Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Avrupa Birliği

Güncel Haber, 724guncelhaber, 7/24 Güncel Haber, Haberler, Türkiye ve Dünya Haberleri , Son Dakika, Son Dakika Haber Kaynağı - Avrupa Birliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa Birliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Macaristan'da halk sandık başında Haber

Macaristan'da halk sandık başında

Oy kullanma işlemi yerel saatle 06.00’da başladı. Seçimlerde halk, biri kendi seçim bölgelerindeki adaylar, diğeri de ulusal parti listeleri olmak üzere iki oy kullanıyor. Seçim sistemi kapsamında Macaristan Ulusal Meclisindeki 199 sandalyenin 106’sı dar bölgelerde en fazla oyu alan adaylara, 93’ü ise ulusal parti listelerine göre dağıtılıyor. Genel seçimlerde 16 yıldır iktidarda bulunan Başbakan Viktor Orban liderliğindeki Macar Yurttaş Birliği Partisi (Fidesz) ile Peter Magyar liderliğindeki Saygı ve Özgürlük Partisi (Tisza) yarışıyor. Anketler Tisza’yı önde gösteriyor Anketlerin çoğu, yarışta Magyar liderliğindeki Tisza’nın önde olduğunu gösterirken kararsız seçmen oranının yüksek olması, sonuçların belirsizliğini koruduğuna işaret ediyor. Macaristan’da meclise girebilmek için partilerin ulusal listede en az yüzde 5 oy almaları gerekiyor. İki partinin ortak listeyle seçime girmesi durumunda bu oran yüzde 10’a, üç veya daha fazla partinin oluşturduğu listelerde ise yüzde 15’e yükseliyor. Seçim sonuçlarına göre meclisteki en az 100 milletvekiline ulaşan parti veya liste, hükümeti kurabilecek. Yurt dışında yaşayan ve ikamet adresi Macaristan'da olmayan vatandaşlar, sadece ulusal parti listeleri için oy kullanabilirken ülkede ikamet eden seçmenler hem kendi seçim bölgelerindeki adaylara hem de ulusal parti listelerine oy verebiliyor. Oy verme işlemi yerel saatle 19.00’a kadar sürecek. Oy verme işleminin tamamlanmasının ardından ilk sonuçların açıklanacağı tahmin ediliyor. Sonuçların yalnızca ülkenin iç siyaseti değil Avrupa Birliği’nin siyasi dengeleri açısından da belirleyici olacağı belirtiliyor.

ABD, yüz binlerce ithalatçıya rekor bir meblağ olan 170 milyar dolarlık gümrük vergisini iade etmeye hazırlanıyor. Haber

ABD, yüz binlerce ithalatçıya rekor bir meblağ olan 170 milyar dolarlık gümrük vergisini iade etmeye hazırlanıyor.

Bu adım, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Şubat ayında Başkan Donald Trump'ın acil durum yetkilerini kullanarak uyguladığı gümrük vergilerini reddetmesinin ardından geldi ve bu da ülkenin tarihindeki en büyük bütçe indirimlerinden birinin önünü açtı. Uluslararası Ticaret Mahkemesi'nin kararına göre, ABD hükümeti yaklaşık 330.000 ithalatçıya 170 milyar dolara kadar vergi ve faiz iadesi yapmak zorunda. Bu iadenin boyutu çok büyük; daha önce Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamında gümrük vergisine tabi olan 53 milyondan fazla ithalat beyannamesini kapsıyor. Bu yoğun iş yükünü ele almak için, Gümrük ve Sınır Koruma (CBP), aşamalı bir yaklaşım kullanarak Konsolide Beyanname Yönetimi ve İşleme (CAPE) adlı bir araç geliştirdi. İlk aşamada, sistem basit ve yakın tarihli ithalat beyannamelerine ilişkin evrak işlemlerine öncelik verirken, daha karmaşık iade senaryoları sonraki aşamalarda ele alınmaktadır. Gümrük ve Sınır Koruma Teşkilatı (CBP), bu zorluğun üstesinden gelmede şeffaflığı ve verimliliği sağlamak amacıyla CAPE uygulamasının ilerleyişi hakkında mahkemeleri sürekli olarak bilgilendirdiğini belirtti. CAPE'nin 1. Aşaması şu anda belirli tasfiye edilmemiş beyanlar ve tasfiyeden sonraki 80 gün içinde yapılan belirli beyanlarla sınırlıdır. Bu, ABD yönetiminin son yıllardaki tartışmalı ticaret politikalarının olumsuz sonuçlarını gidermek için atılmış önemli bir yasal adım olarak görülüyor. Gümrük vergilerinin geri ödenmesi çalışmaları sürerken, Başkan Donald Trump, Avrupa'yı hedef alan yeni gümrük vergileri tehdidiyle küresel ticaret gerilimlerini bir kez daha tırmandırdı. Trump, 10 Nisan'da sosyal medyada, Avrupa Birliği'nin (AB) Amerikan mallarına yönelik engellerini kaldırmaması halinde, AB'den ithal edilen tüm otomobillere %20 oranında gümrük vergisi uygulama planını duyurdu. Başkan Donald Trump şunları söyledi: "Avrupa Birliği'nin uzun zamandır Amerika Birleşik Devletleri'ne ve büyük şirketlerine ve işçilerine uyguladığı gümrük vergileri ve ticaret engellerine dayanarak, eğer bu vergiler ve engeller yakında kaldırılmazsa, Amerika Birleşik Devletleri'ne ithal ettikleri tüm arabalara %20 gümrük vergisi uygulayacağız. Onları burada üretelim!" Trump'ın açıklaması, AB'nin Washington'ın ithal alüminyum ve çeliğe uyguladığı gümrük vergilerine karşılık olarak yaklaşık 3,3 milyar dolarlık ABD malına misilleme gümrük vergisi uygulamasından sadece birkaç saat sonra geldi. Avrupa gümrük vergileri, Harley-Davidson motosikletlerine %25, Levi Strauss & Co. kot pantolonlarına ve burbon viskisine uygulanan vergiler de dahil olmak üzere siyasi açıdan sembolikürünleri hedef aldı. AB gümrük vergilerine tabi mallar listesi, mısır, pirinç ve portakal suyundan kozmetik ürünlerine, teknelere ve çeliğe kadar yaklaşık 200 ürünü içeriyordu. Trump'ın tehdidinin hemen ardından, Volkswagen, Daimler ve BMW gibi büyük otomobil üreticilerinin hisseleri Frankfurt piyasasında değer kaybetti. Bu durum, ABD ile Avrupa'daki geleneksel müttefikleri arasındaki ekonomik ilişkileri sarstı.

Rusya: İsrail'in Hazar bölgesine yönelik tehditleri kabul edilemez Haber

Rusya: İsrail'in Hazar bölgesine yönelik tehditleri kabul edilemez

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, İsrail'in Hazar bölgesi için oluşturduğu tehditlerin kabul edilemez olduğunu ve kınanmayı hak ettiğini söyledi. Zaharova, başkent Moskova’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, gündemdeki konulara dair açıklamalarda bulundu. "ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü uluslararası bir konsorsiyuma devretmeyi teklif ettiği" yönündeki iddiaları değerlendiren Zaharova, bu tür girişimlerin, bölge ülkelerinin ortak kararıyla uygulanması gerektiğini vurguladı. Zaharova, "Stratejik öneme sahip bu boğazın kontrolünün, bölge ülkelerinin rızası olmadan üçüncü ülkelere devredilmesi, bölgedeki gerginliğin düşürülmesine katkıda bulunmayacak. Bu türlü eylemler, uluslararası deniz hukukuna aykırı." ifadesini kullandı. Hürmüz Boğazı'nın İran’ın kontrolünde ve bunun bir gerçek olduğuna dikkati çeken Zaharova, "ABD, bunu inkar edemez." dedi. Zaharova, İsrail’in Hazar bölgesindeki eylemlerine ilişkin ise "Bu bölge, her türlü askeri çatışmadan uzak, barışçıl ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliği için güvenli bir alan. İsrail'in ticaret ve lojistik dahil denizde oluşturduğu tehditler kabul edilemez ve tüm bölge devletleri tarafından kınanmayı hak ediyor." diye konuştu. İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine bağlı kaldığını belirten Zaharova, Avrupa Birliği’nin (AB) İran’a yönelik uyguladığı yaptırımların, Orta Doğu’daki durumun iyileşmesine katkıda bulunmadığını vurguladı. "NATO, Rusya ile savaşa hazırlık yapıyor" NATO’nun eylemlerini de değerlendiren Zaharova, İttifakın askeri tatbikatları yoğunlaştırdığını, bu tatbikatlara katılan ülke sayısının da arttığını dile getirdi. Zaharova, NATO’nun askeri savunma alanındaki harcamalarını artırdığına dikkati çekerek, "NATO’nun raporlarına göre, İttifak ülkelerinin 2025’teki askeri harcamaları yaklaşık 1,64 trilyon dolara ulaştı. NATO’nun 32 üyesinin askeri harcamaları, dünyadaki tüm askeri harcamaların yaklaşık yüzde 62'sini oluşturuyor. Bizi mi tehdit olarak görüyorsunuz? Bu rakamlar, her şeyi açıklıyor. İttifak, gelecek yıllarda Rusya ile doğrudan savaş için hazırlık yapıyor." diye konuştu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin, Rusya'ya Paskalya Bayramı vesilesiyle geçici ateşkes sağlama yönündeki teklifini değerlendiren Zaharova, Ukrayna’nın daha önce ateşkeslere uymadığına işaret etti. Sözcü Zaharova, "bunun uzun vadeli barış arzusu olmadığını, Ukrayna ordusunun kayıplarını telafi etmesi, toparlanması ve çatışmalara hazırlanması amacıyla atılan adım olduğunu" kaydetti.

AB’den Trump’a NATO yanıtı: 'İttifak kilit önem taşıyor' Haber

AB’den Trump’a NATO yanıtı: 'İttifak kilit önem taşıyor'

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Anitta Hipper, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’dan çekilmeyi ciddi şekilde değerlendirdiğine dair açıklamaları sonrası konuştu. Günlük basın toplantısında değerlendirmelerde bulunan Hipper, AB’nin güvenlik ve savunma politikaları açısından transatlantik bağın vazgeçilmez olduğunu vurguladı. Hipper, “NATO adına doğrudan konuşmuyoruz ancak AB adına güvenliğimiz ve savunmamız konusunda konuşuyoruz” diyerek, şu ifadeleri kullandı: “Güvenliğimiz için hayati önem taşıyan güçlü bir transatlantik bağa bağlıyız. Aynı zamanda savunmamıza yatırım yapmaya da kararlıyız.” “Birlikte daha güçlüyüz” vurgusu Hipper, NATO’nun önemine dikkat çekerek, ittifakın Avrupa güvenliği açısından merkezi bir rol oynadığını belirtti. “Birlikte her zaman daha güçlüyüz ve bunun için NATO kilit önem taşıyor” diyen Hipper, AB’nin kolektif güvenlik yaklaşımını sürdüreceğini ifade etti. Trump’tan tartışma yaratan NATO açıklaması ABD Başkanı Donald Trump, İngiliz The Telegraph gazetesine verdiği röportajda NATO’ya ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulunmuştu. Trump, ABD’nin NATO’dan çekilme ihtimalini “gözden geçirilmenin de ötesinde” olarak nitelendirirken, “Onların kağıttan kaplan olduğunu hep biliyordum, Putin de bunu biliyor” ifadelerini kullanmıştı.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Hürmüz Boğazı’nın normale dönmesi saldırıların durmasına bağlı Haber

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: Hürmüz Boğazı’nın normale dönmesi saldırıların durmasına bağlı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, bölgedeki son gelişmeler ve savaşın muhtemel sonuçları ele alındı. Pezeşkiyan, AB ve bazı Avrupa ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşı "olumsuz ve taraflı" bir tutum sergilediğini belirterek, "ABD ve siyonist rejimin İran’a yönelik askeri saldırısı yalnızca İran halkına karşı benzeri görülmemiş bir suç değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün açık ihlali ve Avrupa Birliği’nin koruma iddiasında bulunduğu tüm ilke ve kurallara yönelik bir saldırıdır" ifadelerini kullandı. İran’ın ABD ile müzakerelere "samimi ve yapıcı" bir yaklaşımla girdiğini ancak müzakereler sürerken ikinci kez saldırıya uğradığını belirten Pezeşkiyan, bunun Washington yönetiminin diplomasiye inanmadığını ve yalnızca kendi çıkarlarını dayatmayı amaçladığını gösterdiğini söyledi. "Komşu ülkeler sorumluluklarını yerine getirmedi" İran’ın meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu vurgulayan Pezeşkiyan, "Komşu ülkelerin egemenliğine saygı duyuyoruz, onlara yönelik herhangi bir saldırı niyetimiz yok. Ancak bu ülkelerde bulunan ABD üslerinden İran’a yönelik saldırılar gerçekleştiriliyor. Söz konusu ülkeler ise topraklarının İran’a karşı kullanılmasını engelleme yönündeki uluslararası sorumluluklarını yerine getirmedi" dedi. "Hürmüz Boğazı’nın normale dönmesi saldırıların durmasına bağlı" Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durumun ABD ve İsrail’in "saldırgan politikalarının sonucu" olduğunu belirten Pezeşkiyan, "Hürmüz Boğazı, saldırgan taraflara ve onları destekleyenlere kapalıdır. Bu savaşta herhangi bir bahaneyle yapılacak her türlü dış müdahale tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. Durumun normale dönmesi, ABD ve İsrail’in saldırılarını durdurmasına bağlı. Biz hiçbir zaman gerilim ya da savaş arayışında olmadık. Gerekli şartların oluşması ve özellikle saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvence verilmesi halinde, bu savaşın sona ermesi için gerekli iradeye sahibiz" dedi. Avrupa Birliği’ne eleştiri ve çağrı AB’nin ABD ve İsrail’in saldırıları karşısındaki sessizliğini eleştiren Pezeşkiyan, Avrupa ülkelerine çağrıda bulunarak, "Avrupa Birliği’nin ABD ve Siyonistlerin işlediği suçlar karşısındaki sessizliği üzücü ve insan hakları iddialarıyla çelişmektedir. Avrupa ülkeleri İran’a karşı yıkıcı yaklaşımlar yerine politikalarını uluslararası hukuk temelinde düzenlemelidir" ifadelerini kullandı. "Avrupa saldırıyı desteklemiyor" Costa ise görüşmede, bölgede savaş ve gerilimin sona ermesi gerektiğini vurgulayarak, bu çatışmanın küresel siyasi ve ekonomik etkilerine ilişkin endişelerini dile getirdi. Avrupa ülkelerinin İran’a yönelik saldırıyı desteklemediğini ve bu durumun uluslararası hukuk kurallarına aykırı olduğunu ifade eden Costa, sorunların müzakere ve barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini kaydetti.

Almanya Başbakanı, Suriyeli göçmenlerin %80'inin ülkelerine geri dönmesini istiyor Haber

Almanya Başbakanı, Suriyeli göçmenlerin %80'inin ülkelerine geri dönmesini istiyor

Şaraa'nın Almanya'ya yaptığı ilk resmi ziyaret sırasında, iki lider Suriyeli göçmenlerin büyük çoğunluğunun önümüzdeki üç yıl içinde ülkelerine geri dönmesi konusunda anlaşmaya vardılar. Almanya şu anda Avrupa Birliği'ndeki en büyük Suriyeli denizaşırı topluluğa ev sahipliği yapıyor; bu topluluk bir milyondan fazla kişiden oluşuyor ve bunların çoğu 2015-2016 göç dalgasının zirve noktasında geldi. Başbakan Friedrich Merz, Cumhurbaşkanı Şaraa ile Almanya'daki Suriyelilerin %80'inin ülkelerine dönmesi hedefi konusunda anlaştıklarını söyledi. Görüşmenin ardından Merz, her iki tarafın da "giderek daha fazla Suriyelinin evlerine dönebilmesini sağlamak için birlikte çalıştığını" teyit etti. Suriye tarafında ise Cumhurbaşkanı Şaraa, bu süreci kolaylaştırmak için Almanya ile işbirliği yapma sözü verdi. Suriye'nin "Alman hükümetindeki dostlarıyla döngüsel bir göç modeli kurmak için çalıştığını" söyledi. Ayrıca bu modelin, "Suriye halkının, burada kurdukları istikrarı ve yaşamlarını kaybetmeden, kalmak isteyenler için vatanlarının yeniden inşasına katkıda bulunmalarına olanak sağlayacağını" açıkladı. 14 yıllık kanlı iç savaştan sonra Suriye'nin toparlanmasını desteklemek amacıyla birçok uluslararası yaptırım kaldırıldı. Cumhurbaşkanı Şaraa, enerji, ulaşım ve turizm sektörlerindeki yatırım fırsatlarına dikkat çekerken, ülkesini "bol insan kaynağına" sahip, çeşitlilik gösteren bir ülke olarak tanımladı. Şansölye Merz, Almanya'nın Suriye'nin yeniden yapılanma çabalarını destekleme arzusunu teyit etti ve önümüzdeki günlerde bir hükümet heyetinin Orta Doğu ülkesine gideceğini duyurdu. Bununla birlikte, "gelecekteki birçok ortak projenin, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlet bulmaya bağlı olacağını" da vurguladı.

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier: "İran savaşı siyasal açıdan felaket bir hataydı" Haber

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier: "İran savaşı siyasal açıdan felaket bir hataydı"

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin’de Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın 2. Dünya Savaşından sonra yeniden kurulmasının 75. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Kendisinin de Bakan olarak uzun yıllar görev yaptığı Dışişleri Bakanlığı'nın küresel sorunlara bakışına ve çözüm önerilerine ilişkin konuşan Steinmeier, İran savaşına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Steinmeier, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını ve Alman hükümetinin tutumunu eleştirerek, "Uluslararası hukuk ihlallerini, ihlal olarak adlandırmamak dış politikamızı daha inandırıcı hale getirmez. Bu savaş uluslararası hukuka göre yasadışıdır ki bunda şüphe yok" dedi. Bugüne kadar İran savaşını uluslararası hukuka göre yasa dışı olarak sınıflandırmaktan kaçınan Alman hükümetinden farklı bir tavır sergileyen Steinmeier, "Mevcut Amerikan hükümetinin dünya görüşü bizimkinden farklı. Bu görüş yerleşik kurallara, ortaklığa ve zamanla gelişen güvene hiç önem vermiyor. Bunu değiştiremeyiz. Bununla başa çıkmak zorundayız ama benim inancım budur. Bu dünya görüşünü benimsemek için hiçbir nedenimiz yok. Büyük güçler, kuralların olmadığı bir dünyada hayatta kalabilir hatta kısa vadede bundan fayda bile sağlayabilir. Ancak bu bizim için geçerli değil ve devletlerin ezici çoğunluğu için de geçerli değil" ifadelerini kullandı. "İran savaşı uluslararası hukuka göre yasa dışıdır" "Yarının dünyası, ABD ile Çin arasındaki bir ikili mücadeleden daha fazlası olmalı. Bu nedenle dış politikamızın pragmatik ve etkili olması gerekir" diyen Steinmeier, "Dış politikamız, hukuk ihlalini haklar ilkesiyle adlandırmamamızla daha ikna edici hale gelmez. Bununla Gazze Savaşı'nda zaten uğraşmak zorunda kaldık. İran Savaşı'nda da bununla uğraşmak zorundayız çünkü bu savaş, uluslararası hukuka aykırıdır. Bu savaş, ayrıca siyasi açıdan feci bir hatadır. Eğer savaşın amacı İran’ı nükleer bomba yolunda durdurmaksa bu savaş gerçekten önlenebilir, gereksiz bir savaştır" ifadelerini kullandı. "14 Temmuz 2015 tarihinde İran'ın nükleer silahlanmasının önlenmesine dönük anlaşmadan hiç bu kadar uzak olmamıştık" diyen Steinmeier, söz konusu anlaşma için "Amerikalıların İran'a karşı yapmak zorunda kalacağı bir savaşı önlüyoruz" ifadelerinin kullanıldığını ancak 2 yıl sonra, ilk görev süresinde 2018 yılında ABD Başkanı Donald Trump’ın bu anlaşmadan çekildiğini hatırlattı. "Uluslararası hukuk göz ardı edilmemeli" Trump’ın ikinci görev süresinde ise İran’da savaş yapıldığını belirten Steinmeier, "Uluslararası hukuk, başkaları yapıyorsa bizim de çıkarmamız gereken eski bir eldiven değildir. Aksine büyük güçler arasında yer almayan herkes için şimdi ve gelecekte, bazıları tarafından ihmal edilse ve ihlal edilse bile hayati önem taşır. Düzen çerçevesi, kural ve meşruiyet kaynağı olarak uluslararası hukuk, Almanya için olduğu kadar Avrupa için de önemini hiç kaybetmemiştir. Hukuk ve kuralların olmadığı bir dünyada bu Avrupa kaybolurdu. Çünkü Avrupa Birliği kendisi de kurallara dayalı bir yapıdır. Eğer büyük güçlerin dünya görüşünü kendimize mal edersek, o zaman bu yapı göz açıp kapayıncaya kadar çökecektir. Bu yüzden dış politikamızın pragmatik ve etkili olması gerektiğine inanıyorum, olması gereken yerde olmalı, olmaması gereken yerlerde ise olmamalı" diye konuştu. Küresel sorunların küresel dengeleri yeniden şekillendirdiğine vurgu yaparak son dönemde kendisinin güçlü işbirliklerini geliştirmek için bir dizi ziyaretler gerçekleştirdiğini hatırlatan Steinmeier, "Bu kapsamda Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) bölgesi, Körfez ülkeleri ve Türkiye’nin yanı sıra Kenya, Güney Afrika, Şili ve Brezilya’ya ziyaretler gerçekleştirdim. Bu ülkeler Almanya ile yakın ilişkiler kurmak istiyor. Bu devletler de Almanya gibi bağımlılıklarını azaltmayı ve uluslararası ortaklıklarını çeşitlendirmeyi hedefliyor" dedi. Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 15 Mart 1951’de yeniden kurulan ve bu yıl 75. yılını kutlayan Almanya Dışişleri Bakanlığı’nda 2005-2009 ile 2013-2017 yılları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapmıştı. Steinmeier, P5+1 ülkeleri olarak adlandırılan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile Almanya’nın yanı sıra Avrupa Birliği arasında İran ile 14 Temmuz 2015’te imzalanan nükleer anlaşma sürecinde de Almanya Dışişleri Bakanı olarak görev almıştı.

Türkiye ve İtalya’dan teknoloji ve sanayide yeni iş birliği hamlesi Haber

Türkiye ve İtalya’dan teknoloji ve sanayide yeni iş birliği hamlesi

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre,Türkiye ile İtalya arasında bilim, teknoloji, inovasyon, sanayi ve yatırım alanlarını kapsayan iş birliği kapsamında kurulan komitenin ilk toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi. İş birliği alanları ve yol haritası belirlendi Toplantı kapsamında iki ülke arasında teknoloji ve inovasyon, sanayi ve yatırım başlıklarında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik yol haritası oluşturulduğu belirtildi. Bu kapsamda toplam 23 öncelikli eylem alanının belirlendiği, iş birliğinin somut projeler, ortak üretim ve yatırımlar üzerinden ilerletileceği ifade edildi. Açıklamada, standartizasyon, test ve belgelendirme ile akreditasyon alanlarında teknik uyumun artırılması, savunma sanayisinde inovasyon odaklı yeni açılımların hayata geçirilmesi ve yapay zeka ile dijital dönüşüm başlıklarında ortak çalışmalar yürütülmesinin planlandığı kaydedildi. Ayrıca, iki ülkenin araştırma kurumları, teknoloji girişimleri ve şirketleri arasında doğrudan iş birliklerinin artırılması, ortak Ar-Ge projelerinin geliştirilmesi ve bu projelerin ticarileştirilmesine yönelik süreçlerin desteklenmesinin hedeflendiği belirtildi. İş birliği kapsamında, kritik ham maddelerde tedarik zincirinin güçlendirilmesi, Avrupa Birliği programları çerçevesinde ortak projelere katılımın artırılması ve yeni finansman imkanlarının birlikte değerlendirilmesinin de planlandığı ifade edildi. İki ülke arasında yürütülecek çalışmalarla teknoloji geliştirme, sanayi üretimi ve yatırım alanlarında ortak kapasitenin artırılmasının amaçlandığı ifade edildi.

Yüz binlerce Çek vatandaşı Ukrayna 'ya yapılan yardımları protesto için sokaklara döküldü. Haber

Yüz binlerce Çek vatandaşı Ukrayna 'ya yapılan yardımları protesto için sokaklara döküldü.

Protestocular, Letna'nın tarihi merkezine bakan bir alanda toplanmaya başladı; birçoğu Çek Cumhuriyeti, Avrupa Birliği, NATO ve hatta Ukrayna bayrakları salladı. Organizatörler katılımcı sayısını yaklaşık 250.000 olarak tahmin etti. Babis ve ANO partisi, Avrupa yanlısı muhalefetin dört yıllık yönetiminin ardından geçen Aralık ayında Çek Cumhuriyeti'nde yeniden iktidara geldi. Sağcı ve aşırı sağcı partilerle koalisyon hükümetineliderlik ediyor. Protestocular Çek Cumhuriyeti, Avrupa Birliği, NATO ve Ukrayna bayraklarını salladı. "Milyonluk Demokrasi Anları" protestosunun organizatörleri, Ukrayna'nın, Ukrayna'daki savaş da dahil olmak üzere politika konularında Avrupa Birliği'ne karşı şüpheci ve sert bir tutum sergileyen Orta Avrupa komşuları Slovakya veya Macaristan'ın yolunu izlemesini istemediklerini açıkladılar. Babis yönetiminin muhalifleri, bütçedeki savunma harcamalarında ve Ukrayna'ya yapılan yardımlarda yapılacak kesintilerin yanı sıra, sivil toplum kuruluşları ve yabancı örgütler için bilgi ifşasına ilişkin daha sıkı düzenlemelerden endişe duyduklarını dile getirdiler. Geçtiğimiz Aralık ayında iktidara geldiğinden beri Babis, Avrupa Birliği'ne karşı daha sert bir tavır takınarak ulusal çıkarları koruma konusundaki kararlılığını dile getirdi ve AB'nin Ukrayna'ya sadece yardım sağlamak yerine daha somut konulara odaklanması gerektiğini savundu. Protesto, Million Chvilek (Demokrasi İçin Milyon An) tarafından organize edildi. AB'nin göç politikalarına ve karbon emisyon ödemelerini genişletme planlarına karşı çıkacağına söz verdi. Ayrıca Ukrayna'ya ulusal bütçeden yapılan askeri yardımı önemli ölçüde azaltma ve Babis'in "şeffaflıktan yoksun ve aşırı pahalı" olarak eleştirdiği Çek Cumhuriyeti tarafından yürütülen mühimmat tedarik girişimini potansiyel olarak sona erdirme sözü verdi. Başbakan Babis bu görevi 2017'den 2021'e kadar sürdürdü. Milyon Chvilek grubu da 2019'da o zamanki hükümetine karşı benzer protestolar düzenleyerek 200.000'den fazla katılımcıyı bir araya getirmişti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.