Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağışıklık Sistemi

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Bağışıklık Sistemi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağışıklık Sistemi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi    Haber

Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi  

İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan’a göre bağışıklık sisteminin üzerindeki baskının kaldırılmasıyla geliştirilen immünoterapiler, onkolojide çığır açan bir yaklaşım sunuyor. Ancak her kanserde aynı etkiyi göstermiyor ve dikkatle hasta seçimi gerektiriyor. Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi, immünoterapideki bilimsel gelişmeleri ve bu tedavinin hangi hastalarda etkili olduğunu anlattı. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi: “Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.” “Onkolojide çığır açan bir yaklaşım” Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi: “Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.” İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan, “En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi. “İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı” Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu: “Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar: DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir. İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi. “Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor” İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi. “İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır” Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı: “Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.”

Kış Aylarında Vücudunuzu Zorlamadan Beslenmenin Yolları Haber

Kış Aylarında Vücudunuzu Zorlamadan Beslenmenin Yolları

Kışın beden çoğu zaman kalın kıyafetlerin arkasına saklansa da, yaz-kış fark etmeksizin aynı özeni hak ediyor Soğuk günler, kısalan saatler ve yavaşlayan tempo; beslenme düzenini de doğrudan etkiliyor. Bu dönemde vücudun enerji ihtiyacı artarken, bağışıklık sistemi ve sindirim düzeni daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Tam da bu nedenle, kış aylarında mevsime uygun ve sürdürülebilir bir beslenme sağlayan baklagiller, her zamankinden daha önemli hale geliyor. Yeni yılın başlangıcıyla birlikte beslenme düzenini gözden geçirmek isteyen pek çok kişi için ocak ayı güçlü bir motivasyon sunuyor. Duru Gıda Beslenme Danışmanı Diyetisyen Emine Uluçay’a göre, kış mevsiminin ortasında yer alan bu dönemde hızlı ve katı değişiklikler yerine, bedeni zorlamayan ve doğal ritmini destekleyen tercihler ön plana çıkmalı. Uluçay, “Kış aylarında amaç, bedeni zorlamak değil; bağışıklığı güçlendiren, sindirimi destekleyen ve ruh halini dengeleyen bir düzen kurmak olmalı” diyerek beslenmeye daha bütüncül bir yerden bakılması gerektiğini vurguluyor. Bu noktada kış beslenmesinin en güçlü yardımcılarından biri ise kuru baklagiller oluyor. Uluçay, bakliyatların yalnızca doyurucu değil, aynı zamanda bağışıklık ve sindirim sistemi için önemli bir destek olduğuna dikkat çekiyor: “Bakliyatlar; protein, çinko, demir ve B vitaminleri açısından oldukça zengindir. Bu besin öğeleri, bağışıklık sistemi hücrelerinin sağlıklı çalışmasına katkı sağlar ve hastalıklara karşı direnci artırmaya yardımcı olur.” Soğuk havayla birlikte hareketin ve sıvı tüketiminin azalması sindirim sistemini yavaşlatabiliyor. Bakliyatların yüksek lif içeriği ise bu noktada önemli bir avantaj sunuyor. Uluçay, “Yüksek lif içerikleri sayesinde bakliyatlar sindirimi düzenlemeye ve kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Aynı zamanda bağırsak mikrobiyotasını destekler. Sağlıklı bir bağırsak, güçlü bir bağışıklık sistemi demektir” diyor. Kış sofralarında çorbalardan salatalara, zeytinyağlılardan ana yemeklere kadar pek çok farklı şekilde yer bulabilen bakliyatlar, mevsim sebzeleriyle birlikte tüketildiğinde besleyici ve dengeli öğünler oluşturmayı kolaylaştırıyor. Lahana, brokoli, karnabahar, pırasa ve ıspanak gibi kış sebzeleri; bakliyatlarla birleştiğinde hem doyurucu hem de bedeni yormayan tabaklar ortaya çıkıyor. Kivi, mandalina ve portakal gibi C vitamini ve antioksidan açısından zengin meyveler ise bu dengeyi destekliyor. Uluçay, ana öğünlerin yapısında protein dengesine dikkat edilmesi gerektiğini de hatırlatıyor: “Her ana öğünde bir protein kaynağı bulunması, tokluk süresini uzatır ve gün içindeki enerji dalgalanmalarını azaltır.” Bu noktada bakliyatlar, bitkisel protein kaynağı olarak kış aylarında önemli bir rol üstleniyor. Karbonhidrat tercihlerinde ise rafine seçenekler yerine bulgur, kinoa, karabuğday ve tam buğday ekmek gibi kompleks kaynaklara yönelmek; sindirim sistemini ve bağırsak sağlığını destekleyerek genel iyilik haline katkı sağlıyor. Kış aylarında çoğu zaman fark edilmeden ihmal edilen bir diğer konu ise sıvı tüketimi. Susuzluk hissi azalsa da vücudun su ihtiyacı devam ediyor. Gün içinde suya ek olarak bitki çaylarını rutine dahil etmek, sıvı dengesini korumaya yardımcı oluyor. Tatlılar ve hamur işleri ise özellikle bu mevsimde daha cazip hale geliyor. Uluçay, bu noktada yasaklamaktan ziyade dengeye odaklanılması gerektiğini belirtiyor: “Şekerli ve aşırı yağlı yiyecekler sık tüketildiğinde enerji düşüklüğüne ve ruh halinde dalgalanmalara yol açabilir. Tüketilecekse porsiyonun küçük tutulması, vücutla daha barışık bir ilişki kurmayı sağlar.” Kış aylarında bedeni desteklemek aslında zor değil. Mevsime uygun sebzeler, yeterli sıvı tüketimi ve sofrada bakliyatlara daha fazla yer açmak; hem bağışıklık sistemini güçlendirmek hem de kışın yavaş ritmine uyum sağlamak için en doğal ve etkili adımlardan biri olarak öne çıkıyor.

Vitaminlerin Gücü: Kışın Hastalıklara Karşı Doğal Kalkan Haber

Vitaminlerin Gücü: Kışın Hastalıklara Karşı Doğal Kalkan

İstanbul Rumeli Üniversitesi’nden Dr. Dyt. Şefika Aydın Selçuk, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendiren beslenme alışkanlıklarını anlattı: “Doğru beslenme stratejileriyle kış aylarını daha dirençli, enerjik ve sağlıklı geçirmek mümkün.” Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlü tutmanın önemi yeniden gündeme geliyor. Soğuyan hava, kapalı ortamlarda geçirilen uzun saatler ve azalan güneş ışığı, vücudun savunma mekanizmasını zayıflatıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi’nden Dr. Dyt. Şefika Aydın Selçuk, beslenmenin bu süreçte sanılandan çok daha belirleyici bir etkiye sahip olduğunu belirterek, “Özellikle bazı vitamin ve mineraller enfeksiyonlarla mücadelede kritik rol oynuyor,” dedi.İyi planlanmış bir kış beslenmesinin yalnızca hastalıklardan korunmayı kolaylaştırmadığını; aynı zamanda enerji dengesini sağladığını, uyku kalitesini artırdığını ve ruh hâlini desteklediğini ifade eden Dr. Dyt. Selçuk, “Tabakta yapılacak küçük ama doğru seçimler, kışı çok daha sağlıklı ve zinde geçirmemizi sağlar,” diye konuştu.C ve D Vitamini: Kışın Bağışıklık Kahramanları Bağışıklık sisteminin en güçlü destekçilerinden biri olan C vitamini, yalnızca soğuk algınlığıyla ilişkilendirilmemeli. Bu vitamin, bağışıklık hücrelerinin enfeksiyon bölgesine hızlı ulaşmasını sağlar ve hücrelerin savunma kapasitesini artırır. Portakal, mandalina, kivi ve kırmızı biber gibi besinler bu açıdan öne çıkar. D vitamini ise kış aylarının “gizli kahramanı” olarak tanımlanıyor. Güneş ışığından yeterince yararlanılamayan bu dönemde D vitamini düzeyleri düşer ve bağışıklık zayıflar. Balık, yumurta ve D vitamini ile güçlendirilmiş süt ürünlerinin bu dönemde sofralarda mutlaka yer alması öneriliyor. Doğanın Renkleri: A, E Vitamini ve Minerallerin Gücü A vitamini, solunum yollarını koruyan mukoza dokusunun sağlığında önemli rol oynar. Havuç, balkabağı, ıspanak ve lahana gibi sebzeler, vücudun doğal bariyerini güçlendirir. E vitamini, çinkove selenyum ise hücrelerin oksidatif hasardan korunması ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini sürdürebilmesi açısından büyük önem taşır. Mevsim Sofralarının Değeri: Antioksidan Zenginliği Kış sebze ve meyveleri, yüksek antioksidan içerikleriyle doğal bir koruma sağlar. Ispanak, pırasa, brokoli, pancar ve lahana hem ekonomik hem de bağışıklığı destekleyici bileşenler açısından zengindir. Nar, mandalina, greyfurt ve elma gibi meyveler de C vitamini ve flavonoid içerikleriyle vücudu güçlendirir. Lif açısından zengin yulaf, kurubaklagiller, pırasa, sarımsak ve yeşil yapraklı sebzeler ise bağırsak mikrobiyotasını güçlendirerek savunma mekanizmasını destekler. Sadece Ne Yediğimiz Değil, Nasıl Yediğimiz de Önemli Bağışıklık sistemi yalnızca “ne yediğimizle” değil, “nasıl yediğimizle” de yakından ilişkilidir. İşlenmiş gıdalar ve yüksek şekerli atıştırmalıklar bağışıklığı baskılarken, düzenli su tüketimi, gün içine yayılan dengeli öğünler ve yeterli uyku savunma mekanizmasını destekler. Kişiye Özel Beslenme: Tek Bir Formül Yok Herkesin beslenme gereksiniminin farklı olduğunu hatırlatan Dr. Dyt. Selçuk, kronik hastalığı bulunanlar, düzenli ilaç kullananlar veya hamile bireylerin kişisel planlamalarla beslenmesi gerektiğini söyledi. Ancak genel olarak mevsim sebzeleriyle zenginleştirilmiş renkli tabaklar, yeterli vitamin-mineral alımı ve düzenli yaşam alışkanlıklarının bağışıklığı desteklemenin en etkili yolları arasında yer aldığına dikkat çekti. “Küçük Adımlar, Güçlü Bağışıklık” Dr. Dyt. Selçuk, sözlerini şöyle tamamladı: “Bilimsel veriler, güçlü bir bağışıklık sisteminin her gün atılan küçük ama doğru adımlarla inşa edildiğini gösteriyor. Doğru beslenme stratejileriyle kış aylarını daha dirençli, enerjik ve sağlıklı geçirmek mümkündür.”

Grip Tedavi Edilmezse Ciddi Hastalıklara Neden Olabilir Haber

Grip Tedavi Edilmezse Ciddi Hastalıklara Neden Olabilir

Hava sıcaklığındaki değişimlerle birlikte grip vakaları artıyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, özellikle hassas grupların ağır seyir riski altında olduğunu belirterek toplumda yaygın olan ‘İlaç alsan da almasan da grip aynı sürede geçer’ inanışının doğru olmadığını vurguladı. Dr. Yaycı, “Grip tedavisiz bırakıldığında zatürre veya menenjit gibi hayatı tehdit eden durumlara ilerleyebilir. Zatürreye yakalanan hastaların bir kısmında kalp ile ilgili sorunlar da ortaya çıkabiliyor” dedi. Özellikle yaşlılar, çocuklar, gebeler, obez bireyler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde tablonun çok daha ağır ilerleyebildiğine dikkat çeken Dr. Yaycı, gribe yakalanıldığında dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle paylaştı: “Evde dinlenmek hem bağışıklığı destekler hem de virüsün yayılımını azaltır” Grip, belirtiler ortaya çıkmadan önce de bulaşıcı olduğu için hastalığın ilk günlerinde evde kalmak oldukça önemlidir. Vücudun dinlenmeye ihtiyacı vardır ve bu süreçte istirahat etmek hem iyileşmeyi hızlandırır hem de çevrenizdeki kişilere hastalığın geçmesini engeller. Ateş tamamen düştükten sonra en az bir gün daha evde kalmak, tam toparlanma için tavsiye edilir. “Şikâyetler ortaya çıktığında gecikmeden doktora görünmelisiniz” Grip, uygun şekilde yönetildiğinde daha kısa sürede kontrol altına alınabilir. İlk belirtileri fark ettiğiniz anda bir sağlık profesyoneline başvurmanız, antiviral ilaçların doğru zamanda başlanmasını sağlar. Erken kullanılan antiviral tedavinin, zatürre gibi ilerleyebilecek ciddi durumların ortaya çıkmasını önemli ölçüde azalttığı bilinmektedir. “Bol sıvı almak solunum sistemine destek olur” Hastalık dönemi boyunca su içmek, bitki çayları tüketmek veya C vitamini içeren içecekler tercih etmek oldukça yararlıdır. Yeterli sıvı alımı, solunum yollarında biriken yoğun mukusu incelterek nefes almayı kolaylaştırır ve balgamın rahat şekilde temizlenmesini sağlar. Bu nedenle düzenli sıvı tüketimi, hastalığın ağırlaşmasını engelleyen basit ama etkili bir adımdır. “Beslenmenizi güçlendirici gıdalarla destekleyin” Bağışıklık sisteminin güçlü kalabilmesi için vitamin yönünden zengin bir beslenme düzeni önem taşır. Turunçgiller, taze sebzeler ve özellikle koyu yeşil yapraklı yiyecekler bu dönemde daha sık tüketilebilir. “Ağrı ve yüksek ateş için uygun ilaçlar tercih edilebilir” Ateş, vücudun enfeksiyonla savaşırken gösterdiği doğal bir tepkidir. Bu süreçte ağrı kesici veya ateş düşürücüler kullanmak, kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardım eder. Tabii ki bu ilaçların kullanımında doktor önerisi dikkate alınmalıdır. “Burun tıkanıklığını azaltan pratik yöntemler” Burundaki tıkanıklığı hafifletmek için tuzlu suyla temizlik yapmak oldukça etkili olabilir. Ilık suyun içine az miktarda tuz ekleyerek hazırlanan karışım burun içine uygulanabilir. Evde sıcak bir duş almak, buhar solumak veya mentollü buğu kullanmak da burun yollarının açılmasına katkı sağlar ve rahat nefes almayı kolaylaştırır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.