir terör ve casusluk örgütünün mensupları tarafından taciz edildiler, tasfiye edildiler, komplolara maruz kaldılar. Sonra başka cemaat ve tarikatların etkinlik kurduğu bir döneme girdik ve şimdi o dönemden geçiyoruz. Polislik meslek kimlik aidiyetinde ciddi bir zayıflamanın olduğunu görüyoruz. 2026'nın ilk 45 gününde 10 emniyet mensubu intihar etti arkadaşlar. Bu terörle mücadelede verdiğimiz şehit sayısından daha fazla. Mobbing, aşırı çalışma, ekonomik sorunlar ve ikinci-üçüncü şark gibi uygulamalar polisleri tükenmişliğe sürüklüyor. İçişleri Bakanlığı artık bu sorunu görmezden gelemez” açıklamasını yaptı. Uyuşturucu ve organize suç konusuna değinen Özdağ, “Türkiye uyuşturucuda transit ülke olmaktan çıkıp hedef ülke haline geldi. Organize suçta Avrupa’da birinci, dünyada 14’üncü sıradayız. Yılda 200 milyar dolara yakın kara paradan söz ediliyor. Uyuşturucu ve sanal kumar aileleri dağıtıyor. Gerekirse zorunlu tedavi sistemini devreye sokacağız. Baronlara göz açtırmayacağız. Türkiye tertemiz olacak” ifadelerine yer verdi. Sanayide daralma yaşandığını öne süren Özdağ, “Türk sanayisi çok ağır bir kriz içerisinde. 1996’da sanayinin milli gelirdeki payı yüzde 25’ti, bugün yüzde 17’ye geriledi. Yani Türkiye sanayisizleşiyor. Dünya yapay zeka eksenli yeni bir sanayi devrimine giderken biz bu sanayi devrimi yaşanırken var olan sanayisi küçülen bir ülkeyiz. Türk sanayicisi rekabet gücünü kaybediyor. Tarım azalıyor, üretim düşüyor. Çözüm planlı ekonomidir, Devlet Planlama Teşkilatı yeniden kurulmalıdır” dedi. TBMM’de yayımlanan ortak rapora yönelik eleştirilerinde ise Özdağ şu ifadeleri kullandı: “Bu rapor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarmış olduğu ilk milli, üniter, laik devleti ortadan kaldırmaya dönük resmi rapordur. Evet, terörsüz bir Türkiye'yi bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları istiyor. Ancak bunu terör örgütüyle pazarlık yaparak, terör örgütünün taleplerini kabul ederek ve Türkiye'yi etnisiteler, mezhepler ekseninde bölerek yapamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde tek bir Türk milleti yaşar. Türk, Kürt, Arap diye ayrı halklar üzerinden siyaset üretmek Türkiye’yi Lübnanlaştırmak demektir. Bu, Türkiye'yi Iraklaşmaya sürüklemek, Türkiye'yi Yugoslavyalaştırmak demektir. On yıllardır süren acıların kaynağı Kürt sorunu değil, dış destekli PKK terör örgütü ve onun yandaşlarıdır."

Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan faiz ödemelerine ilişkin açıklama Haber

Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan faiz ödemelerine ilişkin açıklama

Hazine ve Maliye Bakanlığı, son dönemde kamuoyunda Ocak 2026 dönemine ilişkin faiz ödemelerine ilişkin yapılan değerlendirmeler dolayısıyla açıklama yaptı. Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemesinin, borçlanma maliyetlerinde ani bir artıştan veya program dönemindeki faiz artışlarından kaynaklanmadığı vurgulanırken "Ocak ayında yapılan faiz ödemesinin yüzde 53’ü 10 yıl önce ilk ihracı yapılan TÜFE’ye endeksli Devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından oluşmaktadır" denildi. TÜFE’ye endeksli senetlerin özelliği kupon oranlarının düşük olmasının, ancak yıllar itibarıyla gerçekleşen enflasyon oranının anaparaya eklenmesi olduğu aktarılırken şunlar kaydedildi: "Biriken enflasyon farkı ise vade tarihinde toplu olarak ödenmektedir. Bu nedenle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde, vadesi gelen bu tür senetlere ilişkin ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesi doğal bir sonuçtur. Dolayısıyla Ocak ayındaki artış, mevcut dönemde faiz oranlarında ani bir yükselişe değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasına işaret etmektedir. Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ortamı nedeniyle, TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına ilişkin faiz ödemelerinde geçici bir artış gözlenmiştir. Ancak bu artış, yapısal bir faiz yükü değişiminden değil; geçmiş dönemde biriken enflasyonun teknik ve muhasebesel yansımasından kaynaklanmaktadır." Açıklamada, dezenflasyon sürecindeki kazanımların belirginleşmesiyle birlikte, faiz ödemelerinin daha dengeli ve öngörülebilir seviyelere dönmesinin beklendiğine dikkat çekilirken, göstergelerin, faiz yükünde kalıcı bir bozulmaya işaret etmediği belirtildi. Faiz giderlerinin milli gelire oranının, 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 4,4 seviyesinde gerçekleştiğinin altı çizilirken "Bu oranın 2026 yılında yüzde 3,5’e gerilemesi, Orta Vadeli Program (OVP) dönemi sonunda ise yüzde 3,3’e düşmesi öngörülmektedir. Faiz harcamalarının vergi gelirlerine oranı, 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 25,9 iken; 2026 yılında yüzde 19,9’a gerilemesi ve OVP dönemi sonunda yüzde 18,3 seviyesine düşmesi beklenmektedir. Faiz harcamalarının merkezi yönetim toplam harcamalarına oranı ise 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 17,7 olarak gerçekleşmiş olup, 2026 yılında yüzde 14,5’e, OVP dönemi sonunda ise yüzde 13,9’a gerilemesi öngörülmektedir" açıklaması yapıldı. Ayrıca, kamu borçlanma stratejisinin, piyasa koşulları, makroekonomik görünüm ve risk unsurları dikkate alınarak ihtiyatlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir çerçevede yürütülmeye devam edildiği ifade edilirken, program döneminde 10 yıl vadeli TÜFE’ye endeksli tahvil ihraçları kademeli olarak azaltıldığı ve 2024 yılından itibaren söz konusu senetlerin ihracına son verildiği hatırlatıldı.

Karal: Denetimler göstermelik yapılmamalı; sonuç alıcı ve caydırıcı olmalıdır Haber

Karal: Denetimler göstermelik yapılmamalı; sonuç alıcı ve caydırıcı olmalıdır

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal, yarın gece ilk sahura kalkılacağını, ertesi gün ise Ramazan’ın ilk orucunun tutulacağını hatırlatarak, bu ayın millete sağlık, huzur, bereket ve gönül ferahlığı getirmesini temenni etti. DEVA Partili Karal, Ramazan’ın huzur ve bereket ayı olduğunu hatırlatarak, vatandaşın geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Artan enflasyon, düşen alım gücü ve maaşların hızla eridiği bir ekonomik tabloda vatandaşın zaten geçim mücadelesi verdiğini belirten Karal, Ramazan öncesi yapılan zamların toplumsal vicdanı zedelediğini aktardı. Özellikle temel gıda ürünleri başta olmak üzere market raflarında ani ve gerekçesiz fiyat artışlarının önüne geçilmesi gerektiğini kaydeden Karal, “Ekonominin bu kadar kırılgan olduğu, emeklinin, asgari ücretlinin, dar gelirlinin ay sonunu getirmekte zorlandığı bir dönemde Ramazan’ı fırsat bilerek yapılan her zam, dar gelirlinin rızkına göz dikmektir. Ramazan bereket ayıdır, fırsatçılık ayı değildir. Devlet, vatandaşını korumakla yükümlüdür.” ifadelerini kullandı. Karal, Ticaret Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sahadaki denetimleri artırması, stokçuluk ve fahiş fiyat uygulamalarına karşı caydırıcı yaptırımlar uygulaması gerektiğinin altını çizdi. Karal ayrıca şunları kaydetti: “Denetimler göstermelik yapılmamalı; sonuç alıcı ve caydırıcı olmalıdır. Haksız kazanç peşinde koşanlara karşı kamu otoritesi net ve kararlı bir duruş sergilemelidir. Vatandaşın temel gıdaya erişimde zorlanmadığı, alışveriş yaparken sürekli değişen etiketlerle karşılaşmadığı bir Ramazan iklimi oluşturmak devletin asli sorumluluğudur. Fırsatçılara alan açmak değil, dar gelirlinin sofrasını korumak esastır. Bu nedenle ilgili bakanlıkları gerekli tüm önlem ve tedbirleri ivedilikle hayata geçirmeye davet ediyor, Ramazan ayının ekonomik kaygılardan uzak huzur ve bereketle idrak edilecek bir iklimin oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.”

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran hakkında: “Ülkede bir dolar kıtlığı yarattık. Bu süreç çok hızlı bir şekilde sonuçlandı. Haber

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran hakkında: “Ülkede bir dolar kıtlığı yarattık. Bu süreç çok hızlı bir şekilde sonuçlandı.

Bence zirve noktası Aralık ayında geldi; İran’ın en büyük bankalarından biri, yaşanan banka hücumu sonrası battı. Merkez Bankası para basmak zorunda kaldı. İran para birimi serbest düşüşe geçti, enflasyon patladı ve bunun sonucunda İran halkını sokaklarda gördük.” ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran'da ekonomik krizin derinleştiğini belirterek, İranlı liderlerin hızla ülke dışına para aktardığını ve bunun rejimin sonunun yaklaştığına işaret ettiğini söyledi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İranlı yöneticilerin büyük miktarda parayı ülke dışına çıkardığını belirterek, "Bu, sonun yaklaştığını bildiklerine dair iyi bir işaret" ifadesini kullandı. Bessent, ABD Senatosu Bankacılık, Konut ve Kentsel İşler Komitesi'nde, Finansal İstikrar Gözetim Konseyi'nin (FSOC) yıllık raporunun ele alındığı oturumda konuştu. İran'da ciddi bir dolar sıkışıklığı oluşturduklarını söyleyen Bessent, bu sürecin geçen yıl aralık ayında ülkenin en büyük bankalarından birinin iflas etmesiyle zirveye çıktığını aktardı. Bessent, yaşanan gelişmeler nedeniyle İran Merkez Bankası'nın para basmak zorunda kaldığını, ulusal para biriminin sert şekilde değer kaybettiğini, enflasyonun hızla yükseldiğini ve bunun sonucunda halkın sokaklara çıktığını ifade etti. İran'ı yakından izlemeyi sürdüreceklerini vurgulayan Bessent, "İranlı liderlerin deliler gibi ülke dışına para aktardıklarını gördük, yani fareler gemiyi terk ediyorlar. Bu, sonun yaklaştığını bildiklerine dair iyi bir işaret" değerlendirmesinde bulundu. "Trump şaka yaptı" Oturumda Demokrat Senatör Elizabeth Warren'ın, ABD Merkez Bankası (Fed) başkanlığına aday gösterilen Kevin Warsh'ın, ABD Başkanı Donald Trump'ın istediği şekilde faizleri indirmemesi durumunda dava edilmeyeceği ve Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma açılmayacağına dair taahhütte bulunup bulunamayacağını sorması üzerine Bessent, "Bu Başkana bağlı" yanıtını verdi. Bessent, Trump'ın faizlerin düşürülmemesi halinde Warsh'a dava açacağı yönündeki sözlerinin ise "bir şaka" olduğunu söyledi.

Özdağ: Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil Haber

Özdağ: Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, açıklamasında "Kendilerine 20 bin lira sefalet aylığı reva görülen emekliler, açlık sınırının 10 bin lira altında maaş alan asgari ücretliler, siftah yapamayan ve 9 seneden beri fakirleşen esnaf, yoksulluk içinde kıvranan orta direk ve geleceğimiz olan gençlik, boş pazar çantası ile 150, 250, 300 liralık bir miktarla alışverişe giden anneler ve uzun zamandan beri milliyetçi sandıkları siyasetçilerin Öcalan’ı kurucu önder yapmasını hazmedemeyen geniş toplum kesimleri ortak bir noktada buluşmuştur." ifadelerini kullandı. Artık Cumhur İttifakı'nın oluşturduğu iktidar bloğunun sandıkta gömülmeye doğru hızla ilerlediğini belirten Özdağ, "Sandık gelecek ve bu millete açlığı, yoksulluğu reva gören Öcalan'ın ise umut hak ettiğini söyleyenler, bu sandığa gömüleceklerdir." dedi. Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, AK Parti Grup Başkanvekilinin Gabar petrollerinden gelen gelirlerle emeklilerin maaşlarında iyileştirme yapacağı vaadinde bulunduğunu ifade ederek, Akbaşoğlu'na seslendi. Özdağ, "Sayın Akbaşoğlu, eğer bu ifadenizde gerçekten zerre kadar, yüzde 1’in altında eser miktarda ciddiyetiniz varsa Gabar petrolü halka dağıtılana kadar aldığınız 500 bin lira maaşın 480 bin lirasını emeklilere dağıtın, 20 bin lirayla geçinin. Nasıl olsa Gabar’dan gelen size de gelecek. Yoksa bu milletle alay etmeyin daha fazla." diye konuştu. Açıklanan Ocak ayı enflasyon rakamlarına da değinen Özdağ, şunları kaydetti: "TÜİK enflasyonu, TÜİK yani ne diyelim açıkladığı rakamlara herhalde açıkladığı rakamlar temel olarak Erdoğan'ı üzmeme rakamları yüzde 4,84. ENAG ise 6,32 olarak ilan ettiler. Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil. ENAG enflasyonu ise yüzde 53,42 olarak ilan etti. Yüksek ocak ayı enflasyonu AKP hükümetinin 2026 enflasyon programının tutmayacağını daha ilk aydan gösterdi. Diğer yandan aralık ve ocak ayları arasındaki belirgin fark hükümetin asgari ücret ve emekli memur aylığı artışlarını düşük tutmak için enerji ve petrol ürünleri başta olmak üzere zamları ocak ayına ertelediğini düşündürüyor. Ocak ayındaki yüksek enflasyondan dolayı, 20 bin lira emekli maaşı alan bir emekli cebinden 968 TL'yi kaybetti 1 Şubat itibariyle. 28 bin 75 TL asgari ücret alan kişi ise bin 359 TL'yi geri verdi. Daha şimdiden eriyor. Üzülerek ifade ederim ki bu hükümet emekliye, işçiye, memura, çiftçiye kısaca orta direğe yaşam hakkı tanımıyor." Özdağ, yüksek gıda enflasyonu ve düşük aylıkların halkı açlık karşısında feryat edecek duruma getirdiğini söyledi. Özdağ, "Benim yanımda Gaziosmanpaşa’da bir anne üstelik engelli bir kız çocuğu olan bir anne alışverişe pazara 250 lira ayırdım dedi. Bir kilo havuç, bir kilo ıspanak aldı, karalahana alacaktı, pazarcı 50 lira deyince 40 liralığı yok mu, yoksa kalsın dedi. Durum bu!" sözlerini kaydetti. Özdağ, açıklamasında ayrıca şu ifadelere yer verdi: "AKP döneminde de Suriye'de askeri operasyon yapıldı diyebilirsiniz, doğrudur, yapılmıştır. Peki bu operasyonlarla PKK, YPG yapılanması Suriye'de tamamen ortadan kaldırılmış mıdır? Hayır. Peki TSK bu operasyonlarda ne yapmıştır? TSK kendisine verilen görevi kahramanca ve başarıyla gerçekleştirmiş ve bölge kontrolü yapmıştır. Ama kendisine siyasi ve askeri imha emri verilmediği için bu hedefe yönelmemiştir. Peki, bölge kontrolü sağlanınca Suriye PKK'sı imha mı edilmiştir? Harekatın hedefinde yer alan sözde Kobani ve Cezire kantonları dağıtılmış mıdır? Hepsine verilecek cevap ne yazık ki kocaman bir hayırdır. Çünkü terör operasyonları sadece bölge kontrolüyle değil, doğrudan teröristleri ve terör örgütünün altyapısını yok ederek yapılır. Bu operasyonlarda hayatını kaybeden aziz şehitlerimizi şükran duygularımızla ve kahraman gazilerimizi de minnetle mücadele eden bütün asker ve komutanları şükranla anıyoruz, saygılarımızı sunuyoruz. Ama bu askeri operasyonlar AKP hükümetlerinin siyasi hatalarını, Türk ordusunun bütün kahramanlığına rağmen telafi etmemiştir. Çünkü siyasi hatalar askeri başarılarla ne yazık ki ortadan kaldırılamıyor. Türkiye'nin güvenliği sağlanmadığı için gelişen süreçte PKK-YPG Fırat'ın doğusunda Haseke merkezli yeni bir siyasi yapılanmayla fiilen bir özerk alan oluşturdu. Esad'ın devrilmesinden sonra Suriye PKK'sı iyice şımardı ve Şam yönetimini başlangıçta tanımayan bir tavır sergiledi. Böylece Kuzey Irak'tan sonra KCK çatısı altında sözde dört parçalı teröristanın kuzey ve doğu Suriye bölümünde gerçekleştirilmek istendi. Yeniden bu nokta, 24 yıllık AKP hükümetinin Suriye'de büyük bir başarısızlığa imza attığını bize gösteriyor. Efendim, Suriye ordusu Fırat'ın doğusuna operasyon yaptı, PKK, YPG geri çekildi, ABD PKK'yı satmadı mı diye sorabilirsiniz. Arkadaşlar, ABD kimseyi satmadı, atmadı. Sadece PKK'nın alanını coğrafi olarak daraltırken kurumsal olarak derinleşmesini sağladı." Konuşmasında Epstein olayından da bahseden Özdağ, 2012'den beri devam eden hukuki süreçte kısa süre önce ABD Adalet Bakanlığı'nca milyonlarca belge, görsel ve videonun erişime açılmasının rutin bir işlem olmadığını belirtti. Zamanlamanın muhtemelen İran operasyonu öncesine denk gelmesinin de rastlantı olamayacağına değinen Özdağ, "Çünkü Epstein davası sıradan bir pedofil, çocuk istismarı ve fuhuş dosyası değildir. Epstein davası, hedef aldığı tanınmış siyasetçiler, devlet adamları, iş insanları ile küresel siyasetin oluşması ve şekillendirilmesine şantaj ve baskı yoluyla etki etmeyi amaçlayan uzun vadeli ve geniş kapsamlı bir stratejik istihbarat ve casusluk operasyonudur." dedi. Bazı Türk siyasetçilerin ve iş insanlarının da Epstein vakasıyla ilintili olduğuna dair bilgilerin basına sızdığını belirten Özdağ, "Bu kişilerin bu sürecin içerisine girerek şantaja, istismara, bilgi sızdırmaya, yabancı istihbarat servislerine, Mossad başta olmak üzere hazır olduğu gerçeğini tespit ederek bu davayı incelemeliyiz." diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.