Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dış Politika

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Dış Politika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dış Politika haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trump "Küba'yı özgürleştireceklerini" savundu Haber

Trump "Küba'yı özgürleştireceklerini" savundu

ABD Başkanı Trump, Connecticut eyaletinde katıldığı bir mezuniyet töreninden Washington'a dönüşünde havalimanında basın mensuplarının Küba ile ilgili sorularını yanıtladı. Küba'da ekonomik ve siyasi durumun "çok kötü" olduğunu savunan Trump, Küba halkının kendilerinden yardım istediğini ifade ederek, "Onlara yardım edeceğiz." dedi. Küba'da gıda ve elektrik sıkıntısı olduğunu anlatan Trump, Küba halkının ise "harika insanlar" olduğunu söyledi. ABD Başkanı, Küba konusunda uzmanlıklarının olduğunu ve halkın 65 yıldır bugünü beklediğini dile getirerek, "Küba'yı özgürleştireceğiz." yorumunu yaptı. Küba'ya yönelik ambargonun ne zaman kaldırılacağına ilişkin soru üzerine Trump, somut bir tarih vermekten kaçındı, ancak yakında bu konuyla ilgili açıklama yapacaklarını dile getirdi. Trump, ABD'nin Küba'da tansiyonu artırıp artırmayacağı konusunda ise "Tansiyon yükselmeyecek, buna gerek yok. Bakın, ülke parçalanıyor. Orası tam bir felaket, (yönetim) kontrolü kaybetmiş durumdalar, Küba'nın kontrolünü gerçekten kaybettiler." değerlendirmesini yaptı. Trump'ın Küba ile ilgili değerlendirmeleri, ABD Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche'nin, eski Küba Devlet Başkanı Raul Castro ve diğer yetkilileri "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmak"la suçlayan iddianameyi açıklamasından kısa süre sonra geldi. Küba'nın eski lideri Castro hakkındaki iddianameyi açıklayan Blanche, "Bugün, Raul Castro ve diğer bazı kişileri 4 ABD vatandaşını öldürmek amacıyla komplo kurmakla suçlayan bir iddianameyi duyuruyoruz." ifadelerini kullanmıştı. Blanche, Fidel Castro'nun kardeşi olan 94 yaşındaki Castro ve isimlerini belirtmediği bazı diğer kişilerin, Küba'nın 1996'da insani yardım grubu "Brothers to the Rescue'ya (Kurtarma Kardeşleri) ait uçakları düşürme ve başka suçlarla" itham edildiklerini açıklamıştı. ABD basınına göre, 2021'de Küba Komünist Partisi liderliğinden resmen istifa eden Raul Castro, hala ülkenin en güçlü figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. ABD, Küba ile gerilim devam ederken USS Nimitz uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdı ABD ile Küba arasındaki gerilim sürerken Washington yönetimi, "USS Nimitz (CVN 68)" uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdığını duyurdu. ABD Güney Saha Komutanlığının (SOUTHCOM) ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu hesabından konuyla ilgili açıklamada bulunuldu. Açıklamada, ABD'nin 17. Uçak Gemisi Hava Kanadı (CVW-17) biriminin bulunduğu USS Nimitz uçak gemisini, USS Gridley (DDG 101) ve USNS Patuxent (T-AO 201) savaş gemileriyle Karayipler'e konuşlandırdığı bildirildi. USS Nimitz'in, Tayvan Boğazı'ndan Arap Körfezi'ne kadar dünyanın dört bir yanında görevlerde bulunarak "savaş yeteneğini kanıtladığı" belirtilen açıklamada, bu durumun "hazırlık ve varlığın" en iyi örneği olduğu savunuldu. ABD Donanmasından martta yapılan açıklamada, dünyanın en büyük savaş gemileri arasında yer alan "USS Nimitz"in görev süresini yaklaşık 1 yıl daha uzatma kararı alındığı duyurulmuş ancak bu süreçte yeni görev yerine dair detay paylaşılmamıştı. ABD ile Küba arasındaki kriz ABD Başkanı Donald Trump, 30 Ocak'ta Küba'ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı. Beyaz Saray, bu kararın, Küba'nın "zararlı eylem ve politikalarına" karşı ABD'nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarını korumayı amaçladığını savunmuştu. Küba ile ilgili açıklamalarında, İran'dan sonra bu ülkeye yönelerek Havana yönetimiyle görüşeceklerini ifade eden Trump, Küba'nın "çökmüş bir devlet" olduğunu ve ancak ABD'nin bu ülkedeki siyasi ve ekonomik sorunları çözebileceğini savunuyor. Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise ABD'nin ülkesine askeri olarak müdahalede bulunmak için "bahane" aradığını belirterek, böyle bir durumda bölgenin "kan gölüne döneceği" uyarısı yapıyor.

Çin, ABD'ye Tayvan ve İran'la ilgili mesajlar verdi Haber

Çin, ABD'ye Tayvan ve İran'la ilgili mesajlar verdi

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, 13-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen ziyarette tartışılan konulara dair basına yazılı değerlendirmede bulundu. ABD Başkanı Trump'ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile 9 saate yakın birlikte vakit geçirdiğini ifade eden Vang, liderlerin iki ülke ilişkilerinin yanında dünya barışı ve kalkınmasını ilgilendiren konularda da uzun tartışmalar yaptıklarını belirtti. Vang, Çin'in egemenlik ihtilafı içinde olduğu Tayvan ile yeniden birleşmesinin Çin ulusunun ortak özlemi, Çin Komünist Partisinin (ÇKP) tarihi misyonu ve İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin önemli bir parçası olduğuna işaret ederek şunları kaydetti: "(Tayvan sorunu) Eğer uygun şekilde ele alınırsa ABD-Çin ilişkileri istikrarlı olacak ve taraflar karşılıklı işbirliğini ilerletmeye daha fazla enerji ayırabilecektir. Aksi halde, iki ülke arasında gerginlikler ve hatta çatışmalar yaşanabilir, ilişkilerin geneli tehlikeye girebilir." Çinli Bakan, ABD'nin "tek Çin" ilkesine ve iki ülke arasında siyasi ilişkilerin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri'deki Tayvan konusundaki taahhütlerine uyacağını umduklarını vurguladı. İran ile kalıcı ve kapsamlı ateşkes çağrısı Ziyarette Devlet Başkanı Şi'nin, Ortadoğu'daki savaş konusunda Çin'in pozisyonunu dile getirdiğini, burada güç kullanımın sorunları çözmeyeceğini ve diyaloğun tek doğru tercih olduğunu vurguladığını aktaran Vang, müzakerelerden hemen sonuç alınamasa da diyalog yolu hazır açılmışken yeniden kapanmaması gerektiğini söylediğini belirtti. Vang, Çin'in ABD'yi İran ile nükleer sorunu dahil farklılıklarını ve anlaşmazlıklarını müzakerelerle çözmeyi sürdürmeyi teşvik ettiğini, ateşkesin sürdürülerek Hürmüz Boğazı'nın en kısa zamanda yeniden açılması çağrısı yaptığını, burada yaşanan açmazın temel çözümünün kalıcı ve kapsamlı ateşkesin sağlanması olduğunu dile getirdiğini kaydetti. Çin ve ABD liderlerinin, temaslarının ardından iki ülke arasında "yapıcı stratejik istikrar ilişkisi" olarak tanımladıkları bir vizyon oluşturma konusunda siyasi mutabakata vardıklarını aktaran Vang, tarafların, dış politika, askeri ilişkiler, ekonomi, ticaret, halk sağlığı, tarım, turizm, halklar arası bağlar, kanun koruma dahil tüm alanlarda ve her seviyede temasların artırılmasında anlaştıklarını belirtti. İki ülke ilişkilerinde stratejik istikrarın tesisine odaklanan bu yeni vizyonun, büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma ihtiyacına yanıt verdiğine işaret eden Vang, Çin'in, bundan, işbirliğinin temel dayanak olduğu, rekabetin uygun sınırlar içinde sürdürüldüğü ve savaş ve çatışma yerine barış odaklanan bir istikrar ilişkisini anladığını kaydetti.

Almanya'da Cem Özdemir eyalet başbakanı oldu Haber

Almanya'da Cem Özdemir eyalet başbakanı oldu

157 sandalyeli parlamentoda 93 oy alan Özdemir, Yeşiller ve CDU arasında kurulan koalisyonun adayı olarak eyaletin yeni başbakanı oldu. Bu sonuçla Özdemir, Almanya’da bir eyaletin başına geçen ilk Türkiye kökenli siyasetçi olarak tarihe geçti. Seçim süreci, Yeşiller’in 8 Mart 2026’daki eyalet seçimlerinden birinci parti çıkmasının ardından şekillendi. Ardından CDU ile yürütülen koalisyon müzakereleri tamamlandı ve iki parti ekonomi, sanayi dönüşümü ve iklim politikalarında uzlaşarak hükümet programını oluşturdu. Özdemir, koalisyonun ortak adayı olarak parlamentoda çoğunluğu sağlayarak göreve geldi. Yeni hükümet programında ekonomik büyümenin güçlendirilmesi, sanayinin rekabet gücünün artırılması ve bürokrasinin azaltılması öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Bunun yanında eyaletin 2040 yılına kadar iklim nötr olması hedefi korunuyor. Ayrıca şirket kuruluş süreçlerinin hızlandırılması ve eğitim alanında reformlar da koalisyon anlaşmasında dikkat çekiyor. Özdemir’in başbakanlığı, Almanya siyasetinde sembolik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Türkiye kökenli göçmen bir ailenin çocuğu olarak siyasette yükselen Özdemir, hem Yeşiller’in lider kadrosunda hem de federal hükümette üstlendiği görevlerle uzun süredir ülke siyasetinin tanınan isimleri arasında yer alıyor. Baden-Württemberg gibi ekonomik açıdan güçlü bir eyaletin yönetimine gelmesi, bu kariyerin zirvesi olarak görülüyor. 1965 yılında Bad Urach’ta doğan Özdemir, 18 yaşında Alman vatandaşlığına geçti ve genç yaşta siyasete atıldı. 1981’de Yeşiller’e katıldı, 1994’te Federal Meclis’e girdi ve daha sonra Avrupa Parlamentosu ile federal bakanlık görevlerinde bulundu. Kariyeri boyunca hem göçmen kimliği hem de Alman siyasetine entegrasyonu üzerinden tartışmaların odağında yer aldı. DW kaynaklı haberde, Özdemir’in hem Almanya’da hem de Türkiye’de farklı kesimler tarafından zaman zaman eleştirilse de özellikle Baden-Württemberg’de geniş bir siyasi taban oluşturduğu vurgulandı. Pragmatik siyasi çizgisi ve yerel kimliğe yakın diliyle tanınan Özdemir’in yeni görevinde ekonomi ve iklim politikaları arasında denge kurması bekleniyor. Cem Özdemir hakkında kısaca Cem Özdemir, Almanya'nın Baden-Württemberg eyaletindeki Bad Urach şehrinde, Türkiye'den göç eden Tokatlı Çerkes kökenli bir baba ve İstanbullu bir annenin çocuğu olarak 1965 yılında dünyaya geldi. Kendisini "Anadolulu bir Svabyalı" (Anatolische Schwabe) olarak tanımlayan Özdemir, Almanya'da doğup büyümüş bir siyasetçidir. Özdemir, 1981 yılından beri Yeşiller Partisi'nin Ludwigsburg İlçe Teşkilatı üyesidir. 1989 ile 1994 yılları arasında Baden-Württemberg'in parti eyalet yönetiminde yer aldı. 1992'de göçmen hakları için kurulan Immi-Grün - Bündnis der neuen InländerInnen grubunun kurucuları arasında yer aldı. Özdemir, 2004 ile 2009 yılları arasında Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Yeşiller/EFA) parlamento grubunda Avrupa Parlamentosu üyeliği yaptı. Bu süre zarfında grubun dış politika sözcüsü ve Dış İlişkiler Komitesi (AFET) üyesi olarak görev yaptı. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu'nun Orta Asya raportörü ve Irak ile İlişkiler Daimi Geçici Delegasyonu'nun başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 2006 ile 2007 yılları arasında Özdemir, ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) Avrupa'daki operasyonlarına yönelik araştırma ekibinin başkan yardımcılığını yaptı. Özdemir, 2013 seçimleri sonucunda yeniden Federal Meclis'e girdi.[17] Alman-Çin Parlamento Dostluk Grubu'nun başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

Devlet Bahçeli: Türkiye masaya kendi aklıyla oturur Haber

Devlet Bahçeli: Türkiye masaya kendi aklıyla oturur

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin dış politika vizyonu, bölgesel gelişmeler ve güvenlik stratejilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin aynı anda birçok kriz alanını okuyabilen güçlü bir devlet olduğunu ifade eden Bahçeli, ülkenin dış politikasını üretim, diplomasi, savunma sanayi, enerji ve toplumsal dayanışma üzerine inşa ettiğini söyledi. Türkiye’nin barışı ve istikrarı önceleyen bir çizgide olduğunu belirten Devlet Bahçeli, buna rağmen ülkenin hak ve çıkarlarını ihlal edecek girişimlere karşı da kararlı duruş sergileyeceğini vurguladı. "Hiçbir gücün bölgesel uzantısı olmayız" diyen Bahçeli, "Hiçbir ülkenin güvenlik kaygısının Türkiye karşıtı bir mevziye dönüşmesine izin vermeyiz. Hiçbir ittifakın veya diplomatik girişimin Türkiye’nin meşru haklarını aşındırmasına rıza göstermeyiz" dedi. Dış politikada diplomasi ve arabuluculuğun önemine dikkat çeken MHP Genel Başkanı Bahçeli, bunun pasiflik anlamına gelmediğini belirterek, Türkiye’nin masaya kendi aklıyla oturduğunu ve milli çıkarlarını esas aldığını ifade etti. Bahçeli, barışın sadece iyi niyetle değil güçlü devlet kapasitesiyle sağlanabileceğini söyleyerek “Sahada gücü olmayanın masadaki sözü zayıflar” değerlendirmesinde bulundu. https://twitter.com/MHP_Bilgi/status/2051611053222465938 Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs konularına da değinen Bahçeli, Türkiye’nin bölgesel haklarını ihlal edecek girişimlere kayıtsız kalmayacağını belirtti. Fransa, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’in bölgedeki politikalarını da eleştiren Bahçeli, bu girişimlerin istikrarı zedelediğini söyledi. Kıbrıs’ın Türkiye için stratejik önemine vurgu yapan Bahçeli, KKTC’nin varlık hakkının korunacağını ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarını savunmaktan geri durmayacağını ifade etti. Konuşmasında iç güvenlik konularına da değinen MHP lideri Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefinin devletin kalkınma ve güvenlik stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunu belirtti. Bu hedefin pazarlık ya da taviz anlamına gelmediğini vurgulayan Bahçeli, MHP’nin bu sürecin arkasında kararlılıkla duracağını söyledi. Bahçeli, Türkiye’nin ekonomik, kültürel ve teknolojik seferberliğe ihtiyaç duyduğunu da belirterek, terörün tamamen tasfiye edilmesinin kalkınma önündeki en büyük engellerden birini ortadan kaldıracağını ifade etti.

Bahçeli: Türkiye hiçbir senaryoda figüran olmayacaktır Haber

Bahçeli: Türkiye hiçbir senaryoda figüran olmayacaktır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada hem küresel gelişmeleri, hem de Türkiye’nin dış politika vizyonunu değerlendirdi. Dünya düzeninde ciddi kırılmalar yaşandığını belirten Bahçeli, jeopolitik gerilimlerin arttığını ve devletlerin “irade, milletlerin metanet, toplumların ise sabır sınavından geçtiğini” söyledi. Küresel dengelerin değiştiğine işaret eden Bahçeli, Türkiye’nin bu süreçte kendi milli duruşunu koruması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye Cumhuriyeti başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayacaktır” ifadelerini kullandı. Konuşmasında Avrupa Birliği ve Batı ilişkilerine de değinen Bahçeli, Türkiye’nin hiçbir blok ya da dış baskı altında yönlendirilemeyeceğini belirtti. Avrupa’nın Türkiye’siz birçok alanda eksik kalacağını ifade eden Bahçeli, Türkiye’nin de Avrupa’ya bağımlı bir ülke olmadığını dile getirdi. KERKÜK VE TÜRK DÜNYASI VURGUSU Irak ve Kerkük üzerinden Türk dünyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, Türkmen varlığının bölgedeki önemine dikkat çekti. Kerkük’teki gelişmeleri “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendiren Bahçeli, Türkmenlerin haklarının korunmasının altını çizdi. Türk dünyasına da mesaj veren Bahçeli, “Kerkük’ten Doğu Türkistan’a, Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar tüm soydaşlarımızın yanındayız” diyerek birlik ve dayanışma vurgusu yaptı. Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ Grup Toplantısında Konuşuyor https://t.co/gUGeBhSQco — MHP (@MHP_Bilgi) April 28, 2026 “ASIR, TÜRK ASRI OLACAKTIR” Konuşmasında sık sık milli birlik ve beraberlik mesajı veren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin yeni bir döneme girdiğini belirterek “Asır Türk asrıdır, Türkiye asrıdır” ifadelerini kullandı. Terörle mücadele ve bölgesel istikrar hedeflerinin sürdüğünü söyleyen Bahçeli, Türkiye’nin hem içeride hem dışarıda güçlü bir duruş sergilediğini ifade etti. "Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız" diyen Bahçeli, "Kerkük’ten Doğu Türkistan’a; Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız. Çizgimizden sapmayız, yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız. Türkiye’nin Irak siyaseti yalnız kriz ve güvenlik başlıklarına sıkıştırılamaz. Terörle mücadele hayati ve öncelikli olmakla birlikte, ilişkilerin ufku; enerji, ulaştırma, su yönetimi, sınır ticareti, altyapı, eğitim, kültür ve karşılıklı yatırımlarla genişletilmelidir. Kerkük ise bu büyük resmin en hassas başlığıdır. Türkiye için Kerkük, etnik veya mezhebî gerilim alanı olmaktan önce ortak hafızanın ve birlikte yaşama iradesinin sembolüdür. Arzumuz; Kerkük’ün Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle Irak’ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesidir. Irak’la dostluğumuz iyi niyet beyanlarında kalmamalı; Kerkük’ün eski günlerine yeniden dönmesini sağlayacak adımlar atılmalı ve ticaret yolları, enerji hatları, güvenlik istişareleri, yatırımlar ve somut kalkınma projeleriyle kökleşmelidir" diye konuştu. “MİLLİYETÇİ HAREKET KALESİ MHP’DİR” MHP'nin Türk milliyetçiliğinin siyasi temsilcisi olduğunu belirten Bahçeli, partinin tarihsel misyonuna dikkat çekerek teşkilatına ve dava arkadaşlarına bağlılık mesajı verdi. "Ne Brüksel bize geldiğimiz yeri gösterebilir, ne Avrupa bürokrasisi Türkiye’ye yürüyeceği yolu tarif edebilir" diyen Bahçeli, "Türkiye’nin Rusya ile, Çin ile, Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Avrupa ile ve dünyanın sair merkezleriyle hangi ölçüde, hangi çerçevede ve hangi derinlikte ilişki kuracağına blok taassubu karar veremez; buna ancak millî menfaatin hükmünde işleyen devlet aklı karar verir" diyerek şunları kaydetti: "Buradan açıkça ifade ediyorum: Avrupa Türkiye’siz yapamaz. Güvenlikte yapamaz. Enerjide yapamaz. Göç yönetiminde yapamaz. Ulaştırmada yapamaz. Bölgesel dengeyi kurarken yapamaz. Fakat Türkiye de Avrupa’nın tasniflerine mahkûm bir ülke hüviyetinde görülemez. Türkiye, Avrupa’sız da tarihtir, devlettir, hafızadır, coğrafyadır, merkezdir, hakikattir. Temennimiz şudur: Avrupa, zihin altına sinmiş bu hadsizliklerle yüzleşsin. Muhasebesini sloganla değil gerçeklikle yapsın. Türkiye’ye karşı kurduğu dili çıkar hesabıyla değil rasyonaliteyle yenilesin. Çünkü bu çağ, birbirini küçük gören merkezlerin çağı değildir; bu çağ, hakikati okuyabilen devletlerin çağıdır. Çünkü bu çağ, alışkanlıkların değil, aklın çağıdır. Çünkü bu çağ, ezberlerin değil, yeni denge arayışlarının çağıdır. Bir kez daha haykırarak ifade ediyorum ki: Türkiye Cumhuriyeti başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayacaktır. Kefesini başkalarının koyduğu terazide tartılmayacaktır. Başkalarının buyurduğu yollarda yürümeyecektir. Bize yer göstermeye kalkışanlara yerini hatırlatacak kudretimiz vardır. Türk olmayı şeref, Müslüman olmayı şükür bilen bütün soydaşlarımıza en kalbi selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Birliğimiz, dirliğimiz ve düzenimiz daim olsun.

Hakan Fidan: İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde Haber

Hakan Fidan: İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) teması, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ikinci gününde, ADF Sohbetleri kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha da önem kazandığını belirterek, forumun özellikle bölgesel meselelerin ele alınması bakımından ayrı bir zemin sunduğunu söyledi. "Antalya Diplomasi Forumu bölgemiz için eşsiz bir fırsat" Antalya Diplomasi Forumu’nun dünya siyasetinde daha etkili bir yer edinmeye başladığını kaydeden Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu her geçen yıl çok verimli bir yönde gelişiyor; katılımcı sayısı da, ele alınan konu başlıklarının sayısı da artıyor ve dünya siyasetinde çok daha etkili bir yer edinmeye başlıyor. Aslında Antalya Diplomasi Forumu ile yapmaya çalıştığımız şey, bu platformu özellikle bölgesel meselelerimiz açısından öne çıkarmaktır" ifadelerini kullandı. Dünyadaki benzer platformlarda çoğunlukla küresel ve Batı merkezli sorunların ele alındığını belirten Fidan, "Bölgesel meseleler, özellikle bizim bölgemizle çok yakından ilgili konular, belki Ukrayna meselesi dışında, derinlemesine tartışılmıyor. Ama bunun dışında, örneğin Orta Doğu, Kuzey Afrika, hatta Balkanlar ve Akdeniz’e ilişkin meselelerde çok fazla platform görmüyoruz. Bu bakımdan Antalya Diplomasi Forumu’nun bölgemiz için bölgesel tartışmalar yürütme, bölgesel çözümler ve fikirler ortaya koyma açısından eşsiz bir fırsat sunduğunu düşünüyorum" dedi. "Diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" Uluslararası sistemde çok taraflılığın ve kurallara dayalı yapının zayıfladığını belirten Fidan, mevcut dönemde diplomasinin daha da hayati hale geldiğini söyledi. Fidan, "Diplomasinin her zamankinden daha ilgili ve her zamankinden daha gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Çünkü çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çöktüğünü gördüğümüz bir çağda, çok daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. Yerleşik bir sistemin işlediği dönemlerde devletlerin daha az temas ihtiyacı hissettiğini, ancak sistemin zayıfladığı anlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirten Fidan, "Uluslararası sistemin çökmekte olduğunu ve hukuksuzluğun ortaya çıktığını gördüğünüzde, daha fazla koordinasyona başlamanız gerekir. Diğer taraflarla daha fazla iletişim kurmanız gerekir; aksi halde ezilirsiniz ve kendinizi bir kazanın içinde bulabilirsiniz" dedi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin 1990’lardan itibaren değişmeye başladığını, 2010-2011 sonrasının ise "serbest düşüş" dönemi olduğunu söyleyen Fidan, insanlığın artık yıkım ve savaş yaşandıktan sonra öğrenen bir döngüden çıkması gerektiğini vurguladı. "Bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim" Fidan, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde uzun süredir güç siyasetinin belirleyici olduğunu belirterek, bunun ciddi yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Fidan, savaşların sadece bölgeyi değil, kısa sürede diğer ülkeleri de olumsuz etkilediğini kaydederek, "Ne yazık ki bizim bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim durumda. Bu yüzden bir tür düzen getirmemiz gerekiyor. Çünkü sorunları çözmenin eski yöntemi, çoğu zaman savaşı içeriyor ve bu da bize yardımcı olmuyor" şeklinde konuştu. Bölgede kalıcı istikrarın temel şartının egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe saygıdan geçtiğini söyleyen Fidan, "Bakın, her ulusun kendi sınırı var. Dolayısıyla hiçbir ülke başka bir ülkenin toprağının peşinde değil; İsrail hariç. İsrail yayılmacı politikaların peşinde. Ama İsrail dışında, bölgedeki ülkelerin kendi sınırları, kendi bayrakları ve kendi devletleri var. O halde, bölgede diğer ulus devletlerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine, emniyetine ve güvenliğine saygı duyduğumuz sürece, bu çok temel bir başlangıç noktasıdır. Bence sorunların yüzde 80’inden fazlasını çözeriz" ifadelerini kullandı. "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz" Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki yaklaşımını da anlatan Fidan, diplomasinin çatışmalarda tüm taraflarla temas kurmayı zorunlu kıldığını vurguladı. Fidan, "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz. Savaşta taraf tutmanız gerekir; ama diplomaside çatışmaya dâhil olan her tarafla, bütün taraflarla temas kurmanız gerekir. Bizim için başlangıç noktası budur" dedi. Bölgede dış politika önceliklerinin savaşların önlenmesi ve süren çatışmaların sonlandırılması olduğunu belirten Fidan, "Bölgede dış politika önceliğimiz ise savaşların patlak vermemesini sağlamak, eğer süren bir çatışma varsa bunun durdurulması ya da sona erdirilmesidir. Bölgemizde ticaretin, kalkınmanın, emniyetin, güvenliğin ve istikrarın mümkün olmasının tek yolu budur" diye konuştu. Türkiye’nin Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar çok sayıda kriz alanında yoğun çaba yürüttüğünü söyleyen Fidan, "İşte bu nedenle bölgemizde hâlihazırda süren yangınları söndürmek için çok yoğun çalışıyoruz; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar, gerekirse zaman zaman Balkanlar’da da devreye giriyoruz" dedi. "İran’daki savaş, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itti" Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, sürecin inişli çıkışlı seyrettiğini ancak tarafların ve arabulucuların görüşmeleri sürdürme iradesini koruduğunu söyledi. Fidan, "Ne yazık ki Ukrayna-Rusya savaşı inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Ancak olumlu olan taraf şu ki, her iki tarafın ve arabulucuların en azından süreci sürdürme konusunda hâlâ istekli olduğunu görüyoruz. Bu hepimiz için büyük bir artı" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tarafları ateşkes ve kalıcı çözüme yönlendirmeye çalıştığını belirten Fidan, Ukrayna’daki savaşın büyük bir yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Fidan, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz. Bu çok önemli. O meseleye olan odağımızın kaymasına izin veremeyiz" dedi. Söz konusu savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkilediğini vurgulayan Fidan, tırmanma riskine de dikkat çekti. "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, "İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, "Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor" dedi. İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, "İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı" İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, "Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur" dedi. Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, "İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı" ifadelerine yer verdi. "Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi" Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, "Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu" dedi. Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, "Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik" diye konuştu. İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, "Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir" dedi. Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, "Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir" şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.