Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emekli Maaşı

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Emekli Maaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emekli Maaşı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hastürk: Bu oranlar zam değil, emekliyi hayatta kalma mücadelesine mahkum etmektir Haber

Hastürk: Bu oranlar zam değil, emekliyi hayatta kalma mücadelesine mahkum etmektir

Bursa Emekli ve Emekçiler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Hastürk, 2026 Ocak ayında açıklanan emekli maaş zamlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Bursa Kent Meydanı’nda düzenlenen açıklamaya Bursa Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, Genel Sekreter Elvan Atay Özkan, emekli dernekleri, sendika temsilcileri ve yurttaşlar katıldı. Aralık 2025 enflasyon verileri gerekçe gösterilerek memur emeklilerine yüzde 18,61, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 12,19 oranında zam yapılmasını eleştiren Hastürk, açıklanan oranlar için “Bu oranlar zam değildir. Bu, milyonlarca emekliye ‘ya sus ya aç kal’ demektir” ifadelerini kullandı. Açıklanan rakamların gerçek yaşam koşullarıyla örtüşmediğini belirten Hastürk, “Pazarda, markette, kirada, faturada yaşananları görmezden gelen bu anlayış, emekliyi hayatta kalma mücadelesine mahkum etmiştir” dedi. Emekli maaşlarının yalnızca ekonomik bir veri olmadığını vurgulayan Hastürk, “Emekli maaşı bir rakam değil, insan onurudur. Emeklilik bir lütuf değil, alın terinin karşılığıdır” sözlerini aktardı. Sağlıkta alınan katkı paylarına da değinen Hastürk, “Emekli hastalanmasın diye mi bu katkı payları var?” sözleriyle tepki gösterdi. Yerel yönetimlere de çağrı yapan Hastürk, Bursa’da emeklilerin ulaşım, barınma ve gıdaya erişimde ciddi sorunlar yaşadığını savundu. Basın açıklamasının sonunda taleplerinin karşılanmaması halinde mücadeleyi büyüteceklerini ifade eden Hastürk, “Sefalete teslim olmayacağız. Boykot dahil tüm demokratik haklarımızı kullanacağız” dedi.

Özdağ: İstanbul’da siyaset Türkiye'yi şekillendiren siyasettir Haber

Özdağ: İstanbul’da siyaset Türkiye'yi şekillendiren siyasettir

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, Zafer Partisi'nin 2026 çalışma yılını İstanbul'dan başlattığını belirterek bugün Üsküdar'da çalışmalara başladıklarını bildirdi. Ay sonuna kadar çalışmaları İstanbul'da sürdüreceklerini ifade eden Özdağ, İstanbul'un Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve kültürel merkezi olduğunu kaydederek, "İstanbul’da siyaset Türkiye'yi şekillendiren siyasettir. 10 milyona yakın seçmeniyle ve geriye kalan 80 ilde temsil yeteneğiyle İstanbul siyaseti büyük bir önem taşımaktadır." dedi. Bugüne üzücü bir haberle başladıklarını belirten Özdağ, ülkede 16 milyon insanı hatta şimdi 16 milyon 800 bini aştığı insanı ilgilendiren olumsuz bir haberi duyduklarını söyledi. Özdağ, SGK ve BAĞ-KUR emeklileriyle memur emeklilerine yapılan zamların açıklandığını aktararak, şu ifadeleri kullandı: "SGK ve BAĞ-KUR için yüzde 12,19 ve memur emeklileri için de 18,61 oranında zam yapılmış. Böylece en düşük emekli maaşı 18 bin 840 liraya yükselmiş durumda. Emekli 2025 senesinde olduğu gibi ne yazık ki açlıkla sefaletle sınanmaya devam edecek. Bu milli gelirden emeklinin aldığı payın, dulun yetimin aldığı payın düşüş yaşadığı 9. sene sefaletin açlığın arttığı 9. sene ve görüyoruz bazı emekli yurttaşlarımız Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de, büyük şehirlerde geceleri ısınmak için kamu kuruluşlarına sığınmak zorunda kalıyorlar. İnanılır gibi değil. Çünkü diğer ihtimal sokakta kalmak ya da ne yazık ki olağanüstü kötü şartlarda tek başlarına çok ucuz otellerde yaşayan binlerce emeklinin varlığını görüyoruz ve üzülüyoruz. Bu insanca yaşayabilecekleri bir ücret değil ve emekli bunu hak etmiyor, dul yetim bunu hak etmiyor. Asgari ücretten oluşturduğu hayal kırıklığı devam ederken şimdi emekli dul ve yetimlerin karşı karşıya olduğu bu durumu kabul etmek normal karşılamak mümkün değil." Açıklamasında Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılması hakkında da konuşan Özdağ, "Venezuela Cumhurbaşkanı'nın bir grup Amerikan askeri tarafından anlaşılan Venezuela'daki bazı çevrelerle iş birliği yapılarak kaçırılması devletler hukuku açısından demokrasi açısından kabul edilebilir değildir. 1648’de Westfalya barışıyla modern milli devletlerin temeli atılmış ve egemenlik hakları kabul edilmiştir. Bu 1648’den beri devam eden sistemin yıkıldığını ve tekrar orta çağa döndüğümüzü gösteren bir eylemdir." dedi. Bir başka önemli gelişmenin de hiç şüphesiz İran'daki gelişme olduğunu belirten Özdağ, şunları aktardı: "İran'da rejimin kötü yönetimi ve ambargolar neticesinde ve kuraklık neticesinde ortaya çıkan büyük bir toplumsal huzursuzluk olduğunu görüyoruz. Bu toplumsal huzursuzluk şimdi sokaklara taşmış durumda ve rejimin devrilmesine doğru evrilebilecek bir süreç olarak bazı ülkeler, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, tarafından sürdürülmek isteniyor. Doğrusu İran'da ortaya çıkacak bir iç savaş ve savaş tehdidinin Türkiye'yi yakından ilgilendirdiğini görüyoruz ve İran'ın da böyle bir durumda içinde tutmuş olduğu çok sayıda milyonlarca Afgan'ı Türkiye sınırına doğru zorlayacağını görüyoruz. Bundan dolayı AK Parti hükümetine sesleniyoruz. Türkiye-İran sınırındaki önlemler sınırın geçilmez hale gelmesini sağlayacak şekilde arttırılmalı. 3 metrelik, 4 metrelik duvarlar yüz binlerce kişi sınıra doğru ilerlerse hiçbir işe yaramaz. Ve mevcut önlemlerin işe yaramaması durumunda yeni yüz binlerce sığınmacıyı Türkiye üstlenmek zorunda kalır. Şimdiden en caydırıcı ve etkili önlemleri almakla yükümlüsünüz."

DEVA Partili Sadullah Kısacık: Emeklilerin yüzde 75'i geliriyle geçinemiyor Haber

DEVA Partili Sadullah Kısacık: Emeklilerin yüzde 75'i geliriyle geçinemiyor

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü ve Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, TBMM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı. DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Parti Sözcüsü ve Adana Milletvekili Sadullah Kısacık, açıklamasında en düşük emekli maaşının yoksulluk sınırı altında kaldığını belirterek milyonlarca emeklinin yaşam mücadelesi verdiğini söyledi. Emeklilerin yüzde 75'inin geliriyle geçinemediğini, yüzde 65'inin ev sahibi olmadığını ifade eden DEVA Partili Kısacık, "EUROSTAT ve OECD verileri ortada. Türkiye emeklilere yapılan kamu sosyal harcamalarında Avrupa ortalamasının yüzde 40 altında.” dedi. Kısacık ayrıca şunları kaydetti: “Büyükşehirlerde kira minimum 15 bin TL bandında. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de bir emekli maaşı ile ev kiralamak mümkün değil. Kirasını ödeyemeyen emeklilerimiz bir otel odasına zorla sığınıyor. Evet, bu ülkede artık emekliler evde değil, günlük kiralanan ucuz otel odalarında yaşıyor. Ankara'da Ulus'ta, İstanbul'da, turizm bölgelerinde geceliği 200-400 TL arası olan, çoğu zaman ortak tuvaleti olan ve hatta banyosu olmayan 3-4 kişilik ranza sistemli odalarda emeklilerimiz yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Milletimizin gün görmüşleri, toplumsal hafızamızın temeli emeklilerimiz; yirmi beş otuz yıl çalışmış, prim ödemiş, vergi ödemiş insanlar. Peki yılların emeğinin karşılığı ne? Bir anahtar, bir oda ve bir yatak! Bu mu sizin insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışınız.”

Emekli maaşı için yeni dönem: 9 katına çıkıyor. Kim ne kadar emekli aylığı alacak? Haber

Emekli maaşı için yeni dönem: 9 katına çıkıyor. Kim ne kadar emekli aylığı alacak?

Emekli maaşları Sosyal Güvenlik Kurumi üzerinden bildirilen prime esas kazanç doğrultusunda hesap ediliyor. Prime esas kazanç üst sınırı gelecek yıl asgari ücretin 7,5 katından 9 katına yükselecek. Yüksek ücretle çalışanların yeni yıldan itibaren daha fazla işçi ve işveren primi kesintisi olacak. 4/a SSK, 4/b BAĞ-KUR ve 4/c memurlarının emekli maaşı 2008 Ekim sonrası için prime esas kazanç tutarı ve prim gününe dayalı aylık bağlama oranı ile belirleniyor. Diğer faktörler olsa da, maaşın miktarı büyük oranda bu iki unsurdan etkileniyor. Prime esas kazancın alt sınırı brüt asgari ücret olarak hesaplanıyor. Üst sınır ise 2017'ye kadar asgari ücretin 6,5 katıydı, o yıldan beri 7,5 kat uygulandı. Geçen hafta Resmi Gazete'de yayımlanan yasa, bu sınırı 1 Ocak 2026 itibarıyla asgari ücretin 9 katına çıkaracak. Emeklilikte, her 360 gün çalışmanın karşılığı olarak prime esas ortalama aylık kazancın yüzde 2'si kadar emekli maaşı hesaplanır. Prime esas ortalama aylık kazanç, bildirim ve emeklilik talebi tarihleri arasında güncellenen kazançlarla belirlenir. Prime esas kazancı sürekli asgari ücret üzerinden bildirilen bir kişinin ortalama aylık kazancı 26.000 TL olarak kabul edilirse (Gerçekte daha düşük de olabilir). O kişiye verilen aylık bağlama oranı %50 ise 13.000 TL emekli maaşı alacakken, en düşük emekli maaşı 16.881 TL'den aşağı olamayacağı için 16.881 TL maaş alır. Prime esas kazanç üst sınırı 2025'te asgari ücretin 7,5 katı, yani 195.041,25 TL olarak belirlendi. Örneğimizdeki kişi başlangıçta düşük, sonrasında tavan maaş ile çalıştığı varsayılarak ortalama aylık kazancı 26.000 TL yerine 160.000 TL olsun. Aylık bağlama oranı aynı kalsa bile emekli maaşı 80.000 TL olur. Gelecek yıl prime esas kazançta üst sınır asgari ücretin 9 katı olacak. Mevcut asgari ücretle 234.049,50 TL'ye kadar olan kazançlar prime dahil edilecek. Böylelikle, yüksek kazancın bildirimi ile kişilerin ortalama aylık kazançları artacak. Aynı örnekle devam edecek olursak, %50 aylık bağlama oranına sahip bireyin ortalama aylık geliri 200.000 TL hesaplanırsa, o kişiye 100.000 TL emekli maaşı bağlanacak demektir. YÜKSEK KAZANCA YÜKSEK PRİM Prime esas kazanç üst sınırının artışı, yüksek kazançlı çalışanlar için işçi prim kesintisinin artacağı anlamına gelir. Ancak bu artış, gelir vergisi düşüşü ile bir miktar dengelenecektir. Örnek verirsek, aylık brüt kazancı 250.000 TL olan birisinden, prime esas kazanç üst sınırı 195.042,25 TL olduğundan 2025'te 327.669,55 TL sosyal sigorta, 23.404,97 TL işsizlik sigortası olmak üzere toplam 351.074,52 TL prim kesilir. Prime esas kazanç üst sınırı bu yıl asgari ücretin 9 katı olarak belirlenmiş olsaydı, bu kişiden yıllık 393.203,16 TL sosyal sigorta primi, 28.085,94 TL işsizlik sigortası primi olmak üzere toplam 421.315,94 TL prim kesilecekti. Prim miktarı 70.421,42 TL artacak ama gelir vergisi matrahı aynı miktarda azalarak %35 gelir vergisi dilimi nedeniyle 24.584 TL daha az vergi ödeyecek, böylece prim artışının üçte biri vergideki düşüşle dengelenecektir. İŞVERENDEN KESİLEN KISIM ARTACAK 2025 yılında prime esas kazanç üzerinden imalat sanayisindeki işverenden %15,75 sosyal sigorta ve %2 işsizlik sigortası kesintisi yapıldı. İmalat dışı işverenler 1 puan fazla ödeme yaptı. Asgari ücretin 7,5 katından 9 katına çıkan prime esas kazanç üst limiti ile işveren prim kesintisi artacaktır. Ayrıca gelecek yıl tüm işveren primlerinde 1 puanlık artış da olacak. Dahası, imalat dışındaki işlerde işveren prim desteği 4 puandan 2 puana düşecek ve bu değişiklik işverenin prim yükünü bu yıla nazaran toplamda 3 puan arttıracaktır. 63,7 MİLYAR TL EK GELİR Türkiye'de şu anda 358 bin kişi asgari ücretin 7,5 katının üzerinde maaş alıyor. Prime esas kazanç üst sınırının asgari ücretin 7,5 katından 9 katına çıkarılması ile Sosyal Güvenlik Kurumu, 2026'da 63,7 milyar TL ek gelir elde etmeyi hedefliyor.

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı Haber

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Yoksulluk sınırı 98 bin lira. Asgari ücret 30 bin lira olması gerekiyor. bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler." dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İlke TV canlı yayınına konuk oldu. Kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren 2026 yılı bütçe teklifi hakkında, “Bir kez daha hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bu hafta aslında Meclis’te bütçe görüşmeleri Genel Kurul aşamasına geçti. Bundan önceki cumartesi günü de Bütçe Hakkı Mitingi vardı, Ankara Tandoğan’da. Çok anlamlı bir mitingti. 70’in üzerinde bileşen, bütçe hakkı için bir araya geldiler. Ben de o mitinge katıldım. Hem emeklinin, hem emekçinin bütçe hakkı savunuluyordu. Tabii o çerçeveden bakınca zaten bugün Meclis’te yapılanlara bütçe görüşmesi demek zor” dedi. Özel, şöyle devam etti: “MECLİS GENEL KURULU ONLARA GÖRE DEKOR OLDU” “‘Yani bir meclis kurulmuş da sonra bütçeyi yapsın diye komisyon kurulmuş, o da bütçe yapmış’ diye bir şey yok insanlık tarihinde. Magna Carta, tek adamın vergiyi tek başına belirleyemeyeceğini yazıya dökmesiyle, insanlık tarihinin en önemli kazanımının ilk somut adımıdır. O günden itibaren devletin vergi alan sağ eliyle dağıtan, şefkatli sol elinin dengesine meclisler karar verir. Önce 1215’te bir yazı olarak kazanım oldu. Devamında 17’nci yüzyılda damgasını vuran ‘temsil yoksa vergi de yok’... Yani bir mecliste temsil edilmiyorsam vergi de vermem. İngiliz parlamentosu, Fransız ihtilaliyle Fransız parlamentosu ve bizde biraz daha geç olmakla birlikte önce bütçe hakkı elde edildi, sonra onun konuşulacağı yere çatı yapıldı. Oraya meclis dendi. Meclisten önce kazanılmış bir hak bu. Ama şimdi Meclis’te görüşülüyor, 12 gün sonra bitecek. Diyelim ki 600 milletvekili reddetti bütçeyi. Bütçe, geçen senekinin üzerine yeniden değerleme oranı konup devam edecek Cumhurbaşkanı hükümet sistemi ve tek adam rejiminde. Neden? Çünkü OHAL’de değiştirdikleri anayasaya bunu koydular. ‘Eğer bütçe geçmezse bir önceki bütçeye yeniden değerleme oranı konulur. Ona göre hükümet devam eder.’ Düşünün ki milletin meclisinin tamamı bütçesini reddetmiş… Normalde bütçesi geçmeyen hükümetler dünyada düşer, yerine yenisi konulur. Türkiye siyasi tarihinde de örnekleri var. Ama maalesef bütçenin göstermelik bir şey olduğu, yani artık bizim Meclisimiz onlara göre, onların getirdiği rejime göre bir dekor orası, Genel Kurul salonda. Milletvekilleri oyuncu, halk seyirci, demokrasi de adeta orada atılan bir tirad. Yoksa bir karşılığı yok. Önce bu tespiti yapmak lazım.” “BU BÜTÇE ‘-MIŞ GİBİ’ YAPAN BİR BÜTÇE” “Devamında; bu bütçe nasıl bir bütçe? Bu bütçe ‘-mış gibi’ yapan bir bütçe. Bu bütçe aslan payını iktidarın, iktidarın önceliklerinin; işte büyük holdinglerin, şirketlerin, onların vereceği vergilerin affedildiği veya büyük teşviklerin, Kamu - Özel İşbirliği’ne büyük paraların, Yap - İşlet - Devret’lere büyük paraların aktarıldığı ama emeğin, emekçinin ve emeklinin hakkını alamadığı bir bütçe bu. Tabii bugün 16 bin lira en düşük emekli maaşından, 22 bin lira asgari ücretten bahsediyoruz. Geçen sene AK Parti, kendi pratiğini ki o pratik de gerçekleşen bir pratik değil ama hep şunu söylüyordu; ‘Biz asgari ücretliyi enflasyona ezdirmiyoruz.’ Nasıl ezdirmiyorsun? ‘TÜİK, bir enflasyon belirliyor ve biz enflasyon kadar zam veriyoruz.’ Bir kez TÜİK enflasyonu belirlemiyor, orada enflasyon üzerinden manipülasyon yapıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Zaten sen oradan, emekten bir şeyler çalıyorsun. Ama geçen sene TÜİK’in, ben ‘Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu’ diye kısaltıyorum onu, onun rakamlarıyla da enflasyonu vermediler. Neyi verdiler? Beklenti enflasyonunu verdiler. Yani karnede sınavda aldığı notu değil de sınava girmeden önce umduğu notu veriyor. Böyle bir eğitim sistemi, böyle bir puanlama sistemi var mı? ‘Ben enflasyonu yüzde 20’ye düşürecektim, beceremedim yüzde 40 oldu. Sana 40 vermiyorum, 20 veriyorum.’ Önce düşür, sonra onu ver. Öyle olunca zaten gitgide gerçek enflasyon karşısında eriyen asgari ücret geçen sene ağır bir yara almıştı ve 22 bin lirada kaldı. Aslında 30 bin lira olması gerekiyordu. Şimdi bu 22 bin lira üzerine, bugün işte artık nihayet Türk-İş’in de katılmayı reddettiği Asgari Ücret Komisyonu‘nda oturup bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler.” “BUGÜNE KADAR KATILMALARI YANLIŞTI” (Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na TÜRK-İŞ’in katılmaması hakkında) “Doğru buluyorum ama bugüne kadar katılmalarını da yanlış buluyorum. Bu kadar adaletsiz bir komisyona bugüne kadar katılmaları yanlıştı. Bu seferki doğru. Ümit ediyorum bundan sonra belirlenecek asgari ücrete ki bir küçük parantez açayım, Türkiye’de konfederasyonların şöyle bir yanılgıları var veya sorumluluğu üstlerinden atıyorlar. Konfederasyon derken DİSK öyle yapmıyor ama TÜRK-İŞ özellikle şöyle yapıyor; ‘Asgari ücret benim işim değil ki’ diyor. ‘Bende işçi zaten asgari ücret almıyor.’ Doğru. Ama asgari ücret, Türkiye’de temel ücret oldu. Neredeyse kayıt dışı çalışanları da katarsanız ortalama ücret oldu. En büyük toplu sözleşme. Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Almanya’da asgari ücret, bir yıl alınan kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücretken Avrupa’da öyle bir ücretken Türkiye’de temel ücret. Asgari ücrete gelen zam oranı bütün ücretlere neredeyse aynen yansıyor. Yani asgari ücretin iki katı maaş alan için bile asgari ücretin nasıl belirlendiği, onun alacağı zam açısından çok önemli. Böyle bir fiiliyat var Türkiye’de. Şimdi böyle olunca bu asgari ücret meselesinde bir kez TÜRK-İŞ’in oturmaması doğru. Bütün sendikaların birden bunu kendi meseleleri yapmaları lazım. Çünkü bütün ücretlere yansıyor. Asgari ücret eğer 27 bin, 28 bin lira olacaksa bu bir yıl önce hak edilen asgari ücretin bile altında. 30 bin lira olması gerekiyor 28 binde. Bu tarihin en büyük emek hırsızlığı. Bunun karşılığında bir de emekli maaşına yapacakları zammı da düşünürseniz, o da 16 bin liranın üzerine gelecek zamla 20 bin lira gibi bir şey olması bekleniyor. Bugün için ilk kez tarihte asgari ücret verildiği gün açlık sınırının altında olacak. En düşük emekli maaşı da verildiği gün açlık sınırının üçte ikisi seviyesinde olacak. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben meydanlarda soruyorum. İşte, yoksulluk sınırı 98 bin lira. O da TÜRK-İŞ’in rakamları. Kocam meydanda yedi, sekiz kişi çıkıyor evine 98 bin liradan fazla maaş girenler. Bir maaş, iki maaş, üç maaş. Herkes tek bir asgari ücretle geçiniyor ve açlık sınırının altında. O yüzden de ‘Bu büyük bir sosyal patlamaya, sosyal infiale sebebiyet verir’ dedim. Neye göre dedim? Sokakta gördüğüm tansiyona göre, meydanda gördüm tansiyona göre.” “TATBİKAT GÖRÜNTÜSÜYLE ACINACAK HALİMİZE GÜLDÜK” (Grev yasakları için) “Evet, bu örgütlü tepkiyi bastırmaya yönelik bir iş. Bütün Türkiye’de askeri darbe dönemlerini, sıkıyönetim dönemlerini aratmayacak bir şekilde. Yani hiçbir şey yokken ortada... Yani bazen hani anlamıyorum ama hani onları anlamak isteyeyim. Olağanüstü şartlar olur da çok büyük travmaların olduğu günlerde de ne bileyim 15 Temmuz darbesinden bir ay sonra da grev olur, ‘Dur kardeşim, şimdi zamanı değil’ dersin. Veya böyle büyük toplumsal olaylar vardır. Türkiye belli bir sanayi koluna çok ihtiyaç duyuyordur, o milli güvenlik meselesidir. Ne bileyim işte top dökeceksindir de demir - çeliki durduruyordur adam. ‘Dur kardeşim savaşın içindeyiz, top dökeceğim. Demir - çelik durmaz; milli güvenlik…’ Hiçbir şey yok ortada. Milli güvenliği tehdit diye bütün grevleri erteliyorlar. Bu anayasadaki yetkinin, zaten olmaması gereken bir yetkinin suistimali, kötüye kullanımı. Ercüment Bey biraz önce söyledi. Bugün acınacak halimize tebessüm ettik. Kahramanmaraş’ta tatbikat yapıyorlar, ‘Efendim işçiler ayaklanırsa, grev yaparsa çevik kuvvet bunu nasıl bastıracak?’ Bunun tatbikatını yapıyorlar. Ama bunların hepsi örgütlü bir eylemliliğe karşı yapılan iş. Benim bahsettiğim bir sosyal patlama. Yani insanların artık burasına gelmiş, hatta daha da burasına gelmiş ve boğulmak üzere. “SOKAKTAKİ ÖFKEYİ BEN DAHA ÖNCE GÖRMEDİM” “Mesela sosyal patlamanın ilk basamağı şudur: Bir asgari ücretli bir yerde çalışıyordur. Gün boyunca ter döküyordur lokantada, mesela servis yapıyordur. O 22 bin lira maaş alacaktır. Bir beyefendi gelir, öğlen yemeğinde 22 bin lira hesap öder, gider. Bu o asgari ücretlinin içine dokunur. ‘Ya ben bir ay sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar burada ter döküyorum. Benim aldığım maaş burada…’ Bu başka bir şey. Bundan ciddi bir rahatsızlık duyar. Ama bir de o kişi evdeki çocuğunun karnını doyuramıyorsa, okula gönderdiği çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamıyorsa veya bir baba evladının bu durumundan dolayı sürüklendiği bunalımı veya aklından geçenleri düşünüyorsa o vakitten sonra o toplumda ne olacağını öngöremezsiniz. Ben bunu çok samimi bir şekilde söylüyorum. Ben yıllardır sokakta siyaset yapan birisiyim. Bir Genel Başkan olarak da herhalde benim kadar sokakta olan yoktur. Ben sokaktaki öfkeyi daha önce görmedim. Açık açık da söylüyorum bu vakitten sonra bu insanlara böyle asgari ücrette, en düşük emekli maaşında alay edecek ve artık sürdüremeyecekleri yani laf olsun diye değil gerçekten bıçak kemikte. Bu insanlar, sohbet ettiğin herkes diyor ki… ‘Nasıl geçiniyorsun?’ ‘Borçla.’ ‘Nasıl döndürüyorsun?’ ‘O karttan bu karta.’ Artık kart da vermiyorlar. Hepsi patladı. Tefecilerin bu kadar çok olması, İstanbul’da çetelerin bu kadar çok olması, insanların sanal bahise yönelmesi… Hiçbirisini mazur görmüyorum ama hiçbirisi de kendiliğinden olan şeyler değil. Bunların ekonomik ve sosyal altyapısı var. Bu ülkeyi yönetenler şunun farkında değiller: Bu vakitten sonra artık bu insanlar ‘Eskiden ayda üç kere dışarıda yemek yerdik, şimdi bir kere yiyebiliyorum’, ‘Efendim ayakkabılarımı eskiden pençe yaptırmazdım, şimdi pençe yaptırıp giyiyorum’, ‘Bu sene bir palto alamadım’ değil. Bu değil adamın derdi, karnını doyuramıyor.” “YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR” (Erdoğan’ın işverenlere ‘Elinizi taşın altına koyun’ şeklindeki sözleri hakkında) “Erdoğan’ınki bir kere şöyle: Yavuz hırsız ev sahibini bastırır, deyim yerindeyse. Bir kere şöyle bir şey var. Asgari ücreti belirleme meselesinde son sözü kim söylüyor? Kim söylüyor, kamu otoritesi söylüyor. Her şeyin sorumlusu sensin de bunun sorumlusu mu işveren? Bu diyor ki ‘Ben asgari ücreti bu kadar belirliyorum ama’ dilinin altındaki, bu asgari, sen üstünü ver. Ya nerede? Bir kere bu ülkede bir gerçeklik de var, bunun da altını çizeyim. Bazı sektörlerde asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bu olacak iş değil. Ama neden? Açmaz. Satranç da nasıl olur? Son hamleden dolayı artık açmaz olmaz. Oyun baştan beri yanlış kurulduysa açmaz olur. Şimdi tekstilde Mısır’daki asgari ücretle rekabet edecek adam ama verdiği asgari ücretle Türkiye’de geçinecek birisi. Öyle bir durum var ki alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bunun için burada hükümetin devreye girip ki biz kanuni teklifimizi de sunduk. Sektöre ve çalışan sayısına göre örneğin tekstilde çalışan işçiler için 10 bin 140 lira, ya da 1-10 arasındaki küçük esnaf için 10 bin 140 lira. Bir gruba 8 bin 101, bir gruba 5 bin 400 lira sosyal güvenlik primi desteği vaat ediyoruz. O da şu, eğer tekstilde belli bir sayının altında işçi çalıştırıyorsa 10 bin 140 lira eksik sigorta ödüyor. Asgari ücret veren için 28 bin lira, alan için 39 lira oluyor. Devlet yapacaksa bunu yapacak. Erdoğan çıkmış, ‘Kefenin cebi yok…’ Yani, ‘Ben asgari ücreti 28 bin lira belirledim ama varsın onlar 35 lira versin.’ Hangi sermaye, hangi işveren? Bir de bu piyasa ve rekabet şartlarında böyle babasının hayrına asgari ücrete zam yapar. Yok öyle bir şey. Sorumluluktan kaçmak için meseleyi karşıya yansıtıyor. Siyasi bir akrobasi yapıyor. Buna milletin karnı tok.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.