Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekrem İmamoğlu

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Ekrem İmamoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekrem İmamoğlu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özgür Özel sert eleştirilerde bulunarak erken seçim çağrısını yineledi Haber

Özgür Özel sert eleştirilerde bulunarak erken seçim çağrısını yineledi

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’de yaptığı grup toplantısı konuşmasında, ülkenin en cil sorunlarını masaya yatırdı. Konuşmanın ağırlıklı bölümü ekonomi ve tarım krizine ayıran Özel, Şubat ayı bütçe rakamlarını anımsatarak, “Yılın ilk iki ayında tarıma verilen destek 2 milyar lira, faize ayrılan para ise 640 milyar lira. Tarıma ayırdığımız paranın 320 katını faize ödüyoruz. Her 100 liralık verginin 28 lirası faize gidiyor” dedi. Çiftçinin toprağa küstüğünü, üretim maliyetlerini karşılayamadığını ve vatandaşın ucuz gıdaya erişemediğini belirten Özgür Özel, Türkiye’nin gıda enflasyonunda dünyada üçüncü sıraya yükseldiğini vurgulayarak, “Sadece İran (savaşta) ve Güney Sudan (iç savaşta) bizden yüksek. Arjantin, Burundi ve adını bile bilmediğimiz birçok ülke gerimizde kaldı. Bu gidiş iyi değil; acilen mazot ve gübre desteği verilmeli.”Hürmüz Boğazı krizine değinen Özel, üç hafta önce mazot zammı konusunda uyardıklarını ve eşel mobil sisteminin kısmen uygulandığını hatırlattı. “O gün 60 lira olan mazot bugün 80 lira. Eğer eşel mobil uygulanmasaydı bugün sabah 104 liraya uyanacaktık” diyen Özel, ÖTV’nin bittiğini, şimdi KDV’nin yüzde 1’e indirilmesiyle pompa fiyatlarının yüzde 20 ucuzlayabileceğini söyledi. “Biz olsak böyle yapardık, biz olunca böyle yapacağız” ifadelerini kullandı. ADALET VE AKIN GÜRLEK POLEMİĞİ Konuşmanın önemli bir bölümünü Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığı iddiaları oluşturdu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Bakan Gürlek'le ilgili açıkladığı tapuların ötesinde Tema İstanbul 2 ve Senfoni Evleri gibi projelerde yeni belgeler paylaştı. “Gösterdiği tapularda olmayan evin sözleşmesi burada. Değerler maaşının çok üzerinde” diyen Özel, “Ben de dava açıyorum. Hodri meydan! Tapu sicil kayıtları mahkemede ortaya çıkacak, millet kim doğru söylüyor görecek” dedi. “Ak Toroslar Çetesi” ifadesini kullanan Özel, bu yapının Çağlayan’dan Adalet Bakanlığı’na taşındığını, bazı hakim ve savcıların bakan yardımcısı ve daire başkanı yapıldığını iddia etti. 301 öğrencinin tutuklanması, Ekrem İmamoğlu davası ve yargıdaki atamaları sert dille eleştirerek, “Vicdanı adalet terazisine inanmış biri Adalet Bakanlığı’nda oturmalı” vurgusu yaptı. ERKEN SEÇİM ÇAĞRISINI YİNELEDİ Dış politikaya dair açıklamalarda da bulunan CHP lideri Özgür Özel, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarını kınadı ve Türkiye’nin tarafsız ama dirençli bir tutum sergilemesi gerektiğini söyledi. Ordunun hava savunma eksikliklerine de dikkat çeken Özel, konuşmasını “Ekonomik krizi bitirmeye, terörsüz ve demokratik Türkiye’yi yönetmeye talibiz. En kısa zamanda sandığı istiyoruz” sözleriyle tamamlayarak erken seçim çağrısını yineledi.

CHP Lideri Özgür Özel: Saraçhane mitinginden hükümete seslendi Haber

CHP Lideri Özgür Özel: Saraçhane mitinginden hükümete seslendi

“O GÜN BU DEVLETİN ALTINA DİNAMİTİ KOYDULAR” “Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar’ dediler. ‘Dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler, teslim olurlar’ dediler. Teslim olmayanlar burada. ‘Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.’ Değerli İstanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane’deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. ‘Bir Ekrem’i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik’ sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra bir Ekrem’in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan ‘Olmaz’ dediği halde, her sorulduğunda ‘Diploma geçerli’ dedikleri halde zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi’nden değil İstanbul Üniversitesi’nin yönetim kurulundan, yani işi diploma vermek, denklik vermek değil boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan üniversite yönetim kurulundan diploma iptaline gittiler. İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin, hiç birinizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devletin, bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydu. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp, milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar.” “O GÜN BİRLİKTE TARİHİ BİR DİRENİŞİN MEŞALESİNİ YAKTIK” “İşte o gün Ekrem Başkan’ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet’e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün ‘Ne olacaksa olacak ama bugün olacak’ dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular. ‘Üç kişi bir araya gelmeyecek, beş gün boyunca eylem, toplantı ve yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak’ dediler. Yetmedi, metroları kapattılar. Otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün Vatan Emniyet’in önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı’nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar. O gün Vatan’da ve Beyazıt’ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun. O gün bugündür geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi’nin, Boğaziçi’nin, Yıldız Teknik’in, İTÜ’nün, İstanbul’daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygı ile eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Tam yedi gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak, hep beraber Türkiye’ye ve dünyaya ‘Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez. Biz bitmedi demeden bitmez. Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz’ dedik.” “99’UNCU EYLEMDE YİNE SARAÇHANE’DEYİZ” “İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. Bu hayat gelir geçer, bugün varız, yarın yokuz. Ama ahir ömrümde bana ‘Bir madalyan var demokrasiye dair, bir madalyan var Cumhuriyet’e ve ülkenin geleceğine dair, Kime verirsin?’ deseler, o madalyandan 110 bin tane isterim, geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü; ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin Cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Dron gitti, gitti. Dronun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi. İşte o günden beri Cumhuriyet’in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek. Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane’den yakılan meşale tüm Türkiye’de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik. Maltepe’de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde ve her hafta sonu Anadolu’nun bir ilinde. Önce bu eylemlerle o illere gittik. Buranın, İstanbul’un selamını Anadolu’ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk. Bu eylemleri bir gün İstanbul’da, bir gün Anadolu’da bir yıl boyunca sürdürdük. Önce ‘Bu eylemler bir aya biter’ dediler. ‘Yaz geldi, sıcakta kimseler kalmaz. Öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider’ dediler. Ama ne yazın ne kışın; Antalya’da 45 derecede, Çankırı’da eksi dört derecede sizin yaktığını meşale yandı, yandı. Bütün Türkiye’yi sardı. Siz başardınız. Bir yılda elbette hep konuştuk. ‘Soğukta olmaz’, eyvallah. ‘Sıcakta olmaz’, elbette. Ama hep dedik ki ‘Biz bir eyleme, bir mücadeleye yani kuru kuruya bir mitinge değil; bir mücadeleye çağırıyoruz insanları.’ İşte 98’incisi geride kaldı, bu akşam 99’uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane’deyiz. Hep birlikteyiz.” “DÜNYANIN ÇEVRESİ 40 BİN KİLOMETRE, 105 BİN KİLOMETRE YAPTIK” “Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4,5 gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs 1 yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan, koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs kendi başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknisyenine, personeline bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dron kullanana, helal olsun tüm emekçi kardeşlerime. Bu süreçte bize destek veren tüm siyasi partilere, başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye’nin bütün demokratlarına selam olsun. Ayrı ayrı teşekkür ediyorum her birine. Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizler, 98 eyleme katılan 15,5 milyon yürekli kahraman insan ve bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.” “GÜCÜMÜZÜ, SEÇTİĞİNE SAHİP ÇIKANDAN ALIYORUZ” “Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump’tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz, gücümüzü sonuna kadar koruyacağız. Asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız. 98’inci mitingi Uşak’ta yaparken tüm Türkiye'ye seslendik. Dedik ki ‘Şimdi sıra yine Saraçhane’de. Saraçhane’ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane’de 99’uncu mitingde buluşuyoruz’ dedik. ‘Bekle bizi İstanbul’ dedik. İşte şimdi İstanbul’a geldik. Herkes hazırsa ‘Bekle bizi İstanbul’u’ bu sefer Özgür Özel’le değil, otobüsün üstünde Onur Akın’la birlikte söylemeye var mısınız? Göreyim telefonların ışıklarını. 99’uncu eylemde ‘bekle’ dediğimiz İstanbul bir kez daha bizi bekledi. Ama evde beklemedi. Geleceğine sahip çıkmak için, ülkesine sahip çıkmak için hep birlikte yine birlikteyiz, yine meydandayız, yine eylemdeyiz, yine ayaktayız.” “100’ÜNCÜ EYLEM İÇİN HERKESİ ÇANAKKALE’YE BEKLİYORUZ” “Bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin tam 111’inci yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz, rahmetle anıyoruz. Çanakkale’yi geçilmez kılanları, İstanbul’a varmasın diye o donanma, gözü kırpmadan can verenleri anıyoruz. Sonra Mehmetçik’in geçirmediği o donanmayı bir kişinin kararıyla getirdiklerini, İstanbul’a demir attığını, birilerinin çok sevdiklerinin oraya kırmızı halılar serdiğini, sonra sıkışınca da arkadan zırhlıya binip kaçanları da o donanma geldiğinde Kartal İstimbotu’nun üzerinden ufka bakarken yanındakine ‘Ağlama çocuk. Geldikleri gibi gidecekler’ diyenleri de biliyoruz. İşte tam bu ruhla, tam bu inançla, tam bu azimle 99 eylemden sonra ‘Duracak mısın?’ diyenlere ‘Durmayacağız, devam edeceğiz’ diyoruz ve 100’ncü eyleme herkesi Çanakkale’ye bekliyoruz.” “DEMOKRATLARIN BAŞARISI” “Değerli İstanbullular ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ derler. Tazeleyelim hafızaları. Her şey Kasım 2023’te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken, gençlerin ‘Ayağa kalkalım’ demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece dört ay sonra girilen seçimlerde AK Parti, tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi, 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saydık. Bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük. Erdoğan bu gidişi kendi deyimiyle durduramayacağını biliyordu. Bu yüzden o ne partisine ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu. Onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi, geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip Bakan Yardımcısı yaptığı birisini, bu sefer İstanbul’a başsavcı olarak gönderdi. O kullanışlı aparat hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete ise her türlü kirli işe bulaşan bir AK Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız Sevgili Ahmet Özer alındı. Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyım atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı. Ardından Beşiktaş, Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart’ta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart’ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışmaya çalışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor. Millet darbeye karşı 365 gündür direniyor.” “DEVLETLE MİLLET ARASINDAKİ SÖZLEŞMEYİ YIRTMA GİRİŞİMİ” “Değerli İstanbullular, 19 Mart, devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kim yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremezsin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir. Bunun önemini, kıymetini kısaca şöyle hatırlatabiliriz. Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda AK Parti İçişleri Bakanlığı bir düzenleme yaptı ve modifiye araçlara ceza kesen yeni bir uygulamaya geçti. Toplumdan beklenmedik bir tepki yükseldi. Ve bugüne kadar oyunu Cumhur İttifakı’na veren, AK Parti’ye veren, belki bizim bu mücadelelerimizi denk geldiğinde ‘Ne yapıyor bunlar?’ diyenler sosyal medyadan AK Parti’ye karşı ‘Sandıkta görüşürüz’ yazmaya başladılar. İşte 19 Mart milletin, ‘Sandıkta görüşürüz’ deme iradesine karşı, yani ister AK Parti’ye oy veren, sanayi sitesinde çalışan, bütün hayali aracını birazcık daha kendi hoşuna giden şekle sokmaya çalışan, aracının iki katı cezayı görünce sandıkta hesaplaşma isteyen olsun, ister İstanbul Üniversitesi’nin önünde toplanan, geleceğine sahip çıkan gençler olsun. Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, tek adamların değil seçilmişlerin yönettiği, milletin istediğini başa getirdiği istemediğini gönderdiği bir düzen; bu ülkeyi var eden, kurtaran, kuran, bugünlere taşıyan düzendir. Bunun için sandığı ortadan kaldırmak isteyenlere, bir avuç darbeci kendisine göre bir düzen kurarsa bir daha kimsenin yüzüne bakmak istemeyen bu düzenbazlara karşı bu mücadeleyi, siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz. İşte sanayi sitelerine yayılan, işte köylerde tarlalarda konuşulan, işte işçi servislerinde gündeme gelen ‘Kardeşim hakkımı yiyorlar, hakkımı alırım. Almazsam karşı çıkarım. İstemediğimi değiştiririm’ diyen bu anlayış, bu darbeyi püskürtmek için en önemli güvencemizdir. Bu meydan sadece kendinden değil, bu mücadeleyi büyütmekten de mesuldür. Bu mücadeleyi büyütmeye, adım adım büyütmeye hep birlikte iktidara yürümeye hazır mıyız? Hazır mıyız?” “MÜHÜR KİMDEYSE SÜLEYMAN ODUR” “Bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız? Hazır mıyız? İşte Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer burada. İşte Adana’nın seçilmiş Başkanı Zeydan Karalar aramızda. Hapisteki kardeşlerimizi, dostlarımızı, yiğitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, yalnız bırakmadık, bırakmayacağız. Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat, Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler, Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan, Büyükçekmece Belediye Başkanımız Hasan Akgün, Avcılar Belediye Başkanımız Utku Caner Çaykara, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız Hakan Bahçetepe, Ceyhan Belediye Başkanımız Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek, Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı, Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney, Bayrampaşa Belediye Başkanımız Hasan Mutlu, Büyükçekmece Başkanvekilimiz Ahmet Şahin, Parti Meclisi Üyemiz Baki Aydöner, önceki dönem milletvekilimiz, Genel Başkan Yardımcımız Aykut Erdoğdu, Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan, Kuşadası Belediye başkanımız Ömer Günel ve 15,5 milyonun oylarıyla belirlediği, 25,5 milyonun imzayla istediği, İstanbul Büyükşehir'in seçilmiş Belediye Başkanı, milletin evladı, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu. Ona, can yoldaşıma, kardeşime, ağabeyime, canıma şöyle yazmıştım: ‘Bekle kar altında yatan buğday tanesi, yine onun sularıyla yeşereceksin. Gözyaşların çare değil ağlama büyü, başını dik tutabilirsen boy vereceksin. Korku kar eylemez yola düşene. Sen bir aşkın içindesin, yaşayacaksın. Dört bir yanı börtü böcek sarsa ne çıkar. Toprağa sıkı sarıl, başaracaksın. Her yanında allı morlu güller açar türlü türlü. Bu fırtına dünden belli, baş edeceksin.’ İlkay Akkaya.” “ARTIK BU DAVAYI SÜRDÜRMEK MİLLETE İHANETTİR” “Arkadaşlarımıza ne yalanlar, ne iftiralar attılar. Ama her gün bir doğru bir yalanı çürüttü, bir dürüst bir iftiracıyı püskürttü. ‘560 milyar lira yolsuzluk’ diye yola çıkmışlardı, gelinen noktada 560 kuruş bile ispatlanamadı, iddianameye giremedi. ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, yalan çıktı. ‘Valizlerde para’ dediler, jammer çıktı. ‘Parke altından 2 milyon Euro’ dediler, tamamı yalan çıktı. ‘İmamoğlu’nun lüks araçları’ MHP’li vekilin çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasası, AK Partilinin ve içinden dolar yerine mühür çıktı. Ancak TRT bunların yerine montaj görüntülerle yayıncılık yapan bir haysiyet celladının ellerinde çıktı. Bizim haklılığımızla onların kumpasları da tek tek ortaya çıktı. Bugün ellerinde gizli tanıklarından başka hiçbir şey kalmadı. İşte onlar, şimdi iftiralarından vazgeçiyorlar. Antalya’da daha bugün bir itirafçı ‘Baskı gördüm, tehdit edildim, yalan söyledim. Söylediklerimden zarar görenler hakkını helal etsin’ dedi. Mahkeme hakkında işlem başlatmaya kalktı. İBB davasında gizli tanık Meşe vardı. Ekrem Başkan onun ifadeleri ile tutuklandı. İddianame gelince Meşe’nin ortada olmadığı çıktı. Aynı lafların başka bir gizli tanığa aynen yapıştırıldığı çıktı. Bugün Antalya’da ‘Baskı gördüm, günaha giremem’ diyen de geçen hafta İstanbul’da Silivri’de konuşan da bugün ‘Ben bu ifadeyi demedim. Savcı böyle yazdı, imzalattı’ deyip doğruyu anlatan da bir kumpasın nasıl çöktüğünü hepimize gösteriyor. Devletin gücünü kötüye kullanarak bize efelik yapanlara söylüyoruz; biz kimsenin değil, milletin gücünü kullanıyoruz. Biz hiçbir yerden değil; milletten, meydandan destek alıyoruz. Bakın duruşmalarda canlı yayın isteyecek kadar kendimize, arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ama onlar duruşma salonlarını bile boşaltacak kadar korkuyorlar. Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Tarihe uzun yıllar başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapan biri olarak geçebilirdin. Ama bir darbeye kalkıştın, ısrar ettin, tarihe bir darbeci olarak; Cumhurbaşkanı değil, Cunta Başkanı olarak geçeceksin.” “KİRLİ APARATININ MAL VARLIĞI AÇIKLANSIN” “Sevgili İstanbullular, küçük turpun dün bir basın toplantısı yaptık ve küçük turpun marifetlerini anlatmaya başladık. İzlediniz mi? Büyük turpu biliyor musunuz? Turpun büyüğü belli, küçüğü 1,50. Onu da biliyor musunuz? İşte o her darbede, her kumpasta aparat olanlar kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler. Makam ve mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanı bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar. 19 yıl devlet memurluğu yapmış; en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa bütün maaşlarına biriktirse 45 milyon lira edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiç birisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek ‘Dört evim var’ diye gösterdi. Bu dört evin üçünün yeni alındığına ilişkin ikonlar yanında duruyordu. Bunları yanıtlamak yerine dün 12 taşınmaz söyledim. Yedisinin ID numaralarını verdim. Bu yayın bitince bütün basına 12’sinin de ID numaralarını geçeceğiz. Diğer beşi de geldi. Bu ID numarası sisteme girince o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. ‘ID numarası doğru değil’ diyemiyor. ‘Ben bunu satın almadım, sonra satmadım’ diyemiyor. Sadece ‘Bende dört tane var’ diyor. Bakın şimdi buradan kendisine sesleniyorum. Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladığım Avcılar Ispartakule Bizim Evler projesinde 2024’ün yedinci ayında emlak bildirimi yapmışsın. Bizzat emlak vergisini yatırmışsın. Ayrıca yine basına geçiyorum. Dün söylediğimiz Mesa İstanbul Evlerinde, bugün bende yok diyorsun, ilki 3 milyon ve her ay 2 milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, belgesini Mesa’nın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum. Buradan açıkça Erdoğan’a sesleniyorum. Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. Açıkladığım ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde, yapamıyorsunuz. İki; e-devlette bütün taşınmazları dökün ve Türk Lirası, döviz, altın cinsinden verdiği mal beyanını açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var. Bir darbeye kalkışacaksınız, alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız, ‘İftira atarsan çıkar, çocuğa kavuşursun’ diyeceksiniz. Malına çöktüğüne ‘Şu kadar vereceksin’ diye avukat yollayacaksınız, ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız. Bu millet tüy bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez. Yedirmeyeceğiz, peşini bırakacağız. Bir yanda cep dolduranlar, bir yanda ekmek kavgası verenler… Bir tarafta kumpas kuranlar, bir tarafta meydanlarda tarih yazanlar, zindanlarda tarih yazanlar… Biz, siz tarihin doğru tarafında duranlarsınız. Darbeyi bitirmek için gerekirse 99 değil, 999 eylem yapacağız. Durmayacağız. 100’üncü eylemde 111 yıl önce geçilmeyen Çanakkale’de olacağız. Burada defalarca hep beraber zindanlarda; Silivri zindanlarında, Antalya’da, İzmir’de, Bolu’da, Düzce’de, Gebze’de, Tekirdağ’da zindanlarda duran yiğitlerimize, aslanlarımıza seslendik. Zülfü Livaneli’den dinledik. Rahmetli Volkan Konak’tan dinledik. Bugün Zülfü Ağabey bir sağlık sorunu, bir yakınının sağlık sorunu nedeniyle yurtdışında. Ama onun da çok sevdiği, bizim de çok sevdiğimiz birisi ‘Yiğidim Aslanım’ demek için burada. Sevingül Bahadır geliyor. ‘Yiğidim Aslanım’ demeye geliyor.” “KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA” “Bir büyük acının yıldönümünde, bir büyük ayıbın yıldönümünde, bir muhteşem direnişin 365’nci gününde, bu soğukta, bu ayazda buraya geldiniz, burada beklediniz. Şimdi buradan hep beraber 111’nci yıldönümünde Çanakkale Zaferi’ni ve ‘Savaş kaçınılmaz değilse cinayettir’ diyen, hem tarihin gördüğü en büyük askeri, hem de tarihin gördüğü en büyük devlet ve barış adamını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü selamlıyoruz. Buradan Filistin’i, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ı selamladığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesi gibi selamlarken buradan Amerikan emperyalizmine meydan okuyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz ve yarınlara hep birlikte yürümek istiyoruz. Yeni bir dünya kuracağız, yağmurlarda yıkanıp güneşte kuruyacağız. Göklerle dost, yıldızlarla kardeş olacağız. Dökülürken dünyamıza ayın ışıkları, tutup kollarından bulutları hep beraber halaya duracağız. Tüm Türkiye’de bir söz veriyorum ve onu tekrarlamak istiyorum. Seçim olacak ya bir pazar er ya da geç bir pazar, o pazar günü o seçimi kazanacağız. O pazar günü partimizi iktidar, Ekrem Başkan’ı Cumhurbaşkanı yapacağız. O pazartesi günü akşam yeniden Saraçhane’de toplanacağız ve Bozdoğan Kemeri’nin önünde öğrencisiyle, polisiyle, işçisiyle, emekçisiyle, emeklisiyle, esnafıyla, eşrafıyla, omuz omuza halaya duracağız. Var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Şunu bilelim. Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Tutsak kurtulmadan infaz koruma memuru kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “BİR AN ÖNCE SEÇİM OLSUN, TÜRKİYE’DE HER GÜN BAYRAM OLSUN” “Bu soğukta, bu zorlukta buraya koşanlara, gelenlere, sahip çıkanlara, birlikte olanlara helal olsun, selam olsun. Birazdan maça çıkıp çok büyük bir başarıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan Galatasaray'ımıza başarılar diliyoruz. Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara sabır, gayret diliyoruz. En sonunda biz kazanacağız. Bugün buradan hep birlikte ayrılıyoruz. Görev yapan emniyet güçlerine teşekkür ediyoruz. En ufak bir sorun yaşamadan meydanı boşaltıyoruz. Hep birlikte iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman hepimizin yolu açık olsun. Hepinizin yolu açık olsun. Güle güle gidin, iyi bayramlar olsun. Bir an önce seçim olsun, Türkiye’de her gün bayram olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”

TBMM'de yemin öncesi gerginlik! Bakanlar vekiller arasında yemin etti Haber

TBMM'de yemin öncesi gerginlik! Bakanlar vekiller arasında yemin etti

Kabine değişikliğinin ardından Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi TBMM Genel Kurulu’nda yemin etti. CHP ve AK Parti arasında tartışmaların yaşandığı törende, vekillerin müdahalesi nedeniyle tören kısa süreli gerginliklerle gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığına atanan Akın Gürlek ile İçişleri Bakanlığına atanan Mustafa Çiftçi, TBMM Genel Kurulu’nda yeminlerini etti. Bugünkü birleşimde Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okundu ve bakanların göreve başlama süreci resmen başlatıldı. Yemin töreni öncesi CHP Grup Başkanvekili Murat Emir söz aldı. Emir, Akın Gürlek’in hâlen başsavcılık görevini yürüttüğünü hatırlatarak, “Siyasi amaçlarla başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere iddianamelerle tutuklamalar yapmıştır. Böyle birinin yeniden Adalet Bakanı olarak atanması doğru değildir; yemin etmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Buna yanıt veren AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül, atanan bakanların millet huzurunda yemin etmesinin anayasal bir hak olduğunu belirterek, “Bu yetkiyi milletimiz vermiştir, yüzde 51 oy alarak. Cumhurbaşkanımız helal oylarla bu göreve gelmiştir” dedi. CHP’liler kürsüye müdahale etmeye çalışırken, yeni bakanlar AK Partili vekillerin koridor desteğiyle yeminlerini gerçekleştirdi. Tören, gerginliğe rağmen tamamlandı.

Özgür Özel: Emeklinin Tabağında Yemek Yok, Katar Emiri’nin Altın Tabaklarını Sergileyecekmiş” Haber

Özgür Özel: Emeklinin Tabağında Yemek Yok, Katar Emiri’nin Altın Tabaklarını Sergileyecekmiş”

Özel, şunları söyledi: “80’İNCİ MİTİNGDE DENİZLİ’DE ON BİNLER MEYDANI DOLDURDU” “Değerli arkadaşlar, son grup toplantımızdan bu yana hep beraber yoğun bir çalışma sürecinin içinde olduk. Bir yandan İstanbul, Beykoz’da 79’uncu eylemimizi yaptık. Ardından pazar günü Denizli’de 80’inci eylemde yoğun bir yağışın altında, tüm gün boyunca yağmur yağarken, ‘Acaba bu miting iptal olacak mı? Mitingi iptal edecek misiniz?’ diyenlere şöyle söyledik: ‘Bu yağmurda miting olmaz, mitingi iptal etmek lazım. Ama bu yağmurda eylemin en güzeli olur, en etkilisi olur’ dedik. 10 binler meydanı doldurdu. Denizli’de o yağmura rağmen Türkiye’deki herkesin direnme umudunu, mücadele azmini diri tutan Denizli’de ve civarından bize katılan herkese, Denizli örgütümüze, belediye başkanlarımıza, büyükşehir belediye başkanımıza yürekten teşekkür ediyoruz. 2026 yılında mücadeleyle, mücadeleyi büyüterek, bir santim eğilmeden, bir adım geri atmadan, bir kelime eksik konuşmadan hakkımızı aramaya, mücadeleyi sürdürmeye ve iktidara yürümeye hep beraber devam edeceğiz.” “RAUF DENKTAŞ’I RAHMETLE ANIYORUZ” “Vefatının 14’üncü yılında Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kurucusu, ömrü Kıbrıs davasıyla geçmiş, sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ı bir kez daha minnetle anıyoruz. Her Kıbrıs’a gittiğimizde ailesini ve kabristanı ziyaret ediyoruz. Bir kez daha ailesine buradan saygılarımızı, selamlarımızı yollarken, kendisine de Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.” “BEYAZ BASTON YASASINA İHTİYAÇ VAR” “Bugün aramızda elbette emekliler var. Uzun konuşacağız. 7 - 14 Ocak haftası, Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası. Biz beyaz bastonluların farkındayız. Beyaz bastonluları görüyoruz. Bastonlarını kaldırıyorlar. Ayağa kalktılar. Türkiye görsün beyaz bastonluları. Aradaki emekliler birazcık açılırsa onları görelim. Onların farkında olmak lazım; trafikte, kaldırımda farkında olmaz lazım. Sarı çizgiler onlar için tek başlarına toplumsal yaşama katılabilmelerinin teminatı. Sarı çizgilere dikkat etmek, park ederken dikkat etmek, kaldırımlarda esnafımızın dikkat etmesi, onların yollarını tek başlarına bulmalarına katkı sağlayan sarı çizgilere özen göstermek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak engelli dostu, görme engelli dostu bir belediyecilik anlayışını tüm belediyelerimizde uygulamaya çalışıyoruz. Bu konuda tüm yerel yönetimlere düşen görevlerin bir kez daha altını çiziyorum. Ayrıca beyaz bastonun standartları var. Uzun yıllardır mücadele edildi ama mutlaka bir Beyaz Baston Yasası’na ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ihtiyacın da farkındayız. Tüm grupları Beyaz Baston Yasası’nı çalışmak ve hep birlikte yasalaştırmaya davet ediyorum.” “İFTİRALAR, HAKARETLER VE CHP’Yİ SUÇLAYAN BİR DİL VAR” “Diğer taraftan biraz önce söyledim. Birazdan emeklilerle ilgili çok kapsamlı, uzun ve bütün meseleyi çözüm önerileriyle birlikte konuşacağımız adeta emeklilere özel bir grup toplantısını yapacağız. Ancak bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi’nde grup toplantısında teknolojik imkânlardan yararlanıp, ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip de burada bir partinin Genel Başkanlığını yaparken, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiye iftiralar, hakaretler ve dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendinde olanı, kendi yaptığını şimdi CHP yapıyormuşçasına CHP’yi suçlayan bir dil var. Sayın Erdoğan’a hep söyledim, ‘Eğer hak etmediğimizi duyarsak, hak ettiğini duyarsın’ dedim. Şimdi hep birlikte bir hak ettiğini izleyelim. Sonra tekrar birlikteyiz. İşte hak etmediğini duyan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hak ettiği cevabıdır. Bundan sonra böyle. Duyan duymayana söylesin. Gören görmeyene anlatsın. Erdoğan'a yapıldığında gidip yurtdışından destek istemek meşru, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Ekrem İmamoğlu’na yapıldığında dışarıya gidip de ‘Türkiye’de yapılan bir yolsuzluk operasyonu değildir. Türkiye’de yapılan yargı eliyle bir darbedir. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın gelecek Cumhurbaşkanı’na, mevcut iktidarın bugün gücünü kullanarak geleceğin iktidar partisine yaptığı darbedir’ dediğimizde, ‘Bizi gidip de oraya şikayet ediyorlar…’ Geçmişte kimin Türkiye’yi şikayet ettiğini, Türkiye’yi mahkemelere verdiğini, tazminat taleplerinde bulunduğunu… Ben mesela tutup da İngiliz’den, Amerikalı’dan ‘Türkiye’yi kınayan bir açıklamayı yap, bunu da gelelim burada gazetelere manşet yapalım’ filan demedim. Ben Avrupa’daki kardeş partilerime ‘Türkiye’deki bir yargı darbesidir, ülkenizde bunu doğru anlatın. Erdoğan’ı güvenlik kaygılarıyla pazarlık edilecek birisi olarak değil demokrasi zeminine davet edilmesi gereken bir siyasi muhatap olarak görün’ dedim. Demeye de devam ediyorum. Bundan sonra da söyleyeceğim. Japonya’da trende basılan sekiz milyon tirajlı gazetesine de anlattım, dünyanın öbür ucunda 50 kişiye yayın yapan bir radyo varsa ona da anlatırım. Türkiye’de yapılanlar darbedir. Bu darbeye teslim olmayacağız.” “SENİN İÇİN UTANÇ, BİZİM İÇİN ONUR VESİKASIDIR” “Biraz önce de vardı; Türk basınının amiral gemilerinden bir tanesi Milliyet’te tam manşet. 2005 yılının 6 Haziran günü. ‘Erdoğan, ABD’ye uçarken anti-Amerikancılığa karşı net tavır aldı: ‘Talihsizlik Cumhuriyet Halk Partisi’nin ABD karşıtı olması.’ Erdoğan, Washigton’u kızdıran anti- Amerikanizmin faturasını CHP’ye kesti. ‘Bu ilk defa çıkmadı, talihsizlik ana muhalefetin de bu çizgide olmasıdır’ dedi.’ Erdoğan, işte bu o günkü halini de bugünkü halini de gösteren; işte bu o günkü durumunu da bugünkü durumunu da gösteren; tarihin önünde ne olduğunu altın harflerle kazıdığın, senin için utanç, bizim için onur vesikasıdır.” “ALEVİ CANLARIMIZIN CANINI YAKANA ‘ARKASINDAYIM’ DENİYOR” “Ayrıca bir yandan da halen daha bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis’te AK Parti’nin Grup Başkanvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi adına orada konuşan, söz söyleyen, bütün işlemlerde parti adına o oturumda, o birleşimdeki en yetkili kişi tuttu ve dedi ki… Güya bizi eleştirecek. ‘Suriye’de Müslümanlar ölürken ses çıkarmayanlar, Alevi katliamı var diye şimdi konuşuyorlar’ dedi. Grup Başkanvekilimiz bunu fark etti ve büyük bir siyasi olgunlukla dedi ki ‘Bunu düzeltin.’ Çünkü ağızdan çıkan laf bazen olmadık bir yere gider. Orada olur. Döndü ve dedi ki ‘Yanlış bir şey söylüyorsun, bunu düzelt.’ Hanımefendi düzeltmedi. Direndi. Şimdi bütün Türkiye’de bu konuda Alevi canlarımızın canını yakan bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi uyarımıza rağmen ‘Hayır, arkasındayım’ diyor. Alevileri Müslüman’dan saymayan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne iftira atacağım derken Suriye’deki Alevi katliamını meşrulaştıran, acayip, tutulacak hiçbir yanı olmayan bir şey. Dün Ömer Çelik çıkmış televizyon karşısına… Parti adına bir düzeltme bekliyorsun. Abuk subuk laflar çeviriyor. Bir - 1,5 aylık polemiklerden bir şeyler çıkarmaya çalışıyor. Bu hanımefendiyi halen daha görevde tutmaya devam ederseniz, o ayıplı lafın altına tüm parti imza atar, başta Erdoğan.” “AMERİKANCILIK DA SANA KALSIN, BOP’UN EŞ BAŞKANISIN” “Bir de o hanımefendiye söyleyeyim. Müslüman kanı akarken ses çıkarmamak filan. Tövbeler olsun. Böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun da 1 Mart 2003… Erdoğan o Amerikancı Erdoğan, ‘CHP ABD karşıtıdır, talihsizliktir’ diyen Erdoğan iktidara gelmeden önce partisinin Genel Başkanı’yken Amerika’ya gidip, biat sözü veren Erdoğan, karşılığında Irak operasyonu için tezkere sözü veren Erdoğan, 1 Mart’ta kapalı oturumda Irak operasyonu için Mersin Limanı’ndan Amerikan askerinin gelmesini, geçip Irak’a bizim sınırımız üzerinden kara operasyonu yapmasını engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi 22’nci dönem grubu çırpındı. 99 AK Parti milletvekili o gün bizimle birlikte oy kullanarak, o tezkerenin geçmesine, Amerikan postalının Mersin’den basıp güneye, güney doğuyu kirletmesine, Irak’a gidip 1,5 Müslüman kanı akıtmasına, bu ayıba ortak olunmamasına Meclis’te o günkü 99 AK Parti milletvekili ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi grubu oy kullandı. Mani oldu. O 99’dan bir tanesini siyasette var etmedi, hepsini yok etti. Şimdi buradan 22’nci dönem yaşayan tüm milletvekillerimizi hürmetle, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum ve diyoruz ki; biz Amerika’nın her türlü emperyalist ve kirli oyununa karşı, Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin hakkını ve menfaatini sonuna kadar koruruz. Amerikancılık da sana kalsın. Çünkü ben antiemperyalist mücadeleyle vatanı, yedi farklı işgal ordusundan temizleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanıyım. Sen BOP’un Eş Başkanısın. Bununla övünüyorsun.” “SEN MÜZE AÇMAYA DEVAM ET, BİZ ASLANLAR GİBİ HİZMET EDİYORUZ” “Türkiye 2018’den bu yana artık bütün yetkileri bünyesinde toplayan, maalesef aynı dolmakalem, aynı mürekkeple sabah vali, öğleden sonra il başkanı atayan, aynı mürekkeple kaymakam, ilçe başkanı atayan, hem bir partinin genel başkanı hem Cumhurbaşkanlığı yapan birinin artık çoklu makam bozukluğuyla büyük ve içinden çıkılamaz krizlere sürükleniyor. Bir ekonomik kriz içindeyiz ki, tek adam rejimi başladığından beri bitmek bilmiyor. Bunun yanında yargı krizi, sosyal krizler, her bir tanesi bu ülkenin canını ayrı ayrı yakıyor. Bugün asgari ücretliler, emekliler, çiftçiler tarihin en borçlu dönemini yaşarken yüksek faiz, yüksek enflasyon, iğneden ipliğe gelen zamlar hepimizin belini büktü. AK Parti’nin bu sıkıntıları çözecek kadroları da becerisi de enerjisi de yok. Öyle bir ihtimal yok artık. O yüzden AK Parti ile milletin arasına giren mesafeyi görmek lazım. Ve Cumhuriyet Halk Partisi gerçek siyaseti meydanlarda, sokaklarda, vatandaşın yanında yaparken; kışın sıcak, yazın serin salonlardan polemik yapanların ürettikleri siyaseti de utanarak izliyor. Millet bu haldeyken Erdoğan bambaşka bir alemde. Geçen gün bir konuşma yapmış. Not önüme geldi inanamadım. ‘Bu fakirin İstanbul’da bir müzesi var’ diyor. Hangi fakirin? Erdoğan fakir, İstanbul’da bir yer almış, metruk haldeymiş, yaptırıyormuş. Oraya müze yapıp kendisine verilen hediyeleri sergileyecekmiş. Bu salondaki emeklinin tabağını koyacak yemeği yok. Adam Katar Emirinden aldığı altın tabakları sergileyecekmiş. Katar şeyhinden aldığı altın tabağı sergileyecek, kendisine verilen hediyeleri sergileyecek, ‘Fakirim ben’ diyor. ‘Bu fakirin bir müzesi olacak artık’ diyor. Sen kimsin? Sen Cumhurbaşkanısın. Cumhurbaşkanının müzesi olmaz kardeşim. Atatürk’ün müzesi mi var, İnönü’nün müzesi mi var? Hangi Cumhurbaşkanının müzesi var? Cumhurbaşkanına ne verildiyse devletin müzesinde durur, devletin müzesinden.” “YALVARDIK ‘SİYASİ AHLAK YASASI ÇIKARALIM’ DİYE” “Kendi kendini ihbar ediyor. Yalvardık, yalvardık Siyasi Ahlak Yasası çıkaralım diye. Bunu Sayın Davutoğlu desteklediğinde ‘Siyaset yapacak bir il başkanımız, ilçe başkanımız kalmaz’ deyip tarihinin en büyük itirafında bulunmuştu. Sayın Davutoğlu ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ dedi. Siyaseten Sayın Davutoğlu’na karşı operasyonu bu sözleri başlattı. Binali Yıldırım’a ‘Topla imzaları, indireceğiz Davutoğlu’nu’ deyip Siyasi Ahlak Yasasına direnen, o Ahlak Yasası çıksa milletvekiline verilecek hediye belli, Cumhurbaşkanına verilecek hediye belli, hangi tutarın üzeri kayda tabi, hangisi devletin müzesine konur hepsi belli. Bunları yapmamış. Şimdi ‘Bu fakir müze açacakmış Kasımpaşa’da.’ Vallahi sen Kasımpaşa’da müze açmaya devam et. Biz o Kasımpaşa’ya aslanlar gibi hizmet etmeye devam ediyoruz. Beyoğlu Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile. Biz Kasımpaşa’da emekli evleri açıyoruz, biz Kasımpaşa’da emekli lokalleri açıyoruz, Kasımpaşa’daki okula su sebili koyuyoruz ki zenginin çocuğu kana kana su içerken, fakirin çocuğu Kasımpaşa’da okulun tuvaletindeki çeşmeye ağzını dayanamazsın diye. Ne konuşuyorsun sen Kasımpaşalı?” “ERDOĞAN ‘EMEKLİ’ KELİMESİNİ LÜGATİNDEN SİLMİŞ” “Sayın Erdoğan bir kelimeyi unuttu. Bir kelimeyi. Tarayın dedim geriye doğru. Yok. Hangi kelime? Emekli. Emekli kelimesini unuttu. Ağzına almıyor emekli kelimesini. Lügatinden silmiş. Onun için emekli yok, asgari ücretli yok. Ama biz bu ülkenin yoksullarını onların insafına bırakmayacağız. Tüm dertleri, sıkıntıları, çözümleri ayrı ayrı konuşacağız. Bugün bu salonda Türkiye’deki tüm emeklileri temsilen, kendileri grubumuz Meclis’i terk etmeme kararı aldığında harekete geçen, bu eylemliliği destekleyen, bugün de buraya koşan gelen emekliler var. Hepinizin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla ve hürmetle eğiliyoruz. Emekliler grup salonunda ‘Emekliyiz haklıyız, kazanacağız’ diye sesleniyorlar, seslerini yükseltiyorlar. Ben iki emeklinin bir evladı olarak bu boğazından devlet memurunun aldığı maaş, emeklinin aldığı maaş, sonra da Sosyal Güvenlik Kurumu ile yaptığı sözleşmeyle devletin ödediği ilaç faturaları dışında boğazından bir kuruş geçmemiş, boğazından geçen her kuruş, evladının boğazından geçen her kuruşta bu devletin emeği olan, bu devleti var eden sizlerin emeği olan partinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Sizin onur mücadeleniz, hepimizin onurudur. Sizin için sonuna kadar mücadele edeceğiz.” “‘EMEKLİYE BÜYÜMEDEN PAY VERMİYORLAR” “Şimdi kısaca hatırlayalım. Söylüyoruz, kızıyorlar. Kızmaya devam edecekler. Adalet ve Kalkınma Partisi emeklinin düşmanıdır. Emeklinin düşmanıdır, zenginin dostudur. Geldiklerinde ilk lafları şu olmuştu: ‘Emekliye milli gelirden pay vermeyeceğiz. Zira emekli milli geliri artıran değil, azaltanlardır’ diye tanımlama yaptılar ve büyümeden pay vermemeyi sistematik olarak, kararlı olarak, planlayarak yaptılar. Onlar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücret 28 bin lira. 1,5 asgari ücret 42 bin lira. Bu salondaki herkes biliyor ki; AK Parti gelmese, emekliye hiç ilişmese, hiç karışmasa, emeklinin düşmanı olmasa, ‘Emekli milli gelire katkı yapan değil, azaltan unsurlardır’ ayıbının sahibi olmasa, bugün beğenmediğimiz asgari ücretin 1,5 katını alarak en az 42 bin lira alıyor olacaktı. Bu ülke rahmetli Ecevit, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet Bahçeli’nin beğenmedikleri, her fırsatta yerdikleri üçlü koalisyon döneminde son verdiği en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 42 bin lira bugünkü asgari ücrette olması gereken tutar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her yönüyle bunları çalışıyoruz. Ben söylüyorum, kızıyor. Diyor ki; ‘Çıkmış Anadolu’yu geziyor, sarraf sararak dolaşıyor, altın hesabı yapıyor. Bırak o hesabı, şunun hesabını ver’ diyor. Niye bırakacağım o hesabı? Her hesap şaşar Anadolu’da, altın hesabı şaşmaz. Sen istediğin kadar anlat, istediğin kadar anlat. Git Anadolu’ya sor teyzeme, hesabı altın hesabı ile yapar. O beğenmedikleri üçlü koalisyonun, o koalisyonun dönemindeki ekonomik krizden gelip de çözülmekte olan ekonomik krizin üstüne gelip de iktidar olup da dönüp dönüp oraya kötüledikleri o koalisyonun son verdiği emekli maaşıyla, en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın alınabiliyordu. 8 çeyrek altın. Bugün verdikleri, teklif ettikleri emekli maaşı 2 çeyrek altın almıyor. 2 çeyrek altın almıyor. Yani emeklinin kaybı ayda 6 çeyrek altın. Şaka değil. Bugün bir emekli ya, bir emekli, gitse kuyumcudan bir çeyrek altın alsa eve varırken baksa cebinde yok. Aklı çıkar, yol boyunca gider arar ‘Nerede düşürdüm ben bunu?’ diye. Ama bugün bir emekli değil her emekli, 1 çeyrek altın değil 6 çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybediyor. Kusura bakmasın emekliler ve bunu bilsin bütün Türkiye. Bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Madem 6 çeyrek altını her ay için seçim sandığında kaybettik, ilk seçim sandığında gidip orada bulacağız.” “1,2 MİLYON KİŞİ DAHA EN DÜŞÜK AYLIK ALANLAR HANESİNE EKLENDİ” “Sefaletin nasıl büyüdüğüne bir örnek daha vereyim. Daha temmuz ayında, bu sene temmuz ayında, devletin resmi rakamıyla en düşük emekli maaşı alanların sayısı 3,7 milyondu. Şimdi 4,9 milyon. Yani altı ayda 1,2 milyon kişi daha en düşük emekli maaşı alanlar hanesine eklendi. 5 milyon kişiye çıktı en düşük emekli maaşını alanlar. Biz böyle bir sefalet üzerine hem asgari ücret, hem de emekli maaşları için çalıştık. Teklifimizi yaptık. Dedik ki ‘Asgari ücret 39 bin lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalı. Asgari ücrette en düşük emekli maaşı da 39 bin lira olmalıdır.’ Çalıştık, kaynağı hazırladık. Teşvik paketini hazırladık. Dedik ki ‘Asgari ücrete zam verirken; küçük esnafı, belli sektörleri korumalıyız.’ 10 bin lira, 5 bin lira, 4 bin liralık SGK prim destekleri hazırladık. Götürdük, gösterdik. Dediler ki ‘Bunu yapamayız.’ Asgari ücret tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklandı. Açıklandığı gün açlık sınırı 30 bin liraydı, 28 bin lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira açıklandı. İnanamadık. ‘Böyle bir şey olmaz’ dedik. Grup başkanvekillerimizle değerlendirdik. ‘Dedim ‘Ne yapıyorlar?’ ‘Bir şey yapmıyorlar.’ ‘Ne görüşüyorlar?’ ‘Trafik kanunu görüşüyorlar.’ ‘Müdahale etmeyecek misiniz?’ Dediler ki ‘Biz buradayız ama AK Parti birazdan kapatır gider.’ Konuştuk, grubumuz hep birlikte oybirliği ile büyük bir azimle emekliler için mücadeleye, dikkatleri Meclis’e çekmeye ve emekliler için Meclis’te nöbet tutmaya karar verdi. Altı gündür gece gündüz oradalar. Altı gündür Türkiye’nin gündemine oturttular. AK Parti hazımsızlıkla etmedik hakaret bırakmıyor milletvekillerimize. Aslında onlar bu meselenin gündeme gelmesini, konuşulmasını, haber olmasını, yani sizlere yaptıkları zulmün daha çok görülmesine, duyulmasına dayanamıyorlar. Hazımsızlık yapıyorlar. Çatlasalar da patlasalar da emeklinin arkasında durmaya devam edeceğiz.” “SEFALET MAAŞINI ORTADAN KALDIRACAK ARİTMETİK ORTADADIR” “Burada önemli bir gelişme; emekliler açısından da Türkiye demokrasisi açısından da Meclis’in itibarı açısından da… Maalesef bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistem, milletle devletin arasına bir saray koydu. Bu yüzden de millet kendi Meclisinden dahi soğudu. Buradan bir şey ummuyor. Ama bugün Sayın Bahçeli konuşmasında emeklilere verilen ücreti söylerken, ‘Sefalet ücreti’ dedi. Burada büyük bir fırsat var. Burası milletin meclisi. Ana muhalefet partisi 7/24 nöbette, hep birlikte buradayız. En iyi iyileştirme için mücadele edeceğiz. ‘Bin lira verelim’ diyorlar, harçlık verir gibi. ‘20 bin lira yapalım’ diyorlar, sonuna kadar itiraz edeceğiz. Ancak buradaki fırsat şudur arkadaşlar: Ana muhalefet eylemde, DEM Parti bizim kadar sert eleştiriyor bunu. Yeni Yol Grubu, Saadet Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Bir de Milliyetçi Hareket Partisi buna ‘sefalet’ dedikten sonra, bir şey söylüyorum emekliler. Siz bugün herkes samimiyetle lafının arkasından durursa, bu Meclis’te artık azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz, çoğunluksunuz. Buradan Sayın Bahçeli'ye saygılarımı sunuyorum. Tüm genel başkanlara saygılarımı sunuyorum. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi iyi bir teklif getirirse, grubumuz iki elini birden kaldırıp oy verir. Eğer getirmezlerse bu Meclis sarayın memuru değil ki. Bu Meclis’e her parti ayrı ayrı teklif verebilir, ortak teklif verebiliriz. Bütün milletvekilleri altına imza atabiliriz. Bu 20 bin liraya mademki ‘sefalet’ diyoruz, madem Sayın Bahçeli de bugün buna ‘Sefalet maaşı’ dedi, getirelim emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, ‘Asla altında olamaz’ diyelim. Emekliyi de kurtaralım, Meclis’in itibarını da kurtaralım. İşte ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’ diyen emeklinin bu Meclis’teki sesini duymak ve bu Meclis’te tarihi bir adım atma fırsatı vardır. Bunun için grup başkanvekillerimiz mevkidaşlarıyla görüşecekler tüm siyasi partilerden. Hem direnmeye, mücadeleye, hem de diyaloğa devam edeceğiz. Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecek, Perşembe günü görüşülecek. Plan ve Bütçe Komisyonunda en iyi noktaya gelmesi için mücadele etmeliyiz. Plan ve Bütçe Komisyonunda da Meclis Genel Kurulunda da herkes sözünün arkasında durursa, bu sefalet maaşını ortadan kaldıracak aritmetik ortadadır. Diğer konularda ayrı düşünürüz, yine tartışırız. Herkes kendi ittifakında kimle birlikte olmak istiyorsa olur. Ama emeklinin meselesinde bir arada olursak Türkiye’de çok şey değişecek, çok şey değişecek.” “BİZ YAPSAK BİZE DE AYNISINI YAPIN” “Bu arada en düşük emekli maaşını, bir asgari ücret yapmak için lazım olan kaynak 650 milyar lira. Geçende bütçe geçti buradan. ‘Böyle bir paramız yok, kaynak yok’ diyorlar ya bütçede bir kalem 768 milyar lira var. Vazgeçilen kurumlar vergisi. Yani kazanmış, kar etmiş, vergi ödeyecek. O vergiyi ödemesin diye 768 milyar lira kaynağı buraya koydular. Ama emeklinin 650 milyar lirasına şimdi ‘Para yok, kaynak yok’ diyecekler. 2,7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Lazım olan paranın dört katından fazla. Şimdi emekliye gelince ‘Yoktur’ diyecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekliye dayatılan bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız. Kaynak? Plan ve Bütçe Komisyonu oturacak ve çalışacak. Gerekirse bütçede kalemler arasında aktarma yetkisi var. Kurtarırsa oradan bulunacak. Kurtarmazsa ek bütçe yapılacak. Sabaha kadar çalışılacak ama emeklinin sorunu çözülecek. Eğer bu sorunun çözümüne katkı sağlanmazsa, buna direnilirse, buna grup kürsülerinden başka konuşulup, oylamaya gelince başka davranılırsa, o zaman bunu da emekliler takdir edecek. Şu kadarını söyleyeyim, bu Adalet ve Kalkınma Partisi için diyorum. Sizin karşınızda duran kim olursa aynısını yapın. Biz yapsak bize de yapın. Sizi görmeyeni, sizi duymayanı, sizin için çalışmayana bırakın oy vermeyi, sokakta selam bile vermeyin bunlara.” “MANSUR BAŞKAN, EMEKLİYE AYDA 2 BİN 677 LİRA DESTEK VERİYOR” “Ankara’dasınız, bu şehrin bir büyükşehir belediye başkanı var. Örneği oradan vereceğim. Tüm belediyelerimizde çok benzer uygulamalar var ama en iyilerinden bir tanesi Ankara. Ankara’da Mansur Başkan… Hani günlerdir sudan siyasetle uğraşıyorlar ya onunla, sudan siyaset. Denizli’de dedim ki ‘Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar.’ İnanan çıktı yahu. Arkadaşlar, şuna inanan çıktı: ‘Nereden biliyorsun?’ Yaptıklarından biliyoruz. Zil takıp oynayacaklar. Öyle bir şey ki bundan önce 2019’da Erdoğan kendisi, 2023’te bakanı, biri birinci etap, biri ikinci etap… ‘Efendim Gerede sistemini yaptık. Ankara’nın su sorununu 2050’ye kadar çözdük’ dediler. 2025’ye kadar. Ben onların yalancısıyım. Devlet Su İşleri’nin başında onlar var. Onlar yönetiyor. Ve ‘Ankara’nın su sorunu çözüldü.’ Ver suyu. Mansur Yavaş dağıtsın. Mansur Yavaş bu konuda her türlü tedbiri almış. Gerede sisteminden 2023’te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024’te 119 milyon metreküp, 2025’te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Geçen sene mayıstan bu ekime kadar bir metreküp su gelmemiş. Şimdi ben dönüp ‘Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan’ desem, vallahi Allah’ın gücüne gider. Niye? Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye’de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, ‘Hep birlikte çalışalım, su sorununu çözelim’ derken, o dönüp Mansur Yavaş’a ‘Beceriksiz, Ankara’yı susuz bıraktı’ deyip laf söyleyip, sudan siyaset yapıyor. Mansur Yavaş tedbirlerini aldı. Rakamları şeffaflıkla paylaştı. O sorunu da çözdü. Allah’ın izniyle her sorunu çözdüğümüz gibi su sorununu da belediyelerin yetkisinde belediyelerle, milletin verdiği yetkiyle de gelecek sene iktidarda çözeceğiz. Şimdi bu Mansur Yavaş’la bu emekliler arasında yaşanan meseleye bakın. Hani AK Parti ‘19 bin lirayı 20 bin lira yapacağım, bin lira vereceğim’ diyor ya. Koca Meclis’i çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara’da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2 bin 677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı. Yılda 12 kez bir kilogramlık et desteği yapıyor. Kışın üç ay boyunca doğalgaz faturalarını ödüyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2 bin 500’er lira veriyor. Bunları yaparken de yüzlerce müfettişle tepesinde duruyorlar. Bugün de Mansur Bey dedi ki ‘Genel Başkanımız duyursun bunu…’ Haftaya Meclis’te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak, 377 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak.” “DÜŞEN DOĞURGANLIĞIN SEBEBİ GARİBANLIK” “Bir yandan kısıtlı, silkelenen belediyelerin imkanlarıyla, birazdan başka örneklerden de bahsedeceğim, bizler bu mücadeleyi verirken ellerindeki güçle geçmişte yaptıklarını bozan, verdikleri sözden cayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugün emeklisini perişan eden iktidar şimdi kancayı yarının emeklilerine takmış. Biliyorsunuz Bireysel Emeklilik Sistemi getirmişti. ‘Teşvik edeceğiz’ demişti. ‘BES’i tabana yaymak için devlet katkısını yüzde 30’a çıkarıyoruz’ demişlerdi. Sessiz, sedasız devlet katkısını yüzde 20’ye düşürdüler. Millet bunlara inandı, BES’e girdi, ‘Yüzde 30 devlet katkısı’ dedi. Şimdi yüzde 20’ye düşürdüler. Bu şekilde yüzde 10’luk azaltmayla, kendilerince bir yerden kendi ihtiyaç duydukları işlere kaynak yaratmaya çalışıyorlar. Ama insanlar ‘Okursam iş bulurum. Çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım. Bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım’ diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan, ‘Vaktiyle üç çocuk yapın, beş çocuk yapın’ diyordu. Şu anda 1,5 altına gerilemiş durumda Türkiye’de doğurganlık hızı. Bu çok büyük bir tehdit ancak bir tane sebebi var. O da garibanlık. O da gelecek kaygısı. O da ‘Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım? Hatta nasıl evleneyim? Evlendim, çocuğum oldu. Nasıl büyüteyim? Nasıl doyurayım?’ Bu kaygılar Türkiye’de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi.” “KARTTAN KAPATIYOR, BORÇ BÜYÜYOR SONRA ‘YA ÇIKARSA?’” “Yoksulluk, sefalet maalesef insanlarımızı kumara, sanal bahse itiyor. Öyle bir şey ki böyle oturup da ‘Ya o da oynamasın….’ Öyle bir şey değil ki. Kredi kartı var. Aldığı maaş bitiyor. Ya maaş hesabında kredili maaş hesabı... En kolay açılan hesap. Sormadan açıyorlar hemen. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı. Maaş bitince kendiliğinden düşüyor eksiye. Maaş yatar yatmaz kendiliğinden o kapanıyor. Bu kadar tahsilatı garanti bir hesaptan, kredi kartı borçlarına uygulandığı gibi Türkiye’nin en acımasız faizini kesiyorlar. Ayrıca yüzde 30 vergi kesiyorlar. Türkiye’de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor. Parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor. Şimdi maaş yetmiyor. Ama eve ekmek alınacak, çocuğa süt alınacak, bez alınacak. Elektrik parası ödenecek. Doğalgaz ödenecek. Kattan çektiriyor ya da kredili mevduattan alıyor. Bunun yıllık bileşik ki millet bilmez, vergisi, faizi, bilmem nesi, toplam yüzde 96’ya geliyor. Yıllık yüzde 96. En acımasız yani mert olan karşıdan vurur, hain biri arkadan vurur. Bu AK Parti’nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor. Halen bak BES’teki yüzde 30’u sessiz sedasız bir gecede yaptılar. Cumhurbaşkanı’na yetki verdiler, imzayı attılar, yüzde 20’ye düşürdüler. Yahu burada bu yüzde 30 ödenmeyen kredi kartına. Bir de biliyorsunuz, bilmeyen yoktur burada. Kredi kartını ödeyemedin mi ödeyemediğin günden işletmiyor faizi. Dönüyor, hesap kesim gününden işletiyor. Yani bir günlük değil, 11 - 13 günlük faiz alıyor. En acımasız faizi işletiyor. İşte bu yüzden insanlar oradan çektiriyor, bu karttan kapat, borç büyüyor. Kalıyor cepte son bir para. O parayla da ‘Acaba nasıl çıkacağım bu işin içinden?’ ‘Ya çıkarsa’ deyip dönüyorlar önce Milli Piyango’nun sitesine giriyorlar.” “SPOR TOTO’NUN HASILATI YÜZDE 6000 ARTMIŞ” “Bakın, bu Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar önce şöyle bir şey dedi: ‘Milli Piyango’yu özelleştireceğiz.’ ‘Yapmayın’ dedik. ‘Altın yumurtlayan tavuk kesilmez’ dedik. ‘Yok, keseceğiz’ dediler. Sonra kesmemeye, 10 yıllığına birisine vermeye, on yıl sonra alıp bir başkasına vermeye karar verdiler. Temel tezleri şuydu: ‘Devlet kumar oynatmaz.’ Yahu ne kumarı? Bu millet, Anadolu’daki bu insanlar yılbaşında aldığı bir Milli Piyango biletini kumardan saymıyor ki. Niye saysın? Çeviriyor arkasına bakıyor. Nereye gidiyor para? Mehmetçik Vakfı’na. Nereye gidiyor? Kızılay’a, Yeşilay‘a, Çocuk Esirgeme Kurumu’na. Öyle değil mi? Sen bunun neyine kumar diyorsun? ‘Kumar.’ Devlet eliyle kumar olmaz. 13 + 1 oynuyor. Soruyor, ‘Babaanne söyle bakalım Manisa mı, Kasımpaşa mı?’ Babaannem diyor ki ‘Taraf tutmuyoruz.’ Soruyor 13 + 1’de, ‘Bir rakam söyle.’ Buna kumar dediler ve dediler ki ‘Devlet bunu yapmayacak. Özelleştireceğiz.’ Sonra 10 yılına özelleştirdiler, aldı birisi işletiyor. Bakın 2003’te Spor Toto’nun hasılatı 17 milyon dolarmış. 2023’te yüzde 66 bin 700 artarak, yani 6 bin 700 kat artarak, 11,3 milyar dolar olmuş. 117 milyon dolardan, 11,3 milyar dolara çıkmış. Dolar bazında söylüyorum. Bakın ‘Devlet kumar oynatmazcılar’ın verdikleri şey. Bu Milli Piyango’nun resmi sitesi. Milli Piyango’nun resmi sitesi. Spor bahisleri hariç 119 oyun var. Girdiğinde karşına bu çıkıyor. Diyor ki 10.11.2025 tarihinde Milli Piyango Online‘da bir oyuncumuza Olimpos Şimşekleri oyununda 925 bin lira isabet etmiştir’ diyor. Reklam. A’dan Z’ye kumar oynatıyor. 119 çeşit. Antik sandık da var, ballı kovan da. Arının kovanda hangi peteğe konacağını bilirsen para veriyor. Ballı kova. Akıllara ziyan. Buz fırtınası, ıvırı zıvırı, en fenası… Misket, çocukların misket oyunu. Diyor ki ‘Kendi misketinin rengini seç, oyunun başlamasını bekle’ diyor. Üç numara yeşil misket. Bak, çocukların kumda oynadığı kuyuya kumar oynatıyor. Bakın kumarhane kol çekme ne fena bir şey. Kol çekme var. Diyor ki ‘2 liraya büyük ödül, 50 bin lira.’ 2 liraya 50 bin liralık kol çekebiliyorsun burada. Havai fişek var. Havai fişeğini seç, 12 lira yatır. Senin havai fişek kaç para patlarsa o parayı sana verecek. Sıfır patlarsa tekrar; yeni tur, yeni bilet. 12 lira var, 24 lira var. Havai fişekten kumar oynattırıyor adamlar.” “KUMSALDA ÇOCUĞUNUN RIZKI İÇİN ARAMA YAPIYORLAR” “Ne oluyor biliyor musunuz? Bu siteye giriyorsunuz, oynuyorsunuz. Cookie diyorlar, çerezden seni yakalıyor. Dünyada ne kadar yasadışı kumar sitesi varsa başlıyor sana mesaj atmaya. Mesaj geliyor gariban adama. Cebinde son 200 lirası kalmış ya da 2 bin lirası var. Dünya kadar banka borcu var. ‘3 bin - 4 bin lira sana. Baştan fazladan veriyorum. Gel, oyna’ diyor. Bir tıklayıp içeri girdi mi bu tip işlerin bin katı numaralarla o cepteki o paralar da gidiyor. En sonunda kimi intihara sürükleniyor, kimi iflas ediyor, bütün sülaleyi batırıyor. Şimdi 2026 yılında 23 yıldır bu ülkeyi bu iktidar yönetiyorken, bu sefaleti yaratanlar da bu rezaleti yaratanlar da AK Parti’nin kara düzenidir. Nasıl değiştireceksin? Vallahi sandıkta değiştireceksin. Sandıkta değiştirmek dışında başka bir ihtimal kalmadı. Yeşilay’a göre Türkiye’de 40 milyon kişi en az bir kez bahis oynamış. 7 milyon kişi kumar bağımlısı haline gelmiş. Kumar bağımlısı sayısı uyuşturucu bağımlılığı sayısının kat be kat üstünde. Kumar borcundan dolayı canına kıyanlar… Öyle bir haldeyiz ki dedektör satışları patlamış. Bütün televizyonlarda haberdi. Millet altın arama dedektörü alıyor, hazine arıyor. Onu bırakın Antalya’nın sahillerinde turistin cebinden düşmüş Euroları dedektörle arayıp onları topluyorlar. Gösteriyor, ‘Ne yapayım abi’ diyor. ‘Şu Euro’ları buldum, gidip onu bozduracağım’ diyor. Bir - iki Euro metalleri topluyor. ‘Bazen’ diyor, ‘Kolye de düşmüş oluyor kumların arasına.’ Yazın düşmüş, kışın metal dedektörü ile kumsalda çoluğun çocuğunun rızkı için gidip arama yapıyorlar. Memlekette dün söyledim, tarihi geçmiş olan gıdaları marketlere koyup ‘fırsat reyonu’ diye satıyorlar. Tarihi geçmiş olanları. Bunların tamamından kurtulacağız. AK Parti’nin kara düzenini yıkmazsak namerdiz. Kumar bağımlılığı konusunda arkadaşlarımız hassas bir çalışma yaptılar. Buradan ifade ediyorum. Kumar bağımlılığı ile ilgili bir eylem planı hazırladık. Öncelikle toplumsal ve mali zararı tüm yönleriyle ortaya çıkaran bu belanın hızla röntgenini çeken, sonra gerek cezaların artırılması ve gerek toplumsal farkındalığın yaratılması, gerekse yasa dışı ise kurulan köprülerin ortadan kaldırılmasına ilişkin önemli bir eylem planı hazırladık. Buna önümüzdeki günlerde önce açıklayıp sonra diğer gruplarla paylaşıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması ve bu eylem planının tüm partiler tarafından yasal düzenlemelerle bu soruna bir çare aranması için bir teklifte bulunacağız.” “ESNAFI KORUMANIN 150 FARKLI YÖNTEMİ İÇİNDE BU YOK” “Buradan gençlerin çok itiraz ettikleri, büyük bir haksızlığı dile getirmek durumundayız ve bunun da mutlaka geri alınması lazım. AK Parti zaten bir yerde bir huzur varsa, birisi bir şeyden memnunsa gidip onunla uğraşmakta, ki biliyorsunuz vaktiyle güvercine bile huzur vermiyordu, elindeki şemsiyeyle kümesteki güvercinleri dürtüyordu. Oraya bir şey yapacak. Geçmişte 150 Euro’ydu, 30 Euro’ya düşürmüşlerdi. Yurt dışından verilen siparişlerde gümrük vergisi muafiyeti var; 30 Euro. Ne yapıyor? Bin 500 lira. Bin 500 liraya kadar alışverişi internetten yapınca gençler yazdığı kadar para ödüyorsun. O geliyordu. Tuttular, ona iliştiler. Onu yasakladılar. Mesela hobi ürünleri var. İnsanlar dışarı çıkamıyorlar, pahalı etkinliklere katılamıyorlar. Kendince hobisi var. O hobilerin ürünleri satılıyor. Türkiye’de yok. Sipariş veriyor. 210 lira, 140 lira, 70 lira… Onlar geliyordu. Onları yasaklamışlar. Türkiye’de üretilmeyen bazı şeyler… Türkiye’de eskiden var bir radyo. Artık Türkiye’de o marka radyo satılmıyor. İçindeki bir tane elektronik bir şey yok. Fotoğrafını koyuyorsun internete. Çin’de var. Veriyorsun siparişi, geliyor 90 liraya. 5 bin liralık radyo teyp, 90 liralık çiple kurtuluyor. Arge kendince çocuklar çok meraklı, işte kodlama yapıyorlar, robot yapıyorlar bilmem ne yapıyorlar. Onlara parçalar alıyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Onlarla uğraştı adamlar ya. Gittiler dün Ömer Çelik çıkmış soruyorlar, bir laf kalabalığı ‘Yok şunu yaptık bunu yaptık.’ Bununla mı esnafı koruyorsun? Ben sana esnafı korumanın 150 farklı yöntemini anlatırım. İçinde internetten verilen bu siparişe bilmem ne yapmak yok. Öyle bir noktaya getirdiler ki işi bir de. Eskiden orada 250 lira kılıf, Türkiye’de 600 liraya satılıyor. O siparişi kapattılar, Türkiye’de kılıf 3 bin liraya çıktı fiyatı. Öyle acayip işlerle meşguller. Doğrusunu söyleyeyim, bunu niye yaptı peki? Niye yaptı? Ne faydası var? Sana, bana faydası yok. Trump’a faydası var. Trump’a söz verdi, ‘Çin malına vergi koyacağım. Amerikan malından vergi kaldıracağım.’ Amerika’ya gittiği gece yaptı. Ayrıca bu ürünlerin tamamına yakını Çin’den ve Çin şirketlerinden geldiği için, Trump’ın Çin izolasyon fikrinde bu işi kapatmak olduğu için sırf Trump’a yaranmak için, Trump’a yarenlik etmek için gençlere bu kötülüğü yaptılar. Bütün çocuklar isyanda. Vallahi ben gençlerin yalancısıyım. Sırf Trump’a yaranmak için bu işi yaptı ya, ‘Bizim dünya lideri’ diyor güya dünya lideri, ‘Temu’dan almışlar o dünya liderini’ diyor. Temu’dan alınan dünya lideri çocukların dünyayla bağlantısını kapatıyor sadece Trump’a yaranmak için.” “ÜÇ EVLADIN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMENİN BEDELİ SEKİZ GÜN ÇALIŞMAK” “Şimdi Tayyip Bey’i dinleyen bir ailenin bir hazin hesabı var, onu göstereceğim. Bu kardeşim, günahsız bir kardeşim, çok temiz bir kardeşim, iyi bir kardeşim. Eşiyle birlikte Tayyip Bey’in üç çocuk önerisine uymuş ve üç evladı yapmış. Karne de gelmiş, çatmış. Söz vermiş, ‘Sinemaya gideceğiz’ diye. En uygunundan beş sinema bileti bin 750 lira. ‘Baba patlamış mısır da alacaksın değil mi?’ sorusuna ta ekimde ‘Alacağım demiş’ ya almış, onu üç tane almışlar. Niye? Hanım demiş ki, ‘Bize alma, ben sana evde patlatırım. Dünya para.’ Başka bir mantığı var mı? Niye beş değil de üç. O da 800 lira tutmuş. Sonra çocukların en çok karne hediyesi talepleri, dışarıda hamburger menü, görüyorlar. Eskiden babam bizi karne alınca Manisa’da Şölen Döner Evi vardı oraya götürüyordu, bütün sene o günü bekliyorduk biraderle. Beş tane menü 2 bin 500 lira. Oyuncakçıdan da o girişte en ucuz oyuncak kutuları bin 100 liraymış, 3 bin 300 lira. Bu kardeşim Tayyip Bey’e uydu, üç çocuğu yaptı. 8 bin 350 lira altı saatlik mutluluk için, bu kardeşim 8 gün mesai yapacak bu asgari ücretle. 6 saat üç evladın yüzünü güldürmenin karşılığı 8 gün sabahın köründen akşama kadar çalışmak, mesai yapmak. Memleketi bu hale getirenlere yazıklar olsun.” “EMEKLİ TORUNUNA TABLET ALMAK İÇİN TÜM MAAŞINI VERİYOR” “Şimdi bir hazırlık da emekliler için yaptım. Yaparken de kendim de mevzuya şaştım. Emekliden torunu bir şey ister ya. Ne diyor? Mesela şey diyebilir. ‘Dede sınıfı geçersem bana tablet alabilir misin?’ Emekli de bana soruyor ‘Alabilir miyim?’ Baktım, alamıyormuş, 20 bin lira olmuş tablet. Bir tane standart tablet 20 bin lira. Emekli aldığı bütün maaşı verip torununa bir tablet alsa, bu tabletin 3 bin 975 lirası vergiye gidiyor. 3 bin 333 lirası KDV, 642 lirası bandrol, TRT. Yanlış duymadınız. Tablet ve TRT’nin ne alakası var? Torun internete bağlanabilirmiş, oradan TRT’nin internet sitesine girip internet üzerinden TRT Nağme ya da TRT’nin radyo kanalını açabilirmiş. TRT’nin radyo kanalını izleme, dinleme ihtimaline karşı torunun, emekliden 640 lira alıyorlar tablet alırken. AK Parti’nin kara düzeni, bütün emeklilere saygıyla sunuyorum. İlk elde bitireceğiz bu rezilliği, ilk elde.” “ADALET OLMAZSA GEÇİM DE OLMAZ” “Değerli arkadaşlar, bir ülkede adalet olmazsa; geçim de olmaz, refah da olmaz.19 Mart darbesi bu milleti daha da yoksullaştırdı. 160 milyar dolarımızı yediler. Borsayı çökerttiler. Yatırımcıyı kaçırdılar. Sayın Erdoğan bizimle sandıkta yarışmaktan, hesaplaşmaktan korktu. Partisinin kadın kolları var, bizim kadın kollarıyla yarışsalar, ‘CHP kazanır. Siz çekilin.’ Gençlik kolları var, AK Gençlik diyorlardı. ‘Sizlere güvenmiyorum, kenara çekilin.’ ‘Ana kademe size hiç güvenim kalmadı, kenara çekilin. ‘Ben yargı kollarını kuracağım’ dedi. Yargı kollarını kurdu, başına da Bakan Yardımcısı olan, yani siyasette olan birisini İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak gönderdi. Bugün o darbenin 300’ncü günündeyiz. 300’ncü kara gün. Yarın Beşiktaş Meydanı’nda 300’ncü gün eylemimizde olacağız. 19 Mart darbesine itiraz eden, 23 Mart‘ta 15,5 milyon kişiyle gidip Cumhurbaşkanı adayının arkasında duran, o günden bugüne bu yaşananların hepsini gören ve vicdanı bunu kaldırmayan tüm İstanbullulara sesleniyorum: Yarın akşam Beşiktaş Meydanı’nda darbenin 300’ncü gününde, 300’ncü kara günde hep birlikte mücadeleye, hava kaç derece olursa olsun, ne yağarsa yağsın, pijamaları çıkarmaya, meydana akmaya davet ediyorum. İstanbullu ‘İstanbul’u Ekrem Başkan yönetsin’ dedi, bir yargı çetesi onu hapse attı. Adanalılar ‘Zeydan Karalar yönetsin’ diyor, Antalyalılar Muhittin Böcek’i istiyor, Mardinliler Ahmet Türk’e üçüncü kez görev veriyor. Ama bir yargı çetesi onları görevden alıyor. Bu ülkede egemenlik millet eliyle değil; maalesef birinin emriyle üç savcı, üç hakimin eliyle kullanılmaya kalkıyor. Ve hakimler savcıları rejimi, jüristokrasi gibi bir rejimle Türkiye yönetilmeye çalışılıyor. Bizim buna karşı mücadelemiz, elbette demokrasi mücadelesi.” “HİÇ OLMAZSA ‘KANDIRILDIM’ DE, ONU DA DEMİYOR” “10 ay boyunca yolsuzluk ve hırsızlık iftiraları attılar. Tutukluları aileleriyle tehdit ettiler. İftira, yalan beyanlara zorladılar. Birazcık iş ciddiye binince beyaz toros gösterip siyasete ayar vermeye kalktılar. İBB borsası kurdular. Avukatları biz yakaladık ailelere giden. ‘Şu kadar para verirsen savcı serbest bırakacak’ diyor. Verip de bırakılan var, örnek gösteriyor. Arada yazışma var, örnek gösteriyor. Savcının sesini aileye dinletip para istiyor. Yakalattırıyorsun. Bunu söylüyorum. Yurtdışına Yunanistan’a kaçmaya çalışıyor. Yunanistan’a kaçarken yakalanıyor. Hapse konmuyor, ev hapsine konmuyor. Hapse konsa savcıların ismini söyleyecek. Ev hapsinde durup oradan buradan laf saydırıyor. HSK’ya yedi kere şikayet ettik, yedi şikayet. Ses kaydı var, WhatsApp yazışması var, tanık beyanı var, tapusu var, özensiz harcamalar var, ikinci kez yurt dışından maaş almalar var. 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı gezmeler, yurt dışında edinmeler var. Hepsini iddia ediyoruz. ‘Aman aman aman. Biz bu işlere bakmayız. Biz Erdoğan’ın atadığı başsavcıya karışamayız. O İstanbul Başsavcısı değil; majestelerinin Cumhuriyet Savcısı.’ Korkuyorlar, kenarda duruyorlar. Şimdi geçen hafta 30 milyonluk evi dokuz milyonluk evi alıp satmalarının belgesini de yolladım. Geçen hafta 95 milyonluk bir evin satın alma kontratının noter belgesini de yolladım. 17 tane paha biçilmez değerli taşınmaz vardı. Bu işler konuşulurken beşini elden çıkarttı. 12’sinin tapusu var. 12 tapu bir kişi üzerinde. 2 bin yıl çalışsa aldığı maaşla ödeyemeyeceği kadar mal mülk edilmiş. 12 tanesi üstünde, kimin? RTÜK’tekinin üstünde. RTÜK’te bir emekli polis var, hiç RTÜK’e gitmeden maaş alıyor. Ama üzerinde ne tapular ne tapular. Çayyolu’nda bir avukatlık bürosu var. Ne tapular, ne tapular. Bu kadar mızrak çuvala sığmazken, yapılacak bir şey var. Erdoğan diyecek ki, ‘yine’ diyecek, de. Millet sandıkta verir kararı. Nasıl Zekeriya Öz’ün altına zırhlı aracı veriyordun da ‘Ben bunun savcısıyım’ diyordun da sonra gidince ‘Rabbim ve milletim beni affetsin, kandırıldım’ dedin ya. ‘Kandırıldım’ de. Hiç olmazsa bu rezilliği daha fazla devletin, milletin sırtına yük etme. Onu da demiyor. ‘Sahip çıkma, arkasında durma’ diyemem, çünkü hani iddianame? İddianame çıkana kadar diyordu ki ‘İddianame çıksın, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Vallahi Denizli’de 100 bin kişinin yüzüne de bakıyoruz, yarın İstanbul Beşiktaş’ı görürsün. Geçen hafta Ekrem Başkan’ın eşi milletin göz bebeğinin içine de bakıyor. Birbirlerinin de yüzüne bakıyorlar, gözüne bakıyorlar.” “O ZEHRİ DE BÜNYEDEN ARINDIRIYORUZ” “Ama bir yandan nerede o iftiralar? Hani ya? ‘Bin 200 cep telefonu’ dediniz bütün yaz televizyonlarda. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks araçları’ dediniz, başka bir milletvekilinin çıktı MHP’li. Parkenin altında İBB’nin bilmem neredeki yerinde dediniz ‘2 milyon Euro çıktı’ dediler, iki Euro yok. Dedektör alacak eline, aldı dedektörü bütün gezdi Ekrem Başkanların ailesinin köyünü gezdiler, yazlığını gezdiler. Korumasının gittiler yayladaki evine kadar aradılar, yok. Para dolu çantalardan jammer çıktı. ‘Bunlar bir yere girdi çıktı, paralarla giderken İmamoğlu‘nun görüntüsü var’ dediler. Görüntü meselesi yalan çıktı. Yalan olduğunu da itiraf ettiler. Tutuklarken yaptıkları gizli tanıkların hiçbir tanesi ortada yok. Kimi intihara kalktı, kimi istifa dilekçesi yazdı. Onun dediğini başka gizli tanığa söyletiyor. Oyuncu değiştirir gibi tanık değiştiriyor. Öyle bir yerde milletin yüzde 60’ı ‘Bu dava siyasidir’ diyor. Geriye kalan yüzde 15 kararsız. 20 - 25’i de bunlar yavaş yavaş zehirliyorlar, o zehri de bünyeden arındırıyoruz. Çünkü arkasında duramıyorlar. Şimdi çıkmışlar, halen daha bu adamı görevde tutuyorlar.” “DOSYAYA ‘A’DAN ‘Z’YE HAKİMİM” “Açık açık söylüyorum Sayın Erdoğan. Dosyaya ‘A’dan ‘Z’ye hakimim. Sen ve yanına alacağın üç - beş tane danışmanın. Çıkalım istediğin televizyon kanalına, istediğin moderatörün karşısına. Ben sorayım sizinkiler cevaplasın, siz sorun ben cevaplayacağım. Var mısınız? Var mısınız? ‘E ben bundan kaçarım.’ Sen bundan kaçarsan, sen buna geleceksin bu arada. Ben söyleyeyim. Nasıl gelecek biliyor musunuz? Binali Bey Ekrem Bey’in karşısına nasıl geldi. İlk başta bunlar çok havalıydı, ‘CHP ile televizyona çıkmayız, biz iktidarız.’ Ankete bir baktılar, Ekrem İmamoğlu farkı atmış. Koşa koşa geldiler, ‘Canlı yayına çıkalım mı?’ Kaçmadık çıktık. Göreceksiniz, gelecek seçimlerden önce, ama üç ay kala ama beş ay kala. Anketleri bu halde görünce Tayyip Bey koşacak peşimden. ‘Hadi çıkalım televizyona, çıkalım televizyona.’ Televizyon bırak televizyonu, çıkalım milletin karşısına. Koyalım sandığı bakalım.” “TUTUKSUZ YARGILAMA ERTELENEMEZ” “Yine de açıkça söylüyorum. Bir; tutuksuz yargılama bu vakitten sonra anamızın ak sütü gibi helaldi zaten, ertelenemez. Tutuksuz yargılama istiyoruz. Cesareti olanı televizyonda karşımıza, ya da sözünü tutmaya. Mahkemeyi A’dan Z’ye TRT’de bir kanaldan canlı yayınlamaya, isteyen her televizyonun yayınlaması için düzenleme yapmaya çağırıyoruz. Devlet Bey ‘olur’ dedi, Tayyip Bey’e sordular, ‘Devlet Bey uygun görürse münasiptir’ dedi. Ne engel var? Şu engel var: İddianamede olacağını sandıkları hiçbir şey yok. Hiçbir ispat bulamadılar. Şimdi iddianameden utançlarından canlı yayından kaçıyorlar. Açık açık söylüyorum, geçmişte biz bu filmi gördük. A ha Veli Ağbaba orada. Ergenekon - Balyoz askeri casusluk, Nurettin Demir‘le beraber. Biz gittik Balbay’a kefil olduk ilk günden. Biz gittik Haberal’a kefil olduk. Biz gittik Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’a kefil olduk. Onlar ağırlaştırılmış müebbet ikişer tane, yani idam yerine gelen ceza. Urganı bulsalar asacaklardı Balbay’ı da Genelkurmay Başkanımızı da. Biz kimin arkasında durduysak, a ha böyle alınları açık. Başı dik böyle geziyor bizimkiler. Nerede Zekeriya Öz? Nerede Zekeriya Öz? Sıçan gibi kaçtı. O Balbay Silivri ile ilgili 11’nci kitabı. Dokuzu kendisi içerideyken, ikisi şimdi Silivri'dekilerle ilgili. ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.’ Kitabın özelliği ‘Millete emanet’ gibi Yavuz Oğhan’ın yazıp, ilk sözünü ben, son sözünü Ekrem İmamoğlu’nun yazdığı. Bu sürecin ilk sözünü ben söyledim, son sözü balkon konuşması yaparken Ekrem İmamoğlu söyleyecek inşallah. Bu iki kitap; ‘Millete emanet’ de Balbay’ın ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ de millete emanettir. Bu kitaplardan bir kuruş parayı kendilerine almıyorlar. ADA var, Aile Dayanışma Ağı. Maaş alamayan arkadaşlarımızın ailelerine destek oluyor. Ayrıca yurttan çıkarılan öğrenciye yurt, bursu kesilen öğrenciye burs oluyor bu fonlar. Bunun için bu iki kitabı da sizlere emanet ediyorum.” “MİLLETE HİZMETE DEVAM EDİYORUZ” “Son olarak tüm zorluklara rağmen biz millete hizmet etmeye devam ediyoruz. Millet nüfusun yüzde 65’ini CHP’li belediye başkanlarına emanet etti. O günden bugüne soruşturma, baskı, tutuklamalar… Ama bir yandan inadına hizmet üretmeye devam. Bakın kent lokantası sayımız, Türkiye genelinde 155 oldu. Kreş sayımız; hedef bindi, 785 oldu. Öğrenci yurdu; hedef 100’dü, 77 oldu. Halk market, 155 oldu. 21 belediyemiz 257 okulda evlatlarımıza bedava su dağıtıyor ya da suyu temizleyerek sebillerden veriyor. Kesilecek denen sosyal yardımlar beş katına çıktı. Tüm vatandaşlarımıza ilan ediyorum. Dışarıdaki kıymanın kilosu neredeyse bin lira. Denizli Büyükşehir Halk Markette 600 lira. Dışarıda kaşar peyniri 500 lira, Manisa Büyükşehir Halk Mandıra’da 230 lira. AK Parti’nin kara düzeninde dört kap yemek 750 - 800 lira. Bizim kent lokantalarında 50 - 60 bilemedin 80 lira. Vatandaş belediyedeyken bunu yapan CHP’nin iktidarda olduğunda neler yapacağını düşünüyor ve şunu söylüyor: ‘Bu kadar baskıya, bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme rağmen Cumhuriyet Halk Partisi bana belediyede bunu yapıyorsa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine iktidar zamanı gelmiştir’ diyor millet. ‘İktidar zamanı gelmiştir.’ AK Partili, MHP’li tüm seçmenlere söylüyorum: Oy veren, verdiği oydan suçlu değil. İyi olsun diye vermişsindir. Bu asgari ücreti ne AK Partili bir işçi hak eder, ne bu en düşük emekli maaşını MHP’li bir emekli. Bundan sonraki süreçte biz emekliden yana, asgari ücretliden yana kim durursa yanımızda; onlarla kol kola bu millet için mücadeleye devam edeceğiz.” “EN GÜZEL GÜNLERİ BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ” “Ama eninde sonunda bu AK Parti’nin kara düzenini bitireceğiz. Alın terinin sömürüldüğü, emeklinin süründürüldüğü, memleketin bereketinin kaçırıldığı, tarımın bitirildiği, esnafın perişan edildiği, ülkenin Amerika’nın Büyükelçisi’nin ağzında ‘Beş dakikalık randevu dilenenler’ diye aşağılandığı, ‘Amerikan Başkanı’nın adamı’ diye buraya yollanan Büyükelçi’nin küstahlıkla bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na meşruiyet dağıttığı bu kara düzen değişecek. Yetkiyi milletten alacağız. Bu milleti 100 yıl önce olduğu gibi bir kere daha ayağa kaldıracağız. Söz veriyoruz. Hepinize güveniyorum, hepinizi çok seviyorum. Emeklilerin teker teker ellerinden öpüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi emekliler için mücadeleye devam ediyor. Bu millet için mücadeleye devam ediyor. Biz kazanacağız, siz kazanacaksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İyi ki varsınız. Allah hepinize uzun ömür versin. En güzel günleri birlikte yaşayacağız.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.