Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Basın Özgürlüğü

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Basın Özgürlüğü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Basın Özgürlüğü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye sokağa teslim edilecek bir ülke değildir Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye sokağa teslim edilecek bir ülke değildir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye olarak yayılmacı emellerle coğrafyamızdaki ateşe benzin dökenlerin karşısında tüm imkânlarımızla bu ateşi söndürmek, acıları dindirmek, akan kanı durdurmak için samimiyetle mücadele ediyoruz." dedi. Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde toplandı. Saat 15:38'de başlayan Kabine Toplantısı, yaklaşık 3 saatin ardından sona erdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi. Zonguldak'ta özel bir maden ocağında geçen hafta meydana gelen grizu patlamasında hayatını kaybeden 3 madenciye Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralı madencilere acil şifalar dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'daki askerî araç kazasında şehit olan Albay Sayit Gökgöz'e rahmet niyaz edip, ailesine, silah arkadaşlarına ve Silahlı Kuvvetlere başsağlığı dileklerini iletti. Kabine toplantısında iç siyaset, ekonomi, güvenlik ve dış politikaya ilişkin güncel gelişmeleri istişare ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: "Bölgemizde istikrarsızlığın arttığı, yeni gerilim alanlarının baş gösterdiği bir dönemde hükûmet olarak ülkemizi istikrar ve kalkınma yörüngesinde tutmaya devam ediyoruz. Dünyanın gidişatı ülkemizdeki huzur ve istikrar ortamının korunmasının Türkiye için önümüzdeki dönemde daha önemli hâle geleceğini gösteriyor. Hangi görüşe, kökene, mezhebe mensup olursa olsun vatandaşlarımızın bu huzur ve istikrar ortamının korunmasında en az bizim kadar titiz davrandığını biliyor, milletimize sağduyusu için teşekkür ediyorum. Türkiye olarak yayılmacı emellerle coğrafyamızdaki ateşe benzin dökenlerin karşısında tüm imkânlarımızla bu ateşi söndürmek, acıları dindirmek, akan kanı durdurmak için samimiyetle mücadele ediyoruz. Balkanlar'dan Türk cumhuriyetlerine nerede bir kardeşimiz, soydaşımız, dostumuz varsa her platformda haklarını en güçlü şekilde savunuyoruz. Komşularımızdan başlayarak hemen her ülkeyle dostane ilişkiler, karşılıklı saygıya dayalı iyi ilişkiler tesis etmenin gayretindeyiz. Bununla kalmıyor uzun yıllar farklı sebeplerle kısıtlı münasebetlerimizin olduğu ülkelerle yeni ortaklıklar kurmaya ağırlık veriyoruz. "Kanada ile ticaret hacmimizi 10 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, son kabine toplantısından itibaren uluslararası ilişkiler bağlamında Türkiye'nin etki alanını genişleten gelişmelere hep beraber şahitlik edildiğini ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: "16 Ekim'de Kamboçya Başbakanı Sayın Hun Manet ve beraberindeki heyeti İstanbul'da ağırladık. Sayın Manet ile ticaret ve yatırımlardan enerji, eğitim ve savunma sanayine uzanan geniş bir yelpazede yeni iş birliği imkanlarını ele aldık. İki ülke arasında imzalanan askerî çerçeve anlaşması yeni dönemde Kamboçya ile ilişkilerimizin istikametini belirleyen bir referans oldu. Attığımız diğer bir tarihî adım Kanada Başbakanı Mark Carney ve heyetinin ülkemize gerçekleştirdiği resmî ziyaretti. Kanada ile 83 yıllık diplomatik ilişkilerimizde bir dönüm noktası teşkil eden bu ziyareti münasebetlerimizi stratejik ortaklık seviyesine yükselterek adeta taçlandırdık. Ayrıca, savunma, hava ulaştırma ve enerji alanlarında işbirliğimizi güçlendirecek üç yeni anlaşma imzaladık. Ticaret ve yatırımlarımızı artırmak üzere serbest ticaret anlaşması müzakerelerine yıl bitmeden başlanması konusunda mutabık kaldık. Şu anda 3 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimizi önce 5 milyar dolara, devamında ise 10 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz." "Kardeşliğimize dinamit koymak isteyenlerin karşısına dikileceğiz" Türkiye'nin hafta sonu 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı ile R4 ve R4+E4 Dışişleri Bakanları Toplantıları'na ev sahipliği yaptığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Ekim'de Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'i Ankara'da misafir edeceklerini söyledi. Cumhuriyet'in 103. yıl dönümünü Türk dünyasından seçkin konuklarla büyük bir coşkuyla kutlayacaklarını duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şu sözlerle devam etti: "Aynı gün Cumhurbaşkanlığı Külliyemizin incisi olan Beştepe Millet Ormanı'nı halkımızın kullanımına açacağız. 30 Ekim Cuma günü aile meclisimiz olarak gördüğümüz Türk Devletleri Teşkilatının 13. Zirvesi'ne yine Ankara'da ev sahipliği yapacağız. Türk dünyası olarak sarsılmaz kardeşliğimize dinamit koymak isteyenlerin karşısına inanıyorum ki yine birlik ve beraberlikle dikileceğiz. Ardından nasipse Güney Kore ziyaretimiz olacak. Seul dönüşünde de çok sayıda devlet ve hüküûmet başkanının katılımıyla COP31 Zirvesi'ni Antalya'da tertipleyeceğiz. İnşallah bu ziyaret ve zirveleri Türkiye'nin bölgesel ve küresel rolünü daha da güçlendirmek için en verimli şekilde değerlendireceğiz." "Ne Libya'da ne de bir başka İslam beldesinde ayrılık görmek istemiyoruz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek iç siyasete gerekse dış politikaya günlük kazanımların çok ötesinde, asırlara sari köklü devlet geleneğinin zaviyesinden baktıklarını belirterek "Günü kurtarmanın değil istikbali inşa etmenin peşindeyiz. Bunun en somut örneği Libya politikamızdır. En zor zamanlarında kardeş Libya halkının yanında dimdik durduk. Kardeşlik hukukumuzun gereği neyse onu yerine getirmeye çalıştık." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin 27 Kasım 2019'da Libya Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile stratejik önemi haiz Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakatı imzaladığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu mutabakat Türkiye ve Libya'nın Doğu Akdeniz'deki meşru haklarını garanti altına alan büyük bir adım olmuştu. Geçen hafta güzel bir gelişme daha yaşandı. Mutabakat, Libya Temsilciler Meclisi tarafından oy birliğiyle onaylandı. Oy birliğinin yanı sıra şurası ayrıca takdire şayandır. Türkiye'nin ilk günden beri savunageldiği 'Tek Libya, tek devlet' ilkesinin mutabakat özelinde vücut bulması gerçekten çok kıymetlidir. Kararın bir diğer önemli yönü Libyalı kardeşlerimizin siyasi farklılıklarına rağmen, millî menfaatlerine dair hususlarda müşterek hareket etmesidir. Bu ruhun gelişmesini Libya'nın müreffeh ve güvenli geleceği adına son derece umut verici buluyorum. Şunu bu arada tüm kalbimle ifade etmek istiyorum. Biz huzura, refaha, güvenliğe giden yolun birlik ve beraberlikten geçtiğine inanıyoruz. Bunun için coğrafyamızın tamamında ihtilafları azaltmanın, ittifakları büyütmenin samimi çabası içindeyiz. Türkiye olarak ne Libya'da ne de bir başka İslam beldesinde artık ayrılık gayrılık görmek istemiyoruz. İnşallah bu arzumuz Libya'da da kuvveden fiile geçecektir. Türkiye bunun için tüm aktörlerle diyalog içinde olmaya devam edecektir." Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat ile ilgili bir gerçeğin altını çizmek durumunda olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, mutabakatın onaylanması sonrasında Avrupa Birliği başta olmak üzere verilen tepkilerin hiçbir meşru gerekçesinin olmadığını söyledi. Türkiye'nin Doğu Akdeniz ile ilgili politikasının çok net olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz, Doğu Akdeniz'de tabiri caizse birilerine gol atmanın peşinde değiliz. Sadece deniz yetki alanı, hak ve menfaatlerimizi korumanın derdindeyiz. Anlaşmazlıkların barışçıl yöntemlerle ele alınmasını ve bütün kıyıdaşlarla diyalog yoluyla çözülmesini savunuyoruz. Avrupa Birliği başta olmak üzere tüm aktörlerden de aynı yapıcı iradeyi sergilemelerini bekliyoruz." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerçeklerden kopuk, agresif söylemlerin hiç kimseye faydasının olmayacağını vurgulayarak Türkiye'nin, bu tür söylemlere prim veren, onlara göre politika belirleyen bir ülke olmadığının altını çizdi. Siyasette de dış politikada da tek pusulalarının Türkiye'nin çıkarları olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ucunda bedel ödemek dahi olsa Türkiye için, Türk milleti için doğru olanı, hayırlı olanı yapmakta asla tereddüt göstermeyiz. Türkiye'yi Doğu Akdeniz'den dışlamaya çalışanlara ülkemiz ile Libya'nın ortak iradesine saygı gösterilmesini beklediğimizi tekrar hatırlatıyorum." diye konuştu. Libya Temsilciler Meclisi'ne ve kardeş Libya halkına selamlarını yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Rabb'im dayanışmamızı daim eylesin" temennisinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu vesileyle aynı mutabakat dolayısıyla daha önce bizi kıyasıya eleştiren 'Libya'da ne işimiz var?' diyen siyasetçilerin bugün hakkımızı teslim eder noktaya gelmelerini Türk dış politikası adına, Türk siyasetinin geleceği adına kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum." dedi. "Türkiye, bölgesinin huzur adası olan bir ülkedir" Siyaseti, demokratik zeminde mutabakat içinde rekabetten çıkartıp adeta bir husumetliler kavgasına dönüştürmenin yanlış olduğu kadar tehlikeli bir yaklaşım olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Son günlerde muhalefetin diline doladığı, kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan ama Türkiye'ye hizmet etmediği çok aşikar olan savaş jargonu bu sorumsuzluğun en bariz örneklerinden biridir. Türkiye, hamdolsun her karışında sulh-u sükunun hakim olduğu bir ülkedir. Türkiye, 86 milyonun birlik ve dirlik içinde kardeşçe yaşadığı, bölgesinin huzur adası olan bir ülkedir. Fakat Avrupa'nın kimi ülkelerinde yaşanan olaylardan cesaret alarak benzer bir teşebbüsün hayalini kuranlar varsa şunu bilsinler ki Türkiye, sokakta bulunmamıştır, sokağa teslim edilecek bir ülke de değildir. Basın özgürlüğü bahanesiyle hükûmetimize saldıranlar nümayişle suç bastırmaya çalışmadan önce eğer yapabiliyorlarsa çıksınlar, çarpık ve kirli ilişkilerini açıklasınlar." "Kimse kusura bakmasın. Daha düne kadar meydanlarda basın kuruluşlarını, gazetecileri, televizyon kanallarını alenen tehdit edenler, bize basın özgürlüğü dersi veremezler." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, basın özgürlüğü ve eleştirel seslerle bir sorunun olmadığını, Türkiye'nin, medya çeşitliliği açısından dünyanın en ileri ülkelerinden biri olduğunu söyledi. Avrupa'da televizyon kanalı sayısı itibarıyla Türkiye'nin ilk sıralarda yer aldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Her görüşten yüzlerce televizyon kanalı, binlerce radyo kanalı, ülkemizde özgürce yayın yapıyor. Hakaret, yalan ve dezenformasyon içermediği sürece isteyen istediğini söylüyor, yazıyor, konuşuyor. Biz de bunu Türkiye'nin sosyolojik çeşitliliğinin bir sembolü olarak görüyor, farklı sesleri memnuniyetle karşılıyoruz." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın bütün demokratik ülkeleri gibi Türkiye'nin de alengirli ilişkiler üzerinden kendisine operasyon çekilmesine müsaade etmeyeceğinin altını çizdi. "Yatırım, istihdam, üretim ve ihracatımızı güçlendireceğiz" İster iktidar ister muhalefet olsun, ülkeye ve millete hizmet etmekle mükellef olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Makamlarımız, ünvanlarımız, bugün sahip olduğumuz payelerin tamamı milletimizin kendisine hizmet için bizlere verdiği vasıtalardan ibarettir. Hepimizin önceliği Türkiye olmalı, ülkemizin huzuru ve istikrarı olmalıdır. Millet olarak uzun yıllar sonra çok zor yakaladığımız istikrar ve güven ortamını bozmak için ellerini ovuşturanlara fırsat vermemeliyiz." dedi. 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Teklifini geçen hafta TBMM'nin takdirine sunduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "2027 yılında bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olacağını hesaplıyoruz. Toplumsal refahı ve sosyal adaleti merkeze alarak hazırladığımız 2027 yılı bütçesiyle ülkemizin üretim gücünü ve rekabet kapasitesini artıracak, ekonomimizi dış şoklara karşı inşallah daha dayanıklı hâle getireceğiz. Makroekonomik istikrarımızı koruyacak, dezenflasyon sürecini hızlandıracak ve kamu kaynaklarını daha etkin kullanacağız. Tüm bunları yaparken ekonomide kırmızı çizgimiz olan yatırım, istihdam, üretim ve ihracatımızı güçlendireceğiz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehirleri deprem başta olmak üzere doğal afetlere karşı dirençli hâle getirmekte kararlı olduklarını vurgulayarak "Bunun için 2027 yılı bütçemizde kentsel dönüşüm ödeneklerini yüzde 176 artırarak 276 milyar liraya çıkardık. Sosyal konut ödeneğini yüzde 150 artırarak 250 milyar liraya yükselttik." diye konuştu. "İşsizlik oranının yüzde 8'e gerilemesini öngörüyoruz" Deprem hasarlarının giderilmesi ve afetlere karşı dayanıklılığın artırılması amacıyla 2027 bütçesinde 769 milyar lira ayırdıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: "2026 yılı sonu itibarıyla depremden etkilenen illerimiz için yaptığımız harcama güncel fiyatlarla 5,4 trilyon liraya ulaştı. Milletimize söz verdiğimiz şekilde 11 ilimizde 455 bin konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Bir diğer önceliğimiz sağlıklı büyümenin sürdürülmesidir. 2026'yı yüzde 3,3 büyümeyle tamamlamayı öngörüyoruz. 2027'de ise küresel görünüm ve dış talepteki iyileşmenin de etkisiyle bu oranın yüzde 4,2 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Zorlu şartlara rağmen ihracatımızı ve turizm gelirlerimizi artırmaya devam ediyoruz. Gelecek yıl istihdamın 657 bin kişi artmasını, iş gücüne katılım oranının yüzde 53,4'e yükselmesini, işsizlik oranının yüzde 8'e gerilemesini öngörüyoruz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2027 bütçesinde yüzde 13,7 ile aslan payını yine eğitime verdiklerini, Millî Eğitim Bakanlığına 2 trilyon 459 milyar liralık ödenek ayırdıklarını belirtti. Yükseköğretim dahil eğitim bütçesini toplam 3 trilyon 747 milyar lira gibi rekor bir seviyeye taşıdıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sağlıkla ilgili hassasiyetimiz zaten biliniyor. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde yararlanması için bu sene sağlığa 2 trilyon 134 milyar lira ödenek ayırdık. Sosyal Güvenlik Kurumundan yapılacak harcamaları da eklediğimizde sağlığa ayrılan toplam miktar 4 trilyon 532 milyar lirayı buluyor. Ülkemizin ürettiği refahın toplumun her kesimine adil ve kapsayıcı biçimde ulaştırılması temel ilkemizdir. Bu anlayışla bütçemizde sosyal yardım ve desteklere 1 trilyon 341 milyar lira ödenek ayırdık." diye konuştu. Emekli maaşlarına düzenleme Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022'de başlattıkları asgari ücrete kadar tüm ücretleri vergi dışı tutma uygulamasını devam ettirdiklerini dile getirdi. Bu kapsamda 2027'de vergi istisnası yoluyla çalışanların gelirlerine 1 trilyon 460 milyar lira katkı sağlayacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Emeklilerimizin yaşadığı zorlukların farkında olduğumuzu daha önce pek çok defa samimiyetle ifade ettim. Bu konuda her zaman yapıcı olmaya, şartları zorlama pahasına elimizden geleni yapmaya gayret ettik. İnşallah 2027 bütçesinde başımızın tacı olan emeklilerimizin durumunu biraz daha iyileştirecek mali imkanları oluşturuyoruz. Bunun için ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeyi adalet ve hakkaniyet çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisimizin de takdiriyle sene sonuna kadar hayata geçirmeyi ümit ediyoruz." "Savunma ve güvenlik harcamalarımız için 3 trilyon 454 milyar lira belirledik" Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımın ülke için stratejik önemi yüksek bir sektör olduğunu dile getirdi. Tarıma toplam 1 trilyon 305 milyar lira, reel sektör desteklerine ise tarımsal krediler, sübvansiyon desteği hariç 658 milyar lira ayırdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "2 trilyon 206 milyar lirası savunma, 1 trilyon 248 milyar lirası iç güvenlik olmak üzere savunma ve güvenlik harcamalarımız için toplam 3 trilyon 454 milyar lira belirledik. Büyükşehir ve diğer belediyelerimiz ile il özel idarelerimize ise 2 trilyon 384 milyar liralık kaynak tahsis ettik. 2027 yılı bütçemizin yüzde 10,4'üne karşılık gelen 2 trilyon 849 milyar lirayı ise yatırımlara ayırdık. Yeni bütçemizin şimdiden ülkemiz ve milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum." İran'a saldırı haberleri Cumhurbaşkanı Erdoğan, komşu İran'a yönelik saldırı haberlerinin son günlerde yoğunlaşmasının, akaryakıt fiyatlarının tekrar yükselmesine yol açtığını dile getirdi. Temennilerinin bölgeyi yeni bir şiddet sarmalına sürükleyecek her türlü adımdan uzak durulması olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Biz bölgemizde yeni gerilim ve çatışma alanları görmek istemiyoruz. Biz başkalarının çıkardığı savaşın bedelini de ödemek istemiyoruz. Her ne kadar ekonomimiz bölgemizi sürekli diken üstünde tutan bu büyük badireyi mümkün olan en az hasarla atlatacak kapasiteye sahip olsa da bölgemizin en büyük ihtiyacı artık istikrar ortamının egemen olmasıdır. Asırlardır medeniyetlere ev sahipliği yapmış insanlık tarihine yön vermiş bu kadim coğrafya barışı, istikrarı, güvenliği fazlasıyla hak etmektedir. Bizim için burada önemli olan istikrarı kaybetmeden, rotadan şaşmadan, tempomuzu düşürmeden bu yolda gayretlerimizi artırarak sürdürmektir. Bugün farklı sebeplerle yaşadığımız zorlukları elbette aşacak, birbirimize inanıp güvenerek inşallah aydınlık yarınlarımızı birlikte inşa edeceğiz. Rabb'im yar ve yardımcımız olsun. Bu düşüncelerle kabine toplantımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi tekrar sevgiyle, saygıyla selamlıyorum."

AK Partili Ahmet Kılıç: Televizyon sahibi olmak kimseye ama hiç kimseye suç işleme özgürlüğünü sunmaz Haber

AK Partili Ahmet Kılıç: Televizyon sahibi olmak kimseye ama hiç kimseye suç işleme özgürlüğünü sunmaz

TBMM Genel Kurulu’nda, Yeni Parti, İYİ Parti ve DEM Parti’nin basın ve ifade özgürlüğüne ilişkin sunduğu grup önerileri görüşüldü. AK Parti Grubu adına söz alan Kılıç, hukuk devleti ilkelerine ve basın özgürlüğü tartışmalarına ilişkin görüşlerini paylaştı. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUK DEVLETİ VURGUSU Konuşmasına, trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediye Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin’e başsağlığı dileyerek başlayan Kılıç, basın özgürlüğünün demokratik toplumların vazgeçilmez bir unsuru olduğunu vurguladı. Kılıç, “Demokrasiyi savunmak, meseleleri tek taraflı değerlendirmekle değil, hukuk devletinin ilkelerini tüm yönleriyle gözetmekle mümkündür” dedi. Kılıç, muhalefetin grup önergesinde yer alan iddialara değinerek, somut olaylar ve yasal dayanaklar dikkate alınmadan yapılan genellemelerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. HALK TV KAYYUM ATAMASI Halk TV’ye kayyum atanması tartışmalarına açıklık getiren Kılıç, durumun kanalın yayın politikası veya haberleriyle ilgili olmadığını belirtti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen adli soruşturma çerçevesinde, ilgili şirket sahibinin tüm varlıklarına el konulduğunu hatırlatan Kılıç, olayı yalnızca bir basın özgürlüğü tartışmasına indirgemenin doğru olmadığını söyledi. Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu vurgulayan Kılıç, “Hiç kimse hukukun üstünde olmadığı gibi, hukuki süreçler tamamlanmadan suçlu ilan edilemez” dedi. Medya kuruluşları hakkında yürütülen soruşturmaların, hukuki süreçlerin kendi mecrasında işlemesine saygı gösterilerek değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. DEMOKRASİ VE ELEŞTİRİ HAKKI AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, Türkiye’nin demokratik gelişiminin tekil olaylar üzerinden değerlendirilmesinin, yapılan reformları ve dönüşümü görmezden gelmek anlamına geleceğini belirtti. AK Parti olarak temel hak ve özgürlüklerin korunmasını, hukuk devletinin güçlendirilmesini ve demokratik standartların yükseltilmesini önemsediklerini ifade eden Kılıç, demokrasinin sadece eleştiri hakkı olmadığını, aynı zamanda hukuka bağlılık ve toplumsal sorumluluğu da içerdiğini kaydetti. Kılıç’ın konuşması, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü konularında önemli mesajlar içerdi.

CHP Basın Danışmanı Atakan Sönmez: Bağımsız medyanın ve basın özgürlüğünün teminatı CHP'dir Haber

CHP Basın Danışmanı Atakan Sönmez: Bağımsız medyanın ve basın özgürlüğünün teminatı CHP'dir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Halk TV’ye yönelik gelişmeler ve basın özgürlüğü tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Sönmez, Türkiye’de basın özgürlüğünün her zaman yanında durduklarını belirterek, ifade özgürlüğünün en önemli aracının basın özgürlüğü olduğunu söyledi. Medyanın özgür olmasının CHP’nin her dönem en büyük hedeflerinden biri olduğunu ifade etti. “HALK TV DE DAHİL TÜM BASIN KURULUŞLARININ ÖZGÜR YAYIN YAPMASININ TEMİNATI CHP’DİR” Atakan Sönmez, Halk TV de dahil olmak üzere Türkiye’deki tüm basın kuruluşlarının özgürce yayın yapmasının teminatının, anayasal düzen ve hukukun üstünlüğünü savunan Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu savundu. Halk TV’ye bir yolsuzluk soruşturması kapsamında kayyum atanmasının ardından ortaya çıkan tablonun “ibret verici” olduğunu belirten Sönmez, iktidarı eleştiremeyenlerin ve Halk TV yönetimini hedef alanların tutumuna dikkat çekti. KILIÇDAROĞLU’NUN SÖZLERİNİ HATIRLATTI Sönmez, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce de “CHP’yi bölmeyin”, “CHP bu ülkede hem bağımsız hukukun hem bağımsız medyanın teminatıdır” ve “CHP’nin bölündüğü yerde bağımsız medya sahipsiz kalır” sözlerini anımsattı. Paylaşımında, bugün yaşanan tablonun CHP’nin bölünmesinin bir sonucu olduğunu öne süren Sönmez, CHP’nin gücünün demokrasinin, bağımsız medyanın ve bağımsız yargının en büyük teminatı olduğunu ifade etti. Biz Türkiye’de basın özgürlüğünün her zaman yanında durduk. İfade özgürlüğünün en önemli aracı basın özgürlüğüdür ve medyanın özgür olması CHP’nin her dönem en büyük hedefidir. Halk TV de dahil olmak üzere Türkiye’deki her basın kuruluşunun özgürce yayın yapmasının teminatı Anayasal düzen ve hukukun üstünlüğünü savunan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Halk TV’ye bir yolsuzluk soruşturması kapsamında kayyum atanmasının ardından ortaya çıkan tablo birkaç yönden ibret vericidir. ????Halk TV’ye kayyum atayıp kapısına polis gönderen iktidarı eleştiremeyen. ????On gün içinde iki kez “Halk TV kapatılmalı” diyen bir partinin genel başkanına cevap veremeyen Halk TV’nin patronu ve saz arkadaşları genel başkanımızı hedef alıyor. Genel başkanımız “Halk TV kapatılsın” mı dedi? “Yalan haber yapmayın” diyen genel başkanı hedef gösterenlerin biz de farkındayız, halkımız da farkında. ????Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu defalarca “CHP’yi bölmeyin” dedi. “CHP bu ülkede hem bağımsız hukukun hem bağımsız medyanın teminatıdır” dedi. "CHP’nin bölündüğü yerde bağımsız medya sahipsiz kalır" dedi. Bugün yaşanan tablo, CHP’nin bölünmesinin bir sonucudur. CHP’yi bölme planlarının hangi mahfillerde hazırlandığını biliyoruz. Buna kimlerin hizmet ettiğinin de farkındayız. CHP’nin gücü, hem demokrasinin, hem bağımsız medyanın hem de bağımsız yargının en büyük teminatıdır ve böyle olmaya da devam edecektir. — Atakan Sönmez (@atakansmz) October 14, 2026

Ekmen: Türkiye, konuşanın kendini adliyede bulduğu bir ülke olmamalı Haber

Ekmen: Türkiye, konuşanın kendini adliyede bulduğu bir ülke olmamalı

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Meclis Genel Kurulu’nda bayram süresince gündeme gelen yargı kararlarını ve hukuk devleti ilkelerini değerlendirdi. Gazeteci İsmail Arı’nın tutuklanmasına tepki gösteren Ekmen, "İsmail Arı genç yaşında, uzun süredir tamamen belgeye ve delile dayalı araştırmacı gazetecilik yapan bir arkadaşımızdı. Kendisinin tutuklanmasının hukuk devleti ve basın özgürlüğü ilkeleri açısından izahı mümkün değildir." dedi. Yargıdaki uygulamaların tutarlı olması gerektiğini savunan Ekmen, Manisa’daki öğretmen soruşturmasına da değinerek şu ifadeleri kullandı: “Cumhurbaşkanına yönelik suçlamalarda ortaya çıkan uygulamaları hoşgörüyle karşılayıp, 5816 sayılı Yasa kapsamında yaşanan sorunları ayrı bir başlıkta eleştirmek tutarlı değildir. Biz konuları birbirinden ayırt ediyoruz; ifade özgürlüğü meselesinin ne Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne de Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söz konusu olduğunda otomatik reflekslerle değil; Anayasa, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa Insan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz” Adalet Bakanı Akın Gürlek’e de seslenen Ekmen, "Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek'e hatırlatmak gerekir. Ancak Sayın Bakanın Istanbul pratiğine ve Adalet Bakanlığına başladığı günden bu yana içinde bulunduğu tartışmalara bakınca, böyle bir hatırlatmanın ne kadar anlamlı olacağı meçhul" şeklinde konuştu.

CHP Bursa İl Başkanı Yeşiltaş: Gerçeklerden korkan iktidarlar, özgür basından korkar Haber

CHP Bursa İl Başkanı Yeşiltaş: Gerçeklerden korkan iktidarlar, özgür basından korkar

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye’de basın özgürlüğünün ağır baskı altında olduğunu ifade etti. Yeşiltaş, “AKP iktidarında basın özgürlüğü sistematik biçimde aşındırıldı, medya büyük ölçüde tek sesli hale getirildi” değerlendirmesini yaptı. Gazetecilerin 10 Ocak’ı bir kutlama değil, baskı ve sansür ortamında karşıladığını belirten Yeşiltaş, “Gazetecilik halkın haber alma hakkı için yapılan onurlu bir kamu görevidir. Ancak eleştirel gazetecilik uzun süredir hedef tahtasına konulmuştur” dedi. Basın özgürlüğü endekslerinde Türkiye’nin gerilediğine dikkat çeken Yeşiltaş, 2025 yılı verilerine atıfta bulunarak “Gazeteciler 610 kez hakim karşısına çıktı, 95 gazeteci gözaltına alındı, 39 gazeteci tutuklandı” ifadelerini kullandı.Yeşiltaş; RTÜK yaptırımları, ilan ambargoları ve ekonomik baskılarla gazeteciliğin nefessiz bırakıldığını savundu. Yerel basının da ağır koşullar altında çalıştığını vurgulayan Yeşiltaş, “Anadolu’da yurttaşın sesi olan gazeteciler hem ekonomik zorluklarla hem de siyasal baskılarla mücadele ediyor” dedi. Yeşiltaş açıklamasında, “Gerçeklerden korkan iktidarlar, özgür basından korkar. Özgür basından korkanlar sandıktan da korkar” sözlerine yer vererek, basın özgürlüğünün demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğunu belirtti. CHP olarak gazetecilerin can ve iş güvencesini sağlamak için mücadele edeceklerini ifade eden Yeşiltaş, “Baskıya boyun eğmeyen, kalemini halktan yana kullanan tüm basın emekçilerinin yanındayız” sözleriyle mesajını tamamladı.

Fatih Altaylı davasında karar çıktı: Altaylı'ya 4 yıl hapis cezası verildi, tutukluluğu devam edecek Haber

Fatih Altaylı davasında karar çıktı: Altaylı'ya 4 yıl hapis cezası verildi, tutukluluğu devam edecek

"Cumhurbaşkanı’nı tehdit" suçlamasıyla 22 Haziran'da tutuklanan ve YouTube programında söylediği bazı sözleri nedeniyle yargılanan gazeteci Fatih Altaylı, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde hakim önüne çıktı. Altaylı için en az beş yıl hapis cezası talep edildiği duruşmada karar açıklandı. Mahkeme heyeti, Fatih Altaylı'ya 4 yıl 2 ay hapis cezası verilmesine hükmetti. Altaylı’nın tutukluluğu sürecek. Altaylı kararı protesto ederek elindeki dosyaları ve notları havaya fırlatıp mahkemeyi terk ederken, davaya katılanlar mahkeme heyetini protesto etti. Heyet, kararı açıkladıktan sonra salonu terk etti. Kararda, 2 yıl 8 ay cezaevinde kalmasının gerekeceği ve mevcut tutukluluk süresinin hesaba katılacağı belirtildi. Fatih Altaylı Neden Tutuklanmıştı ? Fatih Altaylı, YouTube programında "Cumhurbaşkanı’nı tehdit" suçlamasıyla gözaltına alındı. Altaylı, emniyette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı şahsen tanıdığını ve tehdit kastı olmadığını savundu. Altaylı, savcılık ifadesinin ardından 22 Haziran’da mahkemede tutuklandı. Fatih Altaylı söz konusu videoda, Türkiye’de yüzde 70’in AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “ömür boyu iktidarda kalmasına” hayır dediği bir anketi yorumlamış ve şöyle demişti: “Şu anda AKP seçmeninin önemli bir bölümü ve MHP seçmeninin bir bölümü dışında hiç kimse böyle bir şeye onay vermez. Geçmişine bak bu milletin, uzak geçmişine bak. Bu millet padişahını boğmuş bir millettir, hoşuna gitmediği ve istemediği zaman. Az uz değildir öldürülen, suikasta giden Osmanlı padişahı.” Fatih Altaylı emniyet sorgusunda, söz konusu yayın ve cümlelerin kendisine ait olduğunu kabul etti ancak cumhurbaşkanını tehdit ve hakaret maksadı olmadığını belirtti. Programlarında tarihi bilgiler ışığında yayın yaptığını söyleyen Altaylı şu ifadeleri kullandı: “Bir araştırma şirketinin yapmış olduğu ankette vatandaşlara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kaydı Hayat şartı ile cumhurbaşkanlığı yapmasına onay verip vermedikleri sorulmuş, vatandaşların yüzde 70’i de böyle bir Anayasa değişikliğine onay verip vermeyeceklerini söylemişti.” Altaylı bu konu ile ilgili yorumunda Türk halkının Tanzimat’tan bu yana oy kullanarak devlet yönetiminde etkin olmayı sevdiğini belirtti, herhangi bir kişiye kendi isteği ve denetimi dışında devlette üst düzey görev yapma iznini peşinen vermekten hoşlanmadığını söyledi. Türk halkının kendini yönetenlere karşı her zaman eleştirel bir tutum takınabildiğini belirten Altaylı, padişahlık döneminde bile cuma selamlıklarında padişahları eleştirdiğini söyledi. Ayrıca Altaylı, yakın tarihimiz üzerine uzman bilim insanları ile defalarca televizyonlarda entelektüel kimliği ile bu örnekleri ifade ettiğini belirtti. Altaylı “Açıkçası bu tarihi bilgilerden mevcut cumhurbaşkanına bir tehdit algısı çıkabileceği aklımdan dahi geçmezdi” dedi. Duruşmada Neler Oldu? Avukatlar, basın mensupları ve milletvekilleri hızlıca salonda yerlerini aldı. İzleyiciler arasında Celal Şengör, Murat Bardakçı, Faruk Süren, Sezgin Tanrıkulu, Ruşen Çakır, Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Şule Aydın ve Timur Soykan gibi isimler yer aldı. Ayrıca Altaylı’nın Galatasaray Lisesi'nden arkadaşları, Galatasaray atkılarıyla duruşma salonunda hazır bulundu. Altaylı’nın savunmasını Av. Emine Rezzan Aydınoğlu, Av. Ömer Teker ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Erinç Sağkan üstlendi. Duruşma savcısı, Altaylı’nın cezalandırılmasını talep ederken Cumhurbaşkanı’nın avukatı da bu talebi destekledi. Fatih Altaylı savunmasında, "Hoşgeldiniz Silivri’ye. İddia makamına 23 gün önce tezini hazırladığı için teşekkür ederim" diyerek başladığı sözlerine, "Benim daha ağır sözlerim beraatle sonuçlandığında görüyoruz" ifadeleri ile ekleme yaptı. Altaylı ayrıca, Cumhurbaşkanı’nın sözlerinden çekinmesi gereken bir tavrının olmadığını belirterek, "Cumhurbaşkanı neden sözlerimden çekinsin, böyle bir çevrem yok" dedi. Ayrıca, "Koruma Dairesi’ne sordum, programda değişiklik olup olmadığını; cevap olumsuzdu. Ciddiye alınacak bir şey söylememişim demek ki" dedi. “Örgüt Üyesi Değilim, Şiddete Başvurmadım” Altaylı şöyle devam etti: "Cumhurbaşkanı İsrail ile bile tartışmış, Mossad’tan çekinmemiş, 15 Temmuz’da İstanbul'a gelmiş. Yani Cumhurbaşkanı korkak değil. Ben örgüt üyesi değilim, şiddet ile işim olmadı, sade biriyim. Cezaevinde olmamdan değil ama fikren haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Şu an huzurunuzda olmaktan utanç duymuyorum ama çok gereksiz buluyorum. Tehdit kastım yoktur, beraatımı talep ediyorum." Savcılık, Altaylı’nın "cumhurbaşkanına tehdit" suçundan 5 yıldan az olmamak kaydıyla hapisten cezalandırılmasını ve tutukluluğun sürdürülmesini istedi. Avukat Metin Sinan Aslan, "Savcılık, Cumhurbaşkanlığına saldıran pilotların dosyalarını örnek olarak vermiş. Bu dosyayla ne alakası var. Ne umuyor savcılık?" dedi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Avukat Erinç Sağkan ise şöyle konuştu: "Savcılığın iddialarını Altaylı’ya yönelik hukuka aykırılığın bir yansıması olarak gördüm. Savcı, bahis konusunu yanlış yorumlamış, aynı Cumhurbaşkanı başdanışmanının yaptığı gibi. Üzülerek böyle tesbit ediyorum. Anayasamızda hiç kimseye ömür boyu Cumhurbaşkanlığı verilmez. Sadece belirli süreler için yapılabilir. Tutukluluk gerekçeleri sona erdi. Bu cezalandırma ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüne bir tehditti. Talep edilen ceza haksızdı, ve ilk duruşmada ortadan kaldırılmalıydı. Tahliyeyi talep ediyoruz." Mahkeme heyeti, Altaylı’ya 4 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Altaylı’nın tutukluluğu sürdürülecek. Önceki Duruşmada Neler Yaşandı? Altaylı ilk kez 3 Ekim'de hakim karşısına çıktı. Fatih Altaylı savunmasında, "Cumhurbaşkanı’nı tehdit ettiğim iddiasıyla yargılanmak beni şaşırtıyor" dedi. Mahkeme heyeti tutukluluğun devamına karar verdi. Duruşma 26 Kasım’a ertelendi. Duruşma esnasında Fatih Altaylı'nın eşi Hande Altaylı, CHP’den Deniz Atalar, Burhanettin Bulut, Sezgin Tanrıkulu, Ali Gökçek, Utku Çakırözer, Bülent Tezcan; İYİ Parti’den Hakan Şeref Olgun, Selçuk Türkoğlu ve akademisyen Celal Şengör salonu izleyenler arasındaydı. Fatih Altaylı ifadesinde, "Burada olmamın nedeni, insanların çocukları için daha iyi bir dünya isteğim" dedi. Altaylı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müşteki olduğuna inanmadığını belirterek, "Tarihi bir olay örnek olarak veriyorum. Konuşmamı eksik aktarıyorlar. Ben halkın demokrasiyi sevdiğini söylüyorum. Tarihi bir olay anlattım diye Cumhurbaşkanı mı rahatsız olur?" sorusunu yöneltti. Savcı, Fatih Altaylı’nın tutukluluğunun devamını istedi ve mahkeme bu doğrultuda karar verdi. Altaylı, kanalında çalışanlara yorum, analiz ve kulis haberleri gönderdikten sonra duruşmanın ardından bu faaliyetleri bırakmıştı. Karara Gelen Tepkiler Fatih Altaylı'nın davasında verilen karara gazeteciler, siyasetçiler tepki gösterdi. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, şu sözleri kullandı: "TCK 106. maddesi tehdit suçunu düzenler; mahkeme bu madde üzerinden hüküm verdi. Suikast veya fiili saldırı gerekçesiyle 10 yıl ceza verildi, ancak 4 yıl 2 aya indirilip tahliye sağlanmadı. Böyle sözlerle Cumhurbaşkanı’na suikast veya fiziki saldırı yapılmaz. Fatih Altaylı 148 gündür tutuklu. Söz ile nasıl suikast olur? Bu dönemde Cumhurbaşkanının davalarındaki beraat ihtimali neredeyse yoktur." Gazeteci Hilal Köylü, "Yok artık! Fatih Altaylı 4 yıl 2 ay hapisle cezalandırılarak tutukluluk kararı verildi" dedi. Ruşen Çakır, "Hepimiz tahliye bekliyorduk, şaşkınız" diye konuştu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin açıklaması şöyleydi: "Basın Özgürlüğü Ödülü sahibi meslektaşımız Fatih Altaylı'nın ve tutuklu tüm gazetecilerin serbest kalmasını ve tutuksuz yargılanmalarını diliyoruz. Gazetecilik suç değildir. Gazetecilik, halkın haber alma hakkı için yapılır. Bu yüzden gazetecilik, tutukluluk nedeni olmamalıdır. Tüm tutuklu meslektaşlarımızla dayanışma içerisindeyiz." Gazeteci Derya Sazak, "Demokrasi ve özgürlük ihtiyacının olduğu bir dönemde gazetecilerin hapsedilmesi, özgürlük bağlayıcı cezaların verilmesi hukuku lekeliyor" şeklinde yazdı. Türkiye Gazeteciler Sendikası da "Altaylı neden cezaevinde? Gazeteci Fatih Altaylı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik çarpıtılan sözlerden dolayı tutuklu yargılandığı davada ceza aldı. Altaylı’ya, 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi ve bir gazetecinin özgürlüğü elinden alındı. Tekrar soruyoruz: Altaylı neden cezaevinde?" diye bir açıklama yaptı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, karara sosyal medyadan tepki gösterdi: "Bugün Türk gazeteci Fatih Altaylı ünlü YouTube kanalında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik iddia edilen bir tehdit nedeniyle 4 yıl 2 ay hapis cezası aldı. Bu tamamen saçma; rejimin en ufak eleştiriyi, hatta sadece Türkiye tarihine yapılan basit göndermeleri bile bastırmaya çalışmasının bir başka örneği.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.