Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekrem İmamoğlu

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Ekrem İmamoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekrem İmamoğlu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özgür Özel: “Yoksulu Görmeyip Zengini Kayıran AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız” Haber

Özgür Özel: “Yoksulu Görmeyip Zengini Kayıran AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız”

Özel, şunları söyledi: “80’İNCİ EYLEM İÇİN BU MEYDANDAYIZ” “248 gün önce Türkiye’nin mevcut iktidarı bir sonraki iktidarına, mevcut Cumhurbaşkanı bir sonraki Cumhurbaşkanı’na darbeye kalkışınca kalktık Ankara’dan, İstanbul’a doğru yola çıktık. Elim yüzümde camdan dışarı bakarken dedim ki ‘Her darbenin bir hedefi olur. Bunun hedefinde Cumhurbaşkanı adayımızın adaylığına engel olmak, partimizin iktidarına engel olmak var.’ ‘Her darbenin bir de sembolik hedef aldığı mekanları olur. Giderler, Meclis’i çevirirler. Giderler, Çankaya Köşkü’nü çevirirler. Meydanları tutarlar. Bu darbenin hedefinde Saraçhane var’ dedik. Saraçhane’ye, Saraçhane’deki milletin bize emanet ettiği İstanbul Büyükşehir’in tarihi binasına doğru yola çıktık. Dedim ki ‘Bu darbeye direnmek isteyenler Saraçhane’ye gelsinler. Ben bunu söyleyince İstanbul Valiliği, İçişleri Bakanı’nın talimatıyla önce beş gün, sonra 10 gün İstanbul’da üç kişinin yan yana gelmesini yasakladı. Gösteri yasak, toplanmak yasak, miting yasak. Arkadaşlar haberi getirdiler, ‘Eyvah’ dediler, ‘Ne olacak şimdi?’ Dedim ki ‘Ne olacaksa bu akşam olacak. Ne olacaksa bu meydanda olacak.’ Tabii kolay değildi, bir yarımada orası. Kimse gelmesin diye otobüsleri yasakladılar, metroları kapattılar, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. Ama o akşam oraya 110 bin kişi geldi Saraçhane’ye. O gün, bugün bu otobüsün üstündeyiz. Bugün 80’inci miting için, 80’inci eylem için bu meydandayız.” “BU MEYDANDA İTİRAZ EDENLER VAR” “Dediler ki ‘Yazın olmaz, dedik. Oldurdular. Kışın soğuk, dedik. meydanları Çankırı’da dahi doldurdular eksi dört derecede.’ ‘Ama Denizli’de inanılmaz bir yağmur var. Kimse gelmez, millet saçak altında durur. O meydan dolmaz, bugün bu miting patlar’ dediler. Dediler ki ‘Bir sahne var, önü çok büyük bir meydan.’ Dedim ki ‘Yağmur varsa sahne olmaz. Millet yaşta, Genel Başkan kuruda olmaz.’ ‘Otobüsü çekin’ dedim, ‘Ben oraya gideceğim, o meydanda dolacak. Rahmet yağacak, o meydan tıklım tıklım olacak.’ İşte Saraçhane ruhuyla, mücadele ruhuyla, eylem ruhuyla bu meydanı dolduranlara helal olsun, selam olsun. Canım Denizlime, güzel Denizlime, yiğit Denizlime selamlar olsun. Bugün bu meydanda itiraz edenler var. Her türlü haksızlığa, vicdansızlığa, eşitsizliğe itiraz edenler var. Cumhurbaşkanı adayımızın tutukluluğuna itiraz da bu meydanda, asgari ücretin ev geçindirememesinden mustarip emekçi de bu meydanda. Açlık sınırının üçte ikisine mahkum edilen emekli de bu meydanda, pamuk üreticisi beyaz altın üretirken şimdi borç batağında olan çiftçi de bu meydanda. Siftahsız esnaf da bu meydanda. İtiraz etmeye, mücadele etmeye, direnmeye, eylem yapmaya geldik Denizli'de. ‘Umudunu kesmiş gençler, valizleri zihninde toplamış ve ‘Fırsat olursa yurt dışına giderim, başka ülkede yaşarım’ diyen gençler 31 Mart akşamı bir seçim daha beklemeye karar vermişlerdi’ demiştim. Şimdi o gençler; belki yoksul, barınma sorunu olan, her türlü güçlükle baş eden ama umudu diri olan gençler burada. Genciyle yaşlısıyla, emeklisiyle emekçisiyle, köylüsüyle esnafıyla selam olsun sizlere. Selam olsun hepinize.” “ZAMANINDA SENİ BİRİNCİ YAPAN BU MEYDAN İNLİYOR” “Sayın Erdoğan Denizli’deyiz, ocak ayının ortasındayız. Dağlar karlı, Denizli yağmurlu. Bir meydana sığmamış durumdayız ve bu meydan, Denizli’nin bu meydanı zamanında sana çok oy veren, birinci parti yapan, Denizli Büyükşehir’i sana veren bu meydan ‘İstifa, istifa’ diye inliyorsa sen sebepsin bunu Erdoğan. Sen sebepsin buna, ben değil. Denizli’yle aramıza çok zaman girdi. 25 yıl Denizli’de belediyeyi kazanamadık. Ama suçu Denizli’ye, Denizli’nin güzel insanlarına atmadık. Kusuru kendimizde bildik. ‘Daha çok çalışmalıyız, daha daha çok çalışmalıyız. Doğru adaylar belirlemeliyiz ve bir şekilde Denizli’nin gönlüne girmeliyiz’ dedik. İşte böyle bir sürecin sonunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizlere yine bir kalabalık, tıklım tıklım Denizli Meydanı’nda hemşeriniz, canım kardeşim, evladınız Bülent Nuri Çavuşoğlu’nu emanet ettik. Sizin evladınız sizden yüzde 50 oy alarak, iki kişiden birinin oyunu alarak göreve geldi. O gün bugündür mücadelesine devam ediyor. Beş olan ilçe belediye sayımızı 15’e yükselttiniz. Neredeyse Denizli’nin yüzde 95’inin yükünü Denizlili belediye başkanlarımıza verdiniz. Son seçimde seçtiğiniz birbirinden değerli milletvekillerimize, göreve getirdiğiniz 15 belediye başkanımıza ve hem bu meydana, hem Denizli’ye sonsuz katkılar sunan ilçe başkanlarımıza ve İl Başkanı kardeşim Ali Osman Horzum’a yürekten bir teşekkür alkışı Denizli’den.” “22 AYDIR BU ŞEHİR İÇİN ARI GİBİ ÇALIŞTI” “Tabii Genel Başkanlar için bir adaya destek istemek kolay. Ama sonra aday seçilince 2,5 yıl, iki yıla yakın hizmet edince onunla birlikte meydana, otobüsün üstüne çıkmak işte o başkana bağlı. Buraya gelirken şöyle bir baktım. 22 aydır bu şehir için arı gibi çalışan kardeşim Denizli’nin yollarına 38 değil, 38 bin ton asfalt övünülecek asfalttır; 338 bin ton sıcak asfalt dökmüş. 1,8 milyon metrekare beton parke yol kaplamış. Beş mahallede kent lokantası açmış. İki kent marketi hizmete almış. Biz ‘Önemli, kreş açın’ dedik, ‘CHP’li belediyeler kreş açacak’ dedik. Şu ana kadar tam altı kreş açmış. ‘Emekliler önemli’ dedik, emekli evi açmış ve çayı ücretsiz yapmış. Memnun mu emekliler Nuri Başkan’dan? Burası bir tarım kenti ve çiftçileri unutmamış. 50 bin zeytin fidanı dağıtmış. Bu sene 100 bin tane daha dağıtacak. Diğer taraftan 258 bin litre mazot dağıtmış. Bu yıl 500 bin daha dağıtacak. 20 bin metre tarımsal sulama borusu dağıtmış. Bu yıl 40 bin metre daha dağıtacak. Besicilere 20 bin çuval yem dağıtmış. Bu yıl 40 bin çuval daha dağıtacak.” “NURİ BAŞKAN’IN ÖYLE ÇALIŞMALARI VAR Kİ GÖZLERİM DOLDU” “Öyle hizmetler, öyle çalışmalar var ki ben bakarken, izlerken hem gurur duydum, hem gözlerim doldu. Hep söylüyoruz, ‘Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesidir’ diye. Denizli’de okula gidiyor çocuklar. Babasının ve annesinin parası varsa okulda beslenme saati gelince çantayı açıyorlar. Ve o çantanın içinden durumu iyi olanın her şeyi çıkıyor. Meyvesi çıkıyor, ekmeği çıkıyor, sütü çıkıyor, peyniri çıkıyor. Ya parası olmayan? Parası olmayanın bazen o beslenme çantası bile yok. Ama Denizli’de beslenme çantası olmayan 5 bin öğrencinin Nuri amcaları var. Birinci ve ikinci sınıfların beslenme çantasına konulsun diye her ay aileye teslim ediliyor. Ayda kaç gün okul var? 22 gün. 22 tane yumurta, 22 kutu süt, 22 paket bal, 22 paket peynir, 22 paket reçel ve çocuklar için haftalık okula götürsün muzsa muz, elmaysa elma, portakalsa portakal. Ve kimsenin çocuğunun beslenme çantası boş kalmıyor. Hiçbir yoksul çocuğun gözü, arkadaşının çantasında kalmıyor. Helal olsun Nuri Başkana, helal olsun. Şimdi bu hafta ilk belediye meclis toplantısında bir oylama var. Oylamada yetki alacaklar. Bundan önce 5 bin öğrenci, birinci ve ikinci sınıflar, bu hafta Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oylanacak üçüncü ve dördüncü sınıflar. Bundan sonra ilkokulda bütün beslenme çantaları dolacak. 15 bin öğrenci bu hizmetten yararlanacak.” “65 YAŞ ÜZERİNE HİZMET BEDAVA” “Biz bu mitinglerde çok istisna da olsa açılış yapıyoruz. Ve bu hafta büyükşehirimiz, Yunus Emre Sosyal Tesisi’ni, Egekent Hastanesi Çocuk Gelişim Merkezini, Batı Ege üst geçidinin temellerini atıyor. Ayrıca bugün beni karşıladığında söz aldı, Türkiye’de Allah razı olsun rahmetli kardeşim Ferdi Zeyrek adına ki en yakın arkadaşlarından biriydi Nuri Başkan. Türkiye’nin dört bir yanında tesisler yapılıyor, dedi ki ‘En büyüğü bana yakışır, temelini birlikte atacağız. Kurdelesini birlikte keseceğiz.’ Ferdi Zeyrek adına Denizli’nin merkezinde kültür ve sanat merkezi, büyük bir salon, spor kompleksi bir arada hayata geçirecek, kendisine yürekten teşekkür ediyorum. Geleceğim, o kurdeleyi birlikte keseceğiz Denizli’de. Ayrıca marifet iltifata tabii. Söyleyelim Türkiye duysun. Hani diyorlar ya, ‘Cumhuriyet Halk Partisi belediyeler ne yapıyor, ne yapacak?’ Geçen seçimlerden önce dediler ki ‘Denizli’de CHP’ye vermeyin, o gelirse sosyal yardımları keser, yoksullara verilenleri vermez, hizmetler aksar.’ Geldik ve başkan onların yaptığı gibi hiç maaşı olmayana değil, asgari ücretin üçte birinin altında kalana değil, bırak asgari ücreti, iki asgari ücretin altında geliri olan haneyi yoksul biliyor, yoksul sayıyor. Ve onun üstüne, o hanelere tüm destekleri veriyor. Bin 500 TL’den yılda üç ay, 4 bin 500 lira doğalgaz veriyor. Tüp kullanan aileye ihtiyacı kadar tüp veriyor. Bebek olunca ‘Hoş geldin bebek’ paketi herkese gidiyor ama yoksul aileye çocuk büyüyene kadar bebek bezi gidiyor. Eğer askeri varsa, askere yolluyor, ‘En büyük asker bizim asker’ diye askerdeki çocuğun yol parasını da veriyor yemin törenine gidecek anasını, babasını, kardeşini de yolluyor. Türkiye duysun, Denizli’de bir hamile anne, altıncı aya gelirse son üç ay, doğumdan sonra altı ay toplam dokuz ay boyunca belediyeyi aradığında, ‘Doktora gideceğim’ taksi kapıda. Anne taksi. ‘Anneme gideceğim’ taksi emrinde. ‘Hastaneye gideceğim’ emrinde. ‘Doğuma gittim, döndüm, kontrole gittim. Bebeğimle gezmeye gittim’ taksi emrinde. Anne taksi var Denizli’de. zengine değil, garibana var var garibana. 45 yaş üstü olup yüzme bilmeyen herkese yüzme kursundan ve sonra yazın denize gitmesinden tut da 65 yaş üstünde herkesin evinde bir tamir varsa, 65 yaş üstünde birisi su bozuldu, elektrik arızası ya da evde bir onarım. Günlerce tutar tasası. Ama arıyor Nuri Başkanı, arıyor büyükşehri, ne arıza varsa ne tamirat varsa 65 yaş üstüne bedava ve en hızlı şekilde gidip yapıyorlar.” “DENİZLİ’Yİ NASIL YÖNETİYORSAK TÜRKİYE’Yİ DE ÖYLE YÖNETECEĞİZ” “Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyorum. ‘CHP nasıl yönetecek?’ Vallahi Denizli’yi nasıl yönetiyorsak; akılla, fikirle, çalışkanca, vicdanla, halden anlayarak Denizli’yi nasıl yönetiyorsak; Türkiye’yi öyle yöneteceğiz. Bir yandan tabii yaptıklarımızı söylerken bugün burada bir istisna yapacağım. İstisna şudur. Normalde mitinge gidince, eyleme gidince açılış yapmıyoruz. Ama öyle bir teklif geldi ki, dediler ki ‘Genel Başkanım, sen en çok kızdığın şey, Atatürk’ün ismiyle sorunu olanlar. Atatürk Havalimanı’nı bile allem ettiler, kallem ettiler kapattılar. Adını İstanbul koydular. Türkiye’de dünya kadar tesisi kapatıp, sonra adını başka koyarak açıyorlar. Oysa Denizli’de konuşmayı yapacağın meydanda, Ege’nin en büyük bilim merkezi açılacak. Atatürk’ün gösterdiği hedefe yürümek için, evren, galaksi, yıldızlar, uzay bilimi, havacılık konusunda çocukların ufkunu açacak, eğitecek, simülasyonlarla bunları gösterecek ve sevdirecek bir bilim merkezi var. Adını da Atatürk Bilim Merkezi koyduk’ dediler. İşte bu eseri de bugün açmaya geldik. Helal olsun Şeniz Başkanıma. Bu ülkede bu millete çok zulmettiler. Bu milletin aklını karıştırmaya çok çalıştılar. İftiralar attılar, Tekerlemeler yaptılar. Ama bu milletin gönlünden bir tek şeyi sökemediler. Sökemeyecekler. Bu millet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hem askeridir, hem evladıdır, hem yurttaşıdır.” “SÖZ VERİLEN ŞEHİR HASTANESİ YERİNDE YELLER ESİYOR” “Tabii benim arkamda eskiden şöyleydi. Eskiden bir il başkanı, iki milletvekili, varsa üç - beş belediye başkanı diziyorduk arkaya. Şimdi arkada büyükşehir belediye başkanı var. Allah eksikliğini göstermesin. İl Başkanı var, milletvekillerim var. Burada aşağıda da aslan gibi 15 belediye başkanım var. Hizmet edenler arkamda ve önümde. Bir de Denizli’yi görmeyenler, duymayanlar, oy zamanı yüzünü dönüp, oyu alınca sırtını dönenler var. AK Parti’nin çözmesi gereken dünya kadar sorun çözülmüyor. Bakın şurası pandemi zamanında niyetlenildi. Pandeminin yarattığı ihtiyaçlar ve kaynaklar doğru yere gitti. Sonrasında yapım maliyetleri, silkelemeler, bilmem neler. Şu tesis bugün açılıyor. Bu tesis açılmadan önce dünya kadar laf ediyorlardı. Söylediler, ‘Açmadılar’ diye. Allah’a şükür açmaya geldik. Peki, devlet hastanesi depreme dayanıksız. 10 yıldır konuşuluyor, devlet hastanesinin çatıları çöküyor. Harekete geçen yok. Sonra bin yataklı hastaneyi kapatacaklar, yerine büyük bir şehir hastanesi yapacaklardı. Beş yıldır ortada yok. Şimdi çıkmışlar, 500 yataklı prefabrik acil durum hastanesi açıyorlar. Aç, acil durum hastanesi açarsan ‘Helal olsun’ derim. Ama bin yataklı devlet hastanesini kapatıyorsun. Yatak sayısını azaltıyorsun. Söz verdiğin şehir hastanesinin yerinde yeller esiyor. Hiç bunları görmüyorsun. Pamukkale’de üç ayda bitecek dedikleri tadilat, dokuzuncu aya girdi. Bitmedi. esnaf mağdur, yerli ve yabancı turistler mağdur. Burası Avrupa ile çalışan çok sayıda iş adamının olduğu, fabrikaların olduğu, mühendisin geldiği, yurtdışına gidildiği, orada fuarlara gidilen, burada fuarlara gelinen bir yerken; havaalanından Avrupa’ya uçuş yok. Onu bırakın ülkenin başkentine uçuş yok.” “ÇUVAL ÇUVAL YOLSUZLUĞU ANLATTIM, ‘YALAN’ DİYEMEDİLER” “Denizli Belediyemiz 750 milyon lira yatırım yaparak, Bozdağı Kayak Merkezi’nin çalışması gerekiyordu. Biliyorsunuz, belediye değişti ve görüntüler çıktı. Belediyenin kendi güvenlik kameralarından kayak merkezinde beş tane fişi kesmişler. Parayı kasaya koymuşlar, 25 tane fişi parasını çuvallarla doldurup senelerce yolsuzluk yapmışlar, senelerce. Çuval çuval yolsuzluğu anlattım Meclis kürsüsünde. ‘Yok’ diyemediler. ‘Yalan’ diyemediler. İspatı ortada, ama halen daha o konuda bir şey yapmadılar. Ama bu durumu açığa çıkardı diye hazımsızlık yaptılar. Kendileri yolsuzluk açık tuttukları Bozdağı Kayak Merkezi’nin protokolünü CHP gelince iptal ettiler. Ama hiç merak etmeyin. Yargıda kazanacağız. Denizli’nin hakkını söke söke alacağız.” “ÇİFTÇİNİN, KÖYLÜNÜN BİR KIYMETİ KALMAMIŞ” “Bir yandan Denizli çiftçilerin en mağdur olduğu kentlerden bir tanesi. Meclis’te Denizlili pamuk üreticilerinin sesini duymak için, Türkiye’ye duyurmak için elimizde pamuk kozası, gösterip söylemiştim. Bir de Denizli’de tekrar edeyim. Eskiden, ben de Manisa’da Hacıaliler Köyünde yazlarımı geçirdim. 12 yaşından beri traktör üstünde külfülatör çektim, pamuk ara çapası yaptım. Pamuk toplayan emekçilere testi testi onlara su taşıdım. O beyaz altının bereketini dayımlarla, anneannemle birlikte ben yaşadım. O günlerde bir kilo pamuk satan 2,5 litre mazot alıyordu. Var mı burada çiftçiler. Doğru mu? Bir kilo pamuk satıyordun. 2,5 litre mazot alıyordu. Bugünkü hesaba vurursan pamuğun kilosu 150 liraymış, mazot üzerinden. Bugün 2,5 kilo pamuk satıyorsun, bir litre mazot alıyorsun. Bugün pamuğun kilosu 18-20 lira. Sen 2,5 kilo pamuk satıp, 1 litre mazot alabiliyorsun. Nereden nereye gelmiş? Niye böyle? Çünkü çiftçinin, köylünün bir kıymeti kalmamış. Kanuna göre 772 milyar lira destekleme lazım. Ama sadece bu paranın 168 milyarını bütçeye koydular. Yani kanun, ‘Denizli’nin çiftçisine beş vereceksin destekleme’ diyor. Bunlar sadece bir veriyorlar. Bunu utanmadan, sıkılmadan şimdiden bütçeye yazarak yapıyorlar. 10 yıldır da böyle yapıyorlar. Ama iş gelince yandaşa destek vermeye, o zaman ellerini hiç korkak alıştırmıyorlar. Bakın sizin hakkınız 772 milyarın 168’ini bütçeye koymuş. Ama aynı para, hemen hemen aynı para kurumlar vergisi verecekken şirketler, orandan vazgeçilen kurumlar vergisi tutarı. Diyor ki ‘Bu sene 768 milyar lira kurumlar vergisinden vazgeçeceğim. Faiz lobilerine 2,7 trilyon lira vereceğim. Geçiş garantili otobanlara, köprülere 238 milyar lira vereceğim. Kur Korumalı Mevduata 2,5 trilyon lira verdim.’ Öyle bir noktaya geliyor ki çiftçiye gelince, beşin birini veriyorlar. Ama yandaşlara gelince ne istiyorlarsa fazlasıyla veriyorlar. Buradan açıkça söylüyorum. Bir kilo buğday satılıp, bir litre mazot alındığı günlerden, altı kilo buğday satılıp, bir litre mazot alındığı günlere geldik. Bir kilo pamuğun 2,5 litre mazot aldığı günlerden 2,5 kilo pamuğun bir litre mazot alamadığı günlere geldik.” “TÖRPÜDEN ÖTV ALANLAR, LÜKS SAATTEN ALMIYORLAR” “Şimdi dönüp bakıyorsunuz, dünyada vergi zenginden alınır, bunlar zengini bırakmışlar, vergiyi tavana değil tabana yaymışlar. Tırnak makasından, mutfak tüpünden, törpüden özel tüketim vergisi alanlar, elmastan, pırlantadan, lüks saatlerden almıyorlar. Yüzde 65 dolaylı vergi, yani zengin ve fakir ayırmayan, en zenginden de en yoksuldan da aynı vergiyi alan dolaylı vergi. Elektriğin vergisi, sütün vergisi, doğalgazın vergisi, çocuğa alınan hırkanın, ayağa alınan ayakkabının vergisi milyardere de aynı, asgari ücretliye de aynı. Bunun adı dolaylı vergi, yüzde 64. Bunun üstünde vergilerin yüzde 24’ü gelir vergilerinden kesilen, hepimizin maaşlarından kesilen gelir vergisi, yaptı mı yüzde 88. Yüzde 1, bir ıvır zıvır vergisi var. Sadece yüzde 11 kurumlar vergisi. Para kazanandan, kar edenden yüzde 11. Para kazanmayan, sürünen, geçinemeyenlerden yüzde 88. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Denizli’den hemşerilerimin arasından buradan Türkiye’ye haykırıyorum ki; zenginden değil yoksuldan alan, yoksulu görmeyip, zengini kayıran, verginin yüzde 88’ini yoksuldan, 11’ini zenginden alan AK Parti’nin kara düzenini vallahi de yıkacağım, billahi de yıkacağım. Allah’tan korkun yahu.” “TEKSTİLDE DENİZLİ’NİN CANI ÇIKTI, BÜYÜK AÇMAZ VAR” “Denizli’deyiz. Tekstilin başkentindeyiz. 10 bine yakın imalathane kapandı Türkiye'de. Denizli’nin canı çıktı. Üç yılda 360 bin emekçi tekstilde işsiz kaldı. Tekstil deyip geçme, yüzde 70’i kadın istihdamı. Yani diyoruz ya kadın istihdamı önemli diye. 10 çalışandan 7’sinin kadın olduğu sektörde, 360 bin kişi işsiz kaldı. Sorun ne? Sorun söyleyeyim, bir tek Türkiye’de var. Büyük bir açmaz. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Nasıl olacak bu iş? Tekstil yapıyor adam. Mısır’daki asgari ücretle, Afrika’daki, Hindistan'daki asgari ücretle rekabet edecek. Ama Türkiye’de bu asgari ücreti verdiğinde, bu asgari ücretle çalışanlar sürünüyor. Bakın şimdi asgari ücreti 28 bin lira yaptılar. Tarihte ilk kez asgari ücret ilan edildiği anda, açlık sınırının altında kaldı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çıktık ve dedik ki; ‘Küçük esnafa, bilhassa tekstil üreticilerine, çalışan başına 10 bin 600 lira SGK prim desteği verelim.’ Basit yoldan anlatırsak, ‘Asgari ücret alan için 39 bin lira olsun, 39 bin ver. Ama 10 bin lirasını SGK’dan düşelim, veren için 29 bin lira olsun.’ Bu teklifi getirdik, kabul etmediler. Kabul etselerdi hem asgari ücretlinin bu yaşadığı sıkıntılar ortadan kalkacak, hem de tekstil üreticileri açısından çok büyük bir rahatlama gelecekti. Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem çalışanın dostu olduğunu, hem de patronun dostu olduğunu açıkça söylüyorum. Sol parti, sosyal demokrat parti demek sermaye düşmanı demek değildir. Bizim sistemimizde kalkınmacı bir ekonomi vardır. Üreticiye her türlü destek ve teşvik vardır. Bu işin sonunda daha çok üretmek, daha çok kazanmak, ama adil bir vergi sistemiyle kazandığının vergisini vermek vardır. Hep birlikte çalışmak, daha çok kazanmak ama hakça bölüşmek vardır. Yandaşına sahip çıkan, vatandaşını görmeyen, yoksulu ezdiren, zordaki üreticiyi de iflasa sürükleyen, sadece yandaşa sahip çıkan bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. Size ant olsun ki AK Parti’nin kara düzeni yıkılacaktır. Denizli’ye söz veriyorum. Bu kardeşiniz partinin Genel Başkanı olurken en büyük desteği Manisa ile birlikte Denizli'den aldık, Ege’den aldık. Sonra tüm Türkiye tanıdı, tüm Türkiye’den aldık. Siz bana kefil oldunuz, ben Nuri’ye kefil oldum. Nuri çalışmaya niyet etti. Bu güzel günlere geldik. Buradan bir kez daha sizin huzurunuzda söylüyorum. Bir devri kapacağız, bir devri açacağız. Size söz veriyorum, artık yapılacak ilk seçimle bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Yağmur yağıyor. Bütün Türkiye olmaz denilenin olduğunu, ocağın ortasında, bu soğukta, bu yağmurda, bu mübarek rahmetin altında sizin kararlılığınızı görüyor. Helal olsun Denizli’ye.” “EMEKLİ ETTİN, 1,5 ASGARİ ÜCRET ALAN EMEKLİYE NELER ETTİN” “Buradan Türkiye’ye bir selam daha ve buradan bir sesi daha bütün Türkiye’ye duyurma zaruretimiz var. Meydandaki emeklileri göreyim. Kaldırın bir elinizi. Emekliler şemsiyesini aşağı yukarı indirsin. Manzaraya bak. Denizli’deki emekliler el sallasın, şemsiyesini aşağı yukarı sallasın göreyim emeklileri. İşte bu manzara Türkiye’de ne kadar çok emekli olduğunun ve dolayısıyla ne kadar çok mağdur olduğunun manzarasıdır. Bugün Türkiye’de açlık sınırı 30 bin liradır. Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Bugün Türkiye’de en düşük emekli maaşı 18 bin 975 lira olabilmiştir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu hatırlatmak zorundayız. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani Tayyip Bey size hiç ilişmese, size hiç karışmasa, 1,5 asgari ücreti değiştirmese bugün beğenmediğimiz 28 bin liralık asgari ücrete kıyasla en düşük emekli maaşı 42 bin lira olacaktı. Öyle ya, 28 bin liranın yarısı 14. Ekle üstüne, 42 bin lira. Oysa bugün sadece 19 bin lira. Bunu emeklilerin kabul etmesi mümkün değil. Emekliler 19 bin lirayı kabul ediyor mu? İşte bunun için dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi olarak kök maaşları artıracak bir kanun teklifi çıkaralım diyoruz. Biz emeklilere seyyanen zam verecek kanunu Meclis’ten çıkaralım diyoruz’ dedik. Perşembe günü Meclis’te bu konunun çalışılması için önergemizi verdik. Reddettiler. AK Parti ve MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. Bunun üzerine karar verdik, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalıdır, ancak içinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbettedir. ‘AK Parti o Meclis’e gelene kadar, gerekli düzenlemeyi yapana kadar Meclis’i terk etmeyeceğiz’ dedik. Bunun üstüne cuma günü apar topar kameralar karşısına çıktılar. Biz de dedik ki ‘Haydi inşallah. Bir işi de birlikte yapalım.’ Ama tekliflerini getirdiler, 19 bin lirayı artırıyorlar, ne teklif ediyorlar? 20 bin lira. Teyzeme bak böyle diyor; ‘20 bin lira.’ 20 bin lirayı kabul ediyor musun teyzem? 20 bin lirayı kabul eden var mı? Ey AK Parti, bu emekli ellerini nasırladı, direğini çürüttü, gözlük camları büyüdü çalışarak. Bu emekli yıllarca çalışanlara baktı. Dedik ki ‘Artık sen çalışmayacaksın. Artık sana devlet bakacak.’ Emekli ettin, 1,5 asgari ücret alan emekliye neler, neler ettin. 42 bin lira alacak kişiye, 19 - 20 bin lira teklif ediyorsun. Buradan açıkça söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugün asgari ücret önerimiz 39 bin liradır. En düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, bugünün parasıyla 39 bin lira olacaktır. Sonra eski yerine, 1,5 asgari ücrete çıkacak. Emeklisine saygı duymayanın, emeklisine hürmet etmeyenin bu memlekette görecek günü, sizin yüzünüze bakacak yüzü yoktur. Bundan sonra emekliler bırakın AK Parti’ye oy vermeyi, selam dahi vermeyecekler.” “EMEKLİYE YOK, DÖRT KATINI ÜST DÜZEY GÖREVLİ LOJMANINA VERDİLER” “Bakın size para bulamayanlar, size ‘Para yok’ deyip ‘19 bini 20 bin lira yapabiliriz’ diyenler parayı bulmuşlar. Bütçede üst düzey kamu görevlileri için lojman kiralama gideri 1,1 milyar lira. Üç yıl önce bu para 300 milyon liraymış. Şimdi dört katına çıkarmışlar. Emekliye gelince ‘Şartlar zor, zam yüzde 12.’ Ama lüks lojmanlara gelince yüzde 400. Yüzde 12 diye çıkıp alay edenlerin hep birlikte alnını karışlamaya var mıyız? AK Parti’nin alnını karışlayacak mısınız? Bakın buradan açıkça söylüyorum. Ekrem Başkan’ı sırf Cumhurbaşkanı adayı olacak diye tutuklayan ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesini engel olmaya çalışan, İstanbul’da görevlendirilmiş AK Parti’nin yargı kolları başkanının oturduğu villa 48 milyon liraya tadilat geçirdi. Yani 1 milyon lira veriyorlar emekli öğretmene, 30 yıllık emeğinin ikramiyesi olarak. 48 emekli öğretmen ikramiyesi. Bugün Denizli’de çalışıp emekli olan birisi kıdem tazminatını en kabadayısı 500 bin lira alıyor. Doğru mu? 100 tekstil işçisinin 25 - 30 yıl çalışıp alabileceği kıdem tazminatını villasının tadilatına verenler var. Hasta mı var? Koronada sizi kurtarana kadar çalışan sağlık emekçilerine bir alkış yapıyoruz. Biliyorsunuz koronada Tayyip Bey, sağlık emekçileri için dedi ki ‘Allah sizden razı olsun, hakkınız ödenmez.’ Hakikaten sözünün eri adam. Haklarını ödemedi, ödemedi. Bu sağlık emekçilerini oraya götüren Barış dedik ya. O da kahraman Türk polisi. Polislerimize bir kocaman alkış. Öğretmeninden vergi dairesindeki memura, sınırda nöbet bekleyen uzman jandarmadan erlerimizden, astsubayımızdan, subayımıza, kahraman Mehmetçiğimize kocaman bir alkış.” “ÜLKENİN EVLATLARINI BİRBİRİNE DÜŞMAN GÖSTERENLER VAR” “Bu lüks lojmanları yapıyor ya bunlar, bu vicdansızlar. Bir de lojmansızlar var. AK Parti geldi, bütün mütevazi lojmanları kaldırdı. Polisi, infaz koruma memurunu, bunun yanında tüm devlet memurlarını lojmansız bıraktı. Şimdi lüks lojmanlara 1,1 milyar lira ayırdı. Lojmansızlığın en sıkıntı yarattıklarından biri infaz koruma memurları. Türkiye’de 500 bine yakın tutuklu, hükümlü var. Şehrin dışında koca koca cezaevleri var. Beş infaz koruma memurundan sadece birine lojman var. 50 bin lira, 48 bin lira maaş; 25 bin lira kira ve beş kişiden birine lojman. Buradan önümüzdeki dönem için söz veriyoruz. Daha önce de söyledim kendilerine. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında cezaevleri artık bu kadar kalabalık olmayacak. Ama infaz koruma memurlarının her birisinin lojmanı olacak, söz veriyoruz. Buradan söylemek istediğim şu: Bu ülkenin evlatlarını birbirine düşman gösterenler var. 19 Mart’ta üniversite öğrencilerinin karşısına başta söylediğim gibi sonradan Anayasa Mahkemesi’nin bizi, öğrencileri haklı gördüğü gibi öğrencilerin karşısına polisi diktiler. Bu ülkede polis de öğretmen de asker de infaz koruma memuru da öğrenci de emekli de emekçi de hangi yaştan olursa olsun tüm vatandaşlarımızın çıkarları ortaktır. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.” “KURAKLIK UMACAK ZİHNİYETE GELDİYSEN ACINACAK HALDESİN” “Şimdi Denizli meydanından evdeki pijamalıya sesleniyorum: Meydandaki şemsiyeliden utanın, pijamaları çıkarın. Nereye çağırılıyorsanız, oraya koşun. Sakın sıranın size gelmesini beklemeyin. Pijamalı kumandayı bırak, pijamayı çıkar. Mücadeleye koş meydana. Mücadeleye. Denizli’deki şemsiyelilerden, evdeki pijamalılara selam olsun. Sitem olsun. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber hiçbirimiz. Hepiniz çok muhteşemsiniz, çok tatlısınız, çok iyi insanlarsınız. Hepinizi kucaklıyorum. Allah hepinizden razı olsun. Buraya gelirken yağmur yağıyor, yağdıkça yağıyor. İnsan yağmasın diyemez. Biliyorsunuz yağmur duası diye bir şey var. AK Partililer yağmur yağmasın duasındalar. Tayyip Erdoğan başta. Başa geçmişler Hep beraber dizilmişler, tabi o yağmur duasına çıkılıyor ya filmde. Kemal Sunal diyor ya yağmur duası filminde. Bunlar çıkmışlar yağmur duasına gidiyorlar. Hiçbirinin elinde şemsiye yok, neden? Tayyip Bey dua ediyor. Yağmur yağmasın Ankara susuz kalsın. İstanbul susuz kalsın. Afyon, Uşak susuz kalsın. Yağmur yağmasın diye dua eden tek zihniyet AK Parti’nin kara düzenidir, yazıklar olsun. Mansur Bey’le o kadar uğraştılar, sabahlara kadar çalışıldı, ekipmanlar takıldı, baraj bitmiş. DSİ su getirecek getirmemiş. Kuraklıktan siyaset olmaz. Bütün dünyanın derdi Tayyip Bey kuraklıktan fayda, iktidar sürdürecek. Bir ülkeyi 23 yıl yöneteceksin. Son 50 yılın en kurak yazından medet umup ‘Buradan bunlar yıpranır, hem ben iktidar olurum’ diyeceksin. Tayyip Bey sana söylüyorum: Bundan sonra ne olursa olsun seni iktidardan indirmemiz için kimseden sana fayda yok. Kuraklık umacak zihniyete geldiysen, acınacak haldesin. Rahmet de yağacak, oylar da yağacak, bu iktidar gidecek. Halkın iktidarı gelecek. 100 yıl önce nasıl bu millet memlekete bereketi getirdiyse, nasıl bu memlekete 100 yıl önce hastalıkları bitirdiysek. Nasıl ülkeyi şaha kaldırdıysak, 103 yıl sonra görev yine hepimizdedir. Görev Türk milletindedir. Görev Türkiye İttifakı’ndadır. Görev aslan sosyal demokratlardadır. Görev milliyetçi demokratlardadır. Muhafazakar demokratlardadır. Liberal demokratlardadır. Kürt demokratlardadır. Alevisi, Sünnisi ile bu memlekete kardeşliği de bereketi de biz getireceğiz. O yüzden Allah bu memleketin yarınları için yağmur yağmasın duasına çıkanlardan bu milleti korusun.” “HAYATLARI YALAN, HAYATLARI İFTİRA” “Bu ülkede adalet olmazsa refah dolmaz. Başta söyledim, 19 Mart darbesi üzerinden tam 298 gün geçti. Yalanlar, iftiralar attılar. Öyle şeyler söylediler ki; şu evde açık olan bir TRT, açık olan bir yandaş kanal, hatta merkez medya kanalı varsa yaz boyunca şunu dinledik. ‘568 milyar yolsuzluk var’ dediler. 568 kuruşun kanıtını koyamadılar. ‘Bin 200 cep telefonu aldı İBB’ dediler. ‘Dağıttı’ dediler. İddianameye bile yazamadılar. ‘Gizli toplantılar yaptılar, paraları paylaştılar, videosu var’ dediler. Çıkmayınca ‘Bizi de kandırmışlar’ dediler. ‘İBB’nin parkelerinin altından 2 milyon Euro çıktı’ dediler. Çıkmayınca, iddianamede olmayınca ‘Yalan atma özgürlüğü var. İnsanlar bazen yalan atar’ dediler. Lüks arabaları çekip ‘İmamoğlu‘nun arabaları’ dediler, MHP’li milletvekilinin çıktı. Bavulları gösterip ‘İçinde para var’ dediler, jammerlar çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesini gösterip, kasa açıldı, dolarlar çıkıyor görüntüleri çıktı. Arama tutanağından mühür çıktı. ‘TRT‘ye sorduk’ dediler ki ‘Aramanın görüntüsünü bulamadık, Anadolu Ajansı’ndan stok video kullandık. Onda da dolar varmış’ dediler. Hayatları yalan ve iftira. Buradan Denizli’deki, AK Parti’nin ve MHP’nin günahsız seçmenine soruyorum. Böyle kul hakkı olur mu? Bütün bir yaz yalan atıp sonra ‘pardon’ olur mu? Hani diyorlardı ya ‘Bir ay sonra insan içine çıkamayacaklar.’ Aha da Tayyip Bey 80’nci eylemdeyim. Denizli’de, Merkezefendi’deyim. 100 bin hemşerimin arasındayım. Onların yüzüne bakıyorum. Gözüne bakıyorum. Buradan haykırıyorum ki; Ekrem İmamoğlu masumdur. Suçu Tayyip Erdoğan’ı yemektir. Çatlasan da patlasan da Ekrem İmamoğlu karşına çıkacak. Seni yenecek. Cumhurbaşkanı olacaktır. Cumhurbaşkanı İmamoğlu.” “ERDOĞAN DA YARGILANDI AMA KAPISINA BİR GÜN POLİS GİTMEDİ” “Tayyip Bey ben burada Denizli’deyim. Karşına da dikildim. Buradan sana soruyorum: Sen yıllar önce bu suçların hepsiyle yargılandın. Bir gün kapına polis geldi mi? Bir gün tutuklandın mı? Bir gün hapse kondun mu? Şimdi kendine güveniyorsan, eğer Ekrem Başkan’dan korkmuyorsan tutuksuz yargılamayı getir. TRT‘den canlı yayın getir. Senin savcılarını da millet duysun, verilen cevapları da millet duysun. Buradan çağrımdır. Hodri meydan. Tutuksuz yargılama, televizyondan canlı yayın. Hodri meydan. Tayyip Bey tutuksuz yargılama yapabilir mi? Televizyondan canlı yayın yapabilir mi? Niye? Çünkü korkuyor. Çünkü kendine güvenmiyor. Buradan üzülerek ifade edeyim. Denizli’de, mutlaka Denizli AK Gençlik diye AK Parti’nin gençlik kolları var. Ama Tayyip Bey’in onlardan ümidi yok. AK Parti’nin saygıdeğer kadın kolları var Denizli’de. Ama Tayyip Bey’in onlardan ümidi yok. İlçe, il yönetimleri var Denizli’de. Tayyip Bey’in onlardan umudu yok. Tayyip Bey’in hiçbirimizde olmayan yargı kolları var. Yargı kolları başkanı Akın Gürlek var. Tayyip Bey’in tek umudu rakiplerini ezdirmekte. Tayyip Bey bu millet sana evladını ezdirmez. Tayyip Erdoğan’a Denizli’den sesleniyorum. Ey Erdoğan, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Tayyip Bey Denizli’de 100 binler sandık istiyor. Hala daha kaçacak mısın?” “TAYYİP BEY’İN KAVGASINA DEĞİL, İŞSİZLİĞİN BİTMESİNE BAKIN” “Buradan AK Parti’nin ve MHP’nin kadın kollarına ve gençlik kollarına, ana kademesine, eğer Tayyip Erdoğan’a şunu diyebilirseniz, bu bir demokrasi yürüyüşüdür. Tayyip Bey yıllarca bu sahada top oynadı. Oynadığı maçları 23 yıldır kazandı. Biz isyan etmedik, sahadan çekilmedik. Yanlış işlere girişmedik. 31 Mart‘ta Denizli Nuri Başkan’ı seçti. İstanbul Ekrem Başkan’ı seçti. Ankara Mansur Başkan’ı seçti. Adana Zeydan Başkan’ı seçti. Mersin Vahap Başkan’ı seçti. Türkiye’de yüzde 65’e CHP’li belediye başkanları seçildi. Şimdi Tayyip Bey o oynayıp da kazandığı maçın topunu aldı, eve kaçıyor. Nereye gidiyorsun? ‘Topu keseceğim. Daha oynamam, oynatmam’ diyor. Eğer AK Parti’nin gençleri Tayyip Bey’e giderse, ‘Reis, baba, dede nereye gidiyorsun? Ver topu’ derse. O topu sahaya getirirse bu önemli bir iştir. Belki bir kere kaybederler, iki kere kaybederler, sonra kazanırlar. Ama onurlarını, haysiyetlerini kaybedip de kazandığı zaman demokrat, kaybedince otokrat olma ayıbına ortak olmazlar. Buna davet ediyorum AK Partilileri. Açıkça söylüyorum; hem vallahi, hem billahi. Partinin Genel Başkanı olarak, Ege’nin bir evladı olarak, Selanikli anneannenin, Üsküp’lü dedenin torunu olarak, iki emekli öğretmenin evladı, Bahçıvan Abdullah Aga’nın torunu olarak yeminle söylüyorum Denizli’deki AK Partili’ye MHP’liye: CHP’liler, biz sizin düşmanınız değiliz. Sizin dostunuz. Çünkü siz bizim komşularımızsınız, akrabalarımızsınız. Damadımızsınız, gelinimizsiniz. Tarla komşumsun, kapı komşumsun. Biz size düşman değiliz. Ama bizi size düşman etmek isteyen, kutuplaştıran, ayrı düşürenler bunu kavga olsun da millet kavgaya baksın, emekli maaşı konuşmasın diye yapıyor. AK Partili 19 bin lira emekli maaşına layık mı? MHP’li kardeşim 28 bin lira asgari ücrete layık mı? Biz halkın partisiyiz. Biz asgari ücret artsın diye, emekli maaşı artsın diye, ürün kıymetlensin diye, çiftçi yine milletin efendisi olsun diye, esnafın yüzü gülsün diyen mücadele ediyoruz. Buradan ant içerim, yemin ederim ki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hiçbir yoksul kaybetmeyecek, hep beraber kazanacağız. AK Partilisi, MHP’lisi, CHP’lisi, İYİ Partilisi, hep birlikte kazanacağız. O yüzden Tayyip Bey’in kavgasına bakmayın. Emekli maaşı için mücadeleye bakın. Asgari ücret için mücadeleye bakın. Evladının geleceği için işsizliğin bitmesine bakın. Cumhuriyet Halk Partisi, AK Partililerin değil, AK Parti’nin kara düzeninin düşmanıdır.” “MARKETLERDE TARİHİ GEÇMİŞ GIDA, UTANÇ REYONLARINDA” “AK Parti’nin kara düzeni, AK Partilinin de MHP’linin de emeğini sömürüyor. AK Parti’nin kara düzeni, AK Partili gençleri de işsiz bırakıyor. AK Parti’nin kara düzeninde ilk kez artık marketlerde, tarihi geçmiş gıdalar ‘fırsat reyonu’ diye utanç reyonlarında satılıyor. Ürün, peynirin tarihi geçmiş, fırsat reyonuna koyuyor. Patates cipsi alamamış çocuğuna. Tarihi geçmiş yerden, bir ay tarihi geçmiş cipsi, fırsat reyonundan alıyor gariban. Bunun partisi olmaz. Böyle bir ahlaksızlığa sabır olmaz. Yalanlarla sürdürülen iktidardan umut olmaz. Efendim, ‘Gelirlerse ezanı da dindirecekler’ vallahi yalan. ‘Bayrağı indirecekler’ vallahi yalan. ‘Vatanı böldürecekler…’ Hadi lan oradan, hadi lan oradan. Bunları diye diye oy toplayıp sonra kendisine yüzde 300, emekliye yüzde 12. Kendisine yüzde 300, asgari ücretliye yüzde 20. Bu düzeni değiştirmeye var mısınız? Tarihin en uzun, en kalabalık, en mücadeleci seçim sath-ı mailindeyiz. Bugün seçimin 298’inci günü. Çok kaçsalar, bininci güne kadar kaçarlar. Gerekirse bin günlük seçim kampanyası neferi olmaya var mısınız? Ekrem Başkan yerine cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Kapı kapı gezmeye, köy gezmeye, bulup konuşup ikna etmeye, oyları teker teker toplamaya var mısınız? Yollarda, sokaklarda, köylerde ve fabrikalarda birlikte yürüyecek miyiz? Hadi o zaman yürüyelim arkadaşlar.”

Eski AK Parti'li vekil Hüseyin Kocabıyık'a,  ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ten hapis ve tahliye Haber

Eski AK Parti'li vekil Hüseyin Kocabıyık'a, ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ten hapis ve tahliye

Eski AK Parti İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportaj ve sosyal medya paylaşımlarının ardından 72 gündür tutuklu bulunuyordu ve bugün hakim karşısına çıktı. Mahkeme, Kocabıyık’ı "Cumhurbaşkanı’na hakaret" suçundan 2 yıl 5 ay 5 gün hapis cezasına çarptırsa da hükümle birlikte tahliye edilmesine karar verdi. Hüseyin Kocabıyık, İstanbul 46. Asliye Ceza Mahkemesi'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik "hakaret" ve "iftira" suçlamalarıyla yargılandığı davada savunmasını yaptı. Sincan Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Kocabıyık için 8 yıla kadar hapis cezası istenmekteydi. Duruşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı da hazır bulundu ve şikayetçi olduklarını tekrarladı. "Hukuk eğilirse devlet çöker" Kocabıyık, mahkemede yaptığı savunmada, suçlamaları kabul etmeyerek sözlerinin eleştiri ve siyasi yorum sınırları içinde kaldığını belirtti. Gözaltına alınma sürecine de tepki gösteren Kocabıyık, savunmasında şu ifadelere yer verdi: "Sayın hakim, 35 yıldır kamu görevindeyim. Beni ifadeye çağırmaları yeterliydi ama evim polislerce basıldı. Burada olmamın sebebi, husumet veya hakaret değildir. İfadelerim bağlamından koparılmış, bu bir yorum davasıdır. Erdoğan zor durumda olduğunda onun için mücadele ettim. 'Sen aslında kendine darbe yaptın' şeklindeki sözüm bir tespitti, eleştiriydi. Hukuk eğilirse devlet çöker. Suçlamaları kabul etmiyorum." Savcıdan üst sınırdan ceza talebi Savcı, duruşmada verdiği mütalaada Kocabıyık’ın "Cumhurbaşkanına alenen ve zincirleme hakaret" suçundan üst sınırdan cezalandırılması ve tutukluluk halinin devam etmesi gerektiğini belirtti. Erdoğan’ın avukatı, "Sanığın cezalandırılmasını talep ediyoruz" diye konuştu. Karar: Hapis cezası ve tahliye Mahkeme heyeti, Hüseyin Kocabıyık’a "Cumhurbaşkanı’na hakaret" suçundan 2 yıl 5 ay 5 gün hapis cezası verirken, "iftira" suçlamasına dair karar vermedi. Ancak verilen ceza süresi ve Kocabıyık’ın tutukluluk hali göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi. Olay nasıl olmuştu? Hüseyin Kocabıyık, Gezi Davası kararlarına yönelik eleştirileri sonrasında AK Parti ile ters düşmüştü. Bu eleştirilerin ardından eşi Funda Kocabıyık, Uşak Valiliği görevinden alındı ve merkeze çekildi. Son olarak, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılanma sürecine atıfta bulunarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik, "Sen aslında kendine darbe yaptın" demişti. Ayrıca AK Parti’nin iç işleyişine dair "Bana da makam verdiler, eşimi vali yaptılar. İtiraz edince geri aldılar. Sistem böyle işliyor, bu yüzden susuyorlar" açıklamalarında bulunmuştu. Bu açıklamaların ardından Hüseyin Kocabıyık, 7 Ekim 2025 tarihinde gözaltına alınmış ve tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Hüseyin Baş Yeniden Genel Başkan seçildi Haber

Hüseyin Baş Yeniden Genel Başkan seçildi

BTP’nin 9. Olağan Büyük Kongresi büyük bir kalabalık ve coşkuya sahne oldu. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 9. Olağan Büyük Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongre için Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen binlerce BTP’li önce Anıtkabir’e akın etti. Anıtkabir, pazar sabahı millî bayramları andıran tarihi bir kalabalığa sahne olurken BTP’liler Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret ederek dua etti. BTP lideri ilk konuşmasını salona giremeyenlere yaptı Anıtkabir ziyaretinin ardından kongre için Taha Akgül Spor Salonu’na geçildi. Gelenler salona sığmadı, binlerce insan yer kalmadığı için içeri alınamadı. Kongre salonuna gelen BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş da ilk konuşmasını dışarıda bekleyen vatandaşlara yaptı. Baş, “Dışarıda kaldınız, soğukta kaldınız. Biz çok büyük salonlar istediğimiz hâlde tahsis etmediler. Defalarca başvurduk, bize ‘Yok.’ dediler. Bu tablo sizin eseriniz. İzleyin görün, Bağımsız Türkiye salonlara sığmıyor.” dedi. Bütün salon hep birlikte marş söyledi Dışarıdaki konuşmasının ardından BTP liderinin salona girişinde yoğun bir tezahürat ve coşku yaşandı. Baş’ın salondaki partilileri selamlaması yoğunluk nedeniyle dakikalarca sürdü. Daha sonra bütün salon hep birlikte 10. Yıl marşı ve İzmir Marşı’nı okudu. Kongrede BTP’nin kurucu lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmalarından oluşan sinevizyon gösterimi de ilgiyle izlendi. BTP liderinin kongre konuşması ise yaklaşık 1 saat sürdü. Hukuk, eğitim ve ekonomi ağırlıklı bir konuşma yapan Hüseyin Baş sözlerine Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak olan sizlersiniz.” İfadeleriyle başladı ve şöyle devam etti: “İstikbal biziz, biz geleceğiz!” “Atamızın bu emrine, bu çağrısına biz de kulak verdik ve dedik ki: ‘İstikbal biziz, biz geleceğiz!’ Bugün vatanın ve milletin bizi beklediğini Allah var gördük. Bu salonun üç beş misli dışarıda insan içeri giremedi. Bir çağrı yaptık, Türkiye’nin her yerinden on binler harekete geçti. Birçok teşkilatımıza ‘Yerimiz yok, evden takip edin.’ diye haber yolladık. Buranın kat bekatı da bugün bizi evinden takip ediyor. Çünkü buraya alacak yerimiz kalmadı. Çok daha büyük salonlar talep ettik, kongrelerimiz için büyük salonlar istedik; ancak bize salon verilmedi.” “Millet fakru zaruret içindeyken devlet güçlü olamaz” “‘Güçlü Türkiye’ diyorsanız, o güçlü Türkiye Türk milletinin güçlü olmasından geçer. Millet fakru zaruret içindeyken devlet güçlü olamaz.” diyen Baş, sözlerini şöyle sürdürdü; “İstediğiniz kadar anlatın; pasaportun sağda solda geçmiyorsa, cebinde paran yoksa, sözün dinlenmiyorsa güçlü devlet olamazsın. Bağımsız Türkiye Partisi, Türkiye’yi Atatürk’ün yolunda yeniden güçlü bir şekilde inşa etmek için bugün Ankara’dan yola çıkmıştır. Hayırlı uğurlu olsun. Bu yürüyüş durmayacaktır.” “Bizim yolumuz Ata’dan başlar, Ata’da son bulur” Kongre öncesinde Anıtkabir’i ziyaret ettiklerini hatırlatan Hüseyin Baş, “Bakın, buraya hepiniz Anıtkabir’den geldiniz. Bizim yolumuz Ata’dan başlar, Ata’da son bulur. Biz, Atatürk’ün çizdiği yolda bu ülkeyi ayağa kaldıracak bir nesiliz. Bizim gencimiz bilinçli, çalışkan, dürüst ve üretkendir. Bu gençlik varken vallahi bütün sorunları çözeriz, billahi bütün sorunları çözeriz.” dedi. “Bağımsız bir Türkiye’yi inşa etmeye var mısınız?” Konuşmasında BTP Başkanlık Divanı’na ilk kez giren isimleri de tanıtan Baş, “Aklınıza hangi alan geliyorsa; sosyal, hukuki, içtimaî… Bütün sorunları çözecek ekip bu salondadır. Bu kadro, Bağımsız Türkiye Partisi kadrosudur ve bu sorunları çözmek için bugünden itibaren yola çıkıyoruz. Ben yola çıktım. Siz de benimle yürümeye var mısınız? Türk milletini hak ettiği yere getirmeye var mısınız? Bu gençliğe sahip çıkmaya var mısınız? Annelerin, babaların, evlatların mutlu bir ülkede yaşamasına var mısınız? Bağımsız bir Türkiye’yi inşa etmeye var mısınız?” sözleriyle salonu selamladı. Salon hep bir ağızdan “Varız!” diye karşılık verdi. Yeniden Genel Başkan seçildi Genel başkanlık seçiminde 1140 delege oy kullandı. Geçerli oyların 1136’sını alan Hüseyin Baş yeniden genel başkan seçildi. Parti yönetimi yenilenirken 113 kişilik yeni MYK’da ciddi bir gençleşme ve kadın ağırlığı dikkat çekti. Başkanlık Divanı’na ise akdemik alanda çalışmalarıyla öne çıkan akademisyenler dâhil edildi. BTP kongresini 17 siyasi parti temsilcisi, çok sayıda basın mensubu ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi takip etti. Ekrem İmamoğlu mesaj gönderdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tutuklu Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da kongreye mesaj gönderdi. Mesajında şu ifadeler yer aldı: “Bağımsız Türkiye Partisi’nin engellemeye maruz kalmadan kongresini toplayabilmesinden, partinin değerli Genel Başkanı Sayın Hüseyin Baş’ın adlî kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı bulunmadan bu kongreye katılabiliyor olmasından duyduğum memnuniyeti ifade ediyorum. Türkiye bugün maalesef böyle bir noktadadır. Muhalefetin en temel siyasi faaliyetleri gerçekleştirebilmesi bile demokrasimiz adına bir memnuniyet vesilesi hâline gelmiştir. Milletçe siyasi rekabeti ortadan kaldırarak iktidarını güdümlü yargı operasyonlarıyla sürdürmeye heves eden bir anlayışın ceremesini çekiyoruz. Ekonomik, siyasi ve idarî krizler bitmiyor; devlet kurumlarına güven zedeleniyor; vatandaşın barınma, beslenme, eğitim, sağlık ve güvenlik gibi en temel ihtiyaçları bile layıkıyla karşılanamıyor. Bu gidişe ancak partileri ve şahısları aşan büyük bir uzlaşma, büyük bir iş ve gönül birliğiyle son verebiliriz. Değerli Genel Başkan Hüseyin Baş’ın sıklıkla dile getirdiği, kimseyi düşman görmeden siyaset yapma ve demokrasi zemininde buluşma çağrısı bu çerçevede son derece değerlidir ve mutlaka karşılık bulmalıdır. Bağımsız Türkiye Partisi’nin 9. Olağan Büyük Kongresi’nin cumhuriyet, demokrasi, adalet ve hürriyet mücadelesine güç ve dinamizm katacağına inanıyor, hayırlı olmasını diliyorum.”

Özgür Özel: Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayı Haber

Özgür Özel: Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan 'Şimdi İktidar Zamanı' Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, “Bu kurultay, partimizin muhalefetteki son kurultayıdır; artık iktidar zamanıdır, şimdi iktidar zamanıdır” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan 'Şimdi İktidar Zamanı' Kurultayı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik. Birlikte göğüsledik zoru biz. Güzeli birlikte düşledik. Sesimiz kısık çıktı bazen. Yine de türküler söyledik. Sendeledik yolda ilerlerken ama hiç geriye dönmedik. Kim demiş sustuk, kim demiş sustuk? Kim demiş direnmeyip teslim olduk?’ İşte teslim olmayanlar burada. İşte direnenler burada. Merhaba dostlarım, merhaba, merhaba. İki yıl sonra yine omuz omuza, yürek yüreğe aynı salondayız. İki yılda kara kışlardan, dar yollardan geçtik. Bize ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar, dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler’ dediler. ‘Teslim olacaklar’ dediler. Ama yine buradayız, ayaktayız. ‘Bin kere budadılar körpe dallarımızı. Bin kere kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kere korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.’ Hepiniz Cumhuriyet Halk Partisi’nin muhalefetteki son kurultayına hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi. Özel, şunları söyledi: “ATATÜRK’ÜN ASKERLERİ, CUMHURİYET’İN MUHAFIZLARI BURADA” “81 ilde, 973 ilçede baba ocağının bacası tüttürenler burada. Sabahın seherinde kapıyı açanlar, çayı koyanlar, o kapıyı gün boyu açık tutanlar burada. Atatürk’ün askerleri, Cumhuriyet’in muhafızları burada. Tribünlerde yurdun dört bir yanından büyük bir coşkuya ortak olmak için gelenlere hoş geldiniz diyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Ayrıca kurultayımızı onurlandıran Türkiye’deki siyasi partilerin değerli temsilcilerini, onların şahıslarında değerli genel başkanlarını, tüm üyelerini, salonumuzu şereflendiren değerli büyükelçilerimizi, diplomatları, Sosyalist Enternasyonal’den, Avrupa Sosyalist Partisi’nden ve dünyadaki kardeş partilerimizden buraya gelen tüm yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.” “DEMOKRASİYE TAŞIYAN, SANDIĞI GETİREN PARTİYİZ” “Değerli yol arkadaşlarım, bugün kim olduğumuzu hatırlamak, unutanlara hatırlatma günüdür. Cumhuriyet Halk Partisi, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden, yani Kuva-i Milliye’den doğmuştur. İlk kurultayımız, 4 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi’dir. İlk delegelerimiz, Sivas Kongresi’nin kahraman 41 delegesidir. Cumhuriyet Halk Partisi, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütleyen, Türkiye’ye eşit yurttaşlığı, temel insan haklarını getiren, ülkemizi çok partili demokrasi sisteme taşıyan; yani Türkiye’ye sandığı getiren partidir. 1970’lerde sosyal demokrasiyi iktidar yapan partidir. Bu parti yıllarca iktidar olmasa bile milletin gücünden başka bir güç tanımayan, başka bir güce inanmayan, demokrasi fikrinden bir milim sapmayan partidir. Gün olmuş partimiz ağır bedeller ödemiştir. 12 Eylül darbecileri tarafından kapatılmıştır. Mallarına el konulmuştur. Genel Başkanlarımız hapse atılmıştır. Ama bir ankakuşu gibi küllerinden doğmayı başarmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaktığı ateşi söndürmeye kimsenin gücü yetmemiştir, bundan sonra da yetmeyecektir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’ye yön veren, Türkiye’nin kurucu iradesini temsil eden partidir. Bizde kurultay varsa ülkenin gündemi o kurultaydır. Her kurultay öncesi ülkeye bir seçim ruhu, seçim havası hakim olur. Kurultaylarımız hem partiyi hem ülkeyi değiştirme görevi ve sorumluluğu taşır. Sizler Sivas Kongresi’ndeki 41 delegenin bugünkü temsilcilerisiniz. Birileri ülkede sandığı kaldırmaya çalışırken, mahallelerden başlayarak, mahallelerimize koyduğumuz sandıklardan ilçeye, ilçe kongrelerinden ile, il kongrelerinden bu salona yönlendirilen ve omuz başlarında 2 milyon üyemizin, hem de 86 milyon vatandaşımızın yüklerini, sorumluluğunu taşıyorsunuz. Bu kurultayda vereceğiniz kararla partimizi iktidara taşıyacak kadroları belirlemeye geldiniz. Bunun için bu önemli günde buraya, bu görevi yapmaya büyük bir disiplinle, kararlılıkla gelen tüm delegelerimizin şahsında Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün ve tüm üyelerinin karşısında saygıyla eğiliyorum. Hoş geldiniz, iyi ki sizlerle yol arkadaşıyız, iyi ki birlikteyiz.” “MUCİZE GİBİ DÜŞÜNÜLEN YERLERİ KAZANDIK” “İki yıldır her gününüz birlikte mücadeleyle geçti, geçiyor. Bugün benim için de geçtiğimiz iki yılın hesabını sizlere, kurultayımıza verme günüdür. Bugün verdiğimiz sözleri tutabilmenin iç huzuruyla karşınızdayım. Tarihin o dönüm noktasında, o dönüm noktasındaki kurultayımızda mertçe yarıştık, mertçe rekabet ettik. Kurultayımızın ardında dört ayda ilk seçimlerimize hazırlandık. Kadınlara, gençlere ve bilime güvenerek yola çıktık. Dar vakte tam 106 yerel seçim mitingi sığdırdık. Örgütümüze güvendik, özgüvenli siyaset yaptık ve söz verdiğimiz gibi ilk seçimde partimizi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi yaptık. Yüzde 25 olan oyumuzu 10 ay sonra ittifak olmadan yüzde 38’e çıkarttık. Milletimizin desteğiyle, ‘Alınamaz’ denilen yerleri, mucize gibi düşünülen ilçeleri, şehirleri kazandık. Kilis’i, Adıyaman’ı, Kütahya’yı, Afyon’u, Uşak’ı, Kastamonu’yu, canım Manisa’mı, Denizli’yi, Bursa’yı, Balıkesir’i kazandık. O gece 411 belediye başkanlığı ile nüfusun yüzde 85’ine hizmet etme imkanı yakaladık. Bunu tek başımıza biz değil, her biri birbirinden kıymetli adaylarımızla evet ama tek başımıza değil. Örgütümüzle ve milletimizle birlikte başardık. Yerel seçimlerden sonra da durmadık. İllerimizi dolaştık. 21 halk buluşması gerçekleştirdik. Yetmedi, partimizi yeniden sokağa, meydanlara ısındırdık. Atanmayan öğretmenlerden işçilere, emeklilerden çiftçi buluşmalarına kadar dokuz ayrı tematik miting yaptık. Partimizin yurt dışındaki bağlarını güçlendirmek için çok çalıştık. Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığı görevini üstlendik. 11 ülkeye toplamda 20 ziyaret gerçekleştirdik.” “BİZE İSTİKAMET ÇİZENLERE TESLİM OLMADIK” “19 Mart’tan sonra darbeye karşı direniş evresine geçtik. 255 günde 72 eylemde toplamda 11 milyon yurttaşımızla meydanlarda buluştuk. Ve iki yılda 62 ilde 208 kez meydanları doldurduk, meydanlara dolmadık, meydanlardan hep birlikte taştık. Ankara’da oturmadık. Ankara merkezli siyaset yapmadık. Bize istikamet çizenlere de teslim olmadık. Millet merkezli siyaset yaptık, milleti de bu siyasete kattık, bu siyasete ortak ettik. Baba ocağına katılımları artıracağımızın sözünü vermiştik. İki sene önce 1,2 milyon olan üye sayımızı tam 2 milyona ulaştırdık. Yeni döneme uygun bir tüzük ihtiyacını dile getirmiştik. Aylar süren çalışmalar sonucunda 81 il başkanımızın sahiplenmesiyle ve büyük emekleri ile büyük bir mutabakatla yeni tüzüğümüzü yaptık, neredeyse oybirliği ile kabul ederek yürürlüğe koyduk. Gençlerin ve kadınların önünü daha da açtık. Örgütümüzün ve üyelerimizin adaylıklarındaki söz hakkını güçlendirdik. Küçük kurultayımızın yeniden şekillendireceğimizi söylemiştik. Örgüt Temsilcileri Meclisimizi oluşturduk, katılımcılığı artırdık. Yeni bir programın sözünü vermiştik. Bir yıl boyunca emek emek dokunduğumuz programımızı hazırladık. Önce 81 ilde, sonra 923 ilçede, sonra tekrar 81 ilde il danışma kurullarıyla, yerelde ilçeden, ilden başlayarak, sivil toplumla, sendikalarla, meslek örgütleriyle, kanaat önderleriyle çalışarak olgunlaşan raporları Ankara’ya yollattık. Dünyaya doğru zeminden, doğru perspektiften bakan harika bir ekibin çalışmasıyla başarılı, sosyal demokrat bir program, sosyal demokratları iktidara taşımış programları inceledik, onların bize uygun kısımlarından yararlandık. 600 akademisyenle, 600 örgüt temsilcisiyle, gençlik ve kadın kollarımızın dışında 250 genç arkadaşımızla hep birlikte çalışarak, gençlik kollarının, kadın kollarının içine sinen, parti dışındaki gençleri, kadınları da duyan, gören ve hepsini birden aynı metnin içinde buluşturabilen bir çalışmayı tamamladık.” “HİKMET AĞABEY YAKINDA OTOBÜSÜN ÜZERİNDE OLACAĞI SÖZÜNÜ VERDİ” “4 - 9 Eylül’ü Genel Başkanlarımızın, Allah gani gani rahmet eylesin Altan Ağabey oradan hepimize gurur duyan, özlem duyan gözlerle bakıyor. Bir önceki kurultayda birlikteydik. Saraçhane’de otobüsün üstünde birlikteydik. Bu tüzüğü yaparken, örneğin delegelerden imza toplamak, ‘İmza toplandı, toplanmadı tartışmaları alıp başını gidecek, başkası aday olabilecek mi? Genel merkez ne kadarına hakim’ tartışmalarının partiyi boşu boşuna mevcut genel başkanı da partiyi de boşu boşuna yıprattığı tespiti ile Altan ağabeyimizin önerisiyle Hikmet Başkanımızın, biraz önce telefonda konuştuk. Çok yakında otobüsün üzerinde olacağının sözünü, müjdesini buradan vererek sevgili Hikmet Çetin’i selamlıyorum. Genel Başkanımız. Hiçbir zaman bizi yalnız bırakmayan Sayın Murat Karayalçın’la birlikte örneğin tüzüğün, ‘Mevcut Genel Başkanı imza toplamaz, talebi halinde adaydır. 70 imza toplamıyorsa zaten aday olmaz. Ama imzaları mevcut genel başkan hiç toplamaz, aday olanlar da yüzde 5’i ile aday olabilirler’ diyerek o, bu sefer kullandığımızda ne kadar işe yarayan, tartışmalarının önünü kesen, gerçek konuşulacak gündem yerine gündeme sis etkisi yapacak uygulamayı Genel Başkanlarımızın önerisi ile tüzüğümüze ekledik. Ve o 4- 9 Eylül Kuruluş Haftası fikriyle delegelerimizin bunu tüzüğe koymasıyla bu sene de 4 - 9 Eylül’ü, 4 Eylül Sivas Kongresinden, 9 Eylül, hem ülkenin düşman işgalinden kurtulduğu sembol güne hem partimizin kurulduğu güne, kapatılan partimizin yeniden kurulduğu güne atfen 4 - 9 Eylül Kurtuluş Haftamıza bu sene yine coşkuyla kutladık. Ve içinde bir yıllık emeğin sonunda ortaya çıkan programımızı hep birlikte konuştuk, tartıştık. Varsın olsun, ekranı ortadan ikiye böldüler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul’daki baba ocağına kayyım atadılar, 5 bin polisle saldırdılar. Bunu tam da programımızı hep birlikte bu kurultaya yollayacak, son halini verdiğimiz 8 Eylül gününde yaptılar. Bize yapılan her provokasyona, her türlü saldırıya, bizi pozitif gündemden başka gündemlere çekmeye çalışanlara inat sesi yükselttiğimiz gün de oldu ama sözü yükseltmenin, içeriğe önem vermenin ve bu ülkeyi yönetecek kadroların da bu ülkeyi yönetecek programın da hazır olduğuna inancımızla milletimizin hep karşısında, kararlılıkla, hem cesaretle hem metanetle durduk. Şükürler olsun, dün hep birlikte sizlerden gelen talepleri de görerek son metne, son gün, son komisyonda dahi doğru önerileri derc ederek, haklı eleştirilere uyum yaparak metni buraya getirdik. Burada yapılan tartışmalardan sonra oybirliği ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin 81 ilden gelen, seçilmiş bin 200 delegesinin ve tüm doğal delegelerinin oybirliği ile programımızı hazırladık. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi bu salondan, ‘Şimdi iktidar zamanı’ diyerek ayrılmaya hazırdır, iktidara yürümeye hazırdır.” “HAYATIMIN ONUR MESELESİ SAYIYORUM” “Biz verdiğimiz değişim sözünün altını, tüm bu adımları atarak doldurduk. Ve şimdi kadroları, tüzüğü, parti programı yenilenmiş, kendine güvenen bir parti olarak hep birlikte geleceğe yürüyoruz. Biz ilk seçimlerini kazanan, yenilgiyle tanışmayan bir kadroyuz. Ve size bu kurultaydan geçen kurultayda olduğu gibi bir söz vererek ayrılmayı ve bu sözü tutmayı kendim için, hayatımın onur meselesi sayıyorum. Geçen kurultay, bu salonda, bu kürsüde 1970’lerde rahmetli Ecevit’in yaptığı gibi, girdiği ikisi yerel ikisi genel tüm seçimlerden partisini birinci çıkardığını, bizim de bunu başaracağımızı eğer bunu başarmazsak bu görevde kalmayacağımızı söylemiştim. Bu sözü verdikten 4 ay - 5 ay sonra bu sözün ilk adımını atmak, ilk sınavda verdiğimiz sözü tutmak nasip oldu. Şimdi buradan bu kurultaydan, 40’ncı kurultayımızda tarih önünde söz veriyorum. Bu kurultay partimizin muhalefetteki son kurultayıdır. 40’ncı kurultay, iktidardaki ilk kurultayımız olacak. Artık iktidar zamanıdır. Şimdi iktidar zamanıdır. Artık iktidar zamanıdır. Şimdi iktidar zamanıdır. İktidara hazır mıyız? İktidara hazır mıyız? İktidara hazır mıyız? Şimdi iktidar zamanı. Gençlerin dediği gibi, ‘İktidar, iktidar, iktidar.’” “VAKTİ GELMİŞ DEĞİŞİME ENGEL OLACAĞINI SANANLAR VAR” “Değerli yol arkadaşlarım, bugün karşımızda milletin iradesine direnenler vardır. Vakti gelmiş bir değişime engel olacaklarını sananlar vardır. İki yılda bu ülkede açılan derin yaraları hatırlamamız gerekir. Yerel seçimlerden sonra bir yandan partimizde politika üretirken, diğer yandan belediyelerimizde hizmetler ürettik. Kısa sürede belediyelerimizden memnuniyet oranları, yerel seçimde alınan oyların da çok daha üzerine çıktı. Partimiz de yapılan tüm anketlerde birinci parti olmaya devam etti. Birinci parti olmanın sorumluluğu ile siyasetin yönünü, milletin sorunlarına çevirmek için çabaladık. Biz ‘Normali bu’ dedik, adı normalleşme kaldı. Daha önce bayramda seyranda bizi aramayanları, seçmenlerine hürmeten biz aradık. Şehit cenazesinde selam vermeyenlere selam verdik. Anıtkabir’de yüzümüze bakmayanlara misafir olduk, misafir ettik. Bu ülkede kavgayı, kutuplaşmayı bitirmek istedik. Millet bizden kavga değil, hizmet bekliyor. ‘Milletin sesini duyun, milletin sandıkta yazdığı mektubu okuyun’ dedik. Bu tutumunuz vatandaşlardan büyük bir destek gördü. Ne olduysa olanlar da bundan sonra oldu. Anketlerde geriye düştüğünü, CHP’nin oylarının emanet olduğunu, seçimden sonra hemen döneceğini düşünüp de Cumhuriyet Halk Partisi’ni her ay biraz daha iyi bir noktada görenlere; ‘Bu süreç CHP’ye yarıyor, bu süreci bitirin. Hatta bitirmeyin, onlara bitirtin’ dediler. Bu süreç CHP’ye yarıyor korkusuyla normalleşme havasını bozmayı tercih ettiler. Yeniden kavgaya, kutuplaşmaya döndüler. Düşman olmadan siyaset yapamayacaklarını o günden belli ettiler. Sosyal güvenlik kurumu borçları üzerinden belediyelerimizin gelirlerini kesmek istediler. Bakanlarına canlı yayında, ‘CHP’li belediyeleri silkeleyin’ talimatı verdiler. Daha sonra tarihimizde görülmemiş bir yola tenezzül ettiler. Tayyip Bey bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kendisine de partisine de artık güvenmiyordu. Ana kademesine, Kadın Kollarına, Gençlik Kollarına güvenmiyor, inanmıyordu. İşte o yüzden hiçbir partisi olmayan dördüncü bir kolu kurdu. Ve AK Parti Yargı Kolları’nın başına anayasaya aykırı olarak bir Bakan Yardımcısını, bir siyasi kişiliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla atadı. Çünkü onun artık bizimle siyasi rekabet edecek takati yoktur. AK Parti’nin bu örgütle mücadele etmeye cesareti yoktur, Tayyip Bey’in tek güvendiği AK Parti’nin Yargı Kollarıdır. AK Parti Yargı Kolları kurulduktan sonra saldırılar başladı. İlk kez 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanımız Sevgili Ahmet Özer’i tutukladılar. Türkiye’nin en büyük ilçesine, Esenyurt’a kayyım atadılar. Erken seçim istediğimiz için ve artık bu yapılanların, yani Esenyurt’la başlayan, Beşiktaş’la devam eden ve adım adım bir darbe pratiğinin işlediğini gördüğümüz süreçte bunu bir savaş ilanı kabul ettik. ‘Bundan sonra ne yapacaksınız?’ diye değerli basın mensupları sorduğunda, ‘Savaş ilan ettiler. Biz masada oturuyorduk, masanın altından balta çektiler. Savaş ilan edilen, saldırıya uğrayan kimse, yapı, parti ne yaparsa bundan sonra yapacağız, mücadele edeceğiz’ dedik. Erken seçim istedik, ‘Erken seçimin adayı erken belirlenir’ diyerek yola çıktık. 23 Mart’ta ön seçimle adayımızı belirleyeceğimizi ilan ettik. İşte o zaman, o zaman daha da paniklediler. Millet erken seçim isterken onlar darbe hazırlığını erkene çektiler. Ekrem Başkanımızın ön seçim başvurusu yaptığı günden bir gün sonra, 22 Şubat’ta 31 yıllık diplomasına soruşturma açtılar. 19 Mart günü fakültenin yönetim kurulu toplanacaktı. Fakülte yönetimini bu hukuksuz, bu akıl almaz karara ikna edememişlerdi. Bu yüzden işi üniversitede çöp toplatmak, ring seferlerini düzenlemek olan üniversite yönetim kurulunu, yetkisiz olduğu halde topladılar ve diplomayı siyasi atamalarla kendilerinden yaptıkları üniversite yönetim kuruluna diploma iptali yaptırdılar.” “EN GENCİ 18, EN YAŞLISI 104 YAŞINDAYDI, TARİHE GEÇTİLER” “Ön seçime beş gün kala bir iftar zamanında bu yetkisiz kurul diplomayı iptal etti. O kadar korkuyorlardı ki diplomayı iptal etmekle yetinmediler, iptalden saatler sonra bir sahur vaktinde Ekrem Başkanımızın evine yüzlerce polisle baskın yaptılar. Tepedeki bir kişi, üç savcı, üç hakim, üç gizli tanıkla bu milletin hafızasından hiçbir zaman silinmeyecek bir darbeye kalkıştılar. Darbeciler bu kez postalla, tankla değil, üzerlerindeki cübbeleri ile geldiler. Sonra ‘Herkes sussun, kimse tepki göstermesin’ istediler. Gösterileri yasakladılar, meydanları ablukaya aldılar. Otobüsleri durdurdular, metroları kapattılar. Köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. Her şeyi hesap ettiler ama milleti hesap edemediler. Cumhuriyet Halk Partililer Vatan Emniyet’in önünde, öğrenciler Beyazıt Meydanı’nda toplandı. İki taraf da seçtiğine sahip çıkmak için, sandığa sahip çıkmak için, iradesine ve geleceğine sahip çıkmak için önlerine konulan barikatları açtılar ve Saraçhane’de buluştular. Yedi gün, yedi gece aynı meydanda, aynı otobüsün üzerinde, aynı mikrofondan yükselen sesimize güç verdiler. Darbecilere geçit vermediler. Onları Saraçhane’den püskürttüler. Saraçhane’deki yedi gün, yedi gece süren ve ‘İlk gece ne olacaksa bu gece olacak’ dediğimiz ve ‘Bin kişi bile toplanamaz’ dedikleri önlemlere rağmen 110 bin kişiyle toplanıp, 23’ü akşamı Saraçhane’de 1,2 milyon kişi olan ve darbeyi püskürten o gün orada olmasa da kendi memleketinden, ilinden, ilçesinden bu mücadeleye yüreğini koyanlara selam olsun, helal olsun. Dört günlük gözaltı süresini 23 Mart’taki ön seçime denk getirmişlerdi. Dediler ki ‘Aday gözaltındayken ön seçimi yapamazlar.’ Ama bu hesapları tutmadı. Sandığı koyduk, sandığın yanına dayanışma sandıklarını da koyduk. Milletimizi davet ettik ve 2 milyon üyesi olan Cumhuriyet Halk Partisi yanına koyduğu dayanışma sandıklarıyla 15,5 milyon vatandaşımız koştu, geldi, oylarını kullandı. En genci 18, en yaşlısı 104 yaşındaydı. Elbette altı yaşında çizdiği resmini sandığa atanlar da vardı. Karnında üç aylık bebeği ile gelen de oldu, iki elinde iki bastonuyla merdivenleri tırmanan da. Biz onlara ‘Gelin, seçin, tarihe geçin’ demiştik. Geldiler, seçtiler, tarihe geçtiler. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum.” “HODRİ MEYDAN, GETİR SANDIĞI MİLLET KARARI VERSİN” “Bugün adayımızın metrodaki sesinden, duvardaki resminden, sosyal medyadaki hesabından bile korkuyorlar. Onlara buradan bir kez daha söylüyorum: Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur. Onunla mücadelenin meşru yolu sandıkta yarışmaktır. Ekrem İmamoğlu, milletin adayıdır. Sarayın adayı kimse, kendisine güveniyorsa meydana çıkmalıdır. Ekrem İmamoğlu’nu alt edeceksen millete güveneceksin, karşısına çıkacaksın. Hodri meydan. Yargı kollarına değil, teşkilatına güveneceksin. Ben örgütüme güveniyorum. Ben milletime güveniyorum. Adayım burada ve örgütüm burada, sandık nerede? Hodri meydan. Getirin sandığı, millet versin kararı.” “HİÇBİR DÖNEM, BU DÖNEMİN GADDARLIĞIYLA YARIŞAMAZ” “Bugün 15 belediye başkanımız ve yol arkadaşımız tutukludur. Her birinin değerli aileleri; eşler, çocuklar, anneler, babalar bu salondadır. Bize emanettir ve millete emanettir. Yalanlar, iftiralar attılar. Yalana, iftiraya doymadılar. Tam 237 gün sonra iddianame yazabildiler ama attıkları, sekiz aydır tartıştırdıkları yalanların iddianamede arkasında duramadılar. İddianameye o yalanları yazamadılar. Bizi yargılayacakları iddianame ile bu aziz milletin vicdanında kendileri yargılanıyorlar. Çünkü millet günün mağdurlarının nasıl zalim olduğunu gördü. Sayın Erdoğan da bu gerçekleri görünce rahatsız oluyor ve ‘Anlatamıyorsunuz’ diyor. Gazetecilere, basın mensuplarına, yandaş basına yükleniyor, zorluyor. Ama bir yalan, bir doğrunun karşısında; bir iftira, bir hakikatin karşısında ne kadar dayanabilir ki? Çok rahatsız olduğu o videoyu, genel istek üzerine milletimize bir kez daha arz ediyorum. Tüm vatandaşlarımızın vicdanına sesleniyorum. Bu kadar yalan, bu kadar iftira, bu kadar kul hakkı olur mu? Rahmetli Erbakan’ın dediği gibi ömür boyu alınları secdeden kalkmasa bu vebali ödeyemezler. Bu ülke elbet çok kara kışlar, çok zor zamanlar gördü. Ama hiçbir dönem bu dönemin gaddarlığı ile yarışamaz. Soruyorum, kim inandığını özgürce dile getirebiliyor? Çıtını çıkaranı, Silivri’ye atıyorlar, kaşını oynatanın malına mülküne çöküyorlar. ‘Acaba’ diyenin kulağını çekiyorlar, sonra ortalıkta bir daha görünmüyor. Gazeteciler tutuklanırken, onların arkadaşları susuyor. Sanatçılar ip gibi sabahın köründe sıraya dizilip haysiyetleriyle oynanırken, diğer meslektaşları konuşmuyor. Siyasetçilere, iş insanlarına, sivil toplum temsilcilerine kelepçe vurulurken, diğerleri ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyor. Milyonlar direnirken, bedel öderken, susanlara soruyorum. Bu suskunluğu, bu çaresizliği kim öğretti size? Komşunuz oradayken fırlayıp gitmek yerine, sessizce kapıyı çekip arkanızı dönmeyi, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır değeri ile yoğrulan bu topraklarda yanı başınızda yaşananlara susmaya nasıl alıştınız? Ne zaman unuttunuz, bu ülkenin nasıl kurtulduğunu? Seyit Onbaşı’nın sırtında mermi değil, milletin kaderini taşıdığını ne zamandan beri unuttunuz? Nene Hatun’un sadece yaralı askerlere değil, milletin haysiyetini kurtarmaya koştuğunu ne zaman unuttunuz? Elinde kumandası, üstünde pijaması oturanlara sesleniyorum. Gün sokaklara çıkma, meydanlara akma günüdür. Gün; dayanışma, direnme günüdür. Gün; bu kara düzene itiraz etme günüdür. Ya o pijamayla evinde oturup sıranın sana gelmesini bekleyeceksin ya da meydanlara çıkıp bizimle birlikte bu darbeyi püskürteceksin. Evde, elinde kumandasıyla oturan, pijamalıya sesleniyorum. Ya meydanlara çıkacaksın, bu darbeyle yüzleşeceksin, nereye davet ediliyorsan oraya güç vereceksin, itiraz edeceksin, sandığı, Cumhuriyet’i kurtaracaksın. Ya da sonra hiç hayıflanmayacaksın. Meydanlar bizimdir, sokaklar bizimdir, mücadele bizimdir, Türkiye hepimizindir. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “BİR CEPHE OLARAK DEMOKRATİK SİYASETİ SAVUNUYORUZ” “19 Mart sürecinde bizleri önce Saraçhane’den bir gün sonra Genel Merkezimizde ziyaret eden, destek veren tüm Genel Başkanlara, siyasi partilere teşekkür ediyorum. Ve hangi partiden olursa olsun tüm yurttaşlarımıza sesleniyorum, 19 Mart bir sivil darbedir. Görünen hedefi Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olan CHP olsa da asıl hedefi Atatürk’ün diğer eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Sandık olmazsa Cumhuriyet olmaz. Demokrasi olmazsa Cumhuriyet olmaz. Adalet olmazsa, hukuk olmazsa, Cumhuriyet olmaz. DEM Parti’nin Eş Genel Başkanlarının hapse atılması da Zafer Partisi Genel Başkanının hapse atılması da 19 Mart darbesi bir bütün olarak siyaset kurumunu, halkın seçme, seçtikleri tarafından yönetilme hakkını hedef almaktır. İşte tam bu nedenle biz bir mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokratik siyaseti savunuyoruz. Herkesi de bizi değil, kendi varlıklarını ve çok partili rekabeti savunmaya davet ediyoruz. Herkesi canı istediğinde ‘Şu parti kapatılsın, kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi de kapatılsın’ diyenlerin demokratlığını hatırlamaya davet ediyorum. Bir Stockholm Sendromu’na kapılmamaya, dün elinden zor kurtulduğumuz celladımıza aşık olmamaya davet ediyorum. Meydanların susmadan haykırdığı gibi; kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “BU PANKARTA HERKES İYİ BAKSIN…” “Şu göreyim bakayım o ‘Özgür Gelecek’i bir şey anlatacağım. Bu iki sene önce kurultayın bu gününde, burada Manisa’dan gelen delegasyonun açtığı ‘Özgür Gelecek’ pankartıdır. Bu pankarta herkes iyi baksın. Bu pankart salondan en son çıkan Gömeç Gençlik Kolları. Nerede Gömeçliler orada mı? Gömeç Gençlik Kolları hatıra olarak bu pankartı almış. Gömeç’te Belediye Başkanımızı kutlama ziyaretine gittiğimde bu pankartla beni karşıladılar. Bu pankart Gömeç’te hatıra olarak saklanıyor. Bu pankart değişim kurultayında Manisa’nın sürprizi olarak karşıma çıkmıştı, sonra Gömeç’te karşıma çıktı. Sonra İstanbul Büyükşehir iddianamesinde karşıma çıktı. İBB iddianamesi der ki, “‘Özgür Gelecek’ pankartı açmak suretiyle bunu önceden planladıkları anlaşılıyor.” İBB iddianamesi der ki, “‘Özgür Gelecek’ pankartı açıldığında hep bir ağızdan ‘Güzel günler göreceğiz, güneşli günler’ diyerek ülkede iktidarı devralacaklarını, salona girdiğinde ‘Güzel günler göreceğiz’ diyerek ülkenin yönetimini değiştireceklerini ve ülkeye örgütün belirlediği Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı yapmayı planladıkları anlaşılıyor.” Buradan o iddianameyi yazana, yazdıranlara söylüyorum. Ne sandınız ya? Güzel günler gelecek, bu kötü günler bitecek. Güzel günler gelecek, güneşli günler. Hep birlikte o güzel günlere geleceğiz. ‘Özgür Gelecek’ dedik, geldik işte. Buradayım. Seçim olacak, bu millet görev verecek, Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak. Buradayız, karşınızdayız. Cesareti olan çıksın karşımıza.” “MÜESSES NİZAMIN ÇARKINA ÇOMAK SOKTUK” “Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapatmaya kalkanlar bilsin ki; bizi çok yılanlar sokmaya çalıştı. 12 Eylül’de Kenan Evren bu partiyi kapatabileceğini sandı. Millet yine Gazi’nin emanetine sahip çıktı, kapıdaki kilidi kırdı. Gücünü milletten alan 102 yıllık dev çınar dimdik ayaktadır. Bu çınar milletimizle var olmuştur, ilelebet de var olacaktır. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet olan bu çınara uzanan elleri biz değiliz, millet kırar, millet kırar. Peki, değerli yol arkadaşlarım. Bunca saldırıyı, bunca haksızlığı neden yaşıyoruz? Bakın Türkiye’de yıllardır kurgulanan bir düzen var. Değişmeyen aktörleri, yeni kuşağa direnen siyasetçileri, millete dayatan bir düzenle karşı karşıyayız. Müesses nizam kendi siyaset kurgusu bozulmasın istiyor. Bu kurguda da CHP’ye de bir yer tarif ediyor. Kimi ‘derin devlet’ diyor, kimi ‘devlet aklı’ diyerek bu düzeni savunuyor. Bir avuç insanın menfaatine derin kılıflar uyduruluyor. ‘Bugünün müesses nizamı nedir?’ diye sorarsanız, AK Parti iktidarının 23 yılda kurduğu kara düzenin ta kendisidir. Artık bu müesses nizamın çıkarları ile milletin çıkarları birbirinden ayrışmış, birbiriyle karşıt hale gelmiştir. Bu düzende birileri zengin, birileri fakirdir. Birileri güvende, birileri güvende değildir. Birileri eşit, birileri daha az eşittir. Çünkü müesses nizamın çarkı 86 milyon millet değil, kurdukları düzeni güvende tutmak için dönmektedir. İşte biz bu müesses nizamın çarkına çomak soktuk arkadaşlar, çomak soktuk. Biz birbirinin aynısı, bu azınlığa baş kaldırdık. ‘Ben devletim’ diyenlere milletin gücünü hatırlattı. ‘Kurultayı kazanamaz’ dediler, kazandık. ‘Yerel seçimleri kazanamazlar’ dediler, başardık. ‘Bunlar ittifak kuramaz’ dediler, Türkiye ittifakını kurduk. ‘Sokağa çıkmayın, partinizde oturun’ dediler, vallahi de oturmadık. ‘Oraya gideceksin, şuraya gitmeyeceksin. Oraya gideceksin, şuraya geleceksin’ dediler. Doğru bildiğimizi yaptık, doğru bildiğimizden şaşmadık. İşte CHP hedefte ise sebebi budur. Artık kimse Cumhuriyet Halk Partisi’ne sınır ve istikamet çizemez. Siyaseti bildiğimiz gibi yaparız. Bir hesap vereceksek sadece hesabı milletimize veririz. Şunu hepinizin çok iyi anlamasını isterim. Zamanı gelmiş bir vedaya direnenlerin düzeni bozulmasın diye milletin huzuru ve refahı feda edilmeyecektir. Verdiğimiz mücadele yeninin eskiye karşı mücadelesidir. Türkiye’nin gelecek yürüyüşü AK Parti’nin kara düzeninin krizlerine, kaoslarına, kavgalarına sıkıştırılamaz. Bu mücadele veda edemeyenlerle geleceğe yürüyenler arasındadır. Yaşadığımız tüm sıkıntılar ve tüm zorluklar yeninin doğum sancısıdır. Türkiye bir doğum sancısı çekmektedir. Ancak hiçbir güç yeninin doğumuna, eskinin gidişine mani olamayacaktır.” “DEVLETLE MİLLET YARIŞIRSA MİLLET KAZANIR” “Cumhuriyet Halk Partisi’nde de özgüvensiz siyaset devri kapanmıştır. Artık yüzde 25 değiliz, yüzde 40’a uzanan bir seçmen kitlemiz var. Daha önce eli CHP’ye gitmeyenler artık bizimledir. Partimiz herkesin baba evidir. Bu sofrada herkese yer vardır. Bundan sonra da demokratları kapsayan; aslan sosyal demokratlarla, milliyetçi demokratlarla, muhafazakar demokratlarla, Kürt demokratlarla, liberal demokratlarla, sosyalist demokratlarla hep birlikte yürüyeceğiz. Müesses nizamın savcıları, hakimleri olabilir. Ama bizim yanımızda millet var, millet. Yanımızda kirasını ödeyemediği için okulu bırakan öğrenciler var; akşam sokakta yürümeye korkan kadınlar var. Pazardan filesi boş dönen emekliler var. Sendikalaşması, örgütlülük hakkı engellenen, sömürülen işçiler var. Artık hayat standardı bozulan, yoksullaşan orta direk var. Güzelim okullardan mezun olup yoksulluk sınırının altında maaşlara çalıştırılan, her gün sırtındaki yük biraz daha artar ve üstüne üstlük işten atma tehdidi ile terbiye edilen, korkutulan beyaz yakalılar var. Hali, vakti yerinde olsa da işinin, malının, mülkünün geleceğinden endişe duyanlar, önünü göremeyenler var. Biliyoruz ki milletimiz büyüktür. Biliyoruz ki bir gün devletle millet karşı karşıya gelsin istenmez. Bu millet devletini sever; çağırır askere gider, ister vergisini verir. Ama büyük olan millettir. Siz bir gün eğer devleti milletin karşısına dikerseniz millet o zaman kendi tarafındadır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. Millet kazanacaktır. “BU MİLLET BİZİMLE BİRLİKTE ZİNCİRLERDEN KURTULACAK” “Müesses nizamla mücadeleden dönüş yoktur. Dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizamla işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan aranacaktır. Bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Bu parti, kadın kollarının seçim akşamı tülbenti sirkeye basıp başına bağladığı bir parti olmayacak, bu parti, gençlik kollarının, ışığı sönmeden kendi evine gidemediği, boynu bükük sokakta beklediği, babası ‘Ne oldu seçim’ deyince yere bakan gençlik kollarının partisi olmayacak. CHP arınacaksa bizi eskiye döndürmek isteyenlerden arınacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak.” “BÜYÜK TÜRKİYE İTTİFAKI BİZİM HAYALİMİZ VE İDEALİMİZDİR” “Değerli yol arkadaşlarım, bugün milletten korkanlar, ‘Kürt sorunu’ demekten de korkanlardır. Birileri bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkar ederken hala Kürtlerin seçtiği belediyelere kayyım atarken, siyasetçilerin Genel Başkanları, Eş Genel Başkanları, belediye başkanlarını hapislerde tutarken Cumhuriyet Halk Partisi kararlılıkla bu sorunun demokratik yöntemlerle çözümünü savunmuştur. Biz, DEM Parti ile görüştüğümüz için terörist ilan edilirken duruşundan milim sapmayan, yeri geldiğinde de Kürtlere, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşı olduğunuzu hissedeceksiniz’ diye vaatte bulunmaktan korkmayan bir partiyiz. Büyük bir Türkiye İttifakı, bizim hayalimiz ve idealimizdir. Bu anlayışla bu sorunun demokratik yollardan çözülmesi için Meclis’te komisyon kurma önerisini de dile getiren partiyiz. Ve bunların hepsini son seçimleri kazanmış, Türkiye’nin birinci partisi olmanın gücü ve sorumluluğu ile yapıyoruz. Türkiye’nin demokratik geleceğine cesaretle liderlik edeceğiz. ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.’ Biz bu vatanın her köşesine barış, huzur ve refah sözü veriyoruz. Gelinen aşamada komisyon 18 toplantı yapmıştır. Ama hala belediyelerde, millet iradesinin üstünde atadıkları kayyımlar bulunmaktadır. Hala Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan, Kent Uzlaşısı adı altında utanç davalarından insanlar hapis yatmaktadır. Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hala Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselenin ‘olmazsa olmaz’ denilerek İmralı’ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır. Siyaset dayatmalarla değil, milletin rızasını alarak yapılır. O yüzden partimizin aldığı karar yıkıcı değil yapıcıdır. Çünkü menzil barışsa istikamet samimiyettir.” “TERÖRSÜZ VE DEMOKRATİK TÜRKİYE’Yİ İNŞA EDECEĞİZ” “Meclise sunduğumuz 29 maddelik çözüm önerilerimizi meydanlarda ve komisyonda savunmaya devam edeceğiz. Biz, varlığını bir düşmana borçlu olan, düşmanı olmadan var olamayan bir parti değiliz. Yurtta, bölgede, dünyada barışı, kardeşliği ve refahı savunuyoruz. Biz, düşman aramıyoruz. Bizim liderliğimiz, düşmanlığın değil barışın liderliğidir. İçinde bulunduğumuz Orta Doğu coğrafyası, uzun yıllar çatışmaların, savaşın ve acının dinmediği bir coğrafyadır. Buna yüz çeviremeyiz. Yok sayamayız. Körfez Savaşı bizi nasıl etkilediyse, Suriye Savaşı da Türkiye’nin ekonomik ve sosyal iklimini derinden etkilemiştir. Gazze’deki soykırım hepimizin ağlatmıştır, ayağa kaldırmıştır. Türkiye’nin huzuru ve refahı, bölgenin barış ve düzeni için kritiktir, olmazsa olmazdır. Türkiye huzurluysa bölge huzurlu olur, bölgede huzurun önceliği olur. Bölgede huzur ve barış olursa Türkiye’de kardeşlik ve refah hızla büyür. Tam da bu nedenle milli çıkarlarımızı, kardeşliğimizi ve birliğimizi merkeze alan bir bilinçle bölgesel bir güç olma sorumluluğumuzla, altını çizerek söylüyorum, altını çizerek, Türkiye’nin demokrasi ve sosyal birikimi Orta Doğu’daki tüm kimlikler ve inançlar için huzur ve refah sağlayacak güce sahiptir. Bu öncülüğü yapabilmek ise ancak kendi toplumsal barışını, demokrasi ve adaletini sağlamış bir Türkiye ile mümkündür. Herkes suni tartışmalardan vazgeçip hedefe odaklanmalıdır. Biz, terörsüz ve demokratik Türkiye’yi mutlaka inşa edeceğiz. Türkiye’yi içine kapatan, toplumu birbirine düşüren, siyaseti tarihe gömmeye, bölgemizde barışı, kardeşliği, ülkemizde de huzuru, eşitliği ve refahı sağlayacak yeni bir dönemi başlatmaya geliyoruz.” “DEVLETİN KAPILARI MİLLETE KAPALI, BİR AVUÇ İNSANA AÇIK” “Değerli arkadaşlar, bu kara düzen milletimizi sınıflara bölmektedir. Millet ‘iktidara yakın olanlar’ ve ‘olmayanlar’ ayrımıyla bölünmektedir. Korunan zenginler; iktidara yakın olanlar, gelir ve servete bölüşebiliyorlar. Kaliteli eğitime ve sağlık hizmetine erişebiliyorlar. Mahkemelerden istedikleri kararları çıkartabiliyorlar. Liyakatsiz de olsalar torpille makam sahibi olabiliyorlar. Bunlar kara düzenin seçkin zümresidir. Ama milletin evlatları işsiz, okusa da iş bulamıyor. Milletin evlatları yoksul, çalışsa da hak ettiği gelire erişemiyor. Artık kimse ‘Okursam, çalışırsam başarırım, kazanırım’ diyemiyor. İşçinin evladı nitelikli eğitime ulaşamıyor. Emekli devlet hastanesinde günlerce randevu sırası bekliyor. Bir vatandaş ‘İktidara yakın biriyle davalık olsam ben mahkemede adaleti nasıl bulurum?’ deyince ‘AK Parti’ye yakın avukat mı tutsam?’ diye aklından geçiriyorum. Bu kara düzende devletin kapıları milletin yüzüne kapanmıştır. Devletin kapıları millete kapalı, bir avuç insana açıktır. Kendini milletin üstünde gören bu kara düzen Türkiye’nin enflasyonunda Avrupa birincisi yapmıştır. Yoksulluk ve gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Vergi adaletsizliğinde, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. Cumhuriyet 10 yılda her yaştan 15 milyon genç yaratmıştı. AK Parti’nin kara düzeni 5 milyon evde oturan genç yaratmıştır. Demokrasilerde siyasetin pusulası millettir. Ama biz Türkiye’de artık siyasetin pusulasının bozulmuş olduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bizim hedefimiz Türkiye’yi millet merkezli siyasete döndürmektir.” “ADALETİ GETİREREK BU SORUNLARDAN ÇIKACAĞIZ” “Peki biz bu sorunlardan nasıl çıkacağız? Dört alanda yapacağımız reformlarla adaleti getirerek. Öncelikle mahkemede adaleti sağlayacağız. Artık yolu adliyeye düşen herkes orada adaleti bulacak, görecek. Sonra gelirde adaleti sağlayacağız. Okuyan, emek verip, çalışan herkes insanca yaşayabileceği bir erişecek. Mülakat kalkacak, liyakat gelecek. Çiftçi desteklenecek, teknolojik girişimler desteklenecek ve Türkiye üreten Türkiye olacak. Elde edilen gelir adaletle bölüşülecek. Bu ülkenin onurlu insanları birinin yakını olduğu için değil, bu memleketin yurttaşı olduğu için temel vatandaşlık geliri ile belli bir gelir seviyesine sahip olacak. Vergide adaleti sağlayacağız. Artık bu devletin kasası yoksullardan yüzde 89 vergi toplayarak, verginin yüzde 89’unu yoksullardan toplayarak dolmayacak. Vergi gerçekten kazananlardan alınacak. Çok kazandan çok, az kazanandan az alınacak. Kazanmayandan vergi alınmayacak. Sosyal adaleti sağlayacağız. Birilerinin eşit, birilerinin az eşit olduğu düzen değişecek. Kürtler, Aleviler bu devletin eşit yurttaşları olduklarını iliklerinde, kemiklerinde hissedecekler. Birilerinin güvende olduğu ama kadınların, çocukların şiddete karşı; işçilerin iş cinayetlerine karşı korunmadığı bu düzen değişecek. Bu dört reformun tepesinde demokratik, laik, sosyal hukuk devleti çatısı olacak. O çatı Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet kurucusuna verdiğimiz sözle ilelebet payidar kalacaktır. Dış politikada Türkiye saygınlığa kavuşacak, iktidarımızda dünyadaki hiçbir lidere karşı boynumuz bükülmeyecek. Dış politikada oğullara, mahdumlara, damatlara önem, ehemmiyet, yetki veren ciddiyetsizlikten eser kalmayacaktır. Dünyanın her yerinde vatandaşlarımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyacak, pasaportlarının gördüğü saygıdan memnun olacak, devleti her an yanında hissedecek. Demokrasi, adalet ve ekonomide atacağımız adımlar; dış politikada elde edeceğimiz saygınlık, bize Avrupa Birliği’nin kapılarını açacaktır. Türkiye en kısa sürede Avrupa Birliği’ne tam üye olacaktır. Başta gençler olmak üzere tüm vatandaşlarımız vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye’ye kavuşacaktır.” “KUŞATMAYI KIRMANIN PAROLASI CESARETTİR” “Güçlü yurttaşla güvenli geleceği kuracağız, kazanan Türkiye olacak. Güçlü yurttaş, güvenli gelecek, kazanan Türkiye’ yolunda hep birlikte çalışacağız. Şüphesiz Türkiye, 102 yıl önce büyük mücadelelerle o dönemin kuşatmalarında ve işgallerinden kurtarılmıştır. Ülkemiz 102 yıl sonra bu kez küçük bir zümrenin demokrasi ve adaleti hedef alan kuşatmasının altındadır. Bugün Cumhuriyetimizi çağın kuşatmasından kurtarmaya ihtiyaç vardır. Ülkemizi çağın kuşatmasından kurtaracak irade bu salondadır. Kuşatmayı kırmanın parolası cesarettir. Cesaret, bu salondadır. Karşımızda vergiyi tabana, siyasi tavana yayan bir düzen vardır. Biz vergiyi tavana, siyasi tabana yaymaya, tabanla siyaset yapmaya, bu ülkenin yoksulları için siyaset yapmaya geliyoruz. Bugün Türkiye’de siyasetin rotası şaşmıştır. Biz siyasetin rotasını milletimize çevirmeye geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi yeni bir siyaset hattındadır. Siyasetimiz millet merkezli siyaset hattıdır. İttifakımız Türkiye İttifakı’dır. Altı okun ışığında, sosyal demokrasiye tüm bağlılığımızla daha fazla sosyal hayatın merkezinde siyaset yapacağız. Milletin merkezine yani sosyal merkeze konumlanıyoruz. Sokağı duyan, meydana inan, köye giden, fabrikayı örgütleyen, kapıyı çalan, eve gelen, sorunu bilen ve çözümlerini söyleyen bir siyaset hattında yürüyeceğiz.” “255 GÜNDÜR MEYDANLARDAYIZ” “Seçim kampanyamız 19 Mart’ta direnişle, 23 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayımızı belirlememizle fiilen başlamıştır. Partimiz 255 gündür sokaktadır, meydandadır. Gerekirse bin gün sürecek dünyanın en uzun seçim maratonunu hep birlikte koşacağız. Seçime kadar durmadan, ev ev, sokak sokak çalışacağız. Bu zaferin destanını birlikte yazacağız. Türküsünü birlikte yakacağız. ‘Bu bir türkü, toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü. Bu bir örgü, alev bir saç örgüsü. Kıvranıyor, kanlı kızıl bir meşale gibi yanıyor. Esmer alınlarında, bakır ayakları çıplak kahramanların. Ben de gördüm o kahramanları. Ben de sardım o örgüyü. Ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim. Ben de içtim toprak çanaklardan güneşi. Ben de söyledim o türküyü. Yüreğimiz topraktan aldı hızını, altın yeleli aslanların ağzını yırtarak gerindik. Sıçradık, şimşekli rüzgâra bindik. Kayalardan kayalarla kopan kartallar, çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını. Alev bilekli süvariler, kamçılıyor şaha kalkan atlarını. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın. Düşmesin bizimle yola, evinde ağlayanların gözyaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar. Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar. Akın var, güneşe akın. Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın.”, “SİZE MÜCADELE VADEDİYORUM” “Elbette zor zamanlardan geçiyoruz, geçeceğiz. En ağır bedelleri ödedik, ödüyoruz, ödeyeceğiz. Ben sizlere ilk seçime kadar güzel günler vadetmiyorum. Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size mücadele vadediyorum. Ben size 100 yıl önce olduğu gibi gerekirse ölümü göze almayı, ama işgale teslim olmamayı vadediyorum. Ve tüm mücadelenin sonunda size iktidar vadediyorum, iktidar vadediyorum. Ben size onur, ben size haysiyet ve cesaret vadediyorum. Ben sizin gözlerinizde o cesareti görüyorum. Ben size bakınca bu zaferi birlikte kazanacağımız yol arkadaşlarımı görüyorum. Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? O zaman o zaman haydi bakalım gençler, yürüyelim arkadaşlar.”

CHP Parti Meclisi 80 kişiye çıktı, gölge kabine ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi “iktidara gelene kadar” tüzüğe eklendi Haber

CHP Parti Meclisi 80 kişiye çıktı, gölge kabine ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi “iktidara gelene kadar” tüzüğe eklendi

CHP’nin "Şimdi İktidar Zamanı" temasıyla düzenlediği kurultayın ilk gününde gerçekleştirilecek değişiklikler ele alındı. Yeni tüzük ve parti programı oybirliğiyle onaylandı. Tüzük değişiklikleri arasında, CHP Parti Meclisi (PM) üyesi sayısının artırılması ve gölge kabinenin Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ne bağlanması öne çıktı. Hükümet programının temelini oluşturan programa oybirliğiyle onay CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, uzun süre üzerinde çalıştığı programı sundu. Demokrasi, yönetim, adalet; ekonomi ve kalkınma; refah ve sosyal devlet; güvenlik ile dış politika ana başlıklarıyla kurultayda kabul edilen program, CHP’nin hükümet programının temelini oluşturacak. CHP tüzüğündeki 10 madde ve yönetmeliklerde 5 maddelik değişiklik önerisi kabul edildi. Öneriler, CHP Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci’nin başkanlık ettiği tüzük hazırlık komisyonu tarafından hazırlandı. CHP Parti Meclisi’nin üye sayısı 60’tan 80’e çıktı. Öncesinde PM listelerinde 52 kişi, Bilim Kültür Sanat Platformu (BKSP) listelerinde ise 8 kişi seçilirken, yeni düzenlemede PM listelerinden 70 kişi, BKSP listelerinden 10 kişi seçilmesi kararlaştırıldı. 18-25 yaş arasına %10 gençlik kotası, 25-40 yaş arasına %15 çalışma kotası uygulanıyordu. Gençlerin görev alması önündeki engeller nedeniyle 18-25 yaş aralığı, 18-30 olarak değiştirildi. Buna göre 18-30 yaş için %10 gençlik kotası ve 30-40 yaş aralığı için %15 çalışma kotası uygulanacak. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi “İlk Cumhurbaşkanı seçimine kadar, Partinin Cumhurbaşkanlığı adaylık sürecini yürütmek için kurulur” ifadesiyle tüzüğe eklendi. Ofisin, Genel Başkanın belirleyeceği yerlerde çalışma yapacağı ve koordinasyonun sağlanacak kişiler üzerinden yürütüleceği belirtildi. Kapsamı, Genel Sekreter Selin Sayek Böke’den oluşan bir ekip üstlendi. Ofisin harcamalarının parti bütçesinden karşılanacağı açıklandı. CHP, her bakanlığa paralel oluşturduğu "gölge kabine" sistemini, "Gölge kabine üyelerinin görev süresi partinin iktidarına kadar sürecek" şeklinde tüzükle belirledi. Gölge kabine şu şekilde tarif edildi: “Genel Başkan, Parti Meclisi üyeleri arasından yürütme yetkisine göre gölge kabine üyeleri seçebilir. Gerekli hallerde PM dışında da üyeler seçilebilir. Gölge kabine üyelerinin görevlerinin ve sayılarının belirlenmesi, Cumhurbaşkanlığı adayının önerisiyle, Genel Başkan’ın onayıyla olacak ve toplantılara başkanlık edecekler. Raporlar CHP Parti Meclisi'ne sunulacak. Her bakanlığın başında bir "Politika Kurulu" olacak ve kurullarda uzmanlar da yer alacak. Belediye müdürleri ve danışmanlar görev alamayacak CHP tüzüğü, partili belediyelerde çalışanların kongrelerde aday olamayacağı ve yönetici olamayacağı hususunda düzenlemesiyle güncellenmişti. Bu düzenlemeye belediye yönetici ve danışmanlarının da eklendiği belirtildi. Salonda “Önce adalet, önce hürriyet” vurgusu Kurultayın yapıldığı Ankara Spor Salonu’nda "İmamoğlu’na Özgürlük" pankartı ve tutuklu başkanların fotoğrafları yer aldı. 81 ilden kadınların hazırladığı “Önce Adalet, Önce Hürriyet” pankartı salonda yer aldı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Millet İradesine Sahip Çıkıyor: Darbeye Karşı Direniş" sergisini gezdikten sonra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile kurultay alanına geldi. Protokolde Özgür Özel'in yanında İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu yer aldı. Dilek İmamoğlu ve tutuklu belediye başkanlarının yakınları il delegesi olarak katıldı. Kurultayın divan başkanı Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce olarak seçildi. Kurultayı başlatan Özel, "Önce Adalet, Önce Hürriyet" pankartını vurguladı. Geçen yıl yapılan kurultayla yapılan tüzük değişikliklerini anımsatan Özel, parti programının hazırlanma süreci hakkında bilgi verdi. "Mart, Nisan, Mayıs aylarında çalışmayı tamamlamayı düşündük ancak 19 Mart darbesiyle süreç değişti. Her durumda direnmeye ve çalışmaya devam ettik” dedi. Programdan yola çıkılarak hükümet programı oluşturulacağını belirtti ve yol haritasının detaylarını paylaştı. Selin Sayek Böke sunum yaptı, ardından CHP’nin gölge bakanları konularına dair bilgilendirmelerde bulundular. Sunumların ardından delegeler söz aldı. Konuşmalar sonrası program ve tüzük değişiklikleri ayrı oylanarak kabul edildi.

İBB ve Ekrem İmamoğlu iddianamesinde ayrıntılar ortaya çıktı Haber

İBB ve Ekrem İmamoğlu iddianamesinde ayrıntılar ortaya çıktı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin eski Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu bulunduğu süre zarfında ‘yolsuzluk’ suçlamasıyla düzenlenen soruşturmanın iddianamesindeki detaylar kamuoyuna açıklanmaya devam ediyor. İddianamede, kamuya 308 milyon 95 bin lira zarar veren eylemlerin, mesleki ve teknik yeterlilik kriterlerinin aşırı yüksek tutulması sonucu ihaleye katılması muhtemel firmaların sayısını düşürdüğü, bu şekilde elde edilen gelirin "SİSTEM" adındaki bir yapıya aktarıldığı ortaya kondu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Ekrem İmamoğlu aleyhine açılan ‘yolsuzluk’ davalarının iddianameleri üzerindeki incelemeler devam ediyor. Kamu zararı 308 milyon 95 bin lira olan 87 adet eylem dikkate alındı İddianamede, İBB’nin 229 kalemden oluşan "2024 Yılı İstanbul Geneli Çeşitli Organizasyonlar ile Tanıtım-Duyuru Çalışmaları ve Baskı Materyali Temini Hizmet Alım İşi" kapsamındaki ihalede tek geçerli teklifi Kültür A.Ş’nin verdiği ve bu firmanın ihaleyi kazandığı aktarıldı. 15 Ocak 2024’te yapılan ihalenin sonuçlarının rekabeti azaltıcı şekilde tanzim edildiğine dikkat çekiliyor. Temin edilecek hizmetlerin nitelik bakımından çeşitlilik arz etmesine rağmen tek bir ihale ile bu hizmetlerin satın alınmasına gidilmesi, ihalede rekabetin olumsuz etkilenmesine sebep olduğu, bu durumun tek geçerli teklif ile sonuçlanması tespit edildi. Yeterlilik kriterleri yüksek tutuldu, katılım sınırlı kaldı 229 kalemden oluşan işin kapsamındaki ihalede yer alan mesleki ve teknik yeterlilik kriterleri yüksek tutularak, ihaleye katılması beklenen firma sayısının ciddi oranda düştüğü iddianamede belirtildi. Alınan belgelerin sayısının 6 olmasına karşılık sadece Kültür A.Ş.’nin teklif sunması ve ihaleyi kazanması, katılımın kasıtlı olarak sınırlandırıldığını ortaya koyuyor. İhale şartnamesine eklenen kurallar, teklife kapalı bir ihale süreci yaratarak farklı türdeki işlerin aynı ihale kapsamına alınmasıyla, rekabetin önlendiği, böylelikle ihale belediye kuruluşunda kalmış olduğu iddia ediliyor. Şüpheli İmamoğlu’nun yönlendirmesiyle, asıl ihaleyi kazanan firmanın belirlenip, gereksiz yetkilendirmelerle ihalenin yalnızca Kültür A.Ş isimli iştirak şirketine verilmesini sağladığı aktarılıyor. Alt ihale süreçlerinin, örgütün yöneticileri tarafından maddi kazanç sağlamak amacıyla bir sistematik dahilinde yürütüldüğü, dosya kapsamında olduğu iddia ediliyor. Tüm ana ihalelerde benzer bir yapının işletildiği ifade edilmekte. Elde edilen gelirlerin "SİSTEM" yapısına aktarıldığı iddia ediliyor Hazırlanan iddianamede, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde gerçekleştirilen ana ihalenin ve ona bağlı alt ihalelerin, Ekrem İmamoğlu'nun liderliğini yaptığı iddia edilen suç örgütünün planları doğrultusunda yapıldığı belirtilmektedir. Bu ihalelerin, örgüte mali destek sağlamak amacıyla hileli yöntemlerle düzenlendiği, ve buradan elde edilen gelirin “SİSTEM” isimli yapı üzerinden aktarıldığı iddia ediliyor. Ana ihalenin şartnamesinin sadece Kültür A.Ş’yi işaret edecek şekilde hazırlandığı ve bu şirketin kazandığı ihaleyi diğer alt firmalarla paylaştığı iddia ediliyor.

CHP’nin kurultay davası ertelendi Haber

CHP’nin kurultay davası ertelendi

CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı'nda "birlikte hareket edip, bazı delegelere karşılığında oy kullandırdıkları" iddiasıyla Ekrem İmamoğlu, Cemil Tugay, Rıza Akpolat, Erkan Aydın ve Özgür Çelik'in de aralarında olduğu 12 kişi hakkında "seçim kanununa muhalefet" suçlamasıyla açılan dava, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk duruşmasını gördü. Sanıklar duruşmaya katılmadı ancak taraf avukatları hazır bulundu. CHP avukatı Mehmet Can Keysen ve Lütfü Savaş’ın avukatı Onur Yusuf Üregen, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan norm denetimi başvuru süresinin dolmasının beklenmesini ve ardından tarafların savunmalarının alınmasını talep etti. CHP'nin kurultay davası ertelendi Bu taleplerin ardından hakim ara kararı açıkladı. Dosyadaki eksik hususların giderilmesi ve AYM’ye yapılan norm denetimi başvurusunun tamamlanmasının beklenmesine karar verildi, duruşma 13 Ocak’a ertelendi. CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı'na dair "birlikte hareket ederek, bazı delegelere menfaat karşılığında oy kullandırdıkları" iddiasıyla açılan davada, "asliye ceza mahkemesi" ile "ağır ceza mahkemesi" arasındaki "görev" çatışması Anayasa Mahkemesi'ne taşındı. Görevsizlik kararı reddedilen Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi, "görevsizlik" itirazlarına dayanak olan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ilgili maddesindeki "Adli yargı içerisindeki mahkemeler hakkında verilen görevsizlik kararlarına itiraz edilebilir" hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu düşüncesiyle iptali için AYM'ye başvurmuştu. AYM başvuruyu "davada uygulanacak kural bulunmadığı" gerekçesiyle reddetmişti. AYM’nin ret kararı henüz resmi olarak açıklanmadı. Norm denetimi başvuru süresi nedir? Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bekleme gereği duyduğu norm denetimi başvuru süresi, Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da, "Anayasa Mahkemesi işin kendisine noksansız gelişinden itibaren 5 ay içinde kararını verir ve açıklar" hükmünü içeriyor. Asliye Ceza Mahkemesi, AYM'nin bu başvuruyu reddetme kararının henüz resmi olarak açıklanmamış olması sebebiyle 5 aylık sürenin dolmasını bekleme kararı aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.